<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' version='2.0'><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125</atom:id><lastBuildDate>Mon, 04 Jan 2010 10:04:40 +0000</lastBuildDate><title>Hayal Kahvem</title><description></description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/</link><managingEditor>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>429</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-4941915991598702765</guid><pubDate>Sun, 03 Jan 2010 19:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-01-04T00:25:09.737+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>şiir</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>şair</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>edebiyat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sinema</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yönetmen</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>film</category><title>Benim Babam Toplantıcı</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/S0DxLf9puPI/AAAAAAAAFUY/ZIHKiTZ2FwA/s1600-h/kusturica_venise_98.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422599131215018226" style="WIDTH: 159px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/S0DxLf9puPI/AAAAAAAAFUY/ZIHKiTZ2FwA/s200/kusturica_venise_98.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gazetedeki köşesinde, Tufan Türenç TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu'nun anlattığı bir durumu yazısına konu etmişti. Hisarcıklıoğlu'nun arkadaşının oğluna öğretmeni "Baban ne iş yapıyor?" diye sormuş. Çocuk "Babam toplantıcı" demiş. Çocuğun bu sözü çok hoşuma gitti. Sürekli "Toplantım var," diyerek çocuğuyla ilgilenecek zamanı erteleyen ebeveynler için çok vurucu bir tespit bence. Bu yazıyı okuduğumda bir yönetmen ve bir şair düştü hayalime. Her ikisi de hayranlık duyduğum kişiler. Biri 1954 Saraybosna doğumlu, Balkan kültürünü dünyaya tanıtan, Avrupa Sinemasının en nevi şahsına has yönetmeni Emir Kusturica. &lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/S0DxCGFoudI/AAAAAAAAFUQ/PKFYTKe_8HU/s1600-h/babam+i%C5%9F+gezisinde.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422598969650362834" style="WIDTH: 226px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/S0DxCGFoudI/AAAAAAAAFUQ/PKFYTKe_8HU/s320/babam+i%C5%9F+gezisinde.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Emir Kusturica'nın 1985 yılında Cannes'da Altın Palmiye ödülü kazanan Babam İş Gezisinde adlı filmi, 1948 yıllarındaki komünist Yugoslavya dönemlerine götürür bizleri. Tito ile Stalin bozuşmuşlardır. Ülkede karmaşa kol gezmektedir.Tehlikeli yıllardır. Babası politik sebeplerle tutuklanınca, oğluna babasının iş gezisinde olduğu söylenir. Balkan müzikleri eşliğinde, çocuğun gözünden hem yaşanan tarihi bir kesiti izleriz, hem de hapiste olduğu halde "toplantıcı" olduğu sanılan babanın vaziyeti üzerinden Yugoslavya'nın o dönemlerine tanıklık ederiz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/S0EHnvbP00I/AAAAAAAAFUg/9hkEf4wjgsA/s1600-h/can.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422623805657830210" style="WIDTH: 160px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/S0EHnvbP00I/AAAAAAAAFUg/9hkEf4wjgsA/s200/can.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gazetedeki yazıyı okuduğumda hayalime düşen ikinci isim ise, 1926 yılında İstanbul'da doğan, Türkiye'nin ilk Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in oğlu, ünlü şairimiz Can Yücel'dir. Babası sürekli iş gereği evden uzaklardadır. Yani Can Yücel'in babası da "toplantıcı" babalardandır. Sürekli baba özlemi içinde olan Can Yücel, bir baba için yazılacak en güzel şiiri yazmıştır:&lt;/div&gt;&lt;p&gt;BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben hayatta en çok babamı sevdim.&lt;br /&gt;Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk&lt;br /&gt;Çarpı bacaklarıyla ha düştü ha düşecek&lt;br /&gt;Nasıl koşardım ardından bir devin&lt;br /&gt;O çapkın babamı ben öyle sevdim&lt;br /&gt;Bilmezdi ki oturduğumuz semti&lt;br /&gt;Geldi mi de gidici-hep, hep acele işi&lt;br /&gt;Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi&lt;br /&gt;Atlastan bakardım nereye gitti&lt;br /&gt;Öyle öyle ezber ettim gurbeti&lt;br /&gt;Sevinçten uçardım hasta oldum mu,&lt;br /&gt;Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a&lt;br /&gt;Bi helalleşmek ister elbet, diğ'mi oğluyla!&lt;br /&gt;Tifoyken başardım bu aşk oynunu,&lt;br /&gt;Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,&lt;br /&gt;En son teftişine çıkana değin&lt;br /&gt;Koştururken ardından uçmakta olan o devin,&lt;br /&gt;Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için&lt;br /&gt;Açıldı nefesim, fikrim, canevim&lt;br /&gt;Hayatta ben en çok babamı sevdim.&lt;br /&gt;CAN YÜCEL &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-4941915991598702765?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2010/01/benim-babam-toplantc.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/S0DxLf9puPI/AAAAAAAAFUY/ZIHKiTZ2FwA/s72-c/kusturica_venise_98.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-3050986524274417846</guid><pubDate>Sat, 02 Jan 2010 19:10:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-01-04T00:42:44.256+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>şiir</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>şair</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>edebiyat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kardeş</category><title>Küstüm, Konuşmuyorum İşte...</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sz-ceqqezGI/AAAAAAAAFTI/att-tqY2RLg/s1600-h/05poz54714lr7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422224527039843426" style="WIDTH: 241px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sz-ceqqezGI/AAAAAAAAFTI/att-tqY2RLg/s320/05poz54714lr7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sabah usulca kalktım. Sessizce giyindim. Haftasonu. Herkes dinlenmeliydi. Benden başka herkes tabiki… Ev ahalisini uyandırmadan evden çıkmayı becermeliydim. Galiba becerdim. Dışarıya çıktım ki, rüzgarla suratıma çarpan yağmur damlaları şaşırtı beni. Kendime getirdi. Ne yapıyordum ben? Tanrım gene mi evden kaçıyordum? Evet. Kaçıyordum. Ne var ki? İnsan kendi evinden kaçamaz mı yani? İnsan kimi zaman kendinden bile kaçar kendinden… Sadece ben kaçsam iyi. Bir de kardeşimi de ayartmıştım gene. Kardeş de usulca kalkmış. Sessizce giyinmiş. Ev ahalisini uyandırmadan evden çıkmayı becermişti. Akşamdan karar vermiştik. Telefonla fısır fısır konuşmuş, aklımızsıra kimseye planımızı sezdirmemiştik. Kardeş arabama bindiğinde çocuklar gibi şendik. Aslında planımız İstanbul’a gitmekti. Çok şükür kardeşim ablam gibidir. Benden çok aklıllı ve olgundur yani. Bir de öğretmendir malum. Arabaya biner binmez dedi ki: “Hava bozuk. Fırtınayla karışık yağmur var. Bu durumda İstanbul’a gitmeye ne gerek var. “Bana bu sözleri sarfedince, hınçla baktım yüzüne. Ne var yani biraz macera yaşasak? Bari meteorolojik nedenlerden heyecanlı bir yolculuk yapsak… Anladı aklımdan geçenleri. O öğretmen parmağını salladı bana gene… “Yoo! Olmaz abla,” dedi. “Aklından bile geçirme. Nereye gidersen git bu şehir arkandan gelecektir!” dedi. Gülümsedi. Bazen kardeşlerin ne kadar zalim olabildiklerini düşündüm. Yalan değil düşündüm vallahi. Bazan benim de kardeşime karşı zalim olduğum gibi... İyi niyetli bir zalimlik durumu ama tabi... İşte kardeş becermişti gene.. Beni nasıl dize getireceğini nasıl da biliyordu… En sevdiğim şiirlerden biri olan Kavafis’in Şehir adlı şiirinden bir dize söylüyordu. Bu şiiri ne zaman bana okusa, beni can evimden vuruyordu: “Yeni bir ülke bulamazsın./ Bu şehir arkandan gelecektir. / Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın. / Aynı mahallede kocayacaksın;/ aynı evlerde kır düşecek saçlarına. / Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma- / Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok. / Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, / Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de. “ Baktım kardeşimin gözlerinin içine. Elimi uzattım. Ayak ayak üstüne atarmış gibi, orta parmağımı işaret parmağımın üzerine attım.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dedim ki: "Küstüm, konuşmuyorum işte! " &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kardeş, elimi tuttu... O billur sesiyle Candan Erçetin ve Ceza'nın birlikte söylediği şarkıyı söylemeye başladı: "Gel biz şehrin havasına hiç uymayalım/ Birbirimize verdiğimiz sözlerin hepsini tutalım /Bir de şehirli türkü tutturup karşılıklı seninle /Şehre inat dert üstüne dert koymayalım /ayrılmayalım" Kardeşler bazen aynı zamanda komik de oluyordu. Hemen yelkenlerimi indirdim hemen... Gülümsedim. Kardeşin yanağına öpücük kondurdum: "Tamam, senin dediğin olsun öğretmenim!" dedim. "Dile benden nereye gitmek istersen!!"&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-3050986524274417846?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2010/01/kustum-konusmuyorum-iste.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sz-ceqqezGI/AAAAAAAAFTI/att-tqY2RLg/s72-c/05poz54714lr7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-5189984724963112282</guid><pubDate>Fri, 01 Jan 2010 19:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-01-02T20:34:09.065+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>edebiyat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sinema</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>roman</category><title>Okuduğum Romanı Sinemada Seyretmek</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sz5STt5HSwI/AAAAAAAAFSQ/KEhIbvpJeUo/s1600-h/71923.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5421861500090796802" style="WIDTH: 250px; CURSOR: hand; HEIGHT: 190px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sz5STt5HSwI/AAAAAAAAFSQ/KEhIbvpJeUo/s320/71923.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sz5S4rwOHII/AAAAAAAAFSg/vjGglKtgMrk/s1600-h/sinema.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5421862135171783810" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 168px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sz5S4rwOHII/AAAAAAAAFSg/vjGglKtgMrk/s200/sinema.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kitapçılar, kütüphaneler, sahaflar mabed gibidir. Büyülü mekanlardır buralar. Tuhaf bir huzur duyarım. Gün içinde canımı sıkan bir durum olduysa, hemen arabama atlarım. Müzik açarak bir süre arabamla yol alabilir ve kafamı kolaylıkla dağıtabilirim. Ama beni en fazla rahatlatan kitapçıya ya da sinemaya gitmektir. Kitapçılar ve sinema salonları kalabalık mekanlar gibi görünseler de, değillerdir aslında. Her iki mekanda da kendime ait mahremiyet alanım olduğunu hissederim. Kitapçıda avucumun içindeki kitabın, sinemada gözümün önündeki filmin illizyonuyla, birdenbire değişik dünyalara ışınlanabilirim. Sihirli mekanlardır kitapçılar ve sinemalar...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sz5YIHlngpI/AAAAAAAAFSo/56ZXcaseqQk/s1600-h/10885.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5421867897899680402" style="WIDTH: 123px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sz5YIHlngpI/AAAAAAAAFSo/56ZXcaseqQk/s200/10885.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Peki, ya bir de okuduğum romanın filme uyarlanmış halini seyrediyorsam beyaz perdede… Deymeyin artık benim keyfime! Şimdi anlatacağım böyle bir durum işte. Kıskanmak! Nahit Sırrı Örik tarafından 1946 yılında yazılmış romanı yıllar önce okumuştum. İnsan hallerini anlatmaz mı kitaplar ve filmler? Anlatırlar tabii ki… İşte Kıskanmak adlı romanda, çirkin bir kadının halinde kıskanmanın ne dehşetli durumlara yol açabildiği etkili bir dille kaleme alınmıştı. Romanı okuğumda çok etkilendiğimi hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sz5YImGk72I/AAAAAAAAFSw/1vO4UH3D3OQ/s1600-h/1_d_b1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5421867906090987362" style="WIDTH: 143px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sz5YImGk72I/AAAAAAAAFSw/1vO4UH3D3OQ/s200/1_d_b1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;2006 yılında Kader adlı filmi ile Altın Portakal’da “En İyi Film” Ödülünü kazanan Zeki Demirkubuz’un, bu romanı aynı adla senaryolaştırdığını ve filme çektiğini duyunca sabırsızca filmin vizyona girmesini beklemiştim. Roman bir dönemi anlatıyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında geçiyordu. Yönetmen acaba kitapta anlatılan dönemi, atmosferi canlandırabilmiş miydi? Ayrıca çirkin olmak nasıl bir haldi? Çirkin biri yönetmene göre güzellikleri nasıl görüyordu? Kitabın okura geçirdiği duyguları film seyircisine anlatabilecek miydi? Romanda yazar, nasıl bir öykü anlatıyorsa, filmde de yönetmenin öykü anlatıcılığı söz konusu değil midir? Romanı okurken anlatılanların hayal dünyamda canlanması benim muhayyilemle sınırlıdır. Okuduğum romanın sinemada yönetmen tarafından nasıl anlattığı çok merak ederim. İşte bu sebeplerle Kıskanmak romanının sinemaya uyarlanması bende inanılmaz bir merak uyandırmıştı. Ve filmi büyük bir keyifle seyrettim. Kıskanmak, 2009 'da seyrettiğim en hoş ve etkili Türk filmlerinden biridir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-5189984724963112282?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2010/01/sihirli-mekanlardr-kitapclar-ve.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sz5STt5HSwI/AAAAAAAAFSQ/KEhIbvpJeUo/s72-c/71923.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-9118322099232332460</guid><pubDate>Thu, 31 Dec 2009 15:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-31T18:12:20.732+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>şiir</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>şair</category><title>Bir Yılın Son Günleri</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzzLx19rKkI/AAAAAAAAFRQ/c3Sxhc6EA7o/s1600-h/yeni_yil2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5421432108607023682" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzzLx19rKkI/AAAAAAAAFRQ/c3Sxhc6EA7o/s320/yeni_yil2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;BİR YILIN SON GÜNLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yıl daha bitiyor&lt;br /&gt;İşte bu kadar duru,bu kadar yalın&lt;br /&gt;Bu kadar el değmemiş&lt;br /&gt;Sıradan bir gerçeği daha&lt;br /&gt;kolları bağlı hayatımızın&lt;br /&gt;Bu şiire nasıl dahil edilebilir bir yılın son günleri&lt;br /&gt;Her sonda,her başlangıçta ve her defasında&lt;br /&gt;Alır gibi başkasını karşımıza&lt;br /&gt;Perdeler çekip,ışıklar söndürüp&lt;br /&gt;oturup yatağın içinde bir başımıza&lt;br /&gt;Sorgulamak kendimizi&lt;br /&gt;Öğrenmek ikimizin anadilini,ikinci belleğimizi&lt;br /&gt;Öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini&lt;br /&gt;Bu aynanın dehlizlerinde gezinirken görürüz&lt;br /&gt;Karanlık günlerimizin kenar süslerini&lt;br /&gt;Biterken yılın son günleri&lt;br /&gt;Biliyoruz takvimler belirlemez değişimin mevsimlerini&lt;br /&gt;Gençlik ikindilerini&lt;br /&gt;Kargınmış bir çocuktuk büyüdüğümüzden beri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yıl daha bitiyor&lt;br /&gt;Düşlerim ,tasalarım,yarım kalmış onca şey&lt;br /&gt;Her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden&lt;br /&gt;Bana mı öyle geliyor&lt;br /&gt;Yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman&lt;br /&gt;İnsan yaşlanırken?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırdım mı incittim mi birilerini?&lt;br /&gt;Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.&lt;br /&gt;Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?&lt;br /&gt;Yeniden düşünmeliyim&lt;br /&gt;Dostluklarımı, ilişkilerimi&lt;br /&gt;Çoğalttım mı eksiklerimi?&lt;br /&gt;Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı?&lt;br /&gt;Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?&lt;br /&gt;Borçlarımı ödedim mi?&lt;br /&gt;Doğru seçtim mi soruların fiillerini?&lt;br /&gt;Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,&lt;br /&gt;giysilerim ütülü, odam düzenli mi?&lt;br /&gt;Ödünç aldığım kitapları geri verdim mi?&lt;br /&gt;Geri verdim mi aldıklarımı:&lt;br /&gt;Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları&lt;br /&gt;Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?&lt;br /&gt;Yokladım mı duygularımı&lt;br /&gt;Hala sevebiliyor muyum insanları?&lt;br /&gt;Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma&lt;br /&gt;Ovmalı umutları&lt;br /&gt;Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan&lt;br /&gt;Hançer kıvamındaki o karamizah tadını&lt;br /&gt;Şimdi oturup uzun bir hasretlik mektubu yazmalıyım&lt;br /&gt;Sonra köşe başından bir demet çiçek alıp öyle başlamalıyım akşama&lt;br /&gt;Yeni bir yıla&lt;br /&gt;Ama nedense herşeyin tadı dağılıyor ağzımda&lt;br /&gt;Bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında&lt;br /&gt;Aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım&lt;br /&gt;Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar&lt;br /&gt;Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar&lt;br /&gt;Gece telefonları, ıssız konuşmalar&lt;br /&gt;Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler&lt;br /&gt;Bırakılmış mektuplar&lt;br /&gt;Ve yurdumun her karış toprağında tefrika edilen karanlık&lt;br /&gt;Ey hayatıma girenler ve çıkanlar&lt;br /&gt;Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey&lt;br /&gt;O kadar çok anlattım ki&lt;br /&gt;Kendime kaldım anlatmaktan...&lt;br /&gt;Bunaldım kendisiyle boğuşmasını&lt;br /&gt;Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan&lt;br /&gt;Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,&lt;br /&gt;Ofset duyarlılıklardan&lt;br /&gt;Kaç zamandır bir ermiş dinginliği havalandırıyor dizelerime&lt;br /&gt;açılan pencereleri,&lt;br /&gt;Durup bakıyorum akşam sularında zaman kavramlarına,&lt;br /&gt;Zamanı düşünüyorum;koyuluyorum&lt;br /&gt;Anlamını yitiriyor "şimdiki zaman"ın boşyüceliği,tarihin unutkan&lt;br /&gt;sayfalarındaki mürekkep lekeleri&lt;br /&gt;İşimin başına dönüyorum içimde ıssız bir gönül erinci&lt;br /&gt;Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum&lt;br /&gt;"içtenliğin" yada "dünya görüşünün" kirletmediği&lt;br /&gt;Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahları açık penceremin soluduğu kent&lt;br /&gt;Nabzında yüzyılın dağınık sancısı&lt;br /&gt;Dumanı üzerinde tüten yıkıntılar&lt;br /&gt;Hangi anlamı kuşanabilir şimdi yeni bir yıl&lt;br /&gt;Umutsuzluk sözlüğünden karşılıklar aranırken hayata&lt;br /&gt;Hangi söküğünü dikebilir bu yaralı kuşak&lt;br /&gt;Hangi yüreğe öğretilebilir unutmak!&lt;br /&gt;Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları&lt;br /&gt;Vitrin camlarına yansıyan yüzlerde&lt;br /&gt;Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar&lt;br /&gt;Hala bir umut var mıdır&lt;br /&gt;Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MURATHAN MUNGAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-9118322099232332460?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/bir-yln-son-gunleri.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzzLx19rKkI/AAAAAAAAFRQ/c3Sxhc6EA7o/s72-c/yeni_yil2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-3333324470785067377</guid><pubDate>Tue, 29 Dec 2009 07:46:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-30T00:47:41.608+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yazı</category><title>Bazan Öyle Bir Yazı Yazmalıyım Ki...</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Szmz3moGdoI/AAAAAAAAFRI/7wYefEzMu2k/s1600-h/kelime7xnoj3yd5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420561394360022658" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Szmz3moGdoI/AAAAAAAAFRI/7wYefEzMu2k/s400/kelime7xnoj3yd5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bazan şahane bir yazı yazmalıyım... Şahane... Şöyle fiyakalı olmalı... Öyle ki, Rüzgar Gibi Geçti filmindeki Clark Gable misali, bakışlarıyla okura caka satmalı. Bazan okundukça her kelimesinden şakır şakır muhabbet akmalı. Kimi zaman yazım "Bir insanı sevmekle başlar her şey" cümlesi ile başlamalı da bu cümle okuyana Sait Faik'i anımsatmalı. Ya da belki yazdığım yazı Müjde Ar'ın İsmet, Ayşen Gruda'nın Fikret rolünde oynadığı Gülen Gözler'in komikliğinde olmalı. Evet… Evet… Komik olmalı yazım, komik... Okuyanı kahkahadan yerden yere atmalı. Ya da ne bileyim, kimi zaman Neşeli Günler filmindeki Adile Naşit ve Münir Özkul'un o muazzam inatçılıklarını hatırlatmalı... Okuyanı dudak kenarından hafiften gülümsetmeli. Durun, durun! Bazan öyle bir yazı yazmalıyım ki, denize düşen taş gibi "tııpp!" diye ses çıkartmalı. Taşın suyun yüzeyini halka halka dalgalandırması gibi, yazdığım yazı kimi zaman okuyanın yüreğini hafiften dalgalandırmalı. Ya da öyle bir yazı yazabilsem ki keşke, okuyanı çarpsa, silkelese, darmandağın etse. Yok yok... Olmaz... Ilık ılık damlamalı kelimeler... Yumuşacık damlalar halinde gönülden gönüle akmalı. Kimi zaman yazım okundukça gökyüzü öyle yakın hissedilmeli ki, hani bilirsin ya sanki elini uzatsan dokunacakmışsın gibi. Bazan kelimelerim efsunlu olmalı efsunlu... Gizemli ve sıradışı olmalı belki. Okuyanı tılsımıyla büyülemeli. Bazan yazım öyle bir sus pus etmeli ki okuyanı, okurun beyninin içinde çıt çıkmamasını becerebilmeli. Yazıma tam manasıyla odaklansın diye, işitme organının kapılarını sıkıca kilitlemeli. Hatta kilidi mühürlemeli belki. Ahh! O harfler, heceler, kelimeler, cümleler ve hatta noktalamayı sağlayan işaretler... Kimi zaman öyle bir düzende yan yana gelmeli ki, yazı ile okurun gönlü arasında bir köprü oluşturmalı. Bazan yazılarım sevgiyle başlamalı, gizemli bir romantizmle devam etmeli. Sonunda latif bir kelime olan aşkla bitmeli sözgelimi. Ama mutlaka içine bir nebze hüzün katmalı. Bazan cümlelerim hakikatleri asla anlatmamalı. Tamamiyle hayal aleminin mecrasına akmalı. Akıldışı, ürpertici ve tekinsiz olmalı... Gökte dolunay varmışcasına, yazılarımı sırlı bir gece aydınlatmalı. Bazan bir gölge ben yazdıkça, ardımdan süratle ve sinsice kovalamalı... Bu haldeyken yazdığım kelimeler, peşinden bir atlı takip edercesine, okuyanı nefes nefese bırakmalı. Kimi zaman yazdığım yazı dizlerimin üzerine düşürebilmeli beni. Bu durumda yazdığım cümlelerimi okuyan biri, göğsünü döve döve, çığlık çığlığa bağırabilmeli. Kimi zaman öyle dokunaklı yazılar yazabilmeliyim ki, okuyanı hıçkıra hıçkıra ağlatabilmeli. Acaba mümkün olur mu ki? Yazabilir miyim öyle etkilisini? Öyle bir yazı yazabilmeliyim ki sözgelimi… Yazımı okuyan “Bir gün bu yazıyı okudum ve bütün hayatım değişti,” diyebilmeli! &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-3333324470785067377?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/bazan-oyle-bir-yaz-yazmalym-ki.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Szmz3moGdoI/AAAAAAAAFRI/7wYefEzMu2k/s72-c/kelime7xnoj3yd5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-831370899743172985</guid><pubDate>Sat, 26 Dec 2009 19:13:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-29T16:37:12.215+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>çocuk</category><title>Oğlan Bizim Kız Bizim...</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZrexBZjjI/AAAAAAAAFPQ/WWZD2y9iu-I/s1600-h/ni%25C5%259Fan%2Bdavetiyemiz.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419637377886424626" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 290px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZrexBZjjI/AAAAAAAAFPQ/WWZD2y9iu-I/s400/ni%25C5%259Fan%2Bdavetiyemiz.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;Selamlar,&lt;br /&gt;Sizlere artık mutlu, huzurlu ve nişanlı bir kişi olarak bir mail daha atmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Gelemeyen sevgili dostlarıma da biraz anlatayım... Herşey harika geçti İzmir'de, çok güzel ağırlandık, çok güzel eğlendik. Uçaklarımız da hep zamanında kalktı şansımıza. Laleler aldım nişanlıma Amsterdam'dan rengarenk, elimizde çiçekler ve çikolatalar'la Seda'lara vardik:) &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZh8ThQdWI/AAAAAAAAFO4/Bo_3SbBEyr8/s1600-h/1+002.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419626890246780258" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 350px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZh8ThQdWI/AAAAAAAAFO4/Bo_3SbBEyr8/s400/1+002.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Öncelikle sözden başlamak gerekirse herkese cok teşekkür etmek istiyorum emegi gecen öncelikle anneme ve babama, varlikları, plan ve programları, incelikli ve esprili konusmalari ve bu heyecan dolu günümde yanımda oldukları bu mutlulugu Seda ve benimle paylastiklari icin.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sonra diğer bütün akrabalarıma, nişan konuşmamızı yapan dayıma, bizden dualarını eksik etmeyen Reyhan yengeme, hos sohbeti ile ortami tatlandıran Tuğba teyzeme, bitanecik Saime halama ve Erkan enisteye, telefon melodisi ile babamin kız isteme konuşmasına cok güzel bir arka fon oluşturan Ayten Yengeme cok ama cok teşekkürler:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seda'cim cok güzeldi her zamanki gibi. Sözde de bir de rahattı ki sormayın, neşeli konuşmalarıyla, kahve siparişlerini toplayışıyla, misafirleriyle ilgilenişiyle:) Ama yine de cok stres vardi tabi benim üzerimde, ben pek konuşamadım, oturdum koltukta ellerim dizimde bağlı, rengim de biraz kırmızı.. Önce tuzlu kahvemi içtim afiyetle, inanın gayet güzeldi kahve tuzlu da, iyi oluyormuş tavsiye ederim icmeyen arkadaslara:) Sonra sıra geldi konusmaya, babam belagat sanatının en güzel örneklerinden birini sergiledi:) Sonra Saim Amcam'la Handan Teyzem uzunca bir süre birbirlerine danıştılar versek mi vermesek mi diye ben tabii cok korktum.. Sonunda razı geldiler sağolsunlar, onlara çok tesekkür eder, ellerinden öperim:) Tam rahatlıyordum derken cicianne dur daha ben vermedim kızı demez mi.. Hemen gittim dizinin dibine "siz hic merak etmeyin" dedim "cok mutlu olacagiz biz", o da razi geldi sonunda:)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzaLTn9GWfI/AAAAAAAAFQw/JG-o7zrMvVY/s1600-h/1+075.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419672370845997554" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzaLTn9GWfI/AAAAAAAAFQw/JG-o7zrMvVY/s400/1+075.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gerisi hoş sohbetle geçti, vakit nasil geçti anlamadım zaten.. Akşam Oya teyzem, Muammer amcam, Mualla Teyzem, Nejat Amcam, Nihal Teyzem, Saim Amcam, Nuray Teyzem ve Ahmet Amcam İzmir'e geldiler, ellerinde büyümüştüm her birinin, her birine çok teşekkür ediyorum bu özel gecemizde bizim yanımızda oldular, bizlere yeni baslayacağımız hayatımız icin desteklerini verdiler, bir yandan göbek attılar bir yandan tavsiyelerde bulundular:) Sizlerin de orada olmanız bizim icin cok önemli ve özeldi, her birinize ayrı ayrı teşekkür ederim.. Nişan da olağanüstü güzeldi, yunan esintili yemeklerimiz ve sirtaki müziklerimizle.. Biraz esintiliydi ama oynadıkça içimiz ısındı zaten:) Bizleri bu kadar güzel bir şekilde ağırlayan Saim Amcam ve Handan Teyzem'e, Eda ile Özer ve Emrah abiye ve diger bütün aile büyüklerine çok tesekkür ederim. Bir çoğuyla ilk kez tanışmama rağmen bizden desteklerini esirgemediler, ortamı bu kadar sıcak kıldılar, sağolsunlar varolsunlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu heyecan dolu macera pazar sabahi Reci's teki olaganüstü açik büfe kahvaltımızla mutlu bir sekilde son buldu.. Cok hayırlı bir iş için, çok güzel bir şekilde bir araya geldik, hem eglendik hem birbirimizi tanıdık. Benim icin cok özel bir süreçti, son bir kez daha herkese teşekkürler..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZr9yqJ6bI/AAAAAAAAFPg/zP_uo8TyCuE/s1600-h/IMG_0224.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yanımızda olamayan arkadaşlar, bu nişan icin Seda'cimla beraber hazırladığımız kitap ayracının resim halini ekte yolluyorum, umuyorum ki ayracın bizzat kendisini de en kısa zamanda sizlere verebiliriz.. Nisan resimlerimizi de en kısa zamanda sizlere ulaştırmak istiyoruz tabii ki..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzkyyU2XmTI/AAAAAAAAFRA/0nzgn6jw4Gk/s1600-h/IMG_0224.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420419466688698674" style="WIDTH: 230px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzkyyU2XmTI/AAAAAAAAFRA/0nzgn6jw4Gk/s320/IMG_0224.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir de bu özel günde yanımızda olamadılar ama varlıklarını hissettigimiz ailemizin en büyükleri var, Ali Dedem'e bizlere verdigi destek icin ayrıca teşekkur ederim umarim en kısa zamanda onun da elini öpmeye gidecegiz, Naime babaanne'nin elini öpmeye gittigimiz gibi.. Bu günlerimizi keşke görebilselerdi diye düşündüğümüz bizim için cok özel insanlar da var tabii ama hayat bu..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Velhasılı kelam biz Seda ile artık nişanlıyız:) Çok mutluyuz ve gururluyuz.. En kısa zamanda düğünümüzde hep beraber olmak dilegiyle hepinizi hasretle öpüyorum..&lt;br /&gt;HAKAN&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZr-BTSZoI/AAAAAAAAFPo/J_UwO3AN45E/s1600-h/IMG_0222.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419637914832365186" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZr-BTSZoI/AAAAAAAAFPo/J_UwO3AN45E/s400/IMG_0222.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Merhabalar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hakancım ağzına, ellerine sağlık çok güzel anlatmıssın yaşadığımız özel anları:) Ben de söz ve nişanımıza dair hislerimi sizlerle paylaşmak istiyorum..Sevgili nişanlım Hakan'ın Galata Köprüsünde 26.Eylül 2009 gecesi yaptığı sürpriz evlenmeye teklifi ile başladı söz&amp;amp;nişan maceramız..Uzun hummalı çalışmalar başladı ardından perde arkasında..Sıradan bir söz ve nişan değildi düşündüğümüz, bir iz bırakabilmekti gönüllerde, hatıralarda..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzaJwVmIUuI/AAAAAAAAFQg/eQYXOaL9sj8/s1600-h/1+016.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419670665110770402" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzaJwVmIUuI/AAAAAAAAFQg/eQYXOaL9sj8/s400/1+016.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Öncelikle söz&amp;amp;nişan tarihimizi canım ikizim Eda'nın oğlu Ali Deniz'in doğumuna denk getirmemeye özen gösterdik, Ali Deniz de sağolsun bize heyecanlı dakikalar yaşatmadı, uslu uslu kendi zamanını bekledi, hala da bekliyor, birkaç hafta icinde o da aramıza katılacak inşallah:)) İnce ince düşündük bütün ayrıntıları..Nerede nasıl yaparız nişanımızı, nasıl ağırlarız misafirlerimizi, ne giyeriz, benim elbisemin renginde Hakan'a kravat bulabilrimiyiz, bu güzel günün ardından ne veririz sevdiklerimize..Bir nişan davetiyesi hazırladık önce, siyah beyaz fotoğrafımız eşliğinde sevdiklerimizi davet etmek istedik..Bir yandan Canım Annem ve Babam Izmirde hazırlıklarını sürdürürken ben de organizasyonun diğer ayrıntıları ile ilgilendim..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzaIPQv5SII/AAAAAAAAFQY/UthqC5NWkJQ/s1600-h/1+134.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419668997362239618" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 216px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzaIPQv5SII/AAAAAAAAFQY/UthqC5NWkJQ/s320/1+134.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Misafirlerimiz Izmir'de güzel, rahat edecekleri bir yerde konaklasın (Karşıyaka Öğretmenevi), ulaşımlarında sıkıntı yaşamasın (Canım Babama, Canım Abime, ve Şoför Kerem'e teşekkürler), evimizde onları en iyi şekilde ağırlayalım (Canım Anneme, Gülden Teyzecime, Figen Teyzecime, Filizime sonsuz teşekkürler), nişanımızı özel bir yerde yapalım (Sardunaki Restaurant), kahvaltımızı (Reci's Cafe) hoş sohbetler ve tatlar ile süsleyelim istedik. En sonunda nişanımıza özel bir de hatıra verelim dedik, sevdiklerimiz kullandıklarında sıcak bir tebessümle bizi hatırlasınlar..Bu sebeple aklıma kitap ayracı hazırlamak geldi:) Hakancım'ın özenli tasarımı, canım dostum Filiz'in, ev arkadasım Nez'in destegi ile "Seda ve Hakan destanı"nın evliliğe giden yolda atacakları ilk adımı fermanla duyuralım istedik, ufak çaplı da bir fotoroman hazırladık evlenme teklifi gecesinden karelerimizle..İyi günlerde kullanmanız ve kitap okurken mola verdiginizde bizleri hatırlamanız dileğiyle:))&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZq7uFDfnI/AAAAAAAAFPI/jZC4lLU4uoE/s1600-h/NisanKitapAyraci.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419636775801028210" style="WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZq7uFDfnI/AAAAAAAAFPI/jZC4lLU4uoE/s400/NisanKitapAyraci.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu vesileyle sevgili Filizim, bu süreçte hep yanımda olduğun ve candan desteğin için çok teşekkür ederim! Söz, nişan ve kahvaltıda yaşadıklarımıza dair Hakan, Eda ve Filiz neredeyse herşeyi söylemişler zaten, bana fazla birşey kalmamış..Hakanın getirdiği harika laleler ve çikolata, Vildan Teyzem ve Sadettin Amcamın seçtiği eşsiz kırmızı güller, (adını hatırlamadığım) çok özel çiçekler, çikolatalar ve hediyeler, benim kahve siparişlerini almam, babamın kahvesini en son getirmem, Hakancımın kahvesine bir tutam tuz koymam, Hakanın hic naz etmeden bir dikişte kahveyi içişi, Sadettin Amcamın beni babamdan isteyisi, Hakan'ın gergin bekleyişi, babamla annemin aralarında konuşmaları ve olur demeleri, ardından Hakan'ın yerinden fırlayıp büyük bir sevinçle babamın elini öpmesi, bütün bu heyecalı dakikalari sevgili Cihan'ın ve Filiz'in an be an görüntülemesi, ciciannemin duygu yüklü konuşması, Özer'in Hasan'ı oynadıkları araba oyunlarıyla zapt edişi, aileler arası karşılıklı iyi niyetlerin ve tebriklerin iletilmesi, fotografların cekilmesi, ardından yediğimiz yemekler, ve tabii ki nişan yüzüklerimizi de Orhan dayımızın güzel konuşması eşliğinde takışımız, hepsi harikaydı..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZosvv429I/AAAAAAAAFPA/wZ3ASGwYHeU/s1600-h/1+096.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzhVygPMfUI/AAAAAAAAFQ4/f5Gzv_JhcrY/s1600-h/DSC_0341.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420176477675879746" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzhVygPMfUI/AAAAAAAAFQ4/f5Gzv_JhcrY/s400/DSC_0341.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzaLTn9GWfI/AAAAAAAAFQw/JG-o7zrMvVY/s1600-h/1+075.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nişanımız ve kahvaltımız da bizlere sonradan katılan akrabalarımız ve sevdiklerimizle bir bu kadar güzel geçti.. Başından sonuna kadar çok heyecanlandığımı ve keyif aldığımı, mutluluktan ayaklarımın yerden kesildiğini söylemek istiyorum..neredeyse 4 senelik arkadaşlığımızın ardından söz ve nişanımızı en sevdiklerimizle birlikte kutlamak benim için büyük mutluluk ve onurdu:)) İsmini burada sayamadığım bütün aile bireylerimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum! Bütün bu süreçte umarım ki sizler de bizler kadar mutlu olmuşsunuzdur...Artık kocaman ve sevgi dolu bir ailemiz oldu! Bu güzel ve özel günümüze katılan ailelerimize ve bütün sevdiklerimize tekrar çok teşekkür ediyorum, sefalar getirdiniz, iyi ki varsınız! Bizimle birlikte olamayan sevgili aile büyüklerimiz Ali Dede'ye (haftaya elinizi öpmeye geliyoruz) ve Babaanneme, tebriklerini ileten sevgili akrabalarımıza ve çok sevgili dostlarımıza en içten dileklerimi ve sevgilerimi gönderiyorum..Ve son olarak tabii ki çok sevdiğim nişanlım, yakışıklı Hakancım'a herşey için çok teşekkür ediyorum! Sizlere düğünümüzde de daha nice sürprizler yapacağız, ve umuyorum hep birlikte çok eğleneceğiz ve mutluluğumuza mutluluk katacağız! En kısa zamanda görüşmek dileğiyle..&lt;/div&gt;SEDA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzaLTeunf2I/AAAAAAAAFQo/kTe-oUMsiRc/s1600-h/1+156.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419672368369336162" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 219px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzaLTeunf2I/AAAAAAAAFQo/kTe-oUMsiRc/s400/1+156.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;NOT : Bu son fotoğraf mı ne? "Damat Kurabiyesi" tabi.. İzmir'den İzmit'e dönerlerken, kız tarafından, erkek tarafının ellerine verildi.. Geleneklere uymak ne şahane değil mi:) Oğlan bizim.. Kız bizim... Yaşasın! Hep birlikte sevinelim mi? Şu güzelim yazıların altına ben niye not yazıyorum şimdi peki? Sahi... Şey.. Ben diyecektim ki... &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Maşallah demeyi unutmayın, e mi:))) Sevgiler, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;- blog sahibi-&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-831370899743172985?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/yakskl-damattan-bir-nisan-hikayesi.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZrexBZjjI/AAAAAAAAFPQ/WWZD2y9iu-I/s72-c/ni%25C5%259Fan%2Bdavetiyemiz.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>17</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-5427833431725448689</guid><pubDate>Sat, 26 Dec 2009 18:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-26T21:12:27.371+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><title>Kardeşe Özel Teşekkür...</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZewoYgmOI/AAAAAAAAFOo/Qd-4agpOSQ0/s1600-h/1+042.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419623391153920226" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 231px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZewoYgmOI/AAAAAAAAFOo/Qd-4agpOSQ0/s400/1+042.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sevgili Büyüklerim ve Dostlarım,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihan'i sizlere ayrıca yazmak istedim. Kendisi için apayrı bir yazıyı hakeden, benim birtanecik, canım kardeşime huzurlarınızda ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Beni bu süreçte en çok rahatlatan o oldu, bana oda arkadaşlığı yaptı, telkinleriyle beni rahatlatti, her anımızı kamerasıyla ölümsüzleştirdi... Bizler için ilk kez bir takım elbisenin icine bile girdi:) Canım kardesim seni çok seviyorum! Arkamda senin gibi bir dost, senin gibi bir destek olduğunu bilmek inan benim icin cok özel. Ekte Seda ve benimle birlikte bu yakışıklı can arkadaşımı sizlere yolluyorum.. Altta da kardeşim ve ben :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiler,&lt;br /&gt;Hakan&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZfhSaPF0I/AAAAAAAAFOw/ELs-bUPJIIY/s1600-h/1+157.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419624227069171522" style="WIDTH: 244px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZfhSaPF0I/AAAAAAAAFOw/ELs-bUPJIIY/s400/1+157.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-5427833431725448689?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/kardese-ozel-tesekkur.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzZewoYgmOI/AAAAAAAAFOo/Qd-4agpOSQ0/s72-c/1+042.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-7836762982723673180</guid><pubDate>Fri, 25 Dec 2009 22:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-26T01:30:54.218+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>müzik</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>türkü</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>türkücü</category><title>Eee! Olcek İş Vaaa, Olmicek İş Vaaa Akıdeş...</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzVH8v6c_DI/AAAAAAAAFOI/Fes-opTIRCk/s1600-h/Kadin-Saz-calan-kiz-S-Sureyya__13956862_0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419316835589618738" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 242px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzVH8v6c_DI/AAAAAAAAFOI/Fes-opTIRCk/s320/Kadin-Saz-calan-kiz-S-Sureyya__13956862_0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ben var ya... İnanmayacaksınız ama... Bir türkünün nakaratını çalabiliyorum artık bağlamamla... "Maçka yolları taşlı, Geliyor kalem kaşlı, Ne oldu sana yarim, Böyle gözlerin yaşlı" Evet.. İşte bu türküyü çalabilmem mümkün mü, ikinci kez gittiğim bağlama kursunda? Şaşırdım vallahi! Hoca notaları yazdı tahtaya. Kursa bağlamamızla gelmemizi istemişti bu hafta. Beş notanın yerlerini gösterdi. Parmaklarla vurmuyorsunuz da bağlamanın tellerine, gitar ya da mandolin çalarken kullanılır ya pena.. Plastik olur hani...Onun daha ince ve uzunu... Mızrap deniyor ya da tezene deniyor bağlamada kullanılanına. Tezeneyle bir vurdum bağlamanın tellerine... Re re- re re - re re - do si - do si - la la la / Önce yavaş yavaş çaldık tabi.. Defalarca tekrarladık. Sonra ... do si - do si - la sol - re re/ do si - do si - la la la... notalarını çalmaya başladık. Defalarca çalıp da ritm hızlanınca... O kadar tanıdık geldi ki melodi kulağıma! Kendimi tutamayıp, "Heyyy! Bu Maçka yolları taşlı türküsü değil mi?" diye bağırmışım. "Eveeet!" dedi hoca... Güldü. " Bildiniz... Haftaya bize kek getireceksiniz!" İlk derste demiştim ki: "Hocam, bana nota falan öğretmeyin. Bir şarkı öğretin yeter. Bu yaştan sonra nota işine hiiççç girmeyeyim." Hoca da "İlk parçayı öğrendiğinizde kek getireceksiniz bize, tamam mı?" demişti. Kendimden umutsuzum ya, " jet getireceksiniz" deseydi bile kabul ederdim. Şimdi daha ikinci derste Maçka yollarını çalmaya başlatınca, kuş olup kanatlanacaktım valla!.. " Tamam!" dedim. "Söz! Hem haftaya bu parçayı solo çalacağım, hem de benim kardeşe rica edeceğim. Size kardeşin yapacağı Issız Adam kekinden getireceğim!" Baktılar şaşkın şaşkın tabi suratıma... Issız Adam kekini duyduklarında... Ne diyeceğimi bilemedim. Dedim ki " Benim kardeş çok güzel yapar da, Issız Adam kekini! "Mahçup oldum biraz tabi.. Sonra döndüm benim Gönül'e... Daha önce söylemiş miydim? Benim bağlamamın adı Gönül'dür. &lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzVFT0ulByI/AAAAAAAAFOA/VHiFE4QWQVU/s1600-h/1_80.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419313933484099362" style="WIDTH: 302px; CURSOR: hand; HEIGHT: 290px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzVFT0ulByI/AAAAAAAAFOA/VHiFE4QWQVU/s320/1_80.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tam o anda, aklıma değerli Türk Halk Müziği Sanatçısı Özay Gönlüm gelmesin mi? Sanıyorum 2000 de rahmetli olmuştu. Ege Bölgesi'nden türküler söylerdi. Denizli yöresinden özellikle... Hem o bölgenin şivesiyle konuşur, tiyatral yeteneğiyle küçük öyküler anlatır, hem de türküler söylerdi. Şimdi Özay Gönlüm deyince "Çil Horoz" ve "Çöz de al Mıstıvali çöz de al " türklerinin ezgileri kulağımda tınladı vallahi. Aaa! Bir de "Tepsi de tepsi fındıklar, Ayşe de Veli Aga'yı gıdıklar"türküsünü söyleyişini hatırladım...Ne keyifti onu seyretmek ve dinlemek!.. Üçlü bir sazı vardı. "Yaren" di sazının adı. Radyo ve televizyonda yayınlanan 'Nineden Mektuplar' tiplemesiyle çok meşhur olmuştu o zamanlar. Bakın sözgelimi şöyle anlatırdı nineden gelen bir mektubu: " Ey benim umudumun kandili, gözyaşımın mendili, dağdan bağdan aşırmadığım, dilden gönülden düşürmediğim, türküylen yörüttüğüm duaylan böyüttüğüm, kardan kıştan kayırdığım, bazlamaylan doyurduğum, tarlada toprağım, ağaçta yaprağım, bi tenem yavrımmmm benim! Nassın bakem eyi misin?Ben ninenden sorarsan şükürler ırabbıma iyiyim, senden başka heç bi tasam yok. Yavrım köyün içinde negada havadisler varsa hepiciğini yazın deyyon. Mıgırdıcın Şaban oğlan, Yalınayak Fadimenin Iramazan, Fıtık Osmanın Murat, askerliğimiz yetti günümüz bitti deye geldiler gari köye.. maşşalah bi olmuşlar gahpanalılar&lt;a title="(bkz: kahpe analı)" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kahpe+anal%c4%b1"&gt;*&lt;/a&gt; maydanoz gibi gittiler durp gibi geldiler. " Ne güzel değil mi? Nur içinde yatsın! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Eğildim benim Gönül'ün kulağına... Özay Gönlüm'ün şivesine benzeterek dedim ki usulca: ""Eeee! Olcek iş vaaa... Olmicek iş vaaa akıdeş... Benim bağlama çalma işim olceeek galbaaa!" &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-7836762982723673180?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/ben-var-ya.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzVH8v6c_DI/AAAAAAAAFOI/Fes-opTIRCk/s72-c/Kadin-Saz-calan-kiz-S-Sureyya__13956862_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-6950743563843407179</guid><pubDate>Thu, 24 Dec 2009 20:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-25T01:43:33.430+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yazar</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yemek</category><title>Gene İnce Ayarlı Yemek Mevzuları...</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzP2WILXETI/AAAAAAAAFNY/cqXnbqL-FKg/s1600-h/refikhalitkaray.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418945636669526322" style="WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzP2WILXETI/AAAAAAAAFNY/cqXnbqL-FKg/s320/refikhalitkaray.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Refik Halit Karay’ın yemekler üzerine bir yazısını okumuştum. Önce Fransız yemeklerindeki münasebetsiz yemek adlarını sıralıyordu. Mesela “rop döşarmbr giymiş patates”i örnek veriyordu. Galiba bir de “kanepe üzerinde öküz kuyruğu” diye bir yemek ismi söylüyordu. Daha pek çok örnek veriyordu  vermesine ama benim şimdi yazabildiklerim maalesef sadece bunlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzP292r61bI/AAAAAAAAFNg/C3CPZ0oQ0ws/s1600-h/karniyarik.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418946319169017266" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzP292r61bI/AAAAAAAAFNg/C3CPZ0oQ0ws/s200/karniyarik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sonra bizimkilere geçiyordu. Mesela “dünyada “imam bayıldı” dan daha tuhaf bir yemek adı bulunabilir mi?” diye soruyordu. “Karnıyarık” ameliyat masasını veya Abanoz Sokağı’nda işlenmiş bir cinayeti hatırlatarak tiksindirmiyor muydu? Yazar, “dolma” yı da beğenmiyor, lüzumundan fazla tıkız ve kaba buluyordu. Birtakım tatlı ve tuzlu yemek isimlerinin çirkin yaratılmış uzuvlara benzetmeyi berbat buluyordu. Mesela iri, fırlak gözler “lokma”, ninenin beyaz fakat bumburuşuk teni “sütlü muhallebi” dendiği gibi, “ilik gibi kız”, “pelte gibi oldum” denmiyor muydu?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzP2-ONH4II/AAAAAAAAFNo/tag7XRYfmfs/s1600-h/keskul11.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418946325482299522" style="WIDTH: 150px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzP2-ONH4II/AAAAAAAAFNo/tag7XRYfmfs/s200/keskul11.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Söylerken hazetmediği birkaç isim daha vardı: Tarator, plaki, silkme, turşu… Turşu sözünden hoşlanmamasının sebebi, terlemiş, yorgun birinin “turşuya döndüm” demesinden ileri geliyordu. Mesla “keşkül” adı ise büyük yazara, sadece tatlıyı değil haklı olarak dilenci yada dervişin elinde tuttuğu kaseyi hatırlatıyordu. Tamam… Benim abone olduğum bir tasavvuf dergisi var. Keşkül’dür adı. Üç ayda bir çıkar. İçinde tasavvufla ilgili şahane yazılar yazar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzP3V8eRISI/AAAAAAAAFNw/4I65lf4vebY/s1600-h/how-to-bake-pumpkin-seeds-1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418946733039231266" style="WIDTH: 169px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzP3V8eRISI/AAAAAAAAFNw/4I65lf4vebY/s200/how-to-bake-pumpkin-seeds-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Fransızlar’da isim karışıklığı ya da acayipliğinden daha kötüsü yokmuş. O lisanda yemek ve yiyecek adlarından bir kısmı ağır tahkir kelimeleri ve şiddetli küfür sayılırmış. Birine “midye, istiridye, kavun, sucuk” diyemezmişiz. Bizde de “balkabağı” nın başındaki “bal” a rağmen haksızcasına hakaret anlamına gelmiyor muydu? Sahiden… "Şu ahmağın söylediği lafa bak!" yerine, bizde de “Laf söyledi balkabağı!” denmiyor muydu?&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzP3_wBswJI/AAAAAAAAFN4/ReAqDzaTX2Y/s1600-h/sahindenin-karpuz-sevgisi-2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418947451252686994" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 157px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzP3_wBswJI/AAAAAAAAFN4/ReAqDzaTX2Y/s200/sahindenin-karpuz-sevgisi-2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yazar, açgözlü ve obur adamdan tiksiniyor, benim de sinir olduğum gibi, iştahsız yahut yemek zevkinden mahrum olanından hiç hazzetmiyordu. Böyleleriyle aynı sofraya rastlayınca keyfinin kaçtığından söz ediyordu. Obura gözü ilişince az yemeğe, iştahsıza bakınca da çok atıştırmaya başladığından bahsediyordu. Asıl kötüsü, özene bezene, mükemmel surette yapılmış bir yemek konusunda ev sahibine bir şey söylemeyenlerdi tabi... İnsan " pilav da cidden nefis olmuş!" gibi bir şey nasıl söylemez? Hafif bir tenkit bile susmaktan daha iyi değil midir? "Azıcık yağlı olmuş ama pek lezzetli!" kabilinden bir söz söylense mesela... Böylece evsahibi "inşaallah, bir dahaki sefere" der. Misafir o suretle ikinci bir daveti temin eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İyi yemek her bakımdan, bütün hisleri memnun bırakıcı bir şenlik olmalıdır. Yiyene neşe, huzur, saadet vermelidir. Şimdi o inceliklerden anlayan kim? Haklı vallahi.. Kim? Kim?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-6950743563843407179?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/gene-ince-ayarl-yemek-mevzular.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzP2WILXETI/AAAAAAAAFNY/cqXnbqL-FKg/s72-c/refikhalitkaray.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>9</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-7157890449504801233</guid><pubDate>Wed, 23 Dec 2009 20:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-24T23:11:01.296+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yazar</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>karikatür</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>roman</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>çizgi roman</category><title>Ben Adres Özürlü Biriyim! Acaba O Nedenle mi Topal Ali'yi İyi Bilirim?</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzKyedovFUI/AAAAAAAAFMA/I3ci8J8flUk/s1600-h/x.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418589538101433666" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzKyedovFUI/AAAAAAAAFMA/I3ci8J8flUk/s320/x.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Ben var ya, işte buraya yazıyorum. Şifa bulmaz adres özürlü biriyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yooo, itiraz etmeyin. Zerafet gösterip, "Yok canım, estağfurullah, daha neler?"demeyin. Biliyorum kendimi. Evet, öyleyim! Tamam. Bugün yeni bir müşterinin işyerine gidecektim. Tamam olabilir. Belki yeni bir yeri bulmakta güçlük çekebilirim. Lakin bırakın yeni bir adresi bulmayı tekrar tekrar gittiğim yollarda bile kaybolabilirim. Okadar adres özürlü biriyim ki, anlatamam yani! Bu gün elimdeki kolaycacık adrese gidebilmek için, ne mücadeleler verdim!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzKxsKG5MHI/AAAAAAAAFLw/5WBoJRNw5q4/s1600-h/r7obit.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418588673865756786" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 237px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzKxsKG5MHI/AAAAAAAAFLw/5WBoJRNw5q4/s320/r7obit.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şöyle biraz daha açıklık getireyim. Benimle İstanbul'a diye yola çıkan biri, kendini Edirne'de bulabilir yani öyle diyeyim! Aslında tabelaları takip ederim. Ama hani bazen tabela olur.. olur... olur yollarda da... Esas yol ayrımlarında gerekmez mi tabela Allahaşkına? Gerekir tabi. Tam üç yol ağzına geldiğimde falan, nedense birden tabela yok olur ya.. Ne yapılır bu durumda? Yüreğin sesi dinlenir ya da yüreğin götürdüğü yere gidilir, öyle değil mi? Tamam. Ben de durur bakarım yollara... Dinlerim yüreğimin sesini şöylee. Sonra yüreğimin götürdüğü yere giderim. Yüreğimin götürdüğü yere giderim gitmesine de, yüreğim beni ya çıkmaz bir sokağa sokar. Duvara toslayabilirim. Ya da doğru yolu bulabilmek için geri geri gitmem gerekebilir. İnanılmaz şey valla! Dinlersem yüreğimi, beni genelde yanlış yola götürür..&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzKxsjutwMI/AAAAAAAAFL4/m4QfAAFQOYg/s1600-h/%25C4%25B0nce_Memed_I.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418588680743665858" style="WIDTH: 216px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzKxsjutwMI/AAAAAAAAFL4/m4QfAAFQOYg/s320/%25C4%25B0nce_Memed_I.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;İşte böyle durumlarda aklıma hep Topal Ali gelir. Topal Ali de mi kim? Aşkolsun? Peki İnce Memed desem, gene de bilinmez mi acaba? Çukurova desem...Toroslar desem..Değirmenoluk köyü desem... Hani küçük yaşta yetim kalmıştır da İnce Memed, annesiyle birlikte köyde yaşamaktadır. Zalim Abdi Ağa köylerinin sahibidir hani... Ağanın kanunları geçerlidir. Köyden dışarı çıkmak kesinlikle yasaktır. İnce Memed Abdi Ağa'nın tarlasını sürer. Köle gibi çalışırlar. Buna rağmen hem kendisi, hem annesi eziyet görür ve sürekli dayak yer Abdi Ağa'dan. Hani Memed kaçar köyden de, sonra da maalesef yakalanır. &lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzMQdwSnlTI/AAAAAAAAFMY/ve5x51iIO0M/s1600-h/incememed_t_01.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418692880022082866" style="WIDTH: 125px; CURSOR: hand; HEIGHT: 175px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzMQdwSnlTI/AAAAAAAAFMY/ve5x51iIO0M/s320/incememed_t_01.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir kaç yıl sonra sevdiği kız Hatçe'nin, Abdi Ağa'nın yeğeni ile evlendirileceğini duyunca, bu kez Hatçe'yle kaçarlar.. Abdi Ağa köpürür tabi.. Nasıl bulacaklar İnce Memed ile Hatçe'nin izini? İşte burada karşımıza Topal Ali çıkar. Topal Ali izciliği ile ün yapmıştır ve lakabından anlaşılacağı üzere bir ayağı topaldır. Benim gibi elindeki adresi bulmakta zorlanmak ne demek, taşların, kayaların üzerinde hiç iz görünür mü? Görünmez. Topal Ali, kayalardan iz süre süre geyiğin otladığı yere kadar götürür. Öyle becerikli biridir. &lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzMQdHSB1VI/AAAAAAAAFMI/vVNfylhFtwY/s1600-h/incememed_02_t.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418692869013755218" style="WIDTH: 125px; CURSOR: hand; HEIGHT: 114px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzMQdHSB1VI/AAAAAAAAFMI/vVNfylhFtwY/s320/incememed_02_t.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;İz sürmeye acayip zaafı vardır. Kendisine iyi adam desinler, Topal gibi adam yok desinler aldırmaz. "Topal gibi izci bulunmaz" dediler mi, önüne artık kimse geçemez. Aslında gerçekten iyi bir adamdır Topal Ali... Kaçak sevdalılara yüreği parçalanır ya, iz sürmemek elinden gelmez. Öleceğini bilse iz sürer, bu durumunun bir türlü önüne geçemez. Abdi Ağa'nın emri ile İnce Memed ile Hatçe'nin izini sürecektir sürmesine ama önce epeyce bir mücadele edecektir kendisiyle. Esas izi görmek, bulmak istemeyecektir. Sonra Hatçe'lerin evininin önünde İnce Memed'in çarığının izini farkeder.İçindeki iz sürme zaafı dürter onu. Kayalara doğru götürür insanları. Kayaların arasında azıcık bir toprak parçası görür. Toprakta üç tane sarı çiçek açmıştır. Sarı çiçekler parlamaktadırlar. Sarı çiçeğin bir tanesi yan yatmıştır. Ali onu arkadaşlarına gösterir ve kaçakların kesinlikle buradan geçtiklerini söyler. Artık ormana doğru izler apaşikardır. Sonrasını anlatmayayım. Topal Ali iz süre süre aşıkların yanına ulaşır. Sonra ne mi olur? Merak eden kitabı alır ve okur. &lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzMQdnbJl5I/AAAAAAAAFMQ/pKaDRhPkJl8/s1600-h/incememed_05_t.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418692877641947026" style="WIDTH: 125px; CURSOR: hand; HEIGHT: 95px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzMQdnbJl5I/AAAAAAAAFMQ/pKaDRhPkJl8/s320/incememed_05_t.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türk Edebiyatının en önemli romanlarından biri, Yaşar Kemal'in İnce Memed'i mutlaka okunmalıdır. Benim diyeceğim odur ki, Topal Ali gözle zor anlaşılacak izleri süre süre, her aradığını bulabiliyor da, ben elimdeki ayan beyan adres bilgilerimle neden aradığım yeri bulamıyorum ya da bulmakta zorlanıyorum? Topal Ali için kurnazlığı ve zekası ile öne çıkar derler. Anladım. Demek ki ben kurnaz ve zeki biri değilim. Hımm! Adres özürlü biriyim. Ayrıca saftoriğin tekiyim. Çıkmaz sokaklarda dolandıkça hiç sinirlenmem de "Aaa! İyi ki kaybolmuşum... Ben bu yerleri başka nasıl görebilirdim?" bile derim:)&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzMTahd0lcI/AAAAAAAAFNQ/28RNJIkQEzI/s1600-h/090506-SEZG%25C4%25B0NBURAK.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418696123037816258" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 231px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzMTahd0lcI/AAAAAAAAFNQ/28RNJIkQEzI/s320/090506-SEZG%25C4%25B0NBURAK.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Segin Burak Yaşar Kemal'in şahaseri İnce Mehmed'i resimlemiş. Kitabı resimlemeden önce Toroslar'da ve Çukurova'da adım adım dolaşmış. &lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzMSW9JF2YI/AAAAAAAAFNA/hOYLHd0HN4Q/s1600-h/incememed_07_t.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418694962235955586" style="WIDTH: 125px; CURSOR: hand; HEIGHT: 100px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzMSW9JF2YI/AAAAAAAAFNA/hOYLHd0HN4Q/s400/incememed_07_t.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzMSXN8phgI/AAAAAAAAFNI/G7C5wxmezo8/s1600-h/incememed_06_t.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418694966747170306" style="WIDTH: 125px; CURSOR: hand; HEIGHT: 104px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzMSXN8phgI/AAAAAAAAFNI/G7C5wxmezo8/s400/incememed_06_t.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzMSWr1YO0I/AAAAAAAAFM4/qWpfPc6C2hE/s1600-h/incememed_03_t.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418694957589871426" style="WIDTH: 125px; CURSOR: hand; HEIGHT: 100px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzMSWr1YO0I/AAAAAAAAFM4/qWpfPc6C2hE/s400/incememed_03_t.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;İnce Memed 1967 yılında, Sezgin Burak'ın çizimleriyle Cunhuriyet Gazetesi'nde yayınlanmaya başlamış. Son zamanlarda pek moda olan, ünlü klasik romanların çizgiroman formuna sokulmasını, Sezgin Burak bundan 40 yıl önce zaten yapmış. Fakir Baykurt'un eseri Yılanların Öcü, gene Yaşar Kemal'in Ağrı Dağı Efsanesi, Yusuf Karataylı'nın Alageğik adlı eserleri Sezgin Burak tarafından çizgi roman haline getirilip, gazetede yayınlanmış. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-7157890449504801233?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/ben-adres-ozurlu-biriyim.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzKyedovFUI/AAAAAAAAFMA/I3ci8J8flUk/s72-c/x.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-7611245071726243713</guid><pubDate>Tue, 22 Dec 2009 20:19:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-23T22:55:08.061+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>deneme</category><title>"Kızmak" la İlgili Deneme Yazısı</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzE2qkx5KCI/AAAAAAAAFLo/nnfWQsp1f3w/s1600-h/kizgin_kadin.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418171931758766114" style="WIDTH: 237px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzE2qkx5KCI/AAAAAAAAFLo/nnfWQsp1f3w/s320/kizgin_kadin.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;O kadar kızgınım ki anlatamam! Resmen çıldırdım ya!.. Uzun hikaye... Ne olduğunu, maalesef şimdi açıklayamam! Sadece şunu söyleyebilirim. Bir şey rica etmiştim. "N'olur, şunu şöyle yapmasan," demiştim. Bırakın isteğimi yerine getirmeyi, bilakis tersnini yapmış iyi mi? Böyle durumlarda bazen insan &lt;strong&gt;pataklamak&lt;/strong&gt; istemez mi o kişiyi? Ya da &lt;strong&gt;hırpalamak, ufalamak, ağzını burnunu dağıtmak&lt;/strong&gt; sözgelimi... Ya da ne bileyim, &lt;strong&gt;Allah yarattı demeden, eşek sudan gelene kadar ayağının altında çiğnemek &lt;/strong&gt;hani... Böyle durumlarda, &lt;strong&gt;suratını çarşamba pazarına çevirmek &lt;/strong&gt;istermiş insan vallahi... Ben şimdi kızgınım ya.. &lt;strong&gt;Pastırmasını, pestilini , posasını ya da sucuğunu çıkarsam... Hoşaf etsem, kızılcık şerbeti içirsem&lt;/strong&gt; veya &lt;strong&gt;pilakisini yapsam&lt;/strong&gt; içim rahatlar mı ki? Yooo... Bence &lt;strong&gt;kuyruğunu tava sapına çevirmeliyim&lt;/strong&gt;. Bu yetmez &lt;strong&gt;pöstekesini sermeliyim&lt;/strong&gt;. &lt;strong&gt;Paçavrasını çıkarmalıyım paçavrasını. Kesin bozmalıyım o kendini beğenmiş façasını. &lt;/strong&gt;O kadar &lt;strong&gt;yerden yere çalmak&lt;/strong&gt; istiyorum ki aslında. &lt;strong&gt;Mostrasını bozmak, mariz atmak&lt;/strong&gt; en iyisi galiba... Of ya.. Yok.. Yapamayacağım.. Kıyamam ki ben ona.. En iyisi &lt;strong&gt;sırtını kaşımalıyım&lt;/strong&gt;, sırtını... En iyisi &lt;strong&gt;okşayı okşayıvermeliyim&lt;/strong&gt;... Şööyle bir &lt;strong&gt;silkelemeliyim&lt;/strong&gt; de &lt;strong&gt;tozunu almalıyım&lt;/strong&gt; tozunuuuu... Kıyamam tabi.. Önce &lt;strong&gt;paçasını düzeltmeliyim&lt;/strong&gt;... Sonra &lt;strong&gt;yuvasını yapmalıyım.&lt;/strong&gt;.. Ahh! Sonunda unutmamalıyım.. Neyi mi? Neyi olacak? Şarkı söylerken ahenkli çıksın diye sesi.. Hatta cümle alem daha rahat duysun diye belki... &lt;strong&gt;Akordunu düzeltmeliyim&lt;/strong&gt;... Akordunu tabi! Ama beni en rahatlatacak şeyi, şimdi buldum vallahi... Beş kardeş... Yanağında hissettirirsem &lt;strong&gt;beş kardeşin şefkatini&lt;/strong&gt;, inanıyorum ki artık dinleyecektir beni.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-7611245071726243713?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/kzmak-la-ilgili-deneme-yazs.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SzE2qkx5KCI/AAAAAAAAFLo/nnfWQsp1f3w/s72-c/kizgin_kadin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-9092676751038226673</guid><pubDate>Mon, 21 Dec 2009 19:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-24T01:03:20.794+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yemek</category><title>Annem ve Aşure</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sy_L-BWt9NI/AAAAAAAAFLg/x0Lwthmx6Lk/s1600-h/asure.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417773143126045906" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sy_L-BWt9NI/AAAAAAAAFLg/x0Lwthmx6Lk/s320/asure.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu akşam eve geldiğimde mutfakta, üzerinde diş diş narları, kuş üzümleri ve ceviz taneleriyle aşure kabını görünce, dizlerim titredi ve mutfaktaki sandalyeye çöktüm. Aşure demek annem demekti benim için… Hayatımda bir kere bile aşure ve reçel pişirmedim. Aşure ve reçel yapmak anneme ait hünerler ve ritüellerdi. Yapamaz mıydım? Annemin yaptığı kadar lezzetli pişirmem mümkün değildi ama, yapabilirdim tabi ki… Özellikle yapmazdım. Annem yapsın isterdim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Annem aşure günün yaklaştığını bana önceden bildirirdi. Ben malzemeleri hazır ederdim. Nohutu, fasulyeyi, buğdayı bir gün önceden annemin talimatlarıyla suya koyardım.Ertesi sabah bize gelirdi. Önce kahvaltı yapardık sohbet ede ede… Sonra o abdestli elleri ile “Ya Bismillah” der ve başlardı aşureyi pişirmeye… Seyrederdim onu çoğu zaman karşıdan…O kadar nurlu ve güzel görünürdü ki gözüme, huri kızları böyle olmalı derdim. Söylerdim de kendine… “Anne, sen ne zaman yaşlanacaksın? Halen senin için kızlarından güzel diyorlar. Biz yaşlanıyoruz sen gençleşiyorsun güzelim… Biz kime çekmişiz?” derdim. Hoşuna giderdi sözlerim, fark ederdim. Belli etmezdi bana güya “Haydi ordan,şımarık kız!” derdi herzaman ki gibi…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Annem üç yıldır yok. Cennette. Biliyorum ki orada gene aşure yapacak bir mekan bulmuştur kendine... Ama ben aşure deyince annemle yapardım ya, artık bana hatırlatacak kimsem yok. Unutmuşum bu yıl da… Masada görünce aşureyi dayanamadım aklıma geldi o günler… İyi ki annemle yapmışım aşureyi, işte ne güzel hatıralarım var birlikte…Çocuklarla paylaşılacak küçük törenler, ritüeller olmalı… Çünkü yaş aldıkça anlıyor ki insan, hayata bağlanmayı sağlayan en önemli güç anılar oluyor çoğu zaman.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Hicri senenin ilk ayı olan Muharrem ayının onuncu günüdür Aşure günü ve tüm dinlerde bu günün değeri çok büyüktür. Misal, Adem Peygamber’in tevbesinin kabul edildiği gündür. Nuh Peygamber’in gemisinin o büyük tufandan kurtulması günüdür.Yunus Peygamber’in balığın karnından kurtulduğu gündür. İbrahim Peygamber’in Nemrut’un hazırlattığı ateşte yanmadığı gündür. İdris Peygamber’in diri olarak göğe çıkarıldığı gündür. Hz. Yusuf’un babasına kavuştuğu gündür.Eyyup Peygamber’in iyileştiği gündür.Musa Peygamber’in Kızıldeniz’i yarıp geçtiği gündür. İsa Peygamber’in doğum günü, aynı zamanda göğe çıkarıldığı gündür.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar mucizenin aynı günde gerçekleşmiş olması bir tesadüf değildir. Bu nedenle bu gün yapılan ibadetlerin daha değerli olduğu ve duaların kabul edileceği daha fazla ümit edilir.Nuh Peygamber’in büyük tufandan sonra geminin ambarında kalan tüm erzağın karıştırılmasından bir çeşit yiyecek pişirdiği rivayet edilir. Bu yiyeceğe aşure denir. Aşure aşure ayı içinde pişirilir. Komşulara dağıtılır.Bu şahane bir gelenektir. ( Bu yıl aşure günü, 24 Aralık perşembeye denk geliyor)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;NOT: Hayal Kahvem'e geçen sene yazdığım yazım. Gene aşure ayına girdik. Tekrar yazmak istedim.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-9092676751038226673?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/annem-ve-asure.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sy_L-BWt9NI/AAAAAAAAFLg/x0Lwthmx6Lk/s72-c/asure.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-6832004585407354017</guid><pubDate>Sun, 20 Dec 2009 16:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-21T14:43:42.084+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kardeş</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yemek</category><title>Hayatta En Kıskandığım ve En  Sinir Olduğum ve hatta Nefret Ettiğim İnsanlar...</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sy5WycecNiI/AAAAAAAAFLQ/9SRHKt3BVIc/s1600-h/c+002.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417362826410604066" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 301px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sy5WycecNiI/AAAAAAAAFLQ/9SRHKt3BVIc/s320/c+002.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hafta içi, yoğun işimin arasında bir ara benim kardeşe uğramak zorundaydım. Bir paket bırakacaktım. Uğradım. Kapısını çaldım. Açtı. Kapı açılır açılmaz evin içinden gelen buram buram bir koku ortalığı sardı. Nasıl iştah açan bir kokuydu anlatamam... Dedim: "Kardeş! Bu ne? Bu ne? Ne pişirdin gene?" Kokladım önce... Hımmm! Tarçın... Kesin tarçınlı bir şey... Of.. of.. of... Havuç... Hımmm... Ceviz.. Yemin ederim başım döndü de az kalsın kapıda yığılacaktım. Kardeş cevaben "Issız Adam keki yaptım," demesin mi? Benim balık burcu kardeşim. Her şeyi romantiktir. Kek yapıyorsa bile, mutlaka romantik bir tarifle yapacaktı tabi. Başka ne olacak ki? O da bilir beni. Nasıl iştahlıyımdır. Gülümsedi. "Gel, yedireyim biraz" dedi. Yooo... Duramazdım. Asla oturamazdım. Çok işim vardı çok. Eğer hemen hareket etmezsem bir müşterime geç kalacaktım. Yalvararak dedim ki: "Kardeş.. Keeekk! Paket yap bana.. Paket!" Paketimi kaptığım gibi fırladım. İşim bitince, eve geldim. Paketi açtım. Of! Kardeş var ya, kekin yarısını bana vermiş! Of! Ne fena!.. Ben şimdi verdiklerinin hepsini bir oturuşta bitirebilirim. Ama olmaz ki. Yapamam... Sana bir şey söyleyeyim mi? Hayatta kıskanç biri değilimdir. Ama çok yiyip... İstedikleri kadar yiyip, kilo almayan insanlar var ya... Çok kıskanırım o insanları işte, ne yalan söyleyeyim! Hatta bazen acayip sinir olurum. Hele mesela... Karşımdaki biri, ben bitirmişim de, o didikliyorsa önündeki çok sevdiğim bir yemeği... Ne demek kıskanmak, ya da sinir olmak, o kişiden nefret bile edebilirim. Nasıl yemez ki? Yiyip yumulacağı yemeğin nasıl hakkını vermez? O güzelim yemeği ucundan kenarından nasıl didik didik eder? Bu nasıl bir şey? Bende olan bu iştah onda neden yok? Ya yiyip kilo alamayanlar? Nasıl yapıyorlar bunu? Bende ne eksiklik var? Şimdi kardeş vermiş ya kekin yarısını bana.. Aslında hepsini bir oturuşta bitirebilirim. Ama yapamam!.. Abartamam... Bir oturuşta en fazla iki dilim kek yiyebilirim. Of ya!.. Ya da mesela uğradım ya kardeşe, kokuyu burnum aldı. Neden nefsim bu keki arzuladı? Tamam. Kardeşe uğra.... Paketi ver.. Kokuyu duyma... Ya da nefaseti hissetsen de aldırma... Dön geri... Marş marş işe... Öyle değil mi? Neydi o, dilenciler gibi kapıda "keeekk, keeekk!" diye yalvarmalar? Hayıflana hayıflana iki dilim keki koydum tabağa... Oturdum camın kenarına... Bir parça kek aldım çatalın ucuna... Attım ağzıma... Hımmm... Nasıl şahane yapmış benim kardeş gene ya... Kesin annemin elini almış.. Kesin! Issız Adam keki buymuş demek ki? Kardeş kendi romantizmini keke eklemiş belli... İki dilim keki lezzetine vara vara yedim. Bu kesmedi beni. Kek yemeye devam etmeyeyim de, yemekli bir film seyredeyim bari dedim. Meryl Streep'in son filmi Julie &amp;amp; Julia yı seyretmeye karar verdim. Şimdi seyredeceğim. Sonra Hayal Kahvem'e geri döneceğim....&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sy5WylRhceI/AAAAAAAAFLY/y_Giknkdx60/s1600-h/julie-and-julia1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417362828772340194" style="WIDTH: 216px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sy5WylRhceI/AAAAAAAAFLY/y_Giknkdx60/s320/julie-and-julia1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sy5WxtcR6XI/AAAAAAAAFLA/nLqkutHUBGo/s1600-h/2009_julie_and_julia_0031.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417362813785074034" style="WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sy5WxtcR6XI/AAAAAAAAFLA/nLqkutHUBGo/s320/2009_julie_and_julia_0031.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-6832004585407354017?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/hayatta-en-kskandgm-ve-sinir-oldugum-ve.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sy5WycecNiI/AAAAAAAAFLQ/9SRHKt3BVIc/s72-c/c+002.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>11</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-1728898388002663881</guid><pubDate>Fri, 18 Dec 2009 19:19:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-19T00:09:45.578+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yazar</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>edebiyat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>roman</category><title>"Aynalar Yalan Söylemez" Derler ya, Aynanın Ruhu Mu  Var Yoksa?</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyvZD3bCHqI/AAAAAAAAFKg/SFfunV28sWw/s1600-h/ayna41492632.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416661637283323554" style="WIDTH: 159px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyvZD3bCHqI/AAAAAAAAFKg/SFfunV28sWw/s200/ayna41492632.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bazan yazdığım yazılarda, eşyanın ruhu olduğuna inandığımı, yaşamımdan örnekler vererek anlatıyorum. Biliyorum yazdıklarıma inanılmadığı gibi, ayrıca bana bıyıkaltı gülünüyor. Bazan alınmıyor değilim, alınıyorum tabi. Yazdıklarım yalan değil ki. Koca koca yazarların yazdıkları romanlarda, eşyalar üzerine kurdukları fantazileri okuduğumda, ben neden onlara inanıyorum peki? Mesela ayna... Ayna, her bakana efsunlu gelmez mi? Büyülü bir eşya değil midir? Aynanın gösterdiği sahiden gerçek midir? "Eşya işte, ne olacak?" diye küçümsenen ayna hakkında, bakalım üç yazar kitaplarında neler yazmışlar?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyvYuitmiyI/AAAAAAAAFKQ/a5S6BxzR_2g/s1600-h/elias-canetti.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416661270946810658" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 229px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyvYuitmiyI/AAAAAAAAFKQ/a5S6BxzR_2g/s320/elias-canetti.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Avusturyalı yazar Elias Canetti tarafından yazılan Kendini Beğenmişliğin Komedisi, 1950 li yıllarda basılmıştır. Bir ülkede devlet aynaları yasaklar. Bunun üzerine tüm aynaların kırılması emredilir. Amaçlanan insanlığın kendini beğenmişliğine son vermektir. Başlangıçta herkes bunu onaylar. Aynalar kırılır sahiden. Bir süre sonra insanlar yüzlerine bakmak istemeye başlarlar. Ayna parçaları karaborsada satılır. İnsanların aynalarda kendilerini seyredeceği randevuevleri kurulur. Sonunda bir halk ayaklanması olur. Aynalara konan yasak kalkar. Her şey eski haline döner.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyvZ21KZYEI/AAAAAAAAFKo/9sxkJhZOC2k/s1600-h/gohoryenikapak.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416662512850001986" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 156px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyvZ21KZYEI/AAAAAAAAFKo/9sxkJhZOC2k/s200/gohoryenikapak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aşkın Güngör’ün Gohor Kıyametten Sonra adlı kitabının sonlarında ayna ile ilgili bir bölüm vardır. Burada konu edilen ayna, Akıl Aynası olarak isimlendirilmiştir. Akıl aynasına bakmayı bilenler, yüreklerindekileri aynada rahatça görebilmektedirler. Akıl aynasında görülenler yaşayan ve ölen sevilenlerdir. İnsan, bu aynaya baktıkça, yüreğinde sevgi diye adlandırılan ısının her görüntüde yoğunlaşmasının, yüreğinden taşacak hale gelmesinin keyfini sürerek aynadakileri seyreder. Hatta istenirse suya batar gibi bu aynaya girilebilir ve insan sevdiklerine dokunabilir.&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyvieO_6uFI/AAAAAAAAFKw/44B6mKYbpH4/s1600-h/kara%2Bkitap.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416671985893292114" style="WIDTH: 134px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyvieO_6uFI/AAAAAAAAFKw/44B6mKYbpH4/s200/kara%2Bkitap.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ında, bir Beyoğlu haydutunun, işletmesinin girişindeki geniş hole, İstanbul resimleri çizilsin diye bir resim yarışması açtığından söz edilir. İki ressam bu yarışmaya katılır. Aralarına bir perde gererek karşılıklı iki duvara resim yapmaya başlarlar. Birbirerinin ne çizdiklerini görmezler. Görkemli bir açılış töreninde, ortadaki perde kaldırılır ki, bir duvarda şahane bir İstanbul resmi, diğer duvarda ise bu resmi, gümüş şamdanlar ışığında, olduğundan daha güzel gösteren bir ayna olduğu görülür. Yarışmayı aynayı koyan ressam kazanır. Romanda resim ile ayna arasında esrarengiz bir durum olduğu yazılır. Sözgelimi resim ve aynaya arka arkaya bakanlar, resimde gördükleri bazı objeleri, aynaya kafalarını çevirip baktıklarında hareketli görürler. Aynı eşyaya bir resimde bir aynada baktıklarında, resmin aynadaki hali tuhaflaşır ve bakanın kafası karışır. Hatta bir Beyoğlu komiseri resimde çizilen bir adamı, aynada gördüğünde aradığı bir katile benzetmiş de resmi yapan adamı sorguya çekmiştir. Sonunda bir kavgada ayna kırılınca aynanın gizemini öğrenmek mümkün olmaz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Syv7Oz1MKnI/AAAAAAAAFK4/Bw5dszry5gw/s1600-h/sarafin_200013806001vf6.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416699208693197426" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 187px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Syv7Oz1MKnI/AAAAAAAAFK4/Bw5dszry5gw/s200/sarafin_200013806001vf6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yoo.. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalındaki, cadı üvey annenin aynaya: "Ayna ayna, güzel ayna! Söyle benden daha güzel kim var dünyada?" diye sorduğuna... Aynanın da ona cevap verdiğine... Cadı üvey annenin, aynanın cevabına çok kızıp tahammül edemediğine... Aynanın kendisinden daha güzel olduğunu söylediği Pamuk Prensesi öldürmek üzere ormana gönderdiğine.... Hiç ama hiç girmeyeceğim şimdi... Aynalar hem konuşuyor hem de yalan söylemiyor öyle mi? Aaaa! Şaştım vallahi!&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-1728898388002663881?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/aynalar-yalan-soylemez-derler-ya-aynann.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyvZD3bCHqI/AAAAAAAAFKg/SFfunV28sWw/s72-c/ayna41492632.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-8175340024987837635</guid><pubDate>Fri, 18 Dec 2009 18:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-18T20:45:58.133+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>şiir</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>şair</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>edebiyat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kitap</category><title>"Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum"</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyvNhElhnWI/AAAAAAAAFKI/_3V89woQT-M/s1600-h/ilhan-berk2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416648944893664610" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 213px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyvNhElhnWI/AAAAAAAAFKI/_3V89woQT-M/s320/ilhan-berk2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;"Güneş cebimde bir bulut peydahladı. Taş, kördür diye yazdım. Ölüm, geleceksiz. Şeylerin yalnız adı var. Ve: "Ad evdir." (Kim söyledi bunu?) Dün dağlarda dolaştım, evde yoktum. Bir uçurum bize bakmıştı, uçurumun konuştuğu usumda. Buydu bizim kendinde sonsuz olanı duyduğumuz. Nesneler ki zamanda vardır. Terziler çıracısı Hermüsül Heramise'nin pöstekisi her bahar ayaklanırdı. Yağmur yağmamazlık edemez. Taş düşmemezlik."&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İlhan Berk - Bir Yeryüzü Tanığı adlı kitabından&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-8175340024987837635?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/dun-daglarda-dolastm-evde-yoktum.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyvNhElhnWI/AAAAAAAAFKI/_3V89woQT-M/s72-c/ilhan-berk2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-6879183319188583701</guid><pubDate>Thu, 17 Dec 2009 22:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-18T08:44:29.372+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>masumiyet müzesi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>orhan pamuk</category><title>Kolonya İkram Etmenin Aslında Küçük Bir Tören Olduğunu Düşünmüş Müydün Hiç?</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Syq8Lcsey0I/AAAAAAAAFJw/anCDJQw66zY/s1600-h/hasan_kolonya_kucuk.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416348406733785922" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 184px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Syq8Lcsey0I/AAAAAAAAFJw/anCDJQw66zY/s200/hasan_kolonya_kucuk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Son zamanlarda eski günlerde olduğu gibi tekrar kolonya hayatımıza girdi. Kolonya ikram edilince, verdiği koku ve serinlik hissinin bambaşka bir anlamı olduğunu Masumiyet Müzesi’ni okuyunca fark etmiştim. Romanda anlatılan, daha önce dikkat etmediğim, adeta bir nevi küçük kolonya törenlerini, tek tek gözümün önünde canlandırınca, anlatılanlar hiç de bana yabancı gelmemişti. Kolonya ikram edilen kişilerin, yaptıkları bu aynı hareketleri, çoğu kez ben de gözlemlemiştim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Syq8R-ajp8I/AAAAAAAAFJ4/uH1LSojuvU0/s1600-h/kolonya.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416348518864627650" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 159px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Syq8R-ajp8I/AAAAAAAAFJ4/uH1LSojuvU0/s200/kolonya.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;- Dikkat edilirse görülecek ki, ikram edilen kolonyayı insanlar ellerine, alınlarına, yanaklarına kutsal bir sıvı gibi istekle, hatta umutla sürüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kimileri ellerine dökülen kolonyayı bileklerine sürüyor. Koklarken nefes darlığını yenen biri gibi nefeslerini derin derin içine çekiyor ve sonra arada bir uzun uzun parmaklarının ucunu kokluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kimileri kolonyayı çok az alıyor. Zarif hareketlerle sanki avuçlarının içinde hayali bir sabun varmış da ellerini içinde yuvarlaya yuvarlaya sabunu köpürttürüyormuş gibi yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kimileri ise bolca kolonya alıyor. İki avucunu susuzluktan ölen biri gibi açıyorlar da kolonyayı kana kana su içen biri gibi neredeyse hırsla yüzlerine sürüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kimisi ise, romandaki kahraman Kemal gibi, kendi sırası geldiğinde, avuçlarını sabırsızlıkla açıyor. Sevgilisinin kolonya dökmesini beklerken, bir an göz göze geliyorlar. O zaman ilk bakışta birbirlerine aşık olan bir çift gibi derin derin birbirlerine bakıyorlar. Eline dökülen kolanyayı koklarken avuçlarına hiç bakmıyor ve gözlerini sevgilisinin gözlerinden hiç uzaklaştırmıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Orhan Pamuk Masumiyet Müzesi adlı romanında kolonya ikram etmenin, otobüs yolculuklarında muavinin tek tek bütün yolculara ikram etmesi gibi, evde de televizyon etrafında toplanan insanların bir cemaat oluşturduğunu, aynı kaderi paylaştıklarını, her akşam aynı evde aynı televizyonu seyretmelerine rağmen, hayatın aslında bir serüven olduğunu ve hep birlikte bir şey yapmanın güzelliğini hissettirdiğini söyler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;İstersen, son günlerde hayatımıza yeniden giren kolonya avuçlarına dökülünce, insanların neler yaptığını bundan sonra daha dikkatle izle... Bakalım küçük kolonya törenleri ve ikram sonrası insan halleri, sende de hayatın aslında bir serüven olduğunu ve hepbirlikte bir şey yapmanın güzelliğini hissettirecek mi? Peki, farkında mısın? Sen nasıl davranıyorsun acaba, senin avuçlarına kolonya dökülünce? &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-6879183319188583701?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/kolonya-ikram-etmenin-aslnda-kucuk-bir.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Syq8Lcsey0I/AAAAAAAAFJw/anCDJQw66zY/s72-c/hasan_kolonya_kucuk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-3341022274443893742</guid><pubDate>Wed, 16 Dec 2009 22:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-17T01:27:25.100+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>şarkı</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>film</category><title>Çok Şey Bilen Adam mı? Çok Şey Bildiğini Sanan Kadın mı?</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SylbtRWsFvI/AAAAAAAAFJQ/VtVImfkWxZM/s1600-h/1738-manwhoknewtoomuch1934.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415960860200539890" style="WIDTH: 150px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SylbtRWsFvI/AAAAAAAAFJQ/VtVImfkWxZM/s320/1738-manwhoknewtoomuch1934.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yıl sonu. İşimin en debdebeli zamanları. Diğer aylara göre daha fazla çalışıyorum. Kafa dağıtmanın en iyi yöntemi sinema.. Sinema hayatı eşsiz kılmaz mı? Kılar tabi… Film seyretmek bünyeme daima iyi gelir. Şifa verir bile diyebilirim. İnsanın hayatta bazı bağımlılıklarının olması hoş bir şey. Hele benim gibi hayal alemi geniş birinin, sinemanın engin büyüsünden etkilenmemesi ve sinemaya bağımlı olmaması mümkün değil. Neyse… Son günlerde, bir film vardı aklımın köşesinde. Merak kurdu kemirip durmaktaydı beni. Bulup buluşturup seyretmek istiyordum. Alfred Hitchcock’un İp adlı efsanevi bir filmi olduğunu okumuştum bir yerlerde. Çok merak ediyordum.. 1948 yapımı bu filmde hiç makas kullanılmamış. Tek bir mekanda, kameranın düğmesine basıldıktan sonra, film başından sonuna kadar hiç kesintisiz çekilmiş. Aynı zamanda ünlü yönetmenin ilk renkli filmiymiş falan.. Bu filmi seyretmek isterken, isterken… Gene bir Hitchcock filmi olan, 1934 yapımı Çok Şey Bilen Adam adlı film elime gelmedi mi? Ne yapayım? Oturdum seyrettim tabi.. Siyah beyaz bir filmdi. Filmin başlangıç sahneleri İsviçre’de bir kayak merkezinde geçmekteydi. Hatta kaymakta olan bir kayakçı, dengesini kaybediyor, yuvarlanıyor, yuvarlanıyor… Seyircilerin arasına düşüyordu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SylbtDWldFI/AAAAAAAAFJI/NKBkFGcH6Mc/s1600-h/Senede_Bir_Gun1971.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415960856442008658" style="WIDTH: 224px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SylbtDWldFI/AAAAAAAAFJI/NKBkFGcH6Mc/s320/Senede_Bir_Gun1971.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hava soğudu malum. Kaç zamandır dağların ağaran tepelerine bakıp bakıp duruyorum. Aslında tam gözüm karlı dağlara doğru kayıyor ki hoop hemen yüzümü çevirmeye çalışıyorum. Fark ediyorum. İçimdeki kayak hevesi kendi kendini dürtmeye başladı gene. Kayak da başka bir bağımlılık durumu bende. Mevsimsel. Hatta yılda bir kerelik bir heves bile diyebilirim. Olsun. Yılda bir kez bile olsa, kayak yapmaktan büyük bir keyif alıyorum. Olur mu demeyin? Şarkıda bile “Yeter ki gel bana, senede bir gün” denmiyor mu? Deniyor… Hatta “Senede Bir Gün” diye, hani Hülya Koçyiğit ve Kartal Tibet’li bir film vardır ya… İki sevgili şimdi hatırlamadığım bir sebepten ayrılırlar da hani.. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra birbirlerini bulurlar. Ama kız evlenmiştir ne yazıktır ki… Ve ölümsüz aşklarını yadetmek için senede bir gün hep aynı kır kahvesinde buluşurlar hani… Yılda bir kez yapılmasının yeterli olabildiği keyifler, bağımlıklar olabiliyor demek ki. Peki ben neden lafı bu kadar dolandırıyorum. Kaymayı severim. Ama senede ancak bir kez kayabiliyorum, desem yeterli olmayacak mıydı? Olacaktı tabi.. Neden uzatıyorum? Çok şey bildiğimi mi sanıyorum?&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sylbt-sGd-I/AAAAAAAAFJY/uTx3MK2uClY/s1600-h/200px-Dead_poets_society.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415960872369944546" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 299px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sylbt-sGd-I/AAAAAAAAFJY/uTx3MK2uClY/s320/200px-Dead_poets_society.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aslında şunu diyecektim.. Hitchcock'un Çok Şey Bilen Adam adlı filminde, hani kayakçı yuvarlanarak düşüyor demiştim ya filmin ilk sahnelerinde... Tam o sahneleri seyredince, film dondu biliyor musun benim beynimde. Bir süre koptum filmden. Daldım eski günlere... Geçen yıl, ben, arkadaşlarım Banu ve Mualla günü birlik Kartepê'ye çıkmaya karar vermiştik. Ve çıktık. İkisi cadı gibi kayıyorlar. O zirve benim bu tepe senin cayır cayır dolanıyorlar. Ben işin keyfindeyim ya kendi kendime kayıyorum. Liftle yukarıya çıkarken yanıma kim denk gelirse muhabbet ediyorum. Kayarken, aynı bisiklete binerken olduğu gibi, arada sırada ellerimi iki yana açıp rüzgarı kucaklıyorum. "Heyyy!" diye hayata bağırıyorum... Kafama göre takılıyorum işte... Bir ara bizim kızlar "böyle kısa pistlerde dolanma, bir kere de gel en zirveye... Şöylee uzunn bir pistte kay. Bak nasıl keyif alacaksın" diyerekten başımın etini yediler. İnandım arkadaşlarıma. Dinledim. Kartepe'nin en uzun pisti ne kadar olacak ki dedim. En uzun yani en yüksek piste çıkmak için lifte bindim... Çıkıyoruz güya... Nerdeee? Çık çık çık bitmiyor... İnanamıyorum yaaa... Nasıl kayacağım bu kadar zirveden aşağıya? Bu iki tatlı cadı bir süre benimle kaydılar. Baktılar ki ben ağır kayıyorum. Onlara uymuyorum. "Siz gidin!" dedim. "Zaten size uydum zirveye geldim. Şimdi mümkün değil size uyup kayamam. Kafama göre takılacam.. Yürüyüünn!" Resmen korku filmi gibiydi vallahi. Bazen nasıl dik oluyordu pist. Bir de dar. Her yerden bir kayakçı fırlıyor. İnanılmazdı. Şimdi yazarken bile tüylerim diken diken oluyor. Ama o korkuyu hissetmek de çok keyifliydi ya... Valla...  Asıl korkutucu tarafı Kartepe, Uludağ gibi falan bakımlı değildi. Karlar düzeltilmiyordu. Sanki dağ gel bende düş diyordu yani öyle diyeyim. Çok dik yerlerde kaç kere kayakları çıkardım da popomun üzerinde kaydım yemin ederim. Bana ne? Düşeceğime... Utanmadım hiç kimseden. Aldım kiraladığım kayakları koltuğumun altına. Oturdum kara... Başladım oturarak kaymaya... Bir ara tam düzgün kayıyordum ki Banu aradı beni. Düşmüş. Biraz beklemiş. Kalkamamış. Yardım istiyor. Hemen yardım çağırdık tabi. Kar ambulansı ile indirdiler Banu'yu. Dizde ve bacakta iki kırık. Ameliyat oldu. Korkuttu bizi. Ama çok şükür iyi şimdi... Nerden geldim kuzum ben buraya? Hitchcock'un filmini anlatmak için başladığım yazımdan, senede bir gün kayak yapmaya  geçmiştim... Eee! Sonra... Ben bitirmedikçe lafı... Yazı uzadıkça uzadı... Ben var ya en iyisi Ölü Ozanlar Derneği ile son vermeliyim bu yazıma.  Şöyle toparlasam.... Desem ki sana:  Ölü Ozanlar Derneği'n deki Robin Williams'ın oynadığı Edebiyat öğretmeninin öğrencilerine fısıldadıkları gibi: "Carpe Diem!" desem mesela... Nerdeysen şu anda... Hangi şehirde... Hangi bölgede... Hangi memleketteysen... Unutma!.. Ağlamak için değil gülmek için sebep ara.. Anı yakala!... Yoo.. Çok şey bildiğimi sanma... Ölü Ozanlar Derneği'nde Edebiyat öğretmeni demişti de çocuklara... Ordan kalmış aklımda.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-3341022274443893742?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/cok-sey-bilen-adam-m-cok-sey-bildigini.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SylbtRWsFvI/AAAAAAAAFJQ/VtVImfkWxZM/s72-c/1738-manwhoknewtoomuch1934.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-6443571944802340040</guid><pubDate>Tue, 15 Dec 2009 22:08:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-16T01:32:50.728+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>deneme</category><title>İki'li Deyimlerle Bir Deneme Yazısı</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SygcQfSVTXI/AAAAAAAAFIw/KBPt8sHRUQU/s1600-h/kusmek.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415609621514898802" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 234px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SygcQfSVTXI/AAAAAAAAFIw/KBPt8sHRUQU/s320/kusmek.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu gece… Tam bilgisayarımı kapatıp, yatacaktım ki… Arkadaşım Dilek msn’den önce “Merhaba!” deyip, ardından da benimle &lt;strong&gt;iki çift laf etmek&lt;/strong&gt; istediğini söylemesin mi? Önce uykulu gözlerle heyecanlandım birden, ne diyeceğimi bilemedim. İnan bana… &lt;strong&gt;İki gözüm önüme aksın&lt;/strong&gt; ki, telaştan resmen &lt;strong&gt;iki ayağım bir&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;pabuca girdi.&lt;/strong&gt; Dilek benim en iyi arkadaşlarımdan biri… &lt;strong&gt;İki kere iki dört&lt;/strong&gt; yani.. &lt;strong&gt;İkili oynayamam&lt;/strong&gt;…Yüzüne gülüp, msn de görmemezlikten gelemem ki. &lt;strong&gt;İki ahbap çavuş gibiyizdir&lt;/strong&gt; biz. Teklifsiz birbirimize gelir gideriz. Lafladık biraz. Uykum açıldı bu durumda tabi.. Laf lafı açtı… Bir süre Hayal Kahvem’deki yazılarım hakkında konuştuk. &lt;strong&gt;İki arada bir derede&lt;/strong&gt;, bana “Bir’li deyimlerle bir deneme yazımışsın ama iki’li deyim kaç tane bulacaksın. Uğraşma boşuna, yazamazsın ki!” gibi bir şeyler demesin mi?. Allah Allah! &lt;strong&gt;İki elim şakaklarımda düşündüm&lt;/strong&gt;. &lt;strong&gt;İki gözümün nuru&lt;/strong&gt; arkadaşım bu gece yarısında, neden bana böyle şeyler söylüyor ki? Tutamasaydım kendimi, &lt;strong&gt;iki gözüm iki çeşme&lt;/strong&gt; ağlayacaktım vallahi! Hatta üzüntüden bir ara dünyam döndü de bayılıp &lt;strong&gt;iki seksen yere uzanmaktan&lt;/strong&gt; zor kurtardım kendimi.. Dedim ki Dilek’e… “ Uykum geldi. Kusura bakma.. Ya uyuyacağım… Ya uyuyacağım… &lt;strong&gt;İki şıktan biri&lt;/strong&gt;!.. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-6443571944802340040?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/ikili-deyimlerle-bir-deneme-yazs.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SygcQfSVTXI/AAAAAAAAFIw/KBPt8sHRUQU/s72-c/kusmek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-3131892003534983057</guid><pubDate>Tue, 15 Dec 2009 21:37:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-16T21:08:51.881+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sinema</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>film</category><title>Çok Şey Bilen Adam'ı Seyrediyorum.. Az Sonra Geleceğim...</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sykv90o5mnI/AAAAAAAAFJA/oRYl_yGdGDY/s1600-h/file316.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415912766038448754" style="WIDTH: 210px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sykv90o5mnI/AAAAAAAAFJA/oRYl_yGdGDY/s400/file316.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SykeVh1kqjI/AAAAAAAAFI4/2MMNElBz-uY/s1600-h/1738-manwhoknewtoomuch1934.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415893382098889266" style="WIDTH: 150px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SykeVh1kqjI/AAAAAAAAFI4/2MMNElBz-uY/s400/1738-manwhoknewtoomuch1934.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-3131892003534983057?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/cok-sey-bilen-adam-seyrediyorum-az.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Sykv90o5mnI/AAAAAAAAFJA/oRYl_yGdGDY/s72-c/file316.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-3625541007839687330</guid><pubDate>Mon, 14 Dec 2009 22:00:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-15T16:53:45.533+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>deneme</category><title>BİR'li Deyimlerle Bir Deneme Yazısı</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Syeh1KhvAuI/AAAAAAAAFIY/sB3zv4SVWf8/s1600-h/masal1du2.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415475011667296994" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 273px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Syeh1KhvAuI/AAAAAAAAFIY/sB3zv4SVWf8/s320/masal1du2.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir varmış, bir yokmuş&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;. &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir vakitler&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;, memleketin bir yerinde, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir yastıkta kocamak&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; niyetiyle evlenip, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir yastığa baş koyan&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;, lakin sonrasında evlendiklerine &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bin pişman&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; olan bir karı koca yaşarmış. Adam evlerden uzak, çirkin mi çirkinmiş… Nasıl tarif etsem? Allah afetsin beni, adeta &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir dudağı yerde bir dudağı gökteymiş.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; Zayıf, çelimsiz, güçsüz biriymiş. Ben anlatanların yalancısıyım, Hint fakirleri gibi, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir deri kemikmiş&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;. Kısacası, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir sıkımlık canı varmış&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; yani... Haydi bunlar neyse… Üstelik &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir tahtası eksik&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; değil miymiş?Bir de yalancı mı yalancıymış da, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir ayak üstünde bin yalan söylermiş&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;. Ayrıca işsiz güçsüzmüş.. Asla &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir dalda duramaz, bir baltaya sap olamazmış&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;. Eskaza bir iş bulsa, daha işe girdiği gün nasıl yaparsa yapar, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir çırpıda, bir çuval inciri berbat eder&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;, aynı gün kapı önüne konulmayı becerirmiş. Hayatta &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir dikili ağacı yokmuş&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; tabi bu durumda. &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir don bir gömlek&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; dolaşırmış da, bundan asla rahatsızlık duymazmış. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kadın ise dünyalar güzeliymiş. &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir içim suymuş&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;. Ayrıca &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir yiyip bin şükreden&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; biriymiş. “Kocamdır," der; adamın &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir dediğini de iki etmezmiş&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;. Kocasına, durumlarını anlatmak için &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir çift söz söylemek&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; ister, işe girince sebat etmesi için yalvarırmış da sözlerinin daha anlaşılır olması için &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bin dereden su&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;&lt;em&gt;getirirmiş &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;hatta!.. Sözler adamın &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir kulağından girer bir kulağından çıkarmış&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; ne yazık ki!.. Hiç dinlemezmiş karısını hiiç... &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir köroğlu, bir ayvaz&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; olsalar neyse, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;biri eşikte, biri beşikte&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; iki çocukları yok muymuş ayrıca… Anlayacağın kambur kambur üstüne… Kadın, anne olarak, çocuklarının &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir eli yağda bir&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;&lt;em&gt;eli balda&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; büyümelerini istiyormuş. Kocasına ne zaman bir şey söyleyecek olsa bu konuda, adam &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir bardak suda fırtınalar koparıyormuş&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;. &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir araba laf ediyormuş&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; kadına… Adam “Bırakır giderim sizi!” diyormuş. “Oh! Tek başıma, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir arabam var atarım, nerde olsa yatarım!”&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; diyormuş. Kadın ne yapsın? “Kocadır gene başımda,” diye düşünüp, susuyormuş ne yazık ki… Kadın erimiş bitmiş üzüntüden… &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir iğne bir iplik&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; kalmış tabi. Ne çektiğini &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir o biliyormuş bir de Allah&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; çünkü ! Ne yapsın? Elinden bir şey gelmeyince, &lt;em&gt;&lt;strong&gt;bir mum alıp derdine yanıyormuş&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;. Aslında &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir dilim ekmekle aç, bir dilim ekmekle tok olurmuş&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; olmasına kadın ama çocukları varmış. &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir düşüncedir almış&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; kadını son günlerde... Kocası ondan &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir gömlek aşağıdaymış&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; bir kere.. Eğer böyle çalışmaz, tembellik yaparsa &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir pire için yorgan yakmaya&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;, kesinlikle adamı bırakmaya karar vermiş. Kocasını görmek istemiyor, gördüğünde de &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir kaşık suda boğmak&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; istiyormuş. İlginçtir kadın tam bu düşünceler içerisindeyken, adama &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir hal olmuş&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; son günlerde... Gökten bir ilham mı inmiş ne? Karısının &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir dediğini iki etmemeye&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; başlamış. &lt;strong&gt;Bir o yana bir bu yana&lt;/strong&gt; koşturup da iş aramaya başlamamış mı? Sanki eski sorumsuz, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;bir tahtası eksik&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; kocası gitmiş, bambaşka biri gelmiş birdenbire. &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir iki&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; derken, iş bulup sebatla çalışmaya başlamamış mı sahiden? Dünyalar kadının olmuş tabi ki! &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Bir çırpıda&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; toparlamışlar kendilerini çok şükür!.. Ne olacak ki? &lt;strong&gt;&lt;em&gt;İki gönül bir olunca&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; samanlık seyran olur öyle değil mi? Onlar ermiş muradlarına, biz çıkalım kerevetlerine! Gökten &lt;strong&gt;bir&lt;/strong&gt; elma düşmüş!.. İyi geçinenlere.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-3625541007839687330?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/birli-deyimlerle-bir-deneme-yazs.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/Syeh1KhvAuI/AAAAAAAAFIY/sB3zv4SVWf8/s72-c/masal1du2.png' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-6967507802326416822</guid><pubDate>Sun, 13 Dec 2009 22:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-14T09:55:27.957+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>deneme</category><title>Ay'da  Buluşma...Ama Hangi Yolla?</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyVlm975_xI/AAAAAAAAFHo/-m31mcCik90/s1600-h/ay_08.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414845847118151442" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyVlm975_xI/AAAAAAAAFHo/-m31mcCik90/s400/ay_08.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Eğer insanın gurbette sevdiği varsa… Bazı geceler randevuleşmeli.. Sözleşilen gecede, gece yarısı saat onikide sözgelimi… Sen burada… O orada… Sözleşilen zamanda ay’a bakmalı.. Ay bir tane ya… Aynı ay… Onun gördüğü de aynı ay, senin gördüğün de.. O halde.. Aynı gece, aynı saatte, farklı farklı memleketlerden ya da şehirlerden ay’a baksanız bile, bakışlarınız çakışır aynı yerde… Ben defalarca denedim, oluyor… Hasret sanki bir nebze dağılıyor! Hem düşünsene… İnsan ilk oluştan beri, milyonlarca yıldır, hep aynı ay’a bakıyor! Eğer ay’ın hafızası varsa, kim bilir ay’da ne bakışlar birikiyor! Kalbini titretmiyor mu, bunu düşünmek bile?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-6967507802326416822?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/ayda-bakslar-bulusturmak-icin.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyVlm975_xI/AAAAAAAAFHo/-m31mcCik90/s72-c/ay_08.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-381206455467660330</guid><pubDate>Sun, 13 Dec 2009 19:40:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-13T21:54:19.292+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>müzik</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>bağlama</category><title>Bağladım Canımı Zülfün Teline, Sen Beni  Bıraktın  Elin Diline!</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyVEBq0LkhI/AAAAAAAAFHg/p9pgQFlUTcI/s1600-h/AS-1982B2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414808922446598674" style="WIDTH: 354px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyVEBq0LkhI/AAAAAAAAFHg/p9pgQFlUTcI/s400/AS-1982B2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Benim kardeş, okuyunca bağlamamla ilgili hikayemi… Dayanamadı tabi… Telefon edip, aradı beni… Telefon edip araması yetmedi, o hızla atlayıp arabasına bizim köye geleceğini söyledi. Kardeş gelene kadar, ne yapacağımı bilemedim. Ayaklarımı toplayıp, beklemeye karar verdim. Bir ara içim geçmiş. Uyumuşum. Bir rüya gördüm. Kocaman bir konser salonundayım. Büyük kadife perde usulca açılıyor. Salon tıklım tıklım dolu. Sahneye bakıyorum… Ben… Evet ben!.. Sahnenin ortasında oturuyorum. Üzerimde siyah uzun elbisem… Elimde bağlamam… Ayağa kalkıp, zarif bir reveransla seyircileri selamlıyorum. Yer gök alkıştan inliyor. Eteğimi tutarak, tekrar yerime oturuyorum. Bağlamamı kucağıma alıyorum. Çalmaya başlıyorum. İnanamıyorum. Ne güzel çalıyorum!.. Hatta bir ara kendimi kaptırıyorum, müziğin ritmine göre, aynı Arif Sağ gibi saçlarımı yüzüme yüzüme attırıyorum… Halim o kadar komik ki, rüyamda kahkahalarla güldüm inan ki! Kendi kahkahamın sesiyle uyandım… Baktım kardeş kapıda değil mi? Beni görür görmez gülmeye başladı… İnan bir süre gülmekten konuşamadı… Kendine geldiğinde dedi ki:&lt;br /&gt;- Abla, bağlama aldığını duyunca aklıma ne geldi, biliyor musun? Ablam şimdi bir çalar, bir çalar bağlamayı.. Kaptırır kendini… Arif Sağ gibi yüzüne yüzüne attırı attırıverir zülüflerini... Hahhaha! Abla.. Kusura bakma ama, yolda halin gözümün önünde canlandıkça, gülmekten öldüm vallaha!.. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Pes yani! Bakar mısın, yememiş içmemiş, bu lakırtıları etmek için üşenmemiş bizim köye gelmiş. Gittim içeri. Saçımı sımsıkı bağladım. O yetmedi. Saçımı iki taraftan da tokaladım. Hem ben rüyada görüp, hem kardeş aynı şeyi söyleyince, korktum! Sahiden bağlama çalarken, acaba saçlarımı yüzüme yüzüme savurur muyum ki? Bilmem!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-381206455467660330?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/bagladm-canm-zulfun-teline-sen-beni.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyVEBq0LkhI/AAAAAAAAFHg/p9pgQFlUTcI/s72-c/AS-1982B2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-5438502135968543956</guid><pubDate>Sun, 13 Dec 2009 15:03:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-13T18:08:50.628+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>şiir</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>şair</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>deneme</category><title>Şiirlerle Bir Deneme Yazısı...</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyUPQSclp8I/AAAAAAAAFHQ/i4hZ0xpgTH4/s1600-h/kelime7xnoj3yd5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414750899486959554" style="WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyUPQSclp8I/AAAAAAAAFHQ/i4hZ0xpgTH4/s200/kelime7xnoj3yd5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ne zaman otursam gecenin başına…Ne zaman müziğin... Göçüyorum boş kağıdın sessizliğine…Kalbim, kapatılmış kireç kuyusu akıyor kendine… Bakıyorum gençliğim geçiyor uzaktan..Dudaklarında bir ıslık, kitapların on lira olduğu zamanlardan… Anayurdum gece, kalbimi yazdım mürekkebinle... Hani erken inerdi karanlık, hani yağmur yağardı inceden... Hani okuldan, işten dönerken, ışıklar yanardı evlerde... Hani ay herkese gülümserken, mevsimler kimseyi dinlemezken... Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken… Hani hepimiz arkadaşken, hani oyunlar tükenmemişken... Henüz kimse bize ihanet etmemiş, biz kimseyi aldatmamışken… Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken... Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden... Daha biz kimseye küsmemiş, daha kimse ölmemişken… Eskidendi, çok eskiden. Şimdi ay usul, yıldızlar eski. Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden. Geçen geçti. Geceyi söndür kalbim… Geceler de gençlik gibi eskidendi. Şimdi uykusuzluk vakti…Biterken bir yılın son günleri.. Biliyoruz takvimler belirlemez değişimin mevsimlerini.. Gençlik ikindilerini, kargınmış bir çocuktuk büyüdüğümüzden beri. Bir yıl daha bitiyor. Düşlerim, tasarılarım, yarım kalmış onca şey… Her yıl biraz daha kısalıyor öncekinden. Bana mı öyle geliyor yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman insan yaşlanırken? Kırdım mı, incittim mi birilerini? Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler? Kendimi yineledim mi yazdıklarımda? Yeniden düşünmeliyim. Dostluklarımı, ilişkilerimi… Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı? Yitirdim mi yoksa masumiyetimi? Borçlarımı ödedim mi? Doğru seçtim mi soruların fiillerini? Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış, giysilerim ütülü, odam düzenli mi? Ödünç aldığım kitapları geri verdim mi? Geri verdim mi aldıklarımı? Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları… Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi? Yokladım mı duygularımı? Hala sevebiliyor muyum insanları? Ovmalı gümüşlerimi, bakırlarımı… Cila geçmeli ahşaplarıma… Ovmalı umutları.. Saklı tutumalı gelecek inancını, yarınları… Eksik etmemeli ağzımızdan hançer kıvamındaki karamizah tadını… Şimdi oturup uzun bir hasretlik mektubu yazmalıyım… Sonra köşe başından bir demet çiçek alıp öyle başlamalıyım akşama… Yeni bir yıla… Ama nedense her şeyin tadı dağılıyor ağzımda.. Bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında? Aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta… Biz gündüz sürgünleri! Yazmakla tamamladık mı kendimizi? Yazmakla tanımladık mı? Kalemlerimizin uçları yine de nar çiçeği. Birgün hayatımı yazacağım... Herkes kağıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak. Ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz. Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim.&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyUOhJhGlrI/AAAAAAAAFHA/SEMuiMORJA0/s1600-h/murathan_mungan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414750089636124338" style="WIDTH: 162px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyUOhJhGlrI/AAAAAAAAFHA/SEMuiMORJA0/s200/murathan_mungan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yukarda, Murathan Mungan'ın bazı şiirlerinin bazı dizelerini yanyana getirerek bir deneme yazmaya gayret ettim. Umarım birbirleriyle uyumlu ve anlamlı bir kompozisyon çıkarabilmişimdir. Faydalandığım Murathan Mungan şiirleri şunlar:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;1- Gece ve Müzik&lt;/div&gt;2- Eskidendi Çok Eskiden&lt;br /&gt;3- Bir Yılın Son Günleri&lt;br /&gt;4- Gecenin Uzun Söylevi&lt;br /&gt;5- Üç Aynalı Kırk Oda&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-5438502135968543956?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/siirlerle-deneme-yazs.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyUPQSclp8I/AAAAAAAAFHQ/i4hZ0xpgTH4/s72-c/kelime7xnoj3yd5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-4910524678155572535</guid><pubDate>Sat, 12 Dec 2009 22:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-13T16:02:11.706+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yazmak</category><title>Ruhun İklim Bilimi...</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyQ-yGMiDmI/AAAAAAAAFG4/yRBNyMglQQ8/s1600-h/tuz%2520kokusu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414521682383736418" style="WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyQ-yGMiDmI/AAAAAAAAFG4/yRBNyMglQQ8/s320/tuz%2520kokusu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yazmaya alışınca, yazmadan duramıyormuş insan. Bu sebepten demek ki, Sait Faik’in “Yazmasam çıldıracaktım.” diye söylemesi... İnsanın havaya ihtiyaç duyması gibi… Yazmazsa nefes alamıyor çünkü insan. Ya da acıkmak gibi.. Susamak gibi sözgelimi… Ne bileyim? İnsan ruhunun olmaz mı bir iklimi? Yazmak bir nevi ruhun iklim bilimi. İklime denmez mi, bir sahada uzun yıllar boyunca görülen atmosfer olaylarının ortalama hâli? Yazmak da öyle bir şey sanki.. İnsanın yaşamı boyunca oluşan iç coğrafyasının meterolojik durumuna göre, adeta şekillendiriyor cümleleri…. Kimi zaman ruhtaki sıcaklığı.. Ruhtaki basınçları kimi zaman… Veya farklı karakterdeki ruhun rüzgarlı vaziyetlerini… Ruhun o andaki meterolojik durumu nedir? Rüzgar hangi yönden esmektedir? Kışın esen bir yaz musonu mudur ruhunda hissettiği? Ya da tam mevsimindeki poyraz mı, karayel mi? Tam o anda.. Tam yazarken ruh ne hissetmektedir? Ne bileyim kimi zaman ruhun yağışını ve nemini mi? Mehtaplı bir hava mı var yoksa ruhunda? Veya güneşli mi güneşlidir hani... O ruh haliyle yazılıyorsa yazı, sımsıcak akıtır kelimeleri...Evet.. Evet… Yazmak ruhun bir nevi iklim bilimi... Yazmak, galiba böyle bişi...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-4910524678155572535?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/uslan-artk-deli-gonul-bak-gelip-geciyor.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyQ-yGMiDmI/AAAAAAAAFG4/yRBNyMglQQ8/s72-c/tuz%2520kokusu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5627201698643848125.post-7008355879650887477</guid><pubDate>Thu, 10 Dec 2009 22:23:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-12-13T18:16:09.340+02:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>hayat</category><title>Uslan Artık Deli Gönül, Bak Gelip Geçiyor Ömür...</title><description>&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyQoqAUxqNI/AAAAAAAAFGo/tebQuHiRGZY/s1600-h/%C3%A7+054.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5414497354112936146" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 134px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyQoqAUxqNI/AAAAAAAAFGo/tebQuHiRGZY/s400/%C3%A7+054.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yukarıdaki fotoğrafta nazlı nazlı yatan kız kim biliyor musun? Benim "Gönül". Bağlamam. Adını Gönül koydum. Bak şimdi… Müzik evine bağlama alma niyetiyle gitmiştim. Envai çeşit bağlama vardı tabi. Kimini elime almıştım. Kimine uzaktan bakmıştım. Nedense hiç biri içime sinmemişti. Tam bağlama almaktan vazgeçip, dışarıya çıkıyordum ki, onu gördüm. Tüm bağlamaların arkasında, akça pakça ve kızıl kafalı bir güzel adeta bana bakıp, tebessüm ediyordu. O, tebesüm edip gülümseyince bana, bir an elime almaktan korktum da, görevliye bağlamayı işaret ettim. Görevli bana tebessüm ettiğini düşündüğüm bağlamayı, gizlendiği yerden çıkarıp elime verdi. Görevli bağlamayı gizlendiği yerden çıkarıp elime verince, inanmayacaksın biliyorum gene, bağlamanın sapından resmen bir enerji geçti elime. O enerji sanki gitti gitti gitti de, gönlüme çöreklendi.. Evet.. Evet.. Sahiden çöktü kaldı gönlümde... Diyebilirim ki hatta, olduğu yere bağdaş kurup oturdu ve yerleşti. Bağlamanın sapından elime geçen enerji, gönlüme çöküp yerleşince, bu bağlamadan vazgeçemedim işte. Dedim ki görevliye :" Ben bu bağlamayı alacağım!" Bağlama almak amacıyla gittiğim müzik evinde, çok sayıda bağlamaya bakıp bakıp bırakmıştım yerine. Sahiden hiç biri içime sinmemişti. Hatta bağlama almaktan nerdeyse vazgeçmiştim. Bu bağlamayı ise inan ki ben seçmedim. Adeta o beni seçti. Yemin ediyorum resmen karşıdan bana bakıp gülümsedi. Bana gülümseyen bağlama, taht kurup yerleşince gönlüme, kulağına eğilip, sessizce "Gönüül" diye seslendim. Tam kulağına eğilip, nedense "Gönüül!" diye seslenince, parmağım bağlamanın tellerine değmedi mi? Bağlamanın tellerinden bir ses çıktı tabi... Bağlamanın tellerinden ses çıkacaktı elbette. Ama bu ses farklıydı diğerlerinden. Nasıl anlatsam sana? Biliyorum gene inanmayacaksın bana. "Bağlama canlı mı?" diyeceksin hatta... İster inan, ister inanma... Çıkan ses "Al beni!" dedi resmen. Dayanamadım aldım ve bağlamamın adını Gönül koydum. Sonra mı? Dur, bir dinle!… Anlatıyorum işte… &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5627201698643848125-7008355879650887477?l=hayalkahvem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://hayalkahvem.blogspot.com/2009/12/vegann-sark-sozleriyle-bir-deneme-yazs.html</link><author>ceyhanvildan@yahoo.com (vildan)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ceyizxRPuYQ/SyQoqAUxqNI/AAAAAAAAFGo/tebQuHiRGZY/s72-c/%C3%A7+054.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></item></channel></rss>