19 Mart 2017 Pazar

Bu Hafta Neler yaptım?


seyrettim



pera  ve galata'yı  hem okudum hem gezdim.


hımmm... başka ne yaptım acaba? şimdi çıkmalıyım.
du bi... aklıma gelince illa yazarım:)

17 Mart 2017 Cuma

sadece arkadaşız

sadece arkadaşız,
güzel, biz de karışık ızgara'yız


sadece arkadaşız,
"hey dünyalı biz dostuz",  deseniz, daha hoş olurdu halbuki



sadece arkadaşız,
hadi ya, nasıl becerdiniz


sadece arkadaşız,
biz sadece arkadaş değiliz, dostuz, ahbabız, kankayız, içtiğimiz su ayrı gitmez, yani size havada, karada, denizde, uzayda beş basarız


sadece arkadaşız,
sadede gelelim, bırakın bu ayakları


sadece arkadaşız,
biz de komedi dans üçlüsü sanmıştık sizi



sadece arkadaşız,
herkesin bir kusuru vardır arkadaşım, takma kafana


sadece arkadaşız,
ne diyeyim, allah rahatlık versin


met üst- yankı vâdisi

Gecenin İçinden


15 Mart 2017 Çarşamba

Günün İçinden


Ağustos 1985 te, 39. sayı olarak yayımlanmış Sanat Olayı adlı derginin sayfalarını heyecanla çevirdim.  Sonunda buldum. "Galata İstanbul'da, İlhan Berk'in Galatası Nerede?" başlıklı ilk yazıdan  okumaya başladım. Dergi sekiz sayfasını İlhan Berk'in Galata adlı kitabına ayırmış. İlhan Berk'i şair diye biliyorken, şimdi  Galata ve Pera hakkında kitap yazdığını öğrendim ya, sanki sadece benim bildiğim bir sırmış gibi yüreğimi bir heyecan dalgası sardı. Dergideki yazılarda, kitapla ilgili olumlu, olumsuz beyanda bulunanlar olduğu gibi, İlhan Berk'le yapılan bir röportaj da var. 32 yıl öncenin dergisi...  Felek yaptı yapacağını. Ben Pera ve Galata'yı sipariş vermiş beklerken, "kitaplara ön hazırlık yap!" der gibi, bu dergiyi karşıma çıkardı. 

32 yıl önceki bir dergide İlhan Berk'in beklediğim kitabıyla ilgili yazılara denk geldim ya... Niye böyleyim bilmiyorum... Öyle böyle değil...  Ayrıca elimde de değil... Hiç hilafım yok yani...  Yeminle çok mesudum.



12 Mart 2017 Pazar

Bu Hafta Neler Yaptım?


Bazan  "ahhh ahhh!", bazan "vah vaaah!", bazan "hay canına!"  diyerek Galata sokaklarını arşınladım. 


"Sen ağaçların aptalı ben insanların, seni kandırır havalar beni sevdalar..." diyerek çiçek açan ağaçlarla hasbihal ettim.


Nihayet memleketimde bir müzikale gittim. 




Bu   kitapları henüz  okumadım.  Bu hafta bu kitapları Kafekültür'e  sipariş ettim. Bulamadığım tüm kitapları Kafekültür  kısa zamanda buluyor. Müthiş kolaylık benim için...  İlhan Berk'in Galata ve Pera hakkında kitapları olduğunu bilmiyordum. Bir şairin Galata ve Pera'yı anlatışı şiir gibidir, eminim. İstanbul'un Ermeni Mimarları ve İstanbul'un Rum mimarlarının editörlüğünü ise akademisyen mimar Hasan Kuruyazıcı yapmış. Bu dört kitabı çok kıymetli buluyorum. Elime ulaşmalarını tüm merak ve heyecanımla bekliyorum. 


 İnanmıyorum! Bu hafta sinemaya gitmedim öyle mi? Düşündüm... Düşündüm... 
Yok. Sahiden gitmemişim.
Hayret edilecek şey! 
Lakin işte bu filmi evde seyrettim. 

Heey! Lion'u seyrettim. 
Çok etkileyici.
Hararetle tavsiye ederim.

8 Mart 2017 Çarşamba

Geçen Hafta Neler Yaptım?

            İrlandalı Kız'ı bininci kez bilgisayarımda, 
        İstanbul Kırmızısı'nı ilk kez sinemada seyrettim.


Memleketimin eski bir şehrinin eski sokaklarını arşınladım.


   Dünyanın bir köşesinde El Greco'nun tek tabloluk sergisine denk geldim.


 Soloup'un grafik romanı Ayvali ile Ahmet Rasim'in İki Güzel Günahkar'ını okudum.



Ömrümde örgü örmemiştim. 
Rengarenk yünleri görünce dayanamadım, her renginden satın aldım. 
Ve örgü örmeyi öğrenirken tüm renkleri kullanmaya başladım. 


Sirtaki kursuna başladım. Sirtaki'nin İstanbul'lu ortodoks arnavut kasaplarının dansı olduğunu öğrendim. 1964 yılında çevrilen Zorba adlı filmden sonra sirtaki dansı ünlenmiş. Kim "bu bizim müziğimiz" derse desin, ben bayılıyorum bu müziğe ve dansa... Hastasıyım! Biz Zorba'nın müziğiyle çalışmıyoruz. Giannis Poulopoulos'un yukarıdaki şarkısıyla çalışıyoruz. Heyyy! Daha yeni yeni öğreniyorum. Öğrenirken kendimden geçiyorum. Hasapikoymuş aslında bizim oynadığımız dansın adı... Ağır kasap... Ağır ritimler... Çok güzel... İçmeden sarhoş olur mu insan? Olur vallahi... Çakırkeyif çıkıyorum kurstan.  "Peki kurs bitti diyelim. Çevrende senden başka kimse bilmiyor. Kiminle oynayacaksın," diyorlar. Ne gam! Derste gönlümce vakit geçiriyorum. Aleksi Zorba gibi gamsızlaşıyorum. Dünyaya ilk kez bakıyormuş gibi hayretle, dünyaya son kez bakıyormuşum gibi minnetle bakıyorum. Acısıyla tatlısıyla keyifli bir ömür sürmemiz gerektiğini hatırlıyorum. 

24 Şubat 2017 Cuma

Çiko Felipe Cayetano Lopez Martinez Gonzales


Bugün,  Zagor'un Çiko'lu özel sayılarından en merak ettiğim beş macerası kargoyla gelen paketten çıkınca,  "Binlerce kasırga aşkına!" diye bağırarak nasıl sevindim anlatamam.  Eski bir rüzgarın usulca üflediği yapraklar gibi, çizgi roman kareleri uçuşuverdi gözlerimin önünde...  Hemen kitapları karşıma dizdim....  Sahiden çok sevindim... Sonra sevindiğime sevindim.




23 Şubat 2017 Perşembe

Acele Yemeği İştahla Yemek...

Akşam iş dönüşü eve geldiğimde kurt gibi açtım. Buzdolabında bir top kırmızı lahanayla göz göze geldim.  Hemen elime aldım.  Du bi, dedim. Ortadan ikiye kesiverdim. Birkaç yaprağını kırmadan kenara ayırdım. Kalanını minik minik doğradım. Tuzla tatlı tatlı ovaladım. Dinlenmesi için kenara bıraktım.

5 adet orta boy patatesi iyice yıkadım. Kabuklarını tamamen soymadım. Sadece sorunlu kısımlarını kesip çıkardım. Patatesleri ceviz büyüklüğünde doğrayıp tencereye koydum. Üzerine su ekledim. Ocağa oturttum. Kaynatmaya bıraktım.


2 çorba kaşığı  taneli hardal, 1 çorba kaşığı sade hardal, 1 tatlı kaşığı pul biber, 1 tatlı kaşığı toz kırmızı biber, 1 tatlı kaşığı karabiber, 1 tatlı kaşığı tuz, Yarım çay bardağı zeytinyağı, 3 çorba kaşığı sirke ve ince ince doğradığım 5 dal taze soğanı lahanaların içine koydum. Bu arada patateslerim pişti. Sıcacık dumanı tüten patateslerin içine bu karışımı döktüm. İyice harmanladım.


En başta kenara ayırdığım lahana yaprağının içine kırmızı lahanalı patateslerden doldurdum. Allahım ne şahaneydi! Tüm iştahımla, hımlaya humlaya yemeğe başladım.


17 Şubat 2017 Cuma

Laf Lafı Açtı. Konu Mecrasından Kaçtı.

İf Bağımsız Film Festivali sebebiyle sabah  erkenden İstanbul'daydım. Cebimde üç biletim vardı. Birinden çıkıp diğerine girecektim. Vee hayal ettiğim gibi niyetimi gerçekleştirdim. Lakin ne kadar konforlu olursa olsun, sokağa kapısı olmayan sinema salonlarını bünyem kabullenemiyor. Filmin üzerimde bıraktığı büyülü sarhoşlukla sinema salonundan çıkıp, sokağa karışmak istiyorum. Gösterimdeki sinema salonları alışveriş merkezinin en tepesinde. Mümkün olamıyor.

Bugün üç festival filmi seyrettim. Üstelik üçü de birbirinden iyiydi. Gözümün vicdanı gönlümün vicdanını  tazelemişti. Epeyce sersemlemiştim. Tam sinemadan çıkıyordum ki Manchester By The Sea adlı filmin afişini gördüm. Film başlamak üzereydi. Geri döndüm. Bilet aldım. Salona girip filmi seyretmeye başladım. Bir süre sonra...  Sanırım aylardır bilinçaltımda saklandığını düşündüğüm duygularım sıvıya dönüştü. Göz pınarlarım fokurdadı, yaşlar pıtır pıtır yanaklarımdan dökülmeye başladı. 

Sokağa açılan kapısı olan sinemadan çıksaydım, ağlamaya devam ederek kalabalığa karışabilirdim. Oysa günün sonunda kıpkırmızı gözle ve burnumu çeke çeke alışveriş merkezinin en üst katından asansöre binmiştim. Yedi kat aşağıya inecektim. Etrafımda seyircilerim vardı. Artık, film bendim.





not- bu afişler ne peki di mi? vallahi aslında casey affleck'le ilgili bir yazı yazacaktım. laf lafı açtı. konu bambaşka mecralara kaydı. artık çok geç oldu. uykum geldi. uyuyacağım.