İki ünlü şair… İki ünlü şairin çocukluğuna ait sahici ve hüzünlü saç hikayeleri… Ne tuhaf bir tesadüf değil mi?
08 Aralık 2009 Salı
İki Şairin Çocukluğundaki Saçlı Tesadüfler
İki ünlü şair… İki ünlü şairin çocukluğuna ait sahici ve hüzünlü saç hikayeleri… Ne tuhaf bir tesadüf değil mi?
07 Aralık 2009 Pazartesi
"Kuyuya Sarkıtan Kadın, Saçından Kavrayıp Kızkardeşimi..."
Milliyet Sanat Dergisi Ekim 1985 sayısında, Zeynep Oral’ın Cemal Süreyya ile yaptığı bir sohbet yazısı vardır. 1931 Erzincan doğumlu Cemal Süreyya’nın, 1938’de Dersim isyanı sonrasında ailesiyle birlikte,Erzincan’dan göçüp Bilecik’te oturmaya mecbur edildiği anlatılır. Bilecik’e geldiklerinden altı ay sonra Cemal Süreyya'nın annesi, dördüncü çocuğunu doğururken ölür. Çocuklara babanne bakar, Cemal Süreyya’da ilkokulu okumak için, İstanbul’a amcasının yanına gönderilir. Altı yıl evlenmeyen baba, babanne çocuklara bakamayınca, önce Esma sonra Refika ile evlenir. Esma kötü bir üvey annedir. Evdeki kızkardeşlerine çok işkenceler eder. Şair “Örneğin saçlarından tutup kuyuya sarkıtırdı. Bu yüzden kardeşlerimin saçları gür değildir.” diye anlatır Zeynep Oral’a. Çocukların hem acısını hem de kuyuya düşme korkusunu insan hayalinde canlandırınca bile fena oluyor. Cemal Süreyya bu işkenceleri görmemek için, parasız yatılı okulları kazanır ve okul hayatı hep parasız yatılı okullarda geçer. Esma delinin biridir. Bir fırıncı ile kavga eder. Adamı vurur. Adamı öldü zannedip, Bilecik’ten kaçar. Cemal Süreyya’nın kardeşleri, bu zalim kadından kurtulurlar. Neyse ki babasının sonra evlendiği Refika iyi bir annelik yapar çocuklara.
06 Aralık 2009 Pazar
Türküler Üzerine Hasbihal
Merdivenle... Akşama Varmak!
05 Aralık 2009 Cumartesi
Tuhaf Bir "En Güzel İstanbul Fotoğrafları Yarışması"
04 Aralık 2009 Cuma
Rüyamı Sordum Hazreti Google'a...
O yaz,
bol bol roman okudum,
denize girdim kimsesiz kumsallarda;
rüzgârların, balıkların adlarını öğrendim.
Nice cümlelerin altlarını çizdim
kırmızı kalemimle.
Örneğin,“Asker dolu bir tren tarihi değiştirebilir.”
Sonra gene aynı kitaptan,
“Bir ardıçkuşu şakımaya başladı akasya ağacında.”
Geceleri,
sararan otların üzerine uzanıp
bir açıkhava sineması seyrettim
gökteki yıldızlardan
ve altını çizdiğim cümlelerle konuşturdum onları.
uzaktan bir çağlayanın sesi karışıyordu
yıldızların mırıltılarına.
Gene de duyabiliyordum Adil Nuşiran’ın huzurunda
hayat denilen bu acılar denizinde
en acımasız dalganın ne olduğu konusunu tartışan
üç bilge kişiyi.
Odama çekilip yatmadan önce,
tarihi değiştirebilecek asker dolu o treninhızla geçtiğini duydum,
sonra da
akasya ağacında şakımaya başlayan ardıçkuşunu.
Karşıda Midilli,
denizin ötesinde, sessiz.
Bu sessizlik sanki
o sevdalı kadının
bin kulaklı geceye fırlattığı çığlık
binlerce yıl önce
Cevat ÇAPAN

















