5 Ekim 2012 Cuma

Film Festivalleri Finali Ve Bin Hüzünlü Hazların Hikayesi.


Bi dakika. Benim ne işim vardı bu sinemada? Tamam, Filmekimi için gene İstanbul'daydım ama burası neresi diye etrafıma bakındım. Acayip... İlk kez geldiğim bir sinema salonundaydım. Oysa şu saatte Atlas Sineması'nda olmalıydım.  Artık mümkün değildi. Çünkü az önce sanki bir el sırtımdan beni  Atlas Sineması'nın gişesinin önündeki uzun kuyruğun ortasına kadar itmişti. Asla yapacağımı düşünmediğim şekilde, adeta birisi elimden tutup yukarıya kaldırmıştı. Ve içimden bir ses "bilet almak isteyen var mı acaba?" diyerek, resmen benim sesimle uluorta bağırmıştı. Daha ne olduğumu anlamadan, genç bir kız, sevinçle  "ben alırım" diye bana doğru atılmıştı. Ve nasıl olduysa, günler önceden Filmekimi için  hevesle  satın aldığım son biletimi satmıştım. Anne sözü dinler gibi masum Atlas Sineması'nın pasajından çıkmıştım. İstiklal Caddesi'nde sağa doğru tıpış tıpış yürümeye başlamıştım. Her Beyoğlu'na gelişimde illa uğramayı vazife bellediğim, kapılarına demir parmaklık indirilmiş Emek Sineması'nın sokağına girmiştim. İçime bir hüzün çökmüştü gene... Emek Sineması'na usulca gülümsemiştim.  Emek Sineması'nın az ilerisindeki, adını ilk kez duyduğum, yerini ilk kez  farkettiğim Beyoğlu Sinepop Sineması'na girmiştim. 


Bir gün önce Danzon'un bloğundaki yazısında okumuştum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin, ikincisini düzenledikleri Suç Ve Ceza Film Festival'i bu yıl Filmekimi ile aynı haftaya denk gelmiş. Festivalin teması son zamanlarda memleketimizde ve hatta dünyada  giderek artmakta olan "Kadına Yönelik Şiddet ve Ayrımcılık"mış. Sinema farkındalığı arttırmanın en etkili yollarından biri değil mi? Ne yalan söyleyeyim bence öyle... Ayrıca bir üniversitenin, İstanbul Üniversitesi'nin; adaletle ilgilenecek insanları yetiştiren Hukuk Fakültesi'nin; bir sinema festivali düzenlemesi nasıl sevindirdi beni anlatamam.  Okuduğum yazıya göre, perşembe günü, Suç ve Ceza Film Festivali'nin son günüydü. Benim Filmekimi için satın aldığım son iki bilet de aynı güne denk gelince, yolumu değiştirip, festival finalimi, Suç ve Ceza Filmleri Festivali'nin bir filmiyle yapmak istedim. 
 

Aynı saate denk gelen filmlere baktım. Biri resmen aklımı aldı... Allahım! Bu bana feleğin şahane bir kıyağı olmalıydı. Daha yeni yitirdiğimiz usta yönetmen Metin Erksan'ın, Necati Cumalı'nın romanından sinemaya uyarladığı Susuz Yaz adlı filmi değil mi? Hey, bir daha Susuz Yaz'ı beyaz perdede ne zaman seyredebilirdim? Hemen biletimi alıp, Susuz Yaz'ı seyretmek için sinema salonuna girdim. Kalabalık değildi. Film hazin bir bağlama sesiyle başladı.  1963 yapımı siyah beyaz bir film bu kadar mı etkiler insanı? Acayipleştim...  Filmekimi pazar gününe kadar devam ediyor olsa bile, Susuz Yaz'la, Ekim ayındaki film festivalleri benim için sona ermişti. Ah benim sevdalı başım. Kısmetse, Nisan ayında gerçekleşecek olan İstanbul Film Festivali'ne gitmek için gene hevesleneceğimi çok iyi anlamıştım. Sonra aklımdan binbir düşünce geçti. Yüzyıllardır insanın insana ettiği  zulüm  hiç bitmezken, bu kadar ölüm varken, insan nasıl oluyordu da gene hayattan zevk alabiliyordu peki? Nasıl söyleyeyim? Ansızın yüreğimde tuhaf bir his köpürdü.  Hem hüzün.. Hem haz...  Hani Hasan Ali Toptaş'ın Bin Hüzünlü Haz kitabında yazdığı gibi. "... insanın içine doğru sarkan bir salkım keder sanki, bir uzun of, ya da oracıkta donup kalmış derin bir iç çekiş..."  Bana bir film festivali finaline sağlıkla erişmemi sağlayan Tanrı'ya kocaman bir şükür gönderip, zulümlerin bitmesini, merhametin yüreklere inmesini rica ettim. Necati Cumalı ve Metin Erksan'ın ruhlarına rahmet diledim.  Yazdığı kitaplarla hislerime tercüman olan Hasan Ali Toptaş'a, kalpten kalbe giden gizli yoldan mahsus selam gönderdim. Suç Ve Ceza Film Festival'ini bloğunda haber edip, sonundan da olsa yakalamama vesile olan   Danzon' a ise çok teşekkür etmeliyim.
 







3 yorum:

  1. Siyah Kuğu, sinemada Susuz Yaz'ı izlemek müthişti!

    YanıtlaSil
  2. Ahhhhh bende geleydim, seyredeydim:))

    YanıtlaSil