16 Nisan 2010 Cuma

Bir Çiçeğin Kokusundan Taştığını Gördün Mü Hiç?


Sabahleyin erkenden uyandım. Üzerimde upuzun beyaz pazen gecelik. Usulca bahçeye çıktım. Canını yakmaktan çekine çekine çıplak ayaklarımla çimlere bastım ilkin. Şezlongu yanıma çektim. Oturdum. Kimse yok. Nasıl sütliman ortalık. Koskocaman sessizlik. Bir ben varım. Bir de de göz alabildiğine yeşillik. Elimde Hasan Ali Toptaş’ın kitabı. Ben Bir Gürgen Dalıyım adı. Açtım ilk sayfasını. Okumaya başladım.

Ege toprağında gencecik bir gürgen dalı anlatıyor. Beşparmak Dağları’nın ardında, küçük bir düzlükte yaşıyor. Sabahtan akşama dek tepesinde, kuşlar, biçimden biçime giren renk renk bulutlar uçuşuyor. Ayrıca her biri birbirinden yeşil, birbirinden iyi, birbirinden güzel komşularından söz ediyor. Sözgelimi bir kambur köknardan, orta yaşlı bir gürgenden, kıpkızıl çamlardan, bulanık ardıçlardan, ladinlerden ve kestanelerden, düzlüğün sonundaki hepsinden büyük olan ak sakallı bir meşeden bahsediyor. Meşenin dalları kuruduğu için kuşlar artık konmazmış ona da uça uça yoruldular mı birazcık dinlenmek için, cıvıltılarla gelip gürgenin dallarına konarlarmış. Birkaç dakika içinde tepeden tırnağa cıvıltı ağacına dönüşürmüş gürgen de sanki omuzlarından yere doğru şapır şapır, rengarenk şarkılar dökülürmüş. Derken dayanamayıp tabi, gürgen de şarkı söylemeye başlarmış dallarına konan bu irili ufaklı kuşlarla birlikte. Çevrelerindeki otlar, sağda solda gezinen böcekler, uzun kulaklı tavşanlar, tilkiler, kurtlar ve taşlar da şarkı söylerlermiş hatta. Kısacası ormandaki her şey kendi sesiyle, kendi rengiyle, kendi duruşuyla katılırmış bu şarkıya.

Dahası uzaklardaki kayaların sessizliği bile, mor bir ahenkle, gitgide her yana yayılan bu şarkının içinde yüzmeye başlarmış. Böylece dünya tıpatıp bir şarkı olurmuş ve hiç kuşkusuz eskisine göre daha neşeli dönmeye başlarmış. Dünya böyle neşeli ve daha güzel döndükçe, sihirli bir değnekle dokunulmuşcasına, ormandaki her şey değişiyormuş sanki. Yeşiller daha yeşil kesiyor, havada kanat çırpan kuşlar görülmemiş bir hızla uçuyor, böcekler kıpırtılarından, çiçekler de kokularından taşmaya başlıyormuş.

Bir çiçek kokusundan nasıl taşar diyebiliriz belki. Taşmaz olur mu, taşıyormuş işte; görüp kokladığınız çiçeğin ötesinde düşsel bir çiçek daha gördünüz mü, taşıyormuş… -Ben bir defasında görmüştüm bir çiçeğin kokusundan taştığını. Bir şebboy çiçeğiydi. Arabamı kullanıyordum. Şebboy çiçeğini yan koltuğa koymuştum. Çiçek kokusundan taşmıştı da sarhoş etmişti beni. Koku dağılsın diye camı açmıştım bu defa. Esen rüzgardan koku çıldırıp çoğalmıştı adeta. Koku o kadar başımı döndürmüştü ki trafik polisi çevirse promilim tavan yapardı kesin. Kokusundan taşan çiçek öyle çarpmıştı beni, yaşamasam, inanılacak gibi değil! Yazara katılıyorum. Oluyor böyle şeyler. Eminim. -

Gürgen dalı anlatmaya devam ediyordu okuduğumda. Onlar hep birlikte aşka gelip şarkı söylerken, bir çiçek değil, milyonlarca çiçek görürler o düzlükte. Nazlı nazlı sallanan sümbüllerin, lalelerde yankılandığını, lalelerin de işlerini güçlerini bırakarak kaya kekiklerine, kaya kekiklerinin çiğdemlere, çiğdemlerin de sağda solda çınlayan börtü böcek sesleriyle birlikte, gelinciklere doğru aktığını görmeye başlıyorlarmış. O yüzden de hangi kokunun kimden yayıldığını bilemezlermiş bir an. Hatta hangi rengin nereden fışkırdığını ve kime ait olduklarını da bilemezlermiş. Nar kırmızı maviler, kar beyazı morlar, uçuk sarılar, sürgün yeşiller ortada cirit atıp durularmış da onlara öylece bakakalırlarmış. Bir yandan da sarhoş olurlarmış uçuşan bu kokulardan, renklerden sarhoş olur ve bir an için kendilerinden geçerlermiş.

Peki, hep böyle neşeliler miydi acaba? Değillermiş.. Hayatta, sevinç kadar acı da vardı tabii.. Ama ben okumamı burada kestim. Kitabın kapağını kapadım. Toplayıp göğsüme ayaklarımı, kollarımla sarılıp kucakladım. Kitabın etkisiyle, şöyle bir karşıya baktım. Yeşillik... Göz alabildiğine... Yeşile sevdalanmam olabilir mi bu manzara sebebiyle? Bu ilkbahar sabahında, gözümün alamadığı kadar uzaktaki bir göçmen kuşun hayalinin peşine düştüm gene. Hülyaya daldım. Önümdeki çınar ağacından bir yaprak düştü yere. Zamansız düşen yaprak acıtmış mıdır acaba ağacın canını? Bu duyduğum yaprağın ağaca vedası mı? Bilmem!
Not: Kitap alıntıları, yazarın cümlelerine sadık kalınarak yazılmıştır.

9 yorum:

  1. Çok güzeldi...Keyifle okudum aynı keyfi yaşadım sanki...

    YanıtlaSil
  2. bu nasıl bir üretkenliktir efendim :)) bir günde bazen iki, bazen üç yazı... biz okumaya yetişemiyoruz :)) nazar değmesin...

    YanıtlaSil
  3. Keyifli bir yazı okudum. Paylaşımınız için teşekkürler..

    YanıtlaSil
  4. Ne harika bir yazı.
    Vildanın sihirli anlatımı ile silkindim ve tüm duyularımla baharı dinledim.
    Ama anlatımdaki renkleri göremedim.
    Kokular da gelmedi burnuma binbir çeşit.
    Bilgisayarın başındayken tabi gelmez.
    Tül perdeyi ve pencereyi açtım.
    Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
    Almaz olaydım.
    Binanın forsept kapagını açmışlar belediyeden adam bekliyorlarmış.
    O esnada delibozuk bir kurt sineği yüzüme çarpmasın mı. Çok iğrenirim sinekten. Ne hikmetse sinekler de hep beni bulur (sakın bir şey demeyin)
    Bu şekilde beş duyumu teskin etmeye çalışırken her daim aç bakan tekir kedi ile gözgöze geldim. Yılışik nazarları yüzüme yapıştı adeta.
    Kendimi içeri dar atarken kapıcımızın "nassın abla" sözü kapattığım pencere ile dışarda kaldı.
    Anladım ki bizim mahallede Vildanın sihirli doğası daha açmamış.
    Vildancığım en kısa zamanda sizin köye gelip anlattığın mucizelere şahit olabilirmiyim.
    Ama lütfen beni cibinliğimle kabul et kardeş :))
    Sevgiler

    YanıtlaSil
  5. Ay çok güldüm Dilek.
    Sen hiç Aşkın Güngör'ü okudun mu.
    Mutlaka okumalısın.
    "Geceyle Gelen" kitabının "Sevgilim Dans edelimmi?" hikayesinde; bahsettiği gezegenin insan korkularını yoğun bir enerji olarak soğurduğundan ve bir çeşit delilik silahı olarak kullandığından bahseder.
    Harikadır anlatımı kurgusu.
    Her cümlesi seni durdurup düşünmeye sevk edecek güzelliktedir.
    Aslında diyecektim ki
    Senin sinek fobin köpek fobin varya. Sen iğrenip korktukçe hissediyorlar tabi. Alnına da yapışırlar..saldırıya da geçerler.
    İyi düşün iyi olsun ..pimpiriklendirme hayvanları. Uyum şart doga ile tabii.
    Ama Aşkın Güngörü mutlaka oku. Ben bugünlerde orada takılıyım.
    Bir de bilgisayara cok takılma. Doğaya cık dolaş bütünleş barış.
    Sevgiler

    YanıtlaSil
  6. ...traigo
    sangre
    de
    la
    tarde
    herida
    en
    la
    mano
    y
    una
    vela
    de
    mi
    corazón
    para
    invitarte
    y
    darte
    este
    alma
    que
    viene
    para
    compartir
    contigo
    tu
    bello
    blog
    con
    un
    ramillete
    de
    oro
    y
    claveles
    dentro...


    desde mis
    HORAS ROTAS
    Y AULA DE PAZ


    TE SIGO TU BLOG




    CON saludos de la luna al
    reflejarse en el mar de la
    poesía...


    AFECTUOSAMENTE


    ESPERO SEAN DE VUESTRO AGRADO EL POST POETIZADO DE EL NAZARENO- LOVE STORY,- Y- CABALLO, .

    José
    ramón...

    YanıtlaSil
  7. Hasan Ali Topaş kitaplarından ilk okuduğum bu hikayesi idi.Sonra elimden geldiğince hepsini okumaya çalıştım.Ben ellisekiz yaşındayım bu zamana kadar çok etkilendiğim kitap oldu ama bu kitabın yeri başka.Çok mutlu başlayan bu hikayenin sonu inanılmaz hüzünlü.Hani insanı ters köşeye yatırdı derlerya aynen öğle.Çok severek okuduğum kitapları paylaşmayı severim.Kızımda okudu o da aynı duyguları yaşadı.Sizin yazınızı okuyunca bunu paylaşmak istedim.Kitap bittiğindeki duygularını çok merak ediyorum.Yazarsan sevinirim.Sevgiyle kal.yıldız Osmanoğlu

    YanıtlaSil
  8. Kitabın sonunu okuyunca hissettiklerini merak ediyorum.Ben ellisekiz yaşındayım.Hasan Ali Toptaş kitaplarının okuduğum ilk kitabı.Sonra hepsini okumuya çalıştım.Hani insanı ters köşeye yatırdı derler ya kitanbın sonu aynen öyle.Ben sonunda ağlamıştım.Kızım okudu oda çok etiklenmişti.Paylaşmak istedim.Sevgiyle kal.yıldız osmanoğlu

    YanıtlaSil
  9. @Dalgaları aşmak.. Beğendiğinize sevindim. Ben de bu kitabı çok severim.

    @Tomrukcan.. Nazarınız mı deydi ne, kaç gündür yeni bir yazı yazamadım. Hep heybedekileri koyuyorum Hayal Kahvem'e:)

    @Profösör.. Ben yorumunuz için teşekkür ederim.

    @Dilek.. Yorumların yazılarıma bir de çaprazlama bakmama sebep oluyor. Sağolasın! Ancak içses var ya hani... Acaba o içses Dilek'in içses'i mi diye merak ettim. Çünkü en son senin elinde Aşkın Güngör'ün Geceyle Gelen adlı kitabını gördüm:)

    @Jose Ramon.. Umarım güzel bir şeyler yazmışsınızdır. Zira yazdıklarınızdan tek kelime anlamadım. Nedense iyi hisler aldım kendimce. Hoş bir yazı gibi hissettim.
    O nedenle onayladım:)Çevirisini rica edeceğim:)
    Teşekkürler!

    @Yıldız Osmanoğlu.. Ben de çok seviyorum bu kitabı. Sonu hüzünlü. Bir başka yazımda sonuyla ilgili bir aktarım yapmıştım. Belki paylaşırım daha sonra:) Teşekkürler!

    YanıtlaSil