17 Şubat 2017 Cuma

Laf Lafı Açtı. Konu Mecrasından Kaçtı.

İf Bağımsız Film Festivali sebebiyle sabah  erkenden İstanbul'daydım. Cebimde üç biletim vardı. Birinden çıkıp diğerine girecektim. Vee hayal ettiğim gibi niyetimi gerçekleştirdim. Lakin ne kadar konforlu olursa olsun, sokağa kapısı olmayan sinema salonlarını bünyem kabullenemiyor. Filmin üzerimde bıraktığı büyülü sarhoşlukla sinema salonundan çıkıp, sokağa karışmak istiyorum. Gösterimdeki sinema salonları alışveriş merkezinin en tepesinde. Mümkün olamıyor.

Bugün üç festival filmi seyrettim. Üstelik üçü de birbirinden iyiydi. Gözümün vicdanı gönlümün vicdanını  tazelemişti. Epeyce sersemlemiştim. Tam sinemadan çıkıyordum ki Manchester By The Sea adlı filmin afişini gördüm. Film başlamak üzereydi. Geri döndüm. Bilet aldım. Salona girip filmi seyretmeye başladım. Bir süre sonra...  Sanırım aylardır bilinçaltımda saklandığını düşündüğüm duygularım sıvıya dönüştü. Göz pınarlarım fokurdadı, yaşlar pıtır pıtır yanaklarımdan dökülmeye başladı. 

Sokağa açılan kapısı olan sinemadan çıksaydım, ağlamaya devam ederek kalabalığa karışabilirdim. Oysa günün sonunda kıpkırmızı gözle ve burnumu çeke çeke alışveriş merkezinin en üst katından asansöre binmiştim. Yedi kat aşağıya inecektim. Etrafımda seyircilerim vardı. Artık, film bendim.





not- bu afişler ne peki di mi? vallahi aslında casey affleck'le ilgili bir yazı yazacaktım. laf lafı açtı. konu bambaşka mecralara kaydı. artık çok geç oldu. uykum geldi. uyuyacağım.

11 Şubat 2017 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?

 Yeni bir dizi filme başladım ve bitirdim.




Toprağa dokundum. 



Küçülen kağıtla çalıştım.



Kılıç şeklinde kitap tutacağım geldi.



Film seyrettim.



Yeni bir diziye başladım.




Kitaplara, dergilere dokundum, okudum.

4 Şubat 2017 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?

Filmlerde aşkın izini sürdüm.



Keçenin dilinden anlamaya çalıştım.


 Sezar salatası yapmayı öğrendim.



Yalnız Kurt ve Yavrusu'yla dolandım.


Yeni bir diziye başladım.




3 Şubat 2017 Cuma

AŞK - Saksı Olmanın Faydaları


Sınava  girip Yabancılara Türkçe Öğretimi Programını tamamladım ya, dünyaya yeniden gelmiş gibiyim. Oh ya! Haftalardır ha babam de babam derslere gir, staj yap, ödev hazırla, materyal toparla... Üstüne sınav heyecanı... Bitmişim vallahi... Bazı günler sabah sekiz buçuktan akşam dokuzlara kadar okuldaydım desem inanır mısınız? Nasıl heves ama... Nasıl bir öğrenme iştahıdır bu abicim? Yoo... Ben de şaşıyorum. Nedir bu evladım, diyorum kendime… Vallahi diyorum. Lakin ertesi gün tıpış tıpış okula gidiyorum. Pes!

Zaten  Aralık ayı işimin en debdebeli ayıydı. 2017'ye hoop diye zıplamıştım.  Aralık'ı göremeden, Ocak ayı çekip  gitmiş. Bugün bir de ne göreyim? Şubat ayında değil miyim? 

Şubat... Hiiiç umursamadığım, hep afra tafra yaptığım, hatta aşağıladığım,  hatta kurum sattığım, dahası burunladığım, dışladığım, tiriviri yaptığım, dudak büküp geçtiğim, dahası feci küçümsediğim,  burun büktüğüm, kulak ardı ettiğim   sevgililer gününün olduğu ay değil mi?  Eveeeet! Allahım... Nefret ederim!... Şeyy... Yani  ederdim. Az önce... Bir an her yerde aşk, kalp ve kırmızıyı göreceğimi düşünmek hoşuma gitti. Keşke  memleketimin her yeri aşk ve kalple dolsa diye hayal ettim.

Sonra... Bir aşk filmi seyrederek, yeni dönemime başlamaya karar verdim. Sevgili gugıla en güzel aşk filmlerinin ne olduğunu sordum. Söylediği filmlerden sadece birini seyretmemişim. Saksı Olmanın Faydaları... Filmi buldum. Seyretmeye başladım.

30 Ocak 2017 Pazartesi

Keçe İle Yolculuk...


Bugün keçeyle ilgili bir belgesel  seyrettim. Keçe pişirmek, keçe tepmek, keçe nakışlamak, keçeye desen atmak...  Bu terimleri filmde keçeyi anlatan Cemalettin Usta'dan öğrendim. Babası da keçeciymiş. Hatta dededen  toruna intikal etmiş. Ne hoş!  Eğmek, kırpmak, boyamak, hallaca götürmek, taramak, desen işlemek, keçeyle konuşmayı öğrenmek, keçenin sırlarını dinlemek, keçenin dilinden anlamak, keçeye söz geçirmek... Öyle anlattı ki, keçe resmen yüreğimden vurdu. Belgeseli tüm merakımla seyretmeye devam ettim. Usta, keçenin serüvenini insanın olgunlaşma serüvenine benzetiyor. Önümüzdeki  hafta bu efsunlu keçelerden ilham almayı denesem, bu yolla parmak uçlarımdan içeriye süzülerek, yüreğimle konuşmayı, yüreğimin sırlarını dinlemeyi, yüreğimi anlamayı  ya da yüreğime söz geçirmeyi becerebilir miyim ki?  Du bi... Deneyeceğim.




28 Ocak 2017 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?

Travellers'tan beklediğimi bulamayınca, yeni bir dizi film arayışına girdim. İşte gördüğünüz bu dizi Good Girls Revolt'a geçiş yaptım. Nasıl hoş bir dizi anlatamam. 1960'lı yılların sonlarındayız. Ve bir dergi çalışanlarının üzerinden kadın özgürlük hareketine göz atıyoruz. Bayıldım. Az sonra, son bölümü seyredip ilk sezonu tamamlayacağım.


Bu hafta hem iş hem okul olunca, sinemada  sadece Matt Damon'un baş rollerde oynadığı Çin Seddi'ne gittim. 



Ömründe eline makas, iğne, iplik, incik boncuk alıp; el sanatı icra etmeyen bencileyin bir bünye, durup dururken  parmaklarından ilham almaya niyetlendiyse, abartmakta üstüne yoksa hele...  Durmaz oturmaz, yeni arayışlara girebilir. İşte buyrunuz... Bu kez origami deneyeyim dedim. Japonca "ori" katlamak, "gami" kağıt anlamına geliyormuş. Kesmeden ve yapıştırıcı kullanmadan, sadece katlayarak yapılırsa origami, kesme işlemi yapılırsa kirigami deniyormuş. Kelebeklerin kiminin kanatlarını makasla yuvarladım. Gayretlenip boyamaya çabaladım. İyi geldi valla, ne diyeyim.



Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi Sertifika Programı'nda stajlarımı  tamamladım. Dünyanın pek çok yerinden master ve doktora için Türkiye'ye gelen öğrencilerin Türkçe öğrendikleri derslere girdim. Benim için  yepyeni görüşler kazandıran, yorucu olduğu kadar heyecan verici bir süreç oldu. 

21 Ocak 2017 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?

Yıllardır dizilere yüz vermiyordum. Artık acısını çıkarıyorum. Her seyrettiğim diziye bayıldım. Hele bilim kurgu olanları çok seviyorum. Travelers' a yeni başladım.  Du bakalım...



Boncukcu dükkanlarının varlığını yeni keşfetmiş bulunmaktayım. Ve şaşkınım. Dükkanın tüm duvarları çekmeceler içinde, rengarenk envai çeşit  boncuklarla doluydu. Nasıl büyüleyiciydi anlatamam.  Bir süre en şaşkın halimle baktım,baktım, baktım. Sonra  gene yaptım yapacağımı... Aklımın içinde gezinen en abes soruyu soruverdim. "İncik boncuk deniyor ya hani... Bunların hangileri incik hangileri boncuk?" deyiverdim. Kadıncağız durdu bir an... "Bilmem ki, bütün bunlara incik boncuk deniyor," dedi. Dayanamadım  rengarenk incikler, boncuklar, keçeler, ipler alıverdim. Ve kendi kendime keçe boncuk işine dalıverdim. 



Geçen hafta ilgiyle seyredip bitirdiğim dizilerden biri Olive Kitteridge'di.  Son aylarda Boğaziçi Üniversitesi'nin online İngilizce kursuna devam ediyorum. Çok iyi oldu. İngilizcem iki ileri bir geri gidip geliyordu. Mobil yaşadığım için nerede olduğum belli değil. Her yerden derslere girebiliyorum ve belli zamanlarda  skype'da  muhabbet ediyoruz. Hocanın tavsiyesiyle İngilizce alt yazılı dizilere başladım. Ve... Abartmakta üstüme yoktur... Dizileri seyretmeyi feci abartıyorum.




İki haftadır alafranga yemeklere dadanmış bulunmaktayım. Yemeklerde baharat, sos kullanmayı seviyorum.  Buyrunuz,  bir İsveçli icadı olduğu söylenen  Cafe De Paris'i denedim. Ben yaptım diye söylemiyorum, lezzeti fevkaledenin fevkindeydi. Az daha parmaklarımı yiyordum. 




Son haftalarda, akşamları Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi Sertifika Programı'na tüm merakımla devam ediyorum. Türk Dili Tarihi, Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Kültürü, Türk dilini öğretirken kullanılacak metaryeller,  Avrupa dilleri öğretimi ortak çerçeve programı vs.. Haftaya üç gün staj yapacağım.  Dünyanın her yerinden gelen insanların nasıl Türkçe öğrendiklerine şahit olacağım. Ve bir gün  ben derse gireceğim. A1 öğrencilerine mi acaba? Daha belli değil.  Heey! Çok heyecanlıyım.


15 Ocak 2017 Pazar

Bu Hafta Neler Yaptım?

Uzun zamandır denemek istiyordum. İsmi çok havalıydı... Creme Brule... Nanananoom... Oldu işte. Pişirdim. Afiyetle yedim.

 
Mini seri Easy'i merak ediyordum. Otuz dakikalık sekiz  kısa bölümün hepsini tüm hevesimle seyrettim.



Örgü örmüyordum. Lakin örgüyle ilgili her kelimeyi seviyordum.  Şiş... İlik... İşkembe... Nohut... Pirinç.... Tekli pirinç... Kesme şeker...  Resmen şaka gibi... Örgü örnekleri hep yemekle ilgili... Acaba niye böyleydi? Artık öğrenmemin vakti saati geldi demek ki, dedim. Niyetine girdim. Sırayla hepsini deneyeceğim.  Şiş ve ip aldım.  Elim alışsın diyerekten  iki ters dört düz örmeye başladım.



Sinemada iki film seyrettim. La La Land nedense eksik bir tat bıraktı bende. Niye o kadar abartılmış bilemedim. Ya da çok göklere çıkarıldığı için fazla etki bekledim. 
Uzayla ilgili her filmin hastasıyım. Passengers'ta  beyaz perdenin o muazzam illüzyonuyla oturduğum koltuktan uzaya doğru aktım.

Bendir çalışmalarım kendi çapımda devam ediyor. Düm tek tek düm teeek diye vurarak,  Niyaz İlahisi'ni çalıp söylemeye başadım. "Dinle sözümü sana direm özge edadır. Derviş olana lazım olan, aşk-ı hüdadır. Düm tek tek düm e tek tek...Aşıkın nesi var ise maşuka fedadıır.  Sema safa, cana şifa, ruha şifadır." Babama bu ilahiyi çalıp söyledim. İlahinin devamında... "Ey sofu bizim sohbetimiz cana şifadır" diye devam edince, babam ağlamaya başladı ya hoşuma gitti. Soonraa... Ben bendire vurdum, babam durmadan söyledi... "Sema sefa, cana şifa, ruha gıdadır." Babam  sevindi. Ben çok sevindim. Sevindik biz.