2 Şubat 2011 Çarşamba

Gene Hasan Ali Toptaş - Baba Oğul Vaziyeti


Şimdi masamdaki işlerimi bitirdim. Biraz mola. Kahve hüpletme vaktim bu saate denk geldi. Hayal Kahvem'i bugün Hasan Ali Toptaş'a ayırdım. Çok severim tüm kitaplarını. Anadilimde  şahane kitaplar yazdığı  ve aziz Türkçe'min lezzetini hissettirdiği için kendisine müteşekkirim.  Bugün onunla ilgili yazılarımı tekrar  bloğuma ekliyorum. Şu yazacağım olayı Hasan Ali Toptaş'ın bir kitabında okumuştum.  Bak şimdi... Sevgilerini belli etmeyen, çocuklarıyla arasına sınır koyan, çocuğunu övmek yerine eleştirmeyi erdem sayan babalar vardır. Bilirsin... Eski babalar galiba böyleydi. Çocuklarını uyuyunca öper severlerdi. Şimdi de vardır mutlaka. Çevremizde illa böyle babaları görmemiz şart değil ki, edebiyat bize görmediklerimizi gösteriyor. "İnsan kendini insanda tanır." boşuna denmemiş öyle değil mi? Okudukça insan neler neler öğreniyor. Şimdi bak...  Hasan Ali Toptaş 1958 Denizli Çal ilçesi doğumlu. Yazar doğduğu kasabaya her yıl eylülün ilk günlerinde gider. Üzüm toplama vaktidir çünkü; aslında üzüm tanelerinde çocukluğunu seyretme vaktidir. Her karşılaşmada annesi koklaya koklaya öpmektedir yazarı. Babası ise ne öpmektedir ne de sarılmaktadır o sırada. Sessizdir. Yazar da konuşmayı çok sevmemektedir. İki sessiz erkeğin duruşundaki sessizlik büyür de büyür. Annesi ise inanılmaz bir şehvetle mütemadiyen bir şeyler anlatmaktadır. Annesi okuma yazma bilmez bu nedenle Hasan Ali Toptaş'ın kitaplarını hiç okumamıştır. Buna rağmen her defasında oğluna yazıp yazmadığını sorar. Babası ise okur yazardır. Ama hiç okumamıştır oğlunun kitaplarını. Kitaplar öylece durur evin bir köşesinde, babası hiç merak edip oğluna kitaplar hakkında tek bir kelime bile sormamıştır.

Ya da Hasan Ali Toptaş böyle olduğunu sanmaktadır. Yazar babaevine kimi zaman kitaplarını bırakmaktadır. Her geldiğinde kitapların yok olduğunu farkeder. Annesinden öğrenir ki konu komşu kitapları birer ikişer götürmektedir. Annesi, babasının tek bir kitabı kimseye vermediğini söyler. Yazar bunu duyunca çok şaşırır. Ne yapacağını bilemez sevincinden. Demek ki babası bir kitabını okumuş, sevmiş ve saklamaktadır. Annesine büyük bir heyecanla sorar babasının bu kitabı neden kimseye vermediğini tabii... Annesi bir sır veriyormuş gibi eğilip yazarın kulağına şunu söyler:

-Neden olacak oğlum, Kitabın boş yerlerine telefon numarası yazmış da ondan!


Hasan Ali Toptaş'ın bu anısını okuduğumda hem gülmüş hem de içimde yazarın hislerini duymaya çalışmıştım. Babalar ve oğullar konusunda edebiyatla ilgili  pek çok  yazı yazılabilir aslında. Mesela Oğuz Atay'ın ölen babasının ardından yazdığı bir mektup vardır ki.  Of! Her okuduğumda tüylerim diken diken olur. Ya Dostoyevski'deki baba etkisi. Kafka'nın Babama Mektup'u peki? Neyse baba oğul vaziyetlerini ben burada keseyim. Az sonra çıkacağım ofisten. Bugün mütemadiyen arazideyim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder