12 Eylül 2010 Pazar

"Kesik Bir Kol Gibi Yalnızdık" Ne Demek Ki?



Attila İlhan'ın Sisler Bulvarı adlı şiirini bilirsin değil mi? Ben çok severim. Aslında Sisler Bulvarı'nı Kasım ayında okumak çok iyi gider. Çünkü ilk iki dize "Elinin arkasında güneş duruyordu... Aylardan Kasımdı biz üşüyorduk" diye başlar. Sonra hüzün ve elem dolu dizeleriyle devam eder. Of! Binlerce kez okusam her seferinde... İnan her bir dizesini binlerce kez okusam tek tek... Her seferinde yüreğime yine yeni yeniden tesir eder. Şair şiirinin bir yerinde şöyle söyler: "Sisler Bulvarı'na akşam çökmüştü... Omuzlarımıza çoktan çökmüştü... Kesik bir kol gibi yalnızdık." Bu nasıl benzetmedir? Şair bir yalnızlık tarifi yapmaktadır yapmasına ama bu yalnızlığı "kesik bir kol gibi" diye örnekliyor ya... İyice çarpıyor bu dize beni biliyor musun? Acaba "kesik bir kol gibi yalnızlık" la ne demek istemiştir Attila İlhan? Nasıl bir yalnızlık hissini anlatmak istemiştir? Anlayamıyordum.



Sonra günlerden bir gün gazetelerden birinde "hayalet uzuv sendromu" diye bir habere denk gelmiştim. Uzuvlarını kaybedenlerin sanki o uzuvları yerindeymiş gibi acı çekmelerine neden olan rahatsızlığa "hayalet uzuv sendromu" deniliyormuş.. Şöyle.. Deprem, savaş veya kaza sonucunda uzuvlarını yeni kaybedenler, sanki kolu, bacağı ya da eli halen yerindeymiş gibi hissediyorlar ve acı çekiyorlarmış.. Bu ağrının şiddetinden intiharı düşünenler bile oluyormuş.. Allah vermesin kimseye.. Düşünsene.. Ne feci bir histir kimbilir? Attila İlhan'ın Sisler Bulvarı'nda "kesik bir kol gibi yalnızdık" dediği böyle bir duygu olmalı.. Öyle bir yalnızlık hissi ki sanki bir uzvun, kolun kesilmiş gibi sözgelimi.. O halde tam burada İtalyan yazar Cesare Pavese'nin günlük yazılarından oluşan Yaşama Uğraşı kitabındaki o ünlü cümlesini yadetmenin tam zamanı değil mi? Der ya hani... Of! Yazmak bile içimi acıtıyor inan ki.. "Yalnız kalmamak için tüm akşam aynanın karşısında oturdum." Bu sözlerin yazarının sonu ne olmuş biliyor musun? 42 yaşında bir otel odasında, hem de çok meşhur bir yazarken üstelik, uyku hapı içerek intihar etmiş..



Şimdi Pavese'nin aynalı cümlesinden bak nereye geçeceğim.. Kaliforniya Üniversitesi'nde, son derece basit bir yöntemle "hayalet uzuv sendromu"nu tedavi etmeyi başarmışlar.. Hani uzvunu kaybeden kişiler, kayıp henüz yeniyken, kesilmiş ellerini veya ayaklarını hissetmeye devam ediyorlarmış ya.. Bu beynin bir organı yitirmeye direnişiymiş aslında.. Artık olmayan bir elin karıncalanması, olmayan bir ayağın uyuşması, omuzun kesik yerinin yumrusuna dokunduğunda elinin parmaklarını tutuyormuş hissi vermesi gibi yani.. İşte bu nedenle Hayalet uzuv deniyormuş.. Bilim dünyası Ayna Tedavisi diye bir yöntem geliştirmiş.. Uzvunu kaybeden kişi ayna karşısına geçiriliyormuş. Misal kolunu mu kaybetmiş.. Sağlam kolunu aynanın önüne koyup kaldırıp indirmesi isteniyormuş.. Beyin kol kesik değilmiş gibi algılıyormuş ve bu durumda hastanın aslında var olmayan ama ağrıyan kolunun ağrısı yok oluyormuş.. Bir nevi görsel aldatmaca yani.. Ve bu yöntem uzuvlarını kaybeden hastaların ağrılarının giderilmesinde çok başarılı bir yöntem olmuş. Ne güzel!

İyi de, İtalyanın yalnız yazarı Cesare Pavese, yalnız kalmamak için tüm akşam aynanın karşısında oturup, yalnızlık sızısını dindiremeyip intihar ettiğine göre demek ki Ayna Tedavisi yalnızlığın ilacı değil öyle değil mi? Ya da şöyle mi düşünmeli. Eğer yalnızlık acısı varsa, insan aynayı belki de içine çevirmeli. Yalnızlığın hayali ağrısını dindirmek için belki içindeki Sisler Bulvarı'na ayna tutmalı. Ne diyor büyük şair: "eğer sisler bulvarı olmasa.. eğer bu şehirde bu bulvar olmasa.. sabah ezanında yağmur yağmasa.. şüphesiz bir delilik yapardım.. " Gördün mü halimi? Neyle başladım yazıma... Nerelere gittim? Sonunda toparladım mevzuyu da, çok şükür yazının sonunda başladığım yere döndüm.. Neyse... Böyleyken böyle...

8 yorum:

  1. Rahatsız olmazsanız bir şey söyleyebilir miyim? Türkçede iki nokta diye bir noktalama işareti yoktur. Sıklıkla düşülen bir yanılgıdır bu. Tek nokta ya da üç nokta kullanırsanız daha doğru ve hoş olur.

    YanıtlaSil
  2. Ben de paraağraf içindeki cümlelerin sonuna peşpeşe ikişer nokta kullanıyorum. Parağrafın sonundaki cümlenin sonuna da üç nokta kullanıyorum. Vildan hanım da yazısında öyle kullanmış. Mutlaka bir bildiği vardır. Eğer doğrusu "Rasim" in yorumundaki gibi ise düzeltmek fazilettir.

    YanıtlaSil
  3. Eğer Profösör de iki nokta kullanıyorsa... Eee..
    Söylenecek söz kalmamıştır bu durumda... Demek ki böyleyken böyledir:) Teşekkürler...

    YanıtlaSil
  4. erhaba Rasim,
    Türkçe kurallarına göre söylediklerinizde haklısınız. Ben bu iki noktayı blog komşularımdan birinin yazılarını okuya okuya öğrendim. Ne yalan söyleyeyim çok sevdim:) Yazarken üç nokta çok geliyordu, tek nokta da az... Bu durumda iki nokta bana tam denk düştü.. Abartma sanatında usta olduğum için ben abarttım durumu.. Zaten çok devrik cümle kullanıyorum. Sadece devrik cümlelere değil, her cümlenin ardına iki nokta koyunca çok oldu tabii... Şimdi ayarı aldım ya sizden... Okuldan kalma kural alışkanlığı ilk ve son paragraftaki noktalamaları sizin için düzelttim. Bakın size yazdığım cevapta da elimden geldiğince dikkat etim:) Uyarı için teşekkür ederim. Hayal Kahvem çok okunan bir blog değil ya... Aile arası bir yazışma, muhabbet gibi düşündüğüm için kuralsız yazıyorum.. İnanın Rasim, kuralsız yazmayı da pek seviyorum:) İlginiz için tekrar teşekkür ederim. Sevgiler

    YanıtlaSil
  5. yine çok güzel bir yazı olmuş.kitaplardan yaptığınız alıntılarla bezediğiniz bu yazılara bayılıyorum.kendimi yalnız hissettiğim dönemlerden birinde yazınız tam da cuk oturdu.

    YanıtlaSil
  6. Sevgili Kara Kitap
    Özlemiştim sizi.. Yazıyı beğendiğinize sevindim.
    O halde bu gece sizin için bir yalnızlık yazısı döşeneyim:)) Sevgiler.

    YanıtlaSil
  7. Bu yazıyı okurken birde bilgisayarımda çalan müziğin tesadüfüne bakarmısınız ?

    Paul Mauriat - Melancholy Man

    Yine kesik bir kol gibi yalnızdık.

    M & S

    YanıtlaSil
  8. Bazen böyle hoş denk gelmeler olur ya... Hoş tesadüfler dediğiniz gibi... Nasıl şaşırır insan değil mi? Ve size bir şey söyleyeyim mi
    hayret etmek, şaşirmak var ya bana çok insani gelir...
    Böyle anlık tesadüfler hoştur... Ne güzel:)
    Sevgiler.

    YanıtlaSil