28 Haziran 2013 Cuma

Öykü Deneme - İnsan Yürek Acılarını Sevmeli

"Çölde
Bir yaratık gördüm, çıplak vahşi.
Çömelmiş oturuyor
Yüreğini ellerinde tutuyor
Yiyordu.
Dedim ki: “tadı güzel mi dostum?”
“Acı, acı,” diye karşılık verdi;
“Ama seviyorum
Çünkü acı
Ve benim kalbim.”

H.Crane


Bu gün hep arazide koşturup durunca, eve gitmeden önce kahve molası vermek istedim.  Outlet’te arabamı park ettim.  Yumuşak adımlarla  köşedeki kafeye doğru ilerledim.  Sıcacık yaz rüzgârı tatlı tatlı esmekteydi. Rüzgârın tenimi ısıtması hoşuma gitti.  Düşünsene… Bu esinti, daha bir kaç ay önce... Sonbaharda… Nasıl değişik  tat veriyordu… Serindi. Isırıyordu. Şimdi… Yaz mevsiminde ise farklı.  Artık çok sıcak esiyor... Yakıcı. Ya kış gelince peki? Kimi zaman dondurucu olacak. Sert esecek. Gürleyecek.... Önünde ne varsa peşi sıra sürükleyecek. 

Mevsimler, hayatlar gibi kendi mecralarında akıp gidiyor diye aklımdan geçirerek yürümeyi sürdürdüm. Belime doğru uzadığından beri saçlarımı artık hiç toplamıyorum. Yürürken esintinin ritminde saçlarımın dans etmesini, kimi zaman yüzüme doğru uçuşan saçlarımı tek elimi enseme sokarak arkama doğru ittirmeyi, mutlulukla alınan her nefesi, sağlıkla atılan her adımı, özgürce dolaşmayı,  bilmediğim yepisyeni duygularımın varlığını keşfetmeyi seviyorum.  Bir zamanlar böyle miydim? Bana hüzün veren her durumda dünyanın sonu geldi diye düşünürdüm. Of!.. Olur olmaz her şeye nasıl da kederlenirdim… Gene olmuyor mu? Oluyor elbette. Ama o eski  günleri iyi ki yaşamışım diye düşünüyorum. Sana bir şey söyleyeyim mi? Anılar acı da olsa beyaz tülbentlere sarılıp saklanmalılar. Sonra ömrün farklı mevsimlerinde, çıkarılıp merhem niyetine hayata sıvanmalılar.

Bak şimdi… O yıl liseye başlamıştım. İlk kez aşık olmuştum ben...  Yok, o benim  hiiiçç farkımda değildi. Güzel değildim. Ya da, o vakitler "aslında her kadın güzeldir"’i henüz öğrenmemiştim. Sivilceliydim. Okul giysim üzerimden dökülürdü. Saçlarım erkek çocuklar gibi kısacık kesilmişti. Gözlerim bozuktu. Tam beş numara. Kara çerçevelere takılı kalın camlı gözlüklerim vardı. Dikkat çekecek hiç bir özelliğim yoktu öyle söyleyeyim. Sanırım sadece güzel gülümserdim. Hımm... O ise çok yakışıklıydı. Bilirdim. Okulun güzel kızları onunla çıkmak için yarışa girişirlerdi.  Benim hiç şansım yoktu yani. Zaten gözü asla beni görmedi. Bizim eve yakın otururlardı sözgelimi. Her sabah balkonda gizlice beklerdim. Onun uzaktan geldiğini görür görmez hemen kapının önüne inerdim. Okula giderken aynı kaldırımdan yürürdük. O farkında bile değildi. Çok çocuktum. Çocukluk ne güzeldi. Çocukluk saflık demekti. Arkasından onun yürümesini izlemeyi severdim. Adımlarımı onunkilerle eşleştirirdim. O sağ adım atardı. Ben sağ adım atardım. O sol adım atardı. Ben sol adım atardım. O zaman sanki birlikte yürüyormuşuz gibi hissederdim.  Güz hemencecik geliverirdi.  O önümden yürürken, İzmit’in asırlık çınarları, konfeti gibi yapraklarını onun omuzlarına dökerdi.  Bazı günler yapraklar  kuzguni siyah saçlarına asılı kalırdı. Elini kaldırır, saçlarındaki yaprakları teker teker alırdı. Kimi günler daha keyifli olur, yürürken Gipsy Kings’in  o vakitler çok meşhur olan No Volvere şarkısını ıslıkla  çalardı. Ah!... İşte o an.. O’nun ıslıkla şarkının ezgisini mırıldandığını işitirdim ya… Yüreğim sevinçle kanatlanırdı sanki. “Aşık olmak ne güzel şey!” diye düşünürdüm. İçim erirdi.  Okulun kapısına gelirdik. Bahçe kalabalık olurdu. O arkadaşlarıyla şakalaşır, sınıfına doğru giderdi.  Ben sınıfıma giderdim. Bütün gün hülyalara dalardım. Nereye baksam onu görürdüm.  Elimdeki kalem, okuduğum kitap, baktığım manzara, aldığım nefes… Her şey ama her şey oydu sanki… Hep gülümserdim.  O vardı ya… Beni bilmiyordu ama… Olsun… Onun varlığını bilmek benim için müthişti.  

Neden aşk üzerine hep fena öyküler anlatılırdı ki? Şarkılar neden hep aşk acısından bahsederdi? Bence onlar aşkı bilmiyorlardı. Çünkü aşık olmak insanın içini sevinçle dolduran tatlı bir histi. O sabah… O sabah gene adım adım peşinden gitmiştim.  O sabah var ya beni ilk kez fark etmişti.  Hatta ilk kez bana gülüp “Günaydın” demişti. Düşünebiliyor musun beni? Tepemden tırnağıma pespembe kesilmiştim. Olduğum yerde kalakalmış, ıslık çalarak yürümesini  şaşkınlıkla izlemiştim. Sonra hızlı adımlarla arkasından ona yetişmiştim. Eteklerim zil çalmıştı. Görüyordum... Yüreğim o gün okula benden önce varmıştı.  Okulun kapısına geldiğimizde  bir kız ona doğru geldi. Sanırım o kız çok güzeldi. Ya da ogün bana öyle geldi. Gördüm. Birbirlerine güldüler. Ve o… O…  O… Güzel kızı öptü. Sonra o güzel kızın elini tuttu.... Ve...  Gitti....  İlk kalp acısını o gün hissettim işte... Ve o gece bir rüya gördüm. Rüyamda çömelmiş oturuyordum. Elimde yüreğimi tutuyordum. Ve inanabiliyor musun? Yüreğimi yiyordum ben...  Ter içinde uyandığımı çok iyi hatırlıyorum. Fırlamıştım. Yatakta oturmuş, elimi korkarak yüreğimin üzerine koymuştum. Hissediyordum. Kalbim fena halde acıyordu. Feci bir histi. Tuhaf... Benim kalbim… Benim acımdı ya… Ben bu acıyı sevmiştim. 

Şimdi oturduğum kafede Gipsy Kings No Volvare’yi söylüyor.  Elimi yüreğime koydum. İnsan yürek acılarını sevmeli diye düşünüyorum. Kahvemin son yudumunu aldım. Şimdi kafeden çıkacağım.   Sıcak yaz rüzgarında  dalgalanarak yüzüme dökülen saçlarımı elimi enseme sokarak arkaya doğru attıracağım. Gipsy Kings’in  melodisini ıslıkla çala çala hayata dalacağım.  Haybeye söylememişler öyle değil mi?  Yaz... Şımarmanın mevsimi. Kararlıyım. Yüreğimi şımartacağım.

10 yorum:

  1. Daha 15dk önce sevdiğim aşık olduğum adamın başkasına evlenme teklif ettiği ve evet yanıtı aldığını fotoğraflarla tescillenmiş olarak öğrendim. yuregimi servis canımdan attım yok yok olmaz deyip kendimi kandırmaya tutmaya çalışıyordum.. acı mi sevmem çıkmalı içimden:( ;(

    YanıtlaSil
  2. Hayat, sen plan yaparken başımına gelenlerdir demiş John Lennon bir şarkı sözünde.

    Her daim hak vermişimdir bu söze.

    Peki... Hayatın içinde binbir türlü acı var...

    Du bi... Bu kez Woody Allen'ın Annie Hall adlı filmine geçelim.
    Ve ne dediğini dinleyelim:

    "Eski bir espri vardır,bilirsiniz. İki yaşlı kadın dağ başında bir lokantada yemek yemektedirler. Biri,”lanet olsun!” der, “Yemekler ne kadar da berbat!”

    “Evet” der diğeri, “Üstelik ne kadar da az!”

    Yani, bu benim yaşam hakkındaki düşüncemin kısa bir özetidir:

    Hayat yalnızlık, sefillik ,acılar ve mutsuzluklarla doludur ama keşke bu kadar kısa olmasaydı."

    Hayat böyle bir şeydir işte.

    Acılar bizler için İstanbul Aşığı.
    Şimdi dibine kadar hissedin acınızı bence. Sonra beyaz bir tülbente sarıp kaldırın. Gün ola harman ola. Kimbilir, bu acıyı yaşamış olmak bir gün iyi gelecektir bünyenize.

    Sevgiyle.

    YanıtlaSil
  3. Hayal Kahvem acı tüm hislerimi ve düşlerimi sarmıştı bugün.. hissediyorum bu acıyı ama, umudum yok sarılıp kalkmalı haklısınız..
    teşekkür ederim..

    YanıtlaSil
  4. Ve yine haklısınız "berbat ama az"
    belki de yaşanmışlıklar hanesinde bi artı olacak gelecekte..
    normal hayatıma dönünce..
    Hayal Kahvem payıma düşeni aldım sizden uygulamaya da geçer elbet..

    YanıtlaSil
  5. Durun bi... Aklıma başka bir yazım geldi. Sizin için tekrar yayınlayacağım.

    Not- İstanbul'u sevmezse gönül aşkı ne anlar öyle değil mi?

    Madem İstanbul Aşığı aşk acısı çekiyor.

    Yüreği olan her insan gibi bu durumda elbette acı çekmeli.

    Acısını dağıtması için meşgul etmeliyim öyleyse:)

    Bakın sizin için geliyor.... Az sonra:)

    YanıtlaSil
  6. İstanbul Aşığı, bu şiir de ilaç niyetine sizin için olsun. Birhan Keskin'in şiiri ama ben söylüyorum diye farzedin e mi?

    "Yol uzun, güzergah zorlu; ne demeliyim?
    Zarif kardeşim benim,
    Seni aldım yanıma, ikizimi almış yürüyor gibiyim.
    ,
    Sana yıldız sana güneş mi demeliyim,
    Günümde hayret gecemde hayret istedim
    Yer yer senin gibiyim ben yer yer kendim.
    ,
    İnsan olan yerlerim çok ağrıyor,
    Olsun, yine de sen kapanma, şu sıra benim,
    Yerine bırak ben incineyim."

    İstanbul Aşığı, "yerine bırak ben incineyim." sahiden.

    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  7. Hayal Kahvem, okuduğum bi kitapta evren hislerinizi bi mesaj olarak alır diyordu ya işte Sen sanırım evrenin bana yanıtısın. Hiç kimseyle konuşamaz, benimle konuşmak isteyenleri de ağlarken dinleyemezken şimdi acıma ortaksın benden çok uzaklarda..
    çok teşekkür ederim, çok teşekkür..
    insan olan yanlarıma dokunup iyileştirmeye çalışıyorsun iyi ki varsın..
    Çok iyi geldin..

    YanıtlaSil
  8. İstanbul Aşığı, bir nebze dokunup tesir edebildiysem, kendimi bahtiyar hissederim.

    Hem ne demiş Murathan Mungan bilirsiniz.

    "Edebiyat akrabalıkları, hiçbir zaman buluşup bir kahve içemeyeceğiniz insanların yeryüzüne dağılmış varlığını hatırlatır size. Gene de asıl buluşmanın edebiyat olduğunu bilirsiniz." "

    Biz de blog akrabasıyız İstanbul Aşığı. İyi günde kötü günde diyelim... Ne mutlu bize:)

    YanıtlaSil
  9. blog akrabam teşekkür ederimm, tesir etmez mi? kimse yokkan bi an da siz oluverdiniz,
    Teşekkürler..

    YanıtlaSil
  10. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil