28 Haziran 2020 Pazar

"Ya Bütün Hayatım Bir Yanlıştan İbaretse?"


Tolstoy'un  bin sayfalık Anna Karenina'sı, adeta  üzerimden tren geçmiş gibi bir  his bırakınca...  "Bekleme  yapmayın! Aşk'ını alan acı'ya doğru ilerlesin" deyiverdim.. Bir süre Tolstoy evreninde gezinmeye karar verdim. Marş marş!..  İvan İlyiç'in Ölümü'ne doğru ilerledim.

Tolstoy'un ikinci kitabını okuyorum... 
İncecik bir novella bu kitap. Hay canına sayın seyirciler.  Okudukça...  Okudukça...  Hop dedik, abicim!.. Şimdi... Heyecan içinde, yüzüm allak bullak olmuş, gözlerim yaşlarla dolu hayatımı mı sorgulayacağım yani? Yapma bunu bana Tolstoy, diyorum. Hemen üçleme kelimelerinin peşine düşüp, ilgimi dağıtıyorum.  Aaa! Buluyorum... Bu kitabında da çook var. Hatta dörtleme bile var... Tolstoy'a bayılıyorum:)

- Kasvetli, kararlı ve neredeyse öfkeli bir ifadesi vardı.
- Akıllı, canlı, kibar bir adamdı.
- Yetenekli, neşeli,iyi huylu ve sosyal biriydi.
- Fedorovna, çevresindeki en çekici, en zeki ve en akıllı kızdı.
- ... son derece tatlı, güzel ve düzgün kızdı. 
- ...evliliğin kolay, hoş ve neşeli hayatını engellemek bir yana... 
- ... eski neşeli, kolay ve edepli haline geri döneceğini düşünmeye başladı.
- ... evin son derece zarif, şık ve kibar bir görünüm alacağı....
- Bu işi zahmetsizce, hoşnutlukla, layığıyla ve bir sanatçı ustalığıyla yerine getirirdi.
-   ailesinin kurduğu rahat; keyifli ve doğru hayatı bozmaya başladı.
-Özellikle de neşesi, canlılığı ve maharetleriyle..... 
- Sonra ansızın o eski, tanıdık, inatçı ağrıyı hissetti.
- ... genç, iyilik dolu ve basit yüzünü....
- .. bu işi kolayca, gönüllü olarak, zorlanmadan....
- Diğer insanların sağlığı, gücü ve canlılığı canını sıksa da...
- İçini çiğneyen, ona eziyet eden ve bir an olsun durmak bilmeyen ağrıları...
- Hep acı, hep çaresizlik, hep aynı şey...
- Zinde, sağlıklı, dolgun ve neşeliydi...
-Sanki o ve ağrısı dar, derin ve karanlık bir çuvala sokulmaya çalışılıyor..
-Çaresizliğine, yalnızlığına, insanın ve Tanrı'nın zalimliğine, Tanrı'nın yokluğuna 
ağlıyordu.
- ... saçma, değersiz, çirkin bir hal almıştı.
- Umutsuzluk ve anlaşılmayan, berbat ölümün bekleyişiyle....
- ... hayatının ne kadar düzenli, saygın ve meşru olduğunu hatırladı.

NOT- Başlık  kitaptan. S. 74

20 Haziran 2020 Cumartesi

Ve Anna Ve Tolstoy Ve Kelimelerin İzini Sürmek


Geçen hafta  L.N. Tolstoy'un 1.062 sayfalık Anna Karenina'sını okumaya niyet ettim. Niyetimi bugün itibariyle gerçekleştirdim. Roman su gibi aktı gitti. Her güzel şey gibi, bitti. Dumanlı bir melankoli duygusu yüreğime bağdaş kurup yerleşti.

Yıllardır hakkında okuduğum onlarca makale, akademik tez, romandan uyarlanmış seyrettiğim filmlerin tesiriyle Anna, kızkardeşim gibidir. Kitaplarımın arasında pek çok baskısı olmasına rağmen, romanı okumamıştım.  İyi ki tam da şimdi, bu yaşımda okudum. Şu anki yaş iklimime tamı tamına  denk geldi. 

Acaba daha önce benden başkası yazdı mı bilmiyorum. Tolstoy'un  sayısız cümlesi hep üçleme kelimelerle bitiyor. Hoşuma gitti. Romanı okurken Anna'yı unuttum. Resmen  bu üçlemelerin izini sürdüm. Bazılarını okumak ister misiniz? Baksanıza...  Çok sevdim.

... onu sadece neşesi, iyi huyu, kuşku götürmez dürüstlüğü nedeniyle sevmiyorlardı...
... gerekli olan serbestlik, basitlik ve resmiyet sınırını hiç kimse....
... her zaman  heyecanlı, telaşlı, biraz da sıkıntılı gelirdi....
... sadece güzel,gizemli ve farklı kadınlara aşık olabildiği...
... her zamanki açık, düzgün ifadesi ve güzel diksiyonuyla...
... uysal, sakin ve içtenlikle bakan gözlerinin ifadesi...
... sevimli, uysal, sevgi dolu bir varlık olan kadının...
... dış görünüşünün sakin, hareketlerinin  rahat ve zarif olduğunu...
... sevimli biri olduğu, onu sevdiği ve aşık olduğu için...
... zor fark edilen mutlu, alçakgönüllü ve muzaffer bir gülümsemeyle...
... özellikle de koca kavramında yabancı, düşmanca, dahası gülünç bir şey...
... akıllı, bilgili, hayranlık uyandıran biri...
... alçak, yumuşak ve sakin sesi duyuldu...
... şanslı, iyi, akıllı ve sakin Vronskiy'i...
... tersine sevindirici, yıkıcı ve heyecan verici...
... hızlı, kararlı ve hafif adımlarıyla...
... takındığı doğal, sakin ve kendinden emin tavra...
... olanaksız, korkunç, daha önemlisi büyüleyici...
... gururlu, neşeli, şimdiyse utanç içinde olan...
... heyecanlı, yüzü allak bullak olmuş, gözleri yaşlarla dolu...
... İkisinin de yüz ifadelerinde güçlü, genç, yeni uyanan bir aşk  görülüyordu.


4 Haziran 2020 Perşembe

Kitap Falı Ve Uçan Tekme



Ne çok olmuş yazmayalı...

Hayatın hayhuyu içinde az önce pintiricik boşluk buldum. Zira ha babam de babam çalışıyorum.  Korona günleri işimin en debdebeli dönemine denk geldi iyi mi?

Şimdilik ofisin kapısına kilit vurduk. Bildiğiniz gibi hepimiz evlerimizden çalışıyoruz. Kendi adıma mesudum. Tuhaf şey. Ekmek yapmadım. Kitap okuyayım, film seyredeyim diye gayrette olmadım. Mütemadiyen işimle, hayatla, gelecekle ilgili planlar yapmaktayım. Savaşta tabanları yağlayan değil, kara günleri  kahraman omuzlarında taşıyarak  ak günlere erdirecek bir komutan edasındayım. Bir görseniz beni...  Acınacak durumdayım.

İşte az önce   silkelenip kendime geldim. Derhal, Hayal Kahvem'e bir şeyler yazmaya niyetlendim.  

Yazamadım. Resmen yazma kaslarım  paslanmış. Öyylece kalakaldım. Durdum. Bekledim.

Haybeye demiyorlar, yaz, her gün yaz, iş edin yaz, ne istersen yaz, üç cümle olsa bile yaz, yeter ki yaz, diye. Niye? Eğer her gün yazmayıp pratikliğini kaybedersen, yazmaya niyetlenince  oturduğun yerden ekrana benim gibi aval aval bakarsın işte böyle. İbret olsun vaziyetim herkese. 

Tabiyatım gereği  canım sıkıldı. Ağlamama ramak kalmıştı. Başımı sağa çevirdim. Kitaplarım. Gözüme ilk çarpan kitaba baktım. Olduğu yerden çektim çıkardım. Murat Menteş'in romanı...  Ruhi Mücerret. Tamam işte. Ne güzel.

Elimde evirdim, çevirdim. Kitabın kapağını hareket ettirdikçe bir Cüneyt Arkın görüntüsü  çıkıyor, bir Orhan Gencebay.  Ne yapsaydım yani? Elbette kitap falı baktım. Gözlerimi kapadım. Bir sayfayı araladım.  İşte buyrunuz. Kitap falımdan nasibimi aldım:

"100 yıllık plan yapabilirsin, fakat  bir saniye sonrasını bilemezsin" (Sufi Mottosu). 

Bu da bana kapak olsun. Yine, yeni yeniden yazmam şart olsun. 

Sufi Mottosu var ya, resmen  karnıma yediğim uçan tekme!  Ahhhh:)