4 Şubat 2010 Perşembe

Ben Bir Kitap Dalıyım...

İki haftadır bağlama kursum tatil olunca, benim Gönül’ün (bağlamam) akordu bozuldu tabi. Söz aramızda öyle bed çıkıyordu ki sesi, anlatamam. Kim akord yapacak? Ben bilmem ki akord etmeyi... Zaten şunun şurasında sadece iki türkü nakaratı çalmayı öğrenmişim. Ne yapacaktım? Ben de sırtladım Gönül’ü, İzmit’teki müzikevine gittim. Tamamdır. Artık akordu yerinde. Oh! Özlemişim o güzelim sesini yeminle. Önce vurdum bağlamamın tellerine..."Şu Metris’in önü, Bir uzun alan, Bir tek seni sevdim, Gerisi yalan” diye bildiğim türküyü çaldım, söyledim. Olduğu kadar işte... Ne olacak ki? Ohh! Yüreğimin yağı eridi... Sonra tam müzikevinden çıkıyordum ki, burnuma derinden derinden sanki tanıdık bir koku geldi. Bildim. Bu resmen eski kitap kokusu. Gönül’ü attığım gibi sırtıma, müzik evindeki çocuğa “Eyvallah!” dedim, çıktım. Burun radarlarımı sonuna kadar açtım. Kokunun izinden adım adım gittim. Pasajın en dibine doğru geldim ki, işte bulmuştum. Burası kelepir kitap satan bir yer. Durur muyum? Hemen içeri daldım.”Hayırlı olsun, yeni mi burası” dedim. “Evet,yeni açtık, üç ay kadar oldu” dedi kapkara sakallı bir adam. Baktım şöyle...Tabandan tavana kitap... Oy oy oy! Sen kitap kokusunu sever misin? Yeni kitap kokusu misal, fırından yeni çıkmış ekmek kokusu hissini vermez mi? Verir... Verir… Hımm…Buram buram matbaa, mürekkep kokar. Açarsın ortasını şöyle. Burnunu dayar koklarsın. Hani nasıl derler, şifa niyetine…“Oh, misss!” dersin. “Şahane!..”Sana bir şey söyleyeyim mi? Patrick Süskind’in o muhteşem Koku adlı kitabını okumadıysan eğer var ya, bence çok şey kaybetmişsin. Bari filmini seyretseydin.


Kokunun hayatımızdaki yeri ne kadar mühim düşünsene. Neyse… Çok işim vardı. Fazla oyalanamazdım.Tüm kitaplara şöyle bir hızla baktım. Elim bir kitaba gitti. Çektim yerinden aldım. Kitabın üzerindeki ismi görünce sevinçten çıldıracaktım. James Jones’un İnsanlar Yaşadıkça adlı kitabı. Kitabı göğsüme bastırdım. Bu kez hayal kepenklerimi sonuna kadar açtım. Aklıma gele gele kim geldi bil bakalım? Hasan Ali Toptaş. “Hoppala!..Ne ilgisi var?” diyorsun gene değil mi?… Ya.. Sahiden hoppala vallahi… İnsan hayallerinde kime rastgelecek bilemiyor ki... Bak şimdi… Hani Hasan Ali Toptaş’ın Ben Bir Gürgen Dalıyım adlı kitabı var ya… Ah,ne hüzünlü bir öykü kitabıdır hatırlasana... Yok, şimdi kitabı anlatmayacağım da, diyeceğim ki sana “Düşünsene. Sen bir ağaç olsan... Bir köknarsın ya da bir gürgen veya ne bileyim meşesin misal… Vahşi insanoğlu gençken kesmiş olabilir seni. Ya da beli bükülmüş yaşlı bir ağaçtın da, miadın dolmak üzereydi... O makus gün senin de başına geldi misal… Sonunda bir testerenin dişleri arasında kalıverdin. Sonra götürdüler seni bir marangozhaneye... Eeee! Peki.. Sonra ne olmak isterdin? Düşünsene… Napoliten şarkılar söyleyen şarkıcının boynunda bir gitar olabilirsin, öyle değil mi? Ya da benim gibi acemi birinin elinde bir bağlama… Bir tekne olabilirsin, şöyle salına salına gezinirsin mutedil dalgalarda. Kapı olabilirsin ya da... Ne kapısı mı? Allah saklasın ama hayal bu… Yüreğini köz gibi yakan türküler arasında bir mahpusane kapısı olursan ya! Düşünsene mahpusane kapısı olacağına, bir köy okulunda tuvalet penceresi olmayı yeğlemez misin? Yeğlersin yeğlemesine de, beterin beteri var. Bak dinle… Ya tabut yaparlarsa seni? Bir ağaçtan neler yapılıyor görüyor musun? Ben Hasan Ali Toptaş’ın bu kitabını okumadan önce, inan ki bunları hiç aklıma getirmemiştim. Şimdi tabut olacağını düşününce, hoşuna gitmedi biliyorum ama bir de şunu düşünsen keşke… Eğer bir ağaç olsan da, senden yapıla yapıla bir darağacı yapılsaydı mesela… Of.. Ne fena değil mi? Bir darağacı olacağına, kendini çürütüp yok etmek istemez miydin? Yarabbim!.. Nerden geldi bunlar şimdi aklıma? Aslında ne diyecektim biliyor musun ben? Diyecektim ki sana, sen bir ağaç olsan, sonunda bir yazarın tılsımlı harflerine kitap olsan mesela… Sevinçten delirmez misin?


Şimdi benim elimdeki, Nazmi Aktan’ın çevirisiyle,1957 de Altın Kitaplar Yayınevi’nde basılmış, James Jones’un İnsanlar Yaşadıkça adlı kitabı ya... Gözlerime inanamadım. Tam 53 yıl önce basılmış bir kitap. Ne kadar heyecanlandım anlatamam… Düşünsene, kimbilir bu kitap kaç el değiştirdi? Peki kitap haline gelmeden önce, acaba bu sarı sayfalar, hangi ağacın bir dalı, parçasıydı ki? 53 yıl önce basılan kitaba malzeme olan ağaç, belki kendisi de, bir o kadar yıl yaşadı… Bilmiyorum ki... Sadece hayal edebilirim. Belki de binlerce bitkinin kokusunu, binlerce rüzgarın hışırtısını, binlerce insanın fısıltısını hissetti. Bu kitaba malzeme olan ağacın gövdesine acaba kimler yaslandı? Kimbilir, kaç kişi bu kitaba malzeme olan ağacın altında gevrek kahkaha attı? Ya da kaç kişi efkarlı efkarlı ağladı? Kim bilir kaç çocuk, dallarına ip astı da, nasıl sevinçle salıncakta "Taa göğe kadar!" diye bağırarak sallandı? Hepsi sinmiş midir acaba bu kitabın sırları arasına? Şimdi ben bu kitabı alıyorum ya, acaba hepsini götürüyor muyum peşimsıra? Kitap deyip de geçme. Bak daha kitabın yazarına, konusuna veya sinemaya uyarlanmış olmasına geçmedim. Anlattığım sadece kitabı kitap yapan nesne… Ağaç!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder