12 Temmuz 2016 Salı

Kitap Detoksuna Niyet


Yeminle bu kitapları sipariş ettiğimi unutmuştum. 
Akşam elime geldiler. 
Nasıl sevindim anlatamam.

Allahım lütfen sorun çıkmasa... 
İki gün işe gitmesem. 
Kitap detoksu yapsam. 
Lütfen.

Bu Bir Yemek Tarifidir


Şşşth! Kafamı attırma! 
Alacalı soyarım.
Uzun uzun keserim. 
Lokma lokma doğrarım. 
Arkalı önlü kızarttığım gibi...
İki seksen uzatırım. 
Şşşth!

Evet! Yaparım!

25 Haziran 2016 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?


4 kitap aldım. Okudum.  





Erik topladım. Kokladım.





Sinemaya gittim. Ağladım.



İki Bahar'ı  tanıştırdım. Sevindim.






Bilmediğim mekanlar keşfettim. Öğrendim.


24 Haziran 2016 Cuma

Selimiye Camii'ne Gidebilme Hayalimi Seviyorum


Edirne'deki Selimiye Camii'ni  gidip görmedim. Bildim bileli hakkında yazılmış makaleleri okurum. Belgeselleri seyrederim. O kadar...  Lakin, "Haydi Selimiye Camii'ne gidiyoruz," deseler, yüreğim gümbürdemeye başlar. Feci heyecanlanırım. Gidemem.

Aslında nasıl merak ediyorum anlatamam. Oy.. oy.. oy...  Koskocaman  kubbe... sekiz ayak... ve onlara bağlı kemerler... Gelmiş geçmiş tüm dünya sanatlarının hülasası... Hepsini özümsemiş, bünyesinde toplamış. Tam kubbenin altında... tam orta yerde... müezzin mahveli... müezzin mahvelinin tam altında ise minik bir havuz... Başka hiç bir Osmanlı eserinde olmayan bir uygulama tarzı... Eşsiz... Kadim mimarlık sanatlarına selam çakış. Geçmişin devamı olduğunu, sürekliliğin bir parçası olduğunu sessizce haykırış. Size bir şey söyleyeyim mi, daha görmeden bu bilgileri öğrenmek delice heyecanlandırıyor beni. Diyorum ki: "Hay canına!" Müthiş.

Şimdilik hayaliyle yetiniyorum.... Bakın şöyle...
Osmanlı mimari sanatının en büyük yapısı kabul edilen Selimiye Camii'nin, küçücük olduğu söylenen kapısından gireceğiiiim. Pencereler insan gözü seviyesinde başlayıp zeminden yukarıya doğru kademeleneeeceek. Kubbenin ihtişamı,  pencerelerden akan ışığın ilahi kıvamı başımı döndüreceeeekkk...  Ve... Ahh!... Büyüleneceğim.

Ayakta duramam ki... Hooop!..  Dizlerimin üzerine düşeceğim. Dünyanın gelmişine geçmişine boşvereceğim. Biliyorum... Tüm ruhumla "Huuuuuu!" diye sesleneceğim.


17 Haziran 2016 Cuma

Şşşth! Kimse Duymasın!.. - 26 -


Uyandım.
Her yer sessizdi.
Karanlık çekilmişti.
Pencereden başımı uzattım.
Duman duman akmaya başladım.
Çimlerin üstünde dans ederek salındım.
Gövdem öyle genişledi... Öyle genişledi ki...
Tüm ormanı  yüreğime sakladım.
Hımm!..
Güneş  ısıttı beni...
Çiy olup yapraklara damladım.


Gerçekten!





12 Haziran 2016 Pazar

Pencere Kimdir? -1-


Gaudi'de maskeli balo için yapılmış özel bir makyajdır.




Rudolf Steiner'in Goethenaum'unda geometrilerin en aykırısıdır.





Ronchamps'daki kilisede ışığa ilahi bir kıvam veren dipsiz kaynaktır.





Mies Van Der Rohe'de şehre, dünyaya tutulan sihirli aynadır.





Londra'nın pencereleri yalnızlıktır.


Küçük Flemenk şehirlerininkiler alabildiğine mistiktir.




Küçük İtalyan şehirlerinde mutlaka aralıktır. Sesi, soluğu, ezgiyi paylaştırırlar.





Cümleler - Enis Batur'un Kediler Krallara Bakabilir adlı kitabından
Fotoğraflar - Google'dan

31 Mayıs 2016 Salı

29 Mayıs 2016 Pazar

Doğaya Bakıp Bir An İçin Olsun Düşünmek...


"Duruyordu yaşlı kazık denizler ortasında.
 Susuz kalmıştı bunca suyun bolluğunda. 
 Yosun bağlamış yılların anısıyla...
 Düşünüyor, düşünüyordu da bir türlü
 Bir anlam bulamıyordu orada duruyor oluşuyla..."

(Bir vakitler bir ağacın dalı olan yaşlı kazık, birileri tarafından kesilmiş, hiç tanımadığı denizin bu yerine getirilmiş, isteği dışında getirildiği bu yerden başka bir yere gidememiş, denizin içinde kazık olarak varlığını devam ettirmiş,  yıllar içinde tüm gövdesini yosun kaplamış, görünmez olmuştur. Gelip geçen onu fark edemez. Çarparlar. Biri de balıkçının kayığıdır.)

Balıkçı: Bu kazığı da kim koymuş buraya?
Yaşlı Kazık: Gerçekten bilmiyorum. Buraya kendi isteğimle geldiğimi sanmıyorum. Kim tarafından ve niçin getirildiğimi anımsayamayacak kadar yaşlıyım. 
Balıkçı: Bari şu sakal gibi uzamış yosunlar her tarafını kaplamamış olsaydı, seni görebilirdim. O zaman da sana çarpmazdım.
Yaşlı Kazık: Ama yosunların üzerimde büyüyüp büyümeyeceğine ben karar vermiyorum ki!
Balıkçı: Ya kim karar veriyor?
Yaşlı Kazık: Bu bir doğa yasası...
Balıkçı: Hım... Çok ilginç; oysa ben kendi sakalımı kedip kesmeyeceğime kendim karar verebiliyorum.
Yaşlı Kazık: Çünkü sen insansın...


Karl Ewald / Yaşlı Kazık öyküsü

27 Mayıs 2016 Cuma

Günce -1-

 
Sabah toplantım süper geçti.
Öğleden sonra arkadaşım Alev Ankara'dan geldi.
 Alevi'i otogardan aldım.
İki saat hasbihal edip vedalaştım.
Marş marş İstanbul Modern'e gittim.
Vesikalı Yarim'i beyaz perdede seyrettim.
Lütfi Akad ve Sineması temalı söyleşiyi dinledim.
Az önce eve döndüm.
Egomla birlikteyim. 
Süperim...:)
 

 
 
 

26 Mayıs 2016 Perşembe

Şşşth Kimse Duymasın -25-

Yarın sabah çok mühim toplantım var.
Çok yorgunum. Çoook!
Acilen dinlenmem lazımdı ki...
Uykum kaçıverdi.

Yataktan hışımla kalktım.
Sanki uykumu yakalayacakmışım gibi  öfkeyle pencereyi açtım. 
Dışarıya baktım. 
Tıs yok.... Asayiş berkemal. 
Tam karşımdaki sokak lambası deniz feneri gibi göründü gözüme. 
"Hey!" diye hırsla seslendim. 
"Hey! Deniz fenerinin penceremin önünde işi ne?"

Deniz feneri sandığım sokak lambası dile geldi.
"Keyfin bilir,
     İster uyu ister uyuma!
    Beni bu işe sakın karıştırma!" dedi.
Ben ise,
"Gece gece nereden çıktın karşıma" dedim.
Yakasından tuttuğum gibi denizin ortasına atıverdim.

 Uykum korktu mu ne geri geldi.
Elimden tuttarak yatağıma geri getirdi.
"Tamam!" dedi. "Öfken geçti mi?"
Esneyerek gülümsedim.
Anne sözü dinler gibi  masum, yorganın içine giriverdim.

Gerçekten!

15 Mayıs 2016 Pazar

Ve Hayret Ve May Hala Ve Çizgi Roman Ve Sinema

Bilenler bilecektir, üstteki çizgi roman karesindeki  kadın, May halanın ta kendisidir. Spiderman'ın amcasının karısıdır.  Zamanında Türkçeye öyle çevrildiği için May hala olarak hafızamızda yer etmiştir. Hemen altındaki iki  film karesi ise Spiderman  iki ayrı filminde Spiderman'ın amcası  Ben Parker'ı ve May Parker'ı canlandıran oyuncular... Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum... Bu kadar mı denk gelir? Nasıl hayret ve şaşkınlık içinde aynı yöne bakıyorlar?

Neye baktıklarını tahmin edebiliyorum. Çünkü sinemada seyrettiğim Kaptan Amerika-Kahramanların Savaşı adlı  iki buçuk saatlik filmde, May halayı görünce yüz ifadem sırayla önce ilk karedeki gibi tatlı bir hayrete, sonra ikinci karedeki gibi komik bir şaşkınlığa dönüştü. Kabullenmek kolay olmuyor tabii... Çünkü  Spiderman'ın bu filmdeki  May halası gencecik fıstık gibi biriydi. Yoo. Ne yalan söyleyeyim, filmdeki muhabbetlerde de bu mevzu esprili bir tatta dile getirilince yeni May halayı  sevdim.

Lakin çizgi romandaki May halanın, son filmdeki yeni May halayı görünce bırakın hayret, şaşkınlık halini, yüzü dehşet ifadesi alabilir diye düşündüm. İşte o zaman vefasızlığıma üzüldüm. 


12 Mayıs 2016 Perşembe

Deniz Olsam...

 
Bulut mu olsam, gemi mi yoksa?
Balık mı olsam, yosun mu yoksa?..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.
 
Nazım Hikmet Ran/Bulut Mu Olsam
 

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Binlerce Kasırga Aşkına! Zagor'a Dönüş



Yeni bir müşterimin sigorta teklifini muvaffakiyetle tertip etmiştim. Bir nebze olsun nefeslenmek niyetindeydim. Kahve molası münasebetiyle işten başımı kaldırıp, yan dolabın üzerinde dizim dizim sıralanmış çizgi romanlarıma gözüm takılınca... Ah! O anda yüreğimin cız ettiğini hissettim. ZAGOOR!.. Binlerce kasırga aşkına! 

Demek akrepler yelkovanları kovalayıvermişti. Şu hayat dediğimiz muamma, muhtelif okus pokuslarıyla beni meşgul edivermişti. Sülalemin bütün bıyıklıları adına! Aylardır tek kare Zagor'a göz gezdirmemiştim. 

En son vedalaşmamızı  bile hatırlayamayınca, anında çark ettim. Onca ayrılıktan sonra... Zagor... Merhaba!

8 Mayıs 2016 Pazar

4 Mayıs 2016 Çarşamba

Ve Dua Ve Dünya Ne Uzun Ne Kısa

 
Önce besmele, en güzel kelime.
Allahım, yol boyunca bırakma elimi, düşerim sonra.
Allahım, niçin halkettinse beni, kalbime söyle iyice, engellerden arınsın.
Allahım, O güzeller güzeli, hangi iyilik diledi senden, dilerim ben de öylelerini.
Allahım, Peygamber efendimiz hangi şerlerden sığındıysa sana, upuzak tut benden de onları. 
Allahım, yol boyunca, tarih boyunca, başıboş bırakma bizi. 
 
 
Cahit Zarifoğlu/Böyle Ol Böyle Söyle şiirinden

25 Nisan 2016 Pazartesi

Ve Hayat Ve Babam Ve Ben



Bu sabah eksperle yaptığım telefon konuşmasında kendimi kaybettiğimi çok sonra fark ettim. Eksper, kurumsal bir müşterimin büyük bir hasarını, yaptığım tüm uyarılara rağmen iyi yönetememişti.  Eksperin sorunlu yaklaşımı halen devam etmekteydi. Öfkeliydim. Telefon görüşmemiz ilerledikçe öfke katsayım yükseldikçe yükseldi. Zerafeti elden bırakmamaya gayret ederek dakikalarca dil döktüm. Sonunda  nasıl gerildiysem, telefonu kapadığımda çenemin titrediğini hissettim. İki yanağımı  iki avucumun içine aldım.  Dirseklerimi masaya dayadım. Ağlamaya başladım. 

Öğlen yemeğini babamla yedim. Zihnim yorgundu. Babam tatlı tatlı bir şeyler anlatıyordu. Aklımsıra  tüm dikkatimle dinliyordum. Sıra kahveye gelince, babama kahveyi nasıl içmek istediğini sordum. Babam yüreğime ılık ılık baktı.  Bu kez orta ya da sade demedi. "Seninle içmek isterim." deyiverdi. Gülümsedi. "Bedenin burada, aklın kimbilir nerelerde?" diye sözüne devam etti. O anda kendime geldim. Neydi bu halim? Yıllardır sigortacılık yapıyordum.  Onlarca sorunla boğuşmuştum. Sorunlar halledilmek içindi.  Oysa şu an ne kadar kıymetliydi. Babamla birlikteydim. Aklımı meşgul eden konu buhar olup uçuverdi. Kahvemiz geldi. Babam benimle kahvesini hüplete hüplete içti. Ben ise hayatın gelmişine geçmişine boş verdim. İki yanağımı iki avucumun içine aldım. Dirseklerimi masaya dayadım.  Tüm kalbimle  babamı dinlemeye başladım.



Durmak - 3 -

 
Kıvrılıp giden dalgın bir yol, yoldaki eski bir taş,
Limana bağlı bir tekne, yosunlu bir halat gibi durdum.

Birhan Keskin/Ağrı