20 Şubat 2018 Salı

Yufka İle Maceram

Bizim ofisten çıkınca,  martıları seyrede seyrede  sahil boyunca yürürseniz, yolun nihayetinde  tüm heybetiyle şahane bir çınar ağacına denk gelirsiniz. Kendisi o kadar yaşlıdır ki... Nolur  elinizi gövdesine  dayayıp,  saygıyla bir merhaba deyiveriniz. 

Soonraa... Adeta küsmüş gibi sırtınızı denize dönüverin... Marş marş... Yaşlı çınarın yanından arnavut kaldırımlı patika yokuşu bir solukta tırmanıverin. Yolun bitiminde, ünlem işaretinin sonundaki nokta gibi minicik bir yufkacı dükkanı sizi karşılayıverecek. Sakın beklemeyin olur mu? Kapıyı açıp hoop diye içeriye dalıverin.  İlkin sevimli bir çıngırak sesi işitilecek. Ardından en güleç yufkacı edasıyla Filiz abla başını mutfak kapısından dışarı uzatıverecek.  "Hoşgeldiiiin." 

Bu akşam iş çıkışı yufka almak istedim. Dükkana girdiğimde, o sevimli çıngırak sesini işittim işitmesine lakin Filiz ablayı göremedim. Bir süre bekledim. Baktım çıt çıkmıyor. Mutfağın kapısını tıktıklamaya karar verdim. Kimse, bana mısın, demeyince, kapının kolunu tutup açtım. Aaa! Gözlerime inanamadım. Küçücük yufka dükkanının arkasındaki mutfak koooskocamandı. İçerdeki insanlar  arı gibi çalışmaktaydı. Filiz abla yanıma geldi. Ağzım açık şaşkın şakın baktığımı görünce, gamzelerini yaya yaya gülümsedi. Sen gelip yufka alıp çıkıyorsun. Galiba mutfakta neler olup bitiyor hiç bilmiyorsun, dedi.


Allahım yarabbim... Ben var ya cahilin önde gideniyim. Mesela her daim börek yaptığım yufkanın ne işlemlerden geçtiğini hiç bilmiyordum. Önce hamur yapılıp yoğuruluyor. Sonra tek tek yufkalar açılıyor. İtiraf etmeliyim ki işte bu kadarını biliyordum. Meğer devamı varmış. Meğer açılan yufkalar  saç ocakta pişiriliyor, sonra suda ıslatılıyor, sonra kuruması bekleniyor, en sonunda paketlenip, tezgaha çıkarılıyormuş. Heeyy! Yufka yapmak ne meşakkatli işmiş.



Marketlerden alış veriş yapa yapa önüme gelen nimetlerin zahmetini unutmuşum. İşte buyrun... Bu yaşıma kadar böreğe denk gelince hapur hupur yemişim. Yufkanın nasıl yapıldığını hiç merak etmemişim. Ne acayibim!  Gugıllayınca öğrendim. Birleşmiş Milletler Bilim Ve Kültür Örgütü (UNESCO),  Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne yufka ve lavaşı da eklemiş. Ne güzel haber... Sevindim. Bu akşam tava böreği pişirdim. Yufkanın nasıl yapıldığını öğrendim ya,  böreği yerken her lokmayı hımlaya humlaya lezzetine vara vara yedim bitirdim. Du bi...   Çevremdeki esnafları  daha fazla desteklemeliyim.




19 Şubat 2018 Pazartesi

Coco Ve Büyükannemin Unuttuğum Duası


Miguel'in büyük büyük dedesi,  müzikle uğraşmak için minik kızı Coco ve karısını terk edip gittiği için, ailede artık müziğin esamesi duyulsun istenmez.  Kocası giden acılı eş ayakkabı yapımına başlar. Ve üç nesil boyu, kimsenin itirazı olmadan ayakkabıcılık işine devam ederler. Ta ki, Miquel büyük büyük babası gibi gitar çalıp, şarkı söylemek isteyene kadar... Terk edilme korkusu da, nesilden nesile aktarıldığı için,  ailesi  Miquel'in bu hayaline  şiddetle karşı çıkar. 

O gün ölülerin canlılar dünyasını ziyaret ettiklerine inandıkları bir kandil günüdür. İnsanlar ölmüş yakınlarının fotoğraflarını, çiçekleri ve sevdiği eşyaları sunağa bırakmaya başlarlar. 


O gün ölüler dünyasında ise ayrı bir heyecan vardır. Ölüler, yaşayan yakınlarının yakınına gitmeye çok heveslidirler. Bir ölünün, canlılar dünyasına geçebilmesi için unutulmamış olması gerekmektedir. Vize işleminde, canlılar dünyasında kendisine ait iz bulunmayan ölüye izin verilmemektedir. Hararetle tavsiye edeceğim bu animasyon filmin tamamını anlatmak niyetinde değilim. Nasılsa merak edenler seyredecektir. 


Niye anlattım biliyor musunuz? Bu film, büyükannemin anlam veremediğim duasını anlamama neden oldu. Büyükannem dua ederken, önce ailemizden ahirete göçenlere, sonra uzaktan yakından tanıdığımız tüm insanların ahirete göçenlerine dua ederdi. Buraya kadar tamamdı. Lakin en son, isimleri unutulmuş, nesilleri tükenmiş, bana dua eden kimse yok mu diyenleri de duasına eklerdi. Tuhaf gelirdi.

Dua etmeyi severim. Düşündüm de, büyükannemin bu duasını tamamen unutmuşum. Filmi seyredince aklıma geldi. Film bitti. Dua ettim. İsimleri unutulmuş, nesilleri tükenmiş, bana dua eden kimse yok mu, diyenlerin hepsine dua gönderdim.  Sevindiklerini hissettim.  Unutulmadıklarına dair bir iz bıraktığımı hayal ettim. Ben de sevindim. 




17 Şubat 2018 Cumartesi

yolüstü eziyetleri

yolda karşılaşılır.. sinema'ya, tiyatro'ya, randevu'ya, bir yerlere gecikilmiştir.. ama olsun.. ille de ayaküstü şu diyaloglar yapılır: "n'aber", "iyidir.. senden n'aaber", "nasıl gidiyo..", sen hâlâ orda mısın.. "yo.. artık ben buradayım", "bir ara, beni bir ara ya" olur.. numaramı vereyim", "yoo, verme.. ben bulurum".. nerden bulucan.. nasıl bulucan.. işte adam karşında ne konuşacaksan, konuşsana ya.. yok olmaz.. ille de yapılacak bu yol üstü eziyetleri



yolda karşılaşılır.. bir türlü mevzu çıkmaz.. tıkanıp kalınır, yol ortasında.. birinin "haydi eyvallah" diyesi beklenir.. o biri "haydi eyvallah"ı demez.. "vaay be, demek öyle ha", "ya", "allah, allah", "cık,cık", "ee", "hadi ya" gibi manasız, anlamsız, can sıkıntısı, geyik efektler salgılanır, gözler orada burada gezinirken.. biri, "işim var.. eyvallah" dese, ötekinin nazarında kıç tempra olacak, denmez, denilemez, bu nedenle de bu eziyet hep sürer



yolda karşılaşılır.. birikmiş kesişmeler mevcuttur.. karşılıklı hoşlantılar tedavülde rezerve.. ancak birinin ilk adım atması olmamıştır.. ve fakat bir o, ilk adımı hiç atmaz.. kaz gibi geçersiniz birbirinizin önünden ve ömründen.. "velhasılı pır pır ederken yüreği, ellerim bak boş kaldı" olur.. bir güzel ukte, bir güzel başka tesadüfe kalır.. hayırlısı


metinler / metin üstündağ / denemeyenler
fotoğraflar / rocky

12 Şubat 2018 Pazartesi

Ve Yoga Ve Kesik Baş


Eski pilates  hocamın, son aylarda yoga yaptırdığını duyunca çok sevindim. Durur muyum?  Hemen kayıt oldum. Artık  bir buçuk saatten haftada iki  akşam  yoga yapıyorum.  Ohh! Çok memnunum. Aramızda kalsın, sanırım gün be gün uzuyorum.

Bu akşam işten erken çıktım. Marş marş spor salonuna gittim. Salonunun kafesinin en mutena köşesine kuruldum. Çantamdaki kitabı usulca çıkardım. Okumaya başladım. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Kesik Baş (Polisiye Roman) adlı eseri. Bu kitabı uzun zamandır arıyordum. Taaa Hatay'daki bir sahafta buldum. Kargoyla gönderdiler. Bugün elime geldi. Hazır yogaya daha zaman var dedim, hem kahvemi hüpletip hem kitabı okumaya karar verdim. Kitabın basım tarihi 1963...  Lakin dili nasıl taze, nasıl merak uyandırıcı, nasıl matrak anlatamam... Bayıldım.  Allahım yarabbim... Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın anlatımını çok özlemişim:)


Ve Çay Ve Çiçek Ve Şiir

Severek içtiğim bu çiçek aromalı  çayı seviyorum.  Acaba içinde hangi çiçekler var diye merak ettim.  Turunç ve portakal kabukları olduğuna eminim. Peki bu mavi olanlar ne? Muhteviyatına baktım.  Cornflowers yazıyor. Nedir ki cornflowers! Aaa! Peygamber çiçeğiymiş. Ne hoş!



Nasıl olur peygamber çiçeği peki? Hemen gugılladım. İşte bu! Ne şahane değil mi? Aklıma Sezai Karakoç'un Ve Mona Roza'sı geldi... "Peygamber çiçeğinin aydınlığında ara/ Sana doğru uzanan ellerimi" der ya hani...  Kimbilir bu şiiri kaç kez okudum. Acaba daha önce  niye merak etmedim peygamber çiçeğini?


Ayrıca mavi kantaron da deniyormuş bu çiçeğe...  Sonraaa... Aaa! Telefon çaldı. Gitmeliyim. Çay molam bitti:)


8 Şubat 2018 Perşembe

Hal Beyanı...




Bize neler neler öğrettiler sevdalar üstüne 
Aldatıldık aldatıldık sevda böyle değil 
Ne masallar ninniler söylediler dünya üstüne 

Aldatıldık aldatıldık dünya böyle değil 
Ufalana ufalana kaç kuşak 

Eridik bu yollarda 
Kimimiz yerle yeksan 

Kimimiz zorla ayakta 
Kolu kanadı kırık kuşlar gibiyiz 

Ayrı diyarlarda 
Bize saadet nasip şimdi 

Uçuk rüyalarda 


Sezen Aksu/Aldatıldık

VİDEO

7 Şubat 2018 Çarşamba

Memleketimde Bocuk Gecesi Festivali


Edirne'nin Keşan ilçesine bağlı Çamlıca köyü sakinleri her yıl 6 Ocak'ta Bocuk Gecesi Festival'i düzenliyorlarmış. Söylendiğine göre Ortaçağ'dan kalma bir gelenekmiş. Kışın en soğuk gününde, beyaz giysi giyen, Bocuk adlı kötü ruhun  ev ev dolaştığına inanılırmış. O gece kabak yemeyenler, o yıl  kötü ruhun zulmünden kurtulamazmış.

Malum kış mevsiminin bereketi kıt, eğlencesi az. Yüzlerini boyayan, beyaz çarşaflara bürünen insanların eğlenerek ortalarda dolaştığı, kabak tatlılarının ve akıtmaların pişirilip yendiği  festival nedeniyle, merak edip çevre şehirlerden gelenler sayesinde belli ki köy bereketleniyor, insanlar eğleniyor, Ne güzel! Bünyem itibariyle bu tip hikayelere bayılırım. Ayrıca  saftoriğin teki olduğum için böyle anlatılanlara şıp diye inanırım. 

Tam benlik bir festival. Kısmetse seneye oradayım.
 





4 Şubat 2018 Pazar

Tüfek İcad Edildi Mertlik Bozuldu.


Yıllardır Köroğlu Destanı'nı okumak istiyorum. Hatta farklı yazarların derlemelerini edindim. Lakin okuyamadım. Az önce kitapları düzenlerken elime geldiler. Aniden elinde sazıyla Köroğlu renksiz bir at üstünde önümde belirmesin mi? Köroğlu, atımın rengini söyle, dedi. Kııır, dedim. Kır at ya... Kırat ne renk olur peki,dedi. Cevap veremedim. Kızıl mıydı acaba? Emin değildim. Kırlaşmış kelimesinden yola çıksam... Siyah beyaz at mıydı ki? Karar veremedim.  At, önümde  iki ayaklarını havaya kaldırdı. Nasıl denirdi?  Hah tamam buldum, şahlandı. Köroğlu, önce atımın rengini öğren, sonra gel, dedi. Şaşırdım kaldım. O nedenle, ilk iş at renklerini, cinslerini, yürüyüş şekillerini öğrenmeye karar verdim. 21. yüzyıldayız, ışınlanmaya ramak kaldı, 16. yüzyılın halk kahramanı Köroğlu ve Kıratı'yla alıp veremediğin ne, diyebilirsiniz. Ne bileyim? Biz kitapları seçmeyiz ki, kitaplar bizi seçer. Demin Köroğlu durduk yerde elime geldi.

Az önce araştırdım. Rengi bembeyazsa beyaz at, kahverengiyse doru at, simsiyah olana yağız at, vücudunu örten kılları beyaz, yelesinde, bacak uçlarında, kuyruğunda siyah veya kahverengi tüyler bulunan atlara kır at denirmiş. Acaba  Köroğlu Destanı'nı elime alsam, artık kendini okutur mu ki?

“Hey kardeşler, hey dostlar, yolda belde, tavlada  tarlada, kırda ovada durup  da bizi dinleyenler, okuyanlar, dünyanın kaç bucak olduğunu soranlar, bilenler, hey yedi iklim dört bucağı gezenler, size bir destanımız var. İnsanoğlu şu dünyada neyi arar, arasa arasa dostluğu, kardeşliği arar, sözü çok uzatmak neye yarar… Biz başlayalım  Köroğlu’nun hikayelerini anlatmaya birer birer. Gidelim eski, uzak yıllara, Köroğlu’nun  başından geçenleri söyleyelim. Söyleyelim de   dinleyenlerimizin, okuyanlarımızın  damakları tatlı, gönülleri hoş olsun, mert yakaları namert eline geçmesin. Bir de burada bizden önce gelmiş geçmiş bir hoş sada olmuş, Köroğlu hikayeleri anlatan  ustalarımıza canı gönülden  bir selam uçuralım. Ruhları şadımanlık etsin” (yaşar kemal - üç anadolu efsanesi)



1 Şubat 2018 Perşembe

Bu Gece Yüreğim Elimde


Ukulele bir Hawai çalgısı. Hawai dilinde zıplayan pire anlamına geliyor. Israel Kamakawiwo'nun  ukuleleyle çalıp söylediği, somewhere over the rainbow tadında neşeli şarkılar  yerine,  nasıl  denir,  bööyle damardan gamlı  şarkılar  çalıp  söylemek istiyorum. İşte buyrunuz, bu akşam ukulelemle  sözlerini Yusuf Hayaloğlu'nun yazmış olduğu bir Ahmet Kaya şarkısını çalışıyorum. 

dm                                         gm                  a                                                               gm        dm
Bir ince pusudayım, yolumun üstü engerek, Bir garip akşamdayım, sırtımı gözler tüfek
                                       gm               a                                              gm                  dm 
Ben senin sokağına ulaşamam dardayım, O masum gözlerine bakamam firardayım.

Biraz daha ilerletince, ses kayıtı alıp hayal kahvem'e eklesem mi acaba diye düşünüyorum. 

Sipariş ettiğim kitaplarım geldi. Aslında bu kitapları neden aldığımı yazmak niyetindeydim. Yok... Bu gece yüreğim elimde... Ukuleleyle bu  şarkıyı  çalıp söyleyeceğim.