kim bağışlayacak beni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kim bağışlayacak beni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2022 Pazar

Birhan Keskin'in Bu Şiirini Çok Severim - Penguen, Kim Bağışlayacak Beni?

 

Penguen
bana sırtını dönme
biliyorum, sana benziyorum
ve içinde saklı tuttuğun yele.

Penguen
benim de içimde saklı tuttuğum
buzlu kıyılar, çığlık hatıraları
ben de senin kadar kaçkınım ve yaralı.

Kim bağışlayacak beni, penguen
çizdim senin beyaz ve narin yerini.

Bir yanım bembeyaz ışık
kör ediyor, bir yanım zehir gece,
parktaki salıncağa binmeyi 
beceremedim bugün ben de.
Penguen bana sırtını dönme.

Unutmadım aramızdaki beceriksiz dili.
Dünya yordu bizi. Benim de söyleyemediklerim
var. Hiç söyleyemeyeceğim onları belki de.
Uzun bir yolu geliyoruz seninle, yolu,
geldikçe anlıyorum ki, biz, 
bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile.

Penguen,
kim bağışlayacak beni?
çizdim senin beyaz ve  narin yerini
elimde unuttuğum ince metalle.

BİRHAN KESKİN/Kim Bağışlayacak Beni/ s.48-49



20 Şubat 2011 Pazar

Öleceksek Ölelim... Hadi Vur Kendini Şiire... Şiire... Ve Şiire...



Hafta sonu Birhan Keskin'in şiirleriyle fazlasıyla haşır neşir olunca....  Malum... Bir sürü haller içindedir benim halim.. Bugün ise şiir dizeleriyle öykü yazmaya hüküm giydim. Melih Cevdet Anday der ya hani... "Ah, okumaya başlamadan önce.. Çiçeklere su vermek lazımdır." Verdim. İnan bana,  şiirleri okumaya başlamadan önce evdeki çiçeğe usulca  su verdim. Ben şairlere tüm yüreğimle inanırım. Ne derlerse yaparım. Dinledim işte ne yapabilirim? Şimdi ise... Birhan Keskin'in Kim Bağışlayacak Beni adlı kitabındaki bazı şiirlerinin bazı dizelerini yanyana getirerek küçük bir öykü inşa etmeye karar verdim. Umarım şair affeder beni. Başından sonuna tamamı Birhan Keskin'in dizeleri... Ve bir ayrılık öyküsü... Bakalım becerebildim mi? Burdan buyrun...


Aslında.. hazin bir öyküdür bu.. Anlatılmaya yakışmaz sesiniz.. Yanımdaki bütün sandalyeler boş, alabilirsiniz. Oturunuz.. 
Kadının ince uzun parmakları vardı... Ateş vurunca saçlarına zaman dururdu.. Gözlerini saklar kuytulara, alır başını giderdi.... Sesi ağzından uzak bir yerdeydi.
- Nasılsın... 
- Bugünlerde ben iyi gibiyim... Yorgun gri kaideler arasında hüzünlü bir yeşilim, Ya sen... Sen... Nasılsın? Göğsündeki ağrılar nasıl? İyi misin?
 - "İyiyim" diyorum... Yani aslında korkuyorum. Ben şimdi uzaklarda bir fırtınayım, gece geçen tren seslerine karışan. Yoruldum çok... Kente ve sana durmaktan...Hadi barışalım... İstersen kahve içip fal da bakarız yine.. Belki ay doğar fincanda hanemize...
- Şimdi unut beni sevgilim... Beni kanadı kırık küçük bir yavru gibi bulduğun, çoktandır sanki birini beklediğin varmış gibi katladığın, o çöplükte bulduğun beni, baktığın, büyüttüğün beni unut. 
- Seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp... Sanki senden bahsetmiyormuş gibi yapıp... Sanki benden bahsetmiyormuşum gibi yapıp... Hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana... Bütün bunları sana nasıl anlatacağım?
- Dur... Aşkın karanlık yüzünde dur, öylece... Karanlık yüzünde dur aşkın.. Sus.. Tamamı buydu de... Orda kal... Ben sürdürürüm kalan kısmını... Kendime de sana da ağlarım... Sen sus.. Sen konuşma.. Ortalıkta dönen yalanlarını hep hissettim, hep... İsteseydim kolaylıkla çıkardı ortaya... İstemedim... Senin kendinden kaçırdığın şeyleri ben nasıl ortaya koyardım! Sen inandırmakla, inandırmamak arasındaki o siyah noktada durdun... Bunun adı işte:  Zulumdü. Bu zulümde sen beni bütün uçlarımdan çarmıha gerdin. Ben bütün uçlarımı kanatarak kopardım kendimi ordan. Tekrar tekrar... Tekrar tekrar kanattım.  Sus... İstediğin kadar sus artık... Öyle kal... Kervanları ben yalnız geçiririm sahradan.. Sen yalan hayatını sula... Aşksız hayatın kenarında dur.. 
- Birkaç gece önce seni rüyamda gördüm. Ben çok üzgündüm. Bir yerden bir şeyi kurtarmış gibi dönüyordum. Mekanlar çok garip yerlerdi. Tanımıyordum. Çok üzgündüm. Çok yorgundum. Çünkü kurtaramamıştım. Oysa ki kurtarabilmek için "o şeyi" kan ter içinde kalmıştım. Sonra garip bir şekilde bu rüyanın bitişinde sen vardın. Gözlerinde uykusuzluk, rutubet vardı. Ama ne garip, bana çoook sıcaktın. Ben de sanki senin sıcaklığını özlemiş gibiydim. Seninle çok garip merdivenlerden inip, çok garip odalara girdik. Günlerce seni düşündüm.  Haklıydın. 
- Ah, ben kor yuttum. İçimdeki herşey yandı. İçimde yanacak birşeyler daha var mıdır? daha fazla acı çekemem. Hala duymaktayım soluğunu, bir de hançer gibi sapladığın o sözcüğü.. Yaralanan bir şey tekrar iyileşebilir mi? İyileşen yerde iz kalınca, tekrar eskisi (gibi) olunur mu? Hayır... İz bırakmaz insanı. Hiçbir iz beni bırakmadı. Ve biz bu izlerle eskisi (gibi) olamıyoruz. Eskisi gibi olunamayınca.. ne öncesi gibi.. ne de sonrası gibi olunamıyor.. Hiçbir zamanda olamamak bunu anlamak! Hiçbir şey gelmeyecek bundan böyle.. Bir daha ilkbahar olmayacak..  Ama yaz, ve hani derler ya "yazdan kalma" diye, onlar da olmayacak.. artık hiçbir şey gelmeyecek.. Asla ağlamamalısın...
-  Ey Allahım bir gidip bir geliyor aklım.. Bana sırtını dönme.. Bir yanım bembeyaz ışık, kör ediyor, bir yanım zehir gece.. Bana sırtını dönme.. Unutmadım aramızdaki beceriksiz dili.. Dünya yordu bizi.. Benim de söyleyemediklerim var. Hiç söyleyemeyeceğim onları belki de.. uzun bir yolu geliyoruz seninle, yolu geldikçe anlıyorum ki, biz, bir dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile.. Kim bağışlayacak beni? Teslim oldum... öldür... öldümmm...

 NOT: Yazıda bazı dizelerini kullandığım şiirler:
- DeliriklerII
- woman in red
- Hüzünlü Gezintiler Güvertesi III
- Kaktüs and Teksas
- Bir mevsim yok anne gibi...
-  Tüller ve silah..
- Ve ipek ve aşk ve alev
- Kışın bana yaptıkları
- Eksik cinayetler
-Ruth
- Yolcunun Siyah bavulu
-Penguen
-Hançer