25 Mayıs 2017 Perşembe

Vakit Çok Geç Olunca...

“Bana bu gece bir hikaye anlatır mısın? Eskiden olduğu gibi.”
“Elbette.” Ceketini çıkartıp yanıma kıvrıldı babam.  “Sana eğlenceli bir masal anlatayım öyleyse.”
“Hayır. Hüzünlü bir hikaye anlat bana.”
“Hüzünlü mü? Niye ki?”
“Babacığım,” dedim. “Sen de biliyorsun, vakit mutlu hikayeler için çok geç.”
Alper Canıgüz /Cehennem Çiçeği /Sayfa 174

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?

                               Sevdiğim çizgi romanlardan  satın aldım.
Hece'nin Ahmet Hamdi Tanpınar özel sayısını görünce havada kaptım. (Ocak 2002)


Yeğenim  Emir,  "Teyze, Kral Arthur gelmiş. Sinemaya gidelim mi?" deyince,  "Bu kaçıncı Kral Arthur filmi abicim? Gene mi Kral Arthur filmi?" diyecektim ki, "Guy Ritchie filmi teyzeee!" dedi.  "Fırla!" dedim. Guy Ritchie filmlerini öyle severim. (Madonna'yla evliyken çektikleri hariç:) 

Peki nasıldı? Film iki saatti bi kere... Gereksiz uzatmışlar. Sonra... Kral Arthur'un karizmasından hiç etkilenmedim, bazı muhabbetlere resmen kahkahayla güldüm, Judie Law'un  baby face yüzüyle kötü rolde olmasını kabullenemedim, kimi müziklerde ve sahnelerde modern zaman filmi seyrediyormuşum tadı verdi felan filan... 

Filmi seyrettim diye vahvahlandım mı? Yoo... Lakin filmin bitiminde "Hay canına sayın seyirciler!" de diyemedim. 

devam edecek:)

Hey Ahbap!..

Bana  bazı şarkılar lazım ahbap
hafif şarkılar, acı olmayan şarkılar
çok şarkıya ihtiyacım var
Tutam tutam saçlarımı savuracak şarkılar
didem madak/128 dikişli şiir


Rüyamda... Hayırdır inşallah...  Durup dinlenmeden yürüyordum. Nereye gidiyordum? Niye telaş ediyordum? Ne zamandır yürüyordum? Bilmiyorum. 

Dehşetli yorulmuştum.  Göğsüm hızlı hızlı kalkıp iniyor, dudaklarımın arasından süzülen nefesim hayatın nefesine karışıyor, ılık  bahar rüzgarı omuzlarıma aldığım gül rengi şalımı usulca havalandırıyordu.  

Üzerinde yürüdüğüm taşlı yolun kıyısına gelince durdum. Ayaklarımın ucundan başlayan yeşillik, katman katman dağlar üzerinden ilerliyordu. Ortalıkta kimsecikler görünmüyordu. Yüreğimi hüzün dalgası kaplamıştı. Çıt çıkmıyordu. Yapayalnızdım. Şarkı söylemeye başladım. İşte o sırada onu işittim. Efsunlu ıslık sesi. 

Ne vakit yanı başımda duran yanlızlığımı  görmek istemesem, hep kendi kendime şarkı mırıldanırdım. Ardından bana eşlik eden o ıslığı işitirdim. Durduğum yerde hayatımın o anlarını düşündüm. Bu gizemli ıslık, hayatımın en mühim zamanlarında hep yanımdaydı. Böyle düşününce yüreğim sevgiyle doldu. 

Saçlarımı tutam tutam savurarak başımı ıslık sesinin geldiği yöne çevirdim:
-Hey ahbap! diye seslendim. İyi ki varsın... Teşekkür ederim.

Rüyalar ne acayip oluyorlar  di mi?

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Şşşth! Kimse Duymasın!.. - 30 -


Dağın tepesinde kocaman bir kale vardı.
Bu şehrin halkı, çok eskiden bu kalenin içinde yaşardı.
O zamanlar savaşlar çok olurdu.
Kale, insanları düşman saldırılarından korurdu.

Artık kalenin içinde kimse yaşamıyordu.
Kale, yalnız kalmasının nedenini düşünüyordu.
Evet, eskisi gibi savaşlar yapılmıyordu.
Demek ki,  kalenin korumasına ihtiyaç duyulmuyordu.

"İyi ama, şimdi çok korkunç," dedi kendi kendine...
"İnsanlar,  jiletli tellerle çevrili yerlerde yaşıyorlar."

Kale, insanların neden böyle yaşadıklarını gerçekten hiç anlamıyordu.




25 Nisan 2017 Salı

Gincırino Ve Ben

Geçtiğimiz yazdı. Arkadaşım Adalet telefon edip, uçak biletlerimizi aldım, Venedik'e gidiyoruz, deyiverice, Venedik miiii? Benimle miii? Hayırdır kardeş, dedim. Nergis'in evi Venedik'e çok yakın. Bizi davet edip duruyordu ya...  Sana kalsa İstanbul'dan başka bir yer gözün görmüyor. İtiraz mitiraz istemem. Birlikte gideceğiz, dedi. Biz üçümüz çocukluk arkadaşıyız. Adalet'in lafını ikiletmedim. Vee biz Nergis'e gittik. Araba kiraladık. Üç gün doya doya, ine dolaşa, o köy senin bu göl benim gezindik. 

Yediğin içtiğin senin olsun gezdiğin gördüğün yerleri anlat, diye bir söz söylenmiş söylenmesine lakin, bu söz bencileyin tipler için söylenmemiş. Şimdi o gezintide gezdiğimiz yerleri değil,  içtiğim bir şeyi anlatacağım çünkü...

(Arkadaşlarımla yaşadığımız o maceramızda, kiraladığımız arabayı ben kullanmıştım. Ve yaptığım numaraları, inanıyorum ki bir gün size çekirdek çıtlatır gibi çıtır çıtır anlatacağım.)

Hah işte... O gezimizde,  gingerino diye bir içeceğe dadanmıştım. Sıcak yaz gününde, nasıl ferahlık veriyordu anlatamam. İçtiğimde sadece içeceğin geçtiği yerlerde değil, resmen bünyemin her hücresinde hissediyordum. Çok sevmiştim. 

Sonra Nergis tarifini öğrenmiş. Yazıp gönderdi. O gün bugündür sürekli yapar oldum. Az önce gene yapınca, tarifini sizlerle paylaşmak istedim.

İşaret parmağı büyüklüğündeki zencefil ve iki limonun kabuklarını soydum. 
Katı meyve sıkacağına üçünü attım. 
Sularını çıkardım. (zencefilin limon gibi suyu çıkıyor) 
Zencefil ve limon suyunu sürahiye koydum. 
Altı kaşık pekmez ekledim. (aslında 3 kaşık toz şeker 4 kaşık pekmez konuyor. şeker koymuyorum. pekmezin ölçüsünü arttırıyorum.) 
Dört şişe soda ilave ettim. İsterseniz beş şişe soda kullanabilirsiniz. 
Bir limonu yıkayıp kabuklarıyla dilimledim. Sürahinin içine attım. (varsa nane doğrayabilir, portakal dilimleyebilirsiniz)
Kokladım. Missss!
İçtim. Nefissss!
Eğer denemediyseniz,
lütfen deneyiniz.  
Nasıl denir?
Tek kelimeyle, MÜTHİŞ!




23 Nisan 2017 Pazar

Bu Hafta Neler Yaptım?


Evde dört film seyrettim.


Sosyal medyada bu fotoğrafı görünce feci üzüldüm.



Kan ve Gül'ü okurken kahkahalarla  güldüm.


İki mavi kapıyı hayal kurarak  seyrettim.

20 Nisan 2017 Perşembe

varoluş nedenleri vazcayış sebepleri


kaç yaşında bindiniz ilk kez uçağa.. ya da semtler arası yolculuklarda bile neden kusar bazı kadınlar hâlâ.. neden araba tutar onları.. orta asya'dan yürüyerek geldik diye mi acep.. icatlar da, teknik de tüm öbür ihtiyaçlar gibi eşitsizliğe mi ayarlı hep.. herkes satın alacağı ölçüde mi yararlanır  icat ve teknikten.. insanın aya ayak basması, tüm insanlığa mâl edilecek bir müjde mi gerçekten.. yani dünya tısslayınca, dünyadan ilk kaçanlar o teknolojiye ve güce sahip olanlar olmayacak mı


                                  metin üstündağ/denemeyenler/sayfa 204

15 Nisan 2017 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?


Sinemada iki film seyrettim.


Sirtaki kursumu tamamladım.


 Dikiş makinesi aldım. Dikiş dikeceğim... 
(Ben ve dikiş dikmek öyle mi? 
Hahha! Du bakalım:)


Sabah erkenden İstanbul sokaklarındaydım. 
Herkesler İstanbul'dan kaçmak istiyor... 
Ben ise en içine dalmak istiyorum. 
Büyülüyor beni İstanbul.
Hastasıyım!


Evliya Çelebi... En bayıldığım adamlardan biridir.
Evliya Çelebi'nin Acayip ve Garip Dünyası'nı okuyunca,
 kendisine sevgim iyice katmerlendi.
Bir ara yazacağım. 
Gene du bakalım:)


14 Nisan 2017 Cuma

Ve İş Ve Hedef Ve Rüya Ve Tam İsabet

 

Bu hafta işim açısından oldukça yorucu geçmişti. Büyük bir kurumsal müşterimin yenileme teklifini hazırlamıştım. Yarın son gündü. Günlerdir itinayla çalışıp hazırladığım teklifi  gün battı, halen göndermemiştim. Başaramazsam diye korkuyordum. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışmıştım. Gerilmiştim. Ofisteki koltuğuma gömüldüm. Bitkindim. Uyumuşum. Hayırdır inşallah, deyiverin. Çünkü bir rüya gördüm.

Rüyamda, ülkenin en mahir okçusu bendim. Oysa gerçek hayatta  ok ve yaya bir kez bile ellemedim. Güya dünyanın bütün büyük ok ustalarından ders almışım. Kimse beni yenemiyormuş. Benim yeteneğime denk  kimse yokmuş. Bütün yarışmaları ben kazanıyormuşum.   Benden daha iyi ok atabilen kimse yoksa, kiminle yarışacağım ki...  Sıkılıyorum. Gamlı gamlı, köy köy şehir şehir dolaşıyorum. Daha iyi bir ustaya denk gelmeyi hayal ediyorum.

Issız bir köyün ücra bir kulübesine yolum düşüyor. Bir bakıyorum ki, o ne? Kulübenin bahçesinde muhtelif tüylerle bezenmiş oklar, yaylar, asıl mühimi bahçenin her yerinde irili ufaklı hedefler var.  Bu hedefler çok tuhaf... Kimisi ağaç tepesine, kimi masanın üstüne, sandalye sırtına, kimi bahçenin çeperine, kimi çimlerin üstüne işaretlenmiş... Her birinin tam ortasında ok var. Nasıl denir? Her biri tam isabet! Şaşırıyorum. Ben ki memleketin en ünlü okçusuyum, ben bile her seferinde on ikiden vuramıyorum. Kimdir bu hünerli okçu? Feci merak ediyorum. Mutlaka çok iyi ok ustası olmalı, diye düşünüyorum. Geliyor. Öğrencisi olmak istediğimi söylüyorum. Bu kez o şaşırıyor. Şimdiye kadar hiç öğrencisi olmadığını lakin bildiklerini memnuniyetle öğretebileceğini söylüyor. Aslında çok basit bir yöntemdir. Her atış tam isabettir. Sonuç yüzde yüz garantidir, diyor.  Heyecanlanıyorum. Yalvarırım öğretin bana bildiklerinizi, diyorum. 

Bak şimdi, diyor. Önce yayı tüm gayretinle gereceksin. Oku gönderirken kalbini dinleyeceksin. Ok yerine ulaştıktan sonra gidip etrafına hedefi işaretleyeceksin. O kadar! 

Rüyanın tam burasında uyandım. Bu rüyayı bir işaret sandım. Bilgisayarın gönder tuşuna bastım.

12 Nisan 2017 Çarşamba

Ne Dediğini Anlamadan Tüy Olup Uçuyorum


Ev Ödevim - Business Strategies

 




İngilizce hocam, gönderdiği mailde, "We will meet on tuesday at 19:40 for last lesson and you make presentations" diye yazmış.  "10 adet  the best business movies'i sırf for learning english  maksadıyla  salı gününe kadar seyretmemizi istemiş. "Yook artık! daha neler! Bu zalimlik!!" demedim elbette...


Heyyy! Başım gözüm üstüne, emrin olur  hocaam  diyerekten, emir telakki ederekten, hemencecik, ivedilikle, hızlıca, çabucak,  vakit kaybetmeden,  derhal seyrederim, dedim. Şaşırdım kendime...  Ben mi değiştim, ödevler mi? Okul zamanlarım aklıma geldi. Ev ödevlerinden nefret ederdim.

Oysa bu ev ödevini öğrenince çocuk gibi sevindim.  Hatta  bu ödevi öğrendiğimden beri ağzım kulaklarımda gezinmekteyim. Sevinç göz yaşları döktüğümü yazarsam sakın abarttığımı düşünmeyin. Aklım başımdan gitti, ayaklarım yerden kesildi, ofiste bayram havası esti, ne yapabilirim?  Yeminle deliye döndüm. Eteklerim zil çaldı. Az kalsın  kalkıp şakkada şukkada göbek atacaktım. Yavaş yavaş başımı kaldırıp aynaya baktım. Gözlerim sadece parıldamıyordu. Resmen gözlerimin içi gülüyordu.  Takdir edersiniz ki, dayanamadım. İnglizce öğretmenim 10 tane filmi ev ödevi verdi diye sevinçten zıp zıp zıpladım, hop hop hopladım. Hay canına sayın seyirciler!  Ne kadar değişmişim:)