az önce kahve molası verdim.. bak sana ne anlatacağım.. aylardan mayıstı.. günlerden ise salı.. "fransız konsolosluğu önünde, yerli bir banka oturmuş, fransız fransız, önümden akıp giden hayata bakıyorum.." diye başlar bir yazısına metin üstündağ.. ben de aynısını yapma niyetiyle fransız konsolosluğu önündeydim.. heyhat.. aradım taradım.. o yerli bankı bulamadım.. fransız konsolosluğunun yanındaki kafenin tahta sandalyesine çöktüm.. ama, fakat, lakin.. sonrası aynen metin üstündağ'ın yazdığı cümleler gibiydi.. "püfür püfür kızlı, erkekli grublar geçiyor.. zenginler, fakirler.. işportacılar, zabıta.. tramvay, yerliler, kediler, yabancılar.." inan bana şahane bir ilkbahar ikindisi vaktiydi.. "elişi kağıdı gibi gökyüzü.. " derin derin içimi çektim.. dinledim yüreğimi.. bin hüzünlü hazlardan biriydi hissettiğim.. "ve haydarpaşa hüzünlenmesinde rüzgar.. esiyor çocukluğum." işte aynen böyle hisler içerisindeydim.. sonra kalktım yerimden.. fransız konsolosluğu'na girdim.. bir el içeri itti beni sanki.. merdivenlerden aşağıya indim.. "burası" dedi birisi.. burası dediği yer, bir sinema salonu gibiydi.. o kadar kalabalıktı ki salon, ilk boş bulduğum koltuğa çöktüm.. baktım.. sahnede yedi kişi vardı.. ortadaki.. "sadece arap dünyasının değil dünyanın yaşayan en büyük şairlerinden ve edebiyat düşünürlerinden biri burada.. adonis.. şiirini arapça dilinde okuyacak şimdi.." dedi.. heyecanla dinledim.. şiirin arapça dilindeki melodosi harikuladeydi.. oturduğum koltuğa kendimi iyice yerleştirdim.. şair, editör, caz eleştirmeni jack reda.. fransız edebiyatı, sanat ve estetik tarihi öğretim görevlisi hassan wahbi.. la monde'un edebiyat eleştirmeni vardı bir de.. bizden kimler vardı biliyor musun.. küçük iskender ve özdemir ince.. heyy.. şahane.. ben.. yazar ve felsefeci ahmet soysal yönetiminde, bizzat şairlerinden arapça, fransızca ve türkçe şiirler dinledim.. of.. müthişti gerçekten.. bu akdeniz şairleri buluşmasıydı biliyor musun.. şahidim.. havada üç dilde akdeniz dizeleri uçuştu resmen.. şiirden başım dönmüş hâlde dışarıya çıktığımda.. fransız konsolosluğu önünde.. evet.. yerli bank yoktu ne yazık ki.. bir süre ayakta durdum.. "fransız fransız, önümden geçip giden hayata, hayatıma baktım.. hayat başka çarem yok.. seni çok seviyorum."
Biraz önce koca bir fincan (Hayır, süvari değildi daha da doluydu) Türk kahvesi içtim şimdi. Ağır ağır elektrik ocağında pişirdim, kahvesi tamamen erimiş ve bol köpüklü. Elektrik ocağında pişen kahvenin köpüğü de bol olur.
YanıtlaSilKeşke yazıya denk gelseydi.:)
Çok güzel, elinize yüreğinize sağlık...
YanıtlaSilBir de benim cumbamda yaptığım gibi kulaktan dolma acemi bir fransızca şarkı mırıldaymışsın.
YanıtlaSilMüthişmiş !.. biliyorum kaçırdım.. hayat kaçırdığım şeylerle buluşturur bir yerde beni.. bunu da biliyorum.
YanıtlaSilOrda hiç bir zaman bank olmadı zaten :)
YanıtlaSilBelki de vardı da ben görmemişimdir, ben Maksem'in akmayan çeşme taşına oturur, o kalabalığı seyrederdim...
YanıtlaSilAa! a! sahi mi ? Bilmiyordum doğrusu :) Bir dakika ben Pera'da yaşarken Fransız kültür merkezinin kapısı ayrı ki caddede şimdi karşısında Gloria Jeans kafe var, Fransız Konsolosluğu ise Maksem'in sokağında, mescitin karşısındadır yani, siz şimdi caddeden kültür merkezine ve kafesine ve sinemasına girdiniz, ama konsolosluk başka kapı belki orda vardı onu hatırlamıyorum....
YanıtlaSilHafif bir bank krizi yaşandıktan sonra bankın iade-i itibarı yapıldı:) gerçek anlaşıldı, o yıllarda ben Antalya'daydım, ondan sanırım...
YanıtlaSilSevgiler...