16 Kasım 2020 Pazartesi

Şşşth Kimse Duymasın! Sesliler...

 

Arthur Rimbaud'ın, Sesliler adlı şiiri /Cemal Süreya çevirisinin
 ilk dizesi hayrette bıraktı beni.
Dursun burda bi...

"A kara, E ak, I kırmızı, U yeşil, O mavi: sesliler,"

Sesli harfleri renklendirmiş.
Tuhaf!
Daha önce, harflerin renklerini hiç düşünmemiştim ki...

Gerçekten!


11 Kasım 2020 Çarşamba

"Filozofların Yürüdüğü Yolları Önce Şairler Yürür."


Bu yıl  İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümüne başladım ya...  Hocanın tavsiye ettiği, okumam gereken kitaplar arasında Machiavelli'nin Prens'i de var.  Prens'i görünce, iki elimle gözlerimi kapadım.  Makyavelli mi? Prens mi? Anneciiiiğim!! diye bağırdım.

Hoca diyor, "Felsefeyi sever misiniz?" Ali diyor, biz dönerciyiz. "Luther diyor, Machiavelli,"
"Şampiyon biziz" diyor Ali. "Attığımız gollerden belli." Bu şarkıdaki Ali Desidero benim yani:) 

Yok ama kendime  sefkatli davranmalıyım. Elbette Makyavelli adını, en azından MFÖ'nün bu şarkısından biliyorum. Valla  kitaplarımın arasında Prens'in eski baskısı bile var. Bir vakitler almıştım. Okunmaya davet  beklediğim kitaplarımın arasına bırakmıştım. 

Abicim, on altıncı yüz yılda yaşamış, düşüncelerinin etkisi günümüzde devam eden koskocaa Floransalı Makyavelli'nin, incecik  olsa bile  siyaset felsefesine damgasını vurmuş Prens'i ile benim gibi biri dans edebilir mi? Yok artık. Haddimi bilirim. Prens'i alırım. Uzaktan göz kırparım.☺

İyi ama... Sınıfı geçmem için, Prens'i okumam şart. 

Dostlarım, Romalılar ve de Floransalılar! Prens'in dilini, yolunu, yordamını anlamamı kolaylaştıracak bir yol yok mu? Prens'i benim akıl terazim çekebilir mi? Ya okuyunca anlattıklarını kavrayamazsam... Dün öğrendim.  Adam Phillips ne demiş? "Kavrayamamak habis bir acizliktir."  Vah bana! Yazık bana!

"Her ne kadar Machiavel öldü sansa da bütün dünya, Onun ruhu Alplerin üzerinden uçup geldi buraya." demiş  şair.  Sahiden Makyavel'in ruhu  son günlerde benim evde.  Hissediyorum.  Aaa! Resmen rahatım kaçtı.  Ürktüm. Cesaretim  kırıldı. Kafam karıştı. 

Yooo... Vazgeçmedim. Benden önce bu metinle cebelleşen büyük zekaları aramaya karar verdim.   


Taaa ki... Akademisyen Utku Özmakas'ın Prens: Machiavelli'nin Muazzam Muamması adlı araştırma kitabına rast gelene kadar... Bu kitap resmen benim için  biçilmiş kaftan. Şahane. Üstelik,Turgut Uyar'ın Divan'ı Machiavelli'nin  düşüncesine yeni bir girişin kapısını aralayabilir, diyor.  Filozofların yürüdüğü yolları önce şairler yürür, sözünü iyi biliyor. 

Artık iyimserim. Meraklıyım. Prens'le dansa hevesliyim:)

"birden hatırladık seninle buluşamadığımız günleri,
 gel ey büyük bakış yüce suskunluk gel artık beri"
                                       tuırgut uyar/münaccat




8 Kasım 2020 Pazar

Kendi Kendimle Oynadığım Oyunlarım - ÖFKE OYUNUM


Kendi kendime oynayacağım yeni bir oyun geliştiriyorum.  Oyunumun adını buldum, "Öfke Oyunum"

Bilirsiniz, oyun kurmak kolay bir iş değildir. Her oyunun kuralları, stratejileri, kazananı, kaybedeni olacaktır. Daha önce bilmediğim bir  oyun olduğu için, öncelikle oyunumun kurallarını yazmalıyım:

1-  Öfkelendiğim anı yakalayacağım. 

2-  Öfkemin  5N 1 K'sını çıkaracağım.

Neye öfkelendim?

Neden öfkelendim?

Nerede öfkelendim?

Nasıl öfkelendim?

Ne zaman öfkelendim? 

Kime öfkelendim?   

3-  5N 1K'yı tespit ederken,  tarafsız olacağım. Öfkeme, adeta bir süpermarket kamerası gibi bakacağım. 

4-  Asla  kolaya kaçıp karşımdakini veya durumu yargılayıp, suçlamayacağım. 

5- Disiplinli oynayacağım, hiçbir öfke pasını kaçırmayacağım.

6- İlk beş kuralı beceremezsem, deneyeceğim. Gene deneyeceğim. Daha güzel deneyeceğim.

Vay canına!  Zor bir oyun kurdum sanki. İşleyecek mi göreceğim. Duruma göre oyunun kurallarını iyileştireceğim. 

Şimdi... Bir oyun icat ettim. Oyunun kurallarını belirledim ya..  Hoppala! Niyeyse Orhan Veli'nin Dalgacı Mahmut şiiri aklıma geldi. Hani, "İşim gücüm budur benim" diye başlar ya... Şiirinin sonlarında  "Dalga geçerim kimi zaman." der.  Hani  şiirini "Ne halt edeceğimi  bilemem" diye bitirir.

Ben böyle kendi kendime oynayacağım oyun bulurum.  Oyunun kurallarını koyarım.

Şeyy... Nasıl desem? Sonraa... Ne halt edeceğimi bilemem. 

Öyle işte.

5 Kasım 2020 Perşembe

Bugün Yaşayacağım Her Şeyi Ben Seçeceğim.

         Auguste Comte (Fransız 1798-1857)           Emile Durkheim (Fransız1858-1917)

Çalışma odamdaki masaya doğru yürürken, şairin, "Ya işe gitmek zorunda olduğum için mızırdanacağım. Ya da gidecek işim olduğu için sevinç dolacağım." dizelerini tekrarlıyorum. Yok mızırdanmıyorum. İkinciyi seçiyorum. Bilgisayarımı açıyorum. Maillerime bakıyorum. Kimini hemen cevaplıyorum. Ofisteki arkadaşlarım, benim gibi evden çalıştıkları için, mesajlarımızla önce  birbirimize iyi dileklerimizi iletiyoruz. Hepimiz masa üstümüzü toparlıyoruz. Sonra belirlediğimiz saatte ekranlarımızdaki kutucuklardan birbirimizin gözlerine bakarak konuşuyoruz. Ofiste çalışırken bu kadar birbirimizin yüzüne bakar mıydık diye düşünüyorum. Ofis arkadaşlarımın daha önce fark etmediğim mimiklerini keşfediyorum mesela... Hoşuma gidiyor. Lakin ekranda kendimi görerek konuşmaya halen alışamadım. Tam ben gibi olamıyorum sanki. Tutuk ve mahcup bir hal seziyorum. İnsanın kendini görerek  birileriyle konuşması tuhaf geliyor. 

Az önce işimin arasında kapuska koydum ocağa...  Bulaşık ve çamaşır makinelerini çalıştırdım. Toz aldım.  "Ya ev işleri yapmak eziyet olacak bana/ Ya da işlerini yaptığım o evde aklımı, ruhumu ve bedenimi barındırabildiğim için minnettar olacağım." der ya şair. Eziyet gelmiyor yaptıklarım. İkinciyi seçiyorum.

İnanın yukarıdaki cümleleri yazmak niyetiyle başlamadım.  Birdenbire böyle döküldüler. Hani iki fotoğraf koydum ya...  Aslında sosyolojinin isim babası Aguste Comte ile sosyolojinin bir bilim olarak kurulmasını sağlayan Emile Durkheim'dan başlamak istiyordum. 

 Max Weber (Alman 1864-1920)           Karl Marx  (Alman 1818-1183)

Sonra, tarihsel materyalist teorisinin kurucusu sayılan Karl Marx'tan, modern sosyolojinin kurucusu olarak bilinen Max Weber'e geçecektim.

Sosyoloji sınav tarihim yaklaşıyor.  Rotamı edebiyatçıların menzilinden sosyologların menziline çevirmiş vaziyetteyim. Öğrenme, keşif,  içselleştirme, gelişme, verimlilik ihtiyaçlarım nasıl besleniyor anlatamam. Evet, işimdeyim gücümdeyim.   Devamında, sosyoloji dünyasının içindeyim.  Gene Leo Rosten'in şiirinin son dizeleri aklıma geliyor:

"Belki yeni şeyler öğrenmek istemeyecek canım. 
 Ya kızgın olacağım - öğrenmem gereken ne çok şey var- diye.
 Ya da ufak tefek de olsa faydalı ne varsa öğrenmeye çalışacağım.
 Lakin, bugün yaşayacağım her şeyi ben seçeceğim." 

Bende vaziyetler böyleyken böyle:)

26 Ekim 2020 Pazartesi

I Will Survive... I Will Survive... Heyy! Heyy!

 

2005 doğumlu, İrlanda asıllı, on iki yaşında sokakta şarkı söylemeye başlayan, 2014 yılında youtube kanalını açan Allien Sherlock'u  tanıyor musunuz?

Ben bir hafta önce denk geldiğim, şu performansıyla tanıdım. LINK

Peki şimdi nereden takip ediyorum Allien Sherlock'u.  Youtube... Instagram... Ve 2000 den sonra doğmuş biri nereden takip edilir? Elbette Tik Tok hesabından:) 
Buyrunuz...

LINK Youtube
LINK TikTok

LINK Ukulele

23 Ekim 2020 Cuma

Acı... Keder... Hüzün... Azap

Hem yürüyorum hem Seval Şahin'in Açık Radyo'daki Günün ve Güncelin Edebiyatı adlı programınıda  Ayfer Tunç'la yaptığı söyleşiyi dinliyorum. Onlar tatlı tatlı muhabbet ediyor. Kendimi yanlarında hissediyorum. 

Seval Şahin'le ilgili duygularımı daha önce yazmıştım. LİNK

Ayfer Tunç'a gelirsek. Abartmıyorum. Yayınlanan bilumum videolarını seyrettim. Söyleşilerine gittim.  Yazılı röportajlarının bizzat peşine düştüm. Harbi ve hasbi muhabbetinin hastasıyım. 

Seval Şahin söyleşisinin başlarında şöyle diyor: "Ayfer Tunç edebiyatı denildiğinde, Türkçe'de ilk akla gelen şeylerden birisi, aslında acı demek istemiyorum... Her yazarın, şairin  ruh halini, durumunu anlatması tabii ki farklı... Ama mesela hani Birhan Keskin kendisi için keder demişti. Ya da keder demeyi doğru buluyorum. Ya da Tanpınar hatta Orhan Pamuk için de hüzün kelimesini kullanırlar ama ben senin edebiyatında hani acı, keder, hüzün değil de azap mesela... Azap kelimesinin tam da senin edebiyatına çok uygun bir şeymiş gibi geldi." diyor. 

Ayfer Tunç: "Doğru olsa gerek ki Kırmızı Azap yaptım kitabımın adını" diye gülüyor. Adımlarım muhabbetin ritminde ilerliyor. Eve giriyorum. Ayfer Tunç'un cümleleri zihnimde uçuşuyor:

"Azap bizi rahatsız eden, içimizi tırmalayan bir şey. Keder içimize sızar. Oturur. Ama azap sürekli dışarı çıkmak ister. İçimizi yırtan bir şeydir."

Size bir şey itiraf edeceğim. Ayfer Tunç'un yazdığı tüm kitapları satın aldım. Hiçbirini okumadım. Ne tuhafım di mi? Öyle işte...  Her şeyin bir vakti zamanı vardır, derim. Alırım. Acele etmem. Yıllar yılı davet beklerim.

Şimdi içimi yırtan bir azap hissediyorum. Son kitabından mı başlasam acaba? Osman. Yoksa Aşıklar Delidir'le mi başlasam? Ya Kırımızı Azap...  Du bakalım. Hangi kitabı davet edecek beni okumaya... Bekliyorum

Memleketimin iki şahane kadını. Seval Şahin ve Ayfer Tunç'u sevgi ve muhabbetle izliyorum.



18 Ekim 2020 Pazar

Üç Duman Bir Yeni Türkü ile Yeniden Başlamak...


İşi eve taşıyıp, mütemadiyen evde vakit geçirmeye başlayınca, 
ihmal ettiğim ukulelemin tozlarını sildim.  Ekran başına geçtim. 
Daha önce çalışmadığım şarkıların izini sürmeye koyuldum ki... 
O ne? Yaşasın!


Hoş bir video serisine denk geldim. 
Baksanıza linki burada... 
Şahane!




Üç Duman bir Yeni Türkü şarkısı ile yeniden ukulele çalmaya başladım.
Bu şarkılarla tekrar başlamak nasıl  duygulandırdı, coşturdu,  
nasıl tozumu silkeledi anlatamam. 


Özenle hazırladığı şarkıları, içtenlikle,  yumuşacık, sabırla öğreten
  Ukulelemitto'!ya çok teşekkür ederim.


12 Ekim 2020 Pazartesi

"Kuşlar, Her Baharda Gelirler Ama, Sonbaharda Göçerler... Sakın Sen Kuşlara Uymaaa! "


Covid'le birlikte yaşantım epeyce değişti. Temkinliyim, umutluyum, yeni dünya düzenim için heyecanlıyım.

Ofisçe hepimiz  Mart başından bu yana evlerimizden çalışıyoruz.  Şimdi parmakla saydım.  Çok acayip... Tamı tamına  sekiz ay olmuş. Doğrusu oldum bittim hayalim evden çalışmaktı.  Bizim ofisin kızları ilk aylar evden çalışmayı cazip görmediler. Lakin ay be ay alıştılar. Şahane bir düzen kurduk. Şimdi kimse ofise gitmek istemiyor.  Sevinçliyim.

Çevremde covid'e yakalanan  arkadaşlarım, sigortalılarım, tanıdıklarım oldu. Hepsi iyileşti. Şükran doluyum. 

Sosyoloji kitaplarımın bir kısmı geldi.  Umduğumdan fazla ilgimi çekti. Okumalarıma başladım. Hevesliyim.

Ev değiştirdim.  Masamı ve bilgisayarımı yeni çalışma odamın  penceresinin önüne yerleştirdim. Kimi zaman  gökyüzüne, dışarıya  gözüm kayıyor. Kuşlar ilgimi çekmeye başladı. Gülmeyin sakın... Kuş gözlemcisi olmaya karar verdim. ❤  İlk işim ehlinden öğrenip iyi bir dürbün edinmek olacak. Keyifliyim. 

Yeniden ukulele çalmaya başladım. Öğrenirken ne kadar zorlandığımı hatırladım. Şimdi elime aldığımda, kolaylıkla şarkıları hatırlamak hoşuma gitti. Kendime güvenim geldi. Yeni ilgilerimi öğrenmek hususunda iyimserim.

Sonra devam edeceğim.❤



Başlık/ Yaşar

3 Ekim 2020 Cumartesi

Bu Sorular Dursun Mu Bi Burada?

 

"Şıpıdık terliklerini çıkarınca gördüm.
Amma  küçükmüş ayakları şu nisan yağmurunun."

 Bugün öğrendim bu dizeleri. Büyülendim. Mütemadiyen tekrarlıyorum. 
Araştırdım, lakin emin değilim.
Sahiden  Can Yücel'in dizeleri mi?



Soldaki Gloria'yı yıllar önce seyretmiştim. Müthişti.
Sağdaki  Gloria'yı az sonra seyredeceğim.
Felek bir kıyak yapsa. Konusu aynı olsa mesela.
Acaba olabilir mi?


30 Eylül 2020 Çarşamba

Kahvedekiler ınınının diyor Inının ınının ınının, ınınını ınınını ınının...


Nananooom! İstanbul Üniversitesi Sosyoloji birinci sınıf öğrencisiyim.
Kitaplarımın siparişini bugün vereceğim. Lakin dayanamadım, ders notlarının giriş bölümünü basıverdim. İkinci üniversite okuyacağım için coşku doluyum. Niye acaba? Dört yıllık bölümü bitirip diploma almak mı amacım? Zaten kurulu düzenim var. İşim için gerekmediği besbelli.  Ne diyeyim? MFÖ'nün bir şarkısı var ya hani... "Değişik bir psikoloji. Bir felsefe değil idiotloji... İdiot idiot idiotoloji." O değil de, içimdeki bu idiot  hevesin, ışıltının, keyfin kaynağı ne peki:)



Margeret Atwood'un Evlenecek Kadın adlı romanının bazı cümleleri aklıma geldi.  Hemen kitabın sayfalarını dalgalandırdım. Buldum işte. Renkli kalemle çizmişim. "Demek üniversiteye de gitmiş? Tahmin etmeliydim. Kadınların eğitim almasının sonu böyle oluyor demek!" dedi, yüzünde çirkin bir ifadeyle. "Eğitimli kadınlar böyle saçma sapan fikirlere kapılıyorlar."

Öyle işte. Hatta böyleyken böyle...

26 Eylül 2020 Cumartesi

Eylül Ve Yalnız Bir Opera'yı Özlemek


".......
"Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda.
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran
Zaman'ı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken 
Senin bana geç kaldığını
.........."



Murathan Mungan'ın 
Yalnız Bir Opera adlı şiirinin bazı dizeleri
ve 
Atatürk Arboretumu



19 Eylül 2020 Cumartesi

Hafta Sonu Kaçamaklarım...

 
Margaret Atwood'un Evlenilecek Kadın romanına başladım bitireceğim. 
Canım Atwood'un hastasıyım:)



The Romanoffs- Seyretmeye dün gece başladım. Sonu sürprizli. Sevdim. 
Seinfeld-Yine yeni yeniden en baştan başladım. Hep sevdim:)

NOT- Çıkmalıyım... Devam edeceğim:)




.

8 Eylül 2020 Salı

Covid 19'dan Nasıl Korunuyorsunuz?



Tolstoy külliyatını bitirip, Montaigne'in Denemeleri'ni okumaya girişince, hop dedik dedim kendi  kendime. Ne bu?  
Covid19'dan korunmak için, babaların cümleleriyle mi beslenmeye  niyet ettim yoksa?  Henüz kitabın başlarındayım...  Bakar mısınız,  bulduklarıma...  Hızlı, kararlı ve hafif  okumalarla yutuyorum, draje draje:)

.. onu sadece neşesi, iyi huyu, kuşku götürmez dürüstlüğü nedeniyle sevmiyorlardı...
... gerekli olan serbestlik, basitlik ve resmiyet sınırını hiç kimse....
... her zaman  heyecanlı, telaşlı, biraz da sıkıntılı gelirdi....
... sadece güzel,gizemli ve farklı kadınlara aşık olabildiği...
... her zamanki açık, düzgün ifadesi ve güzel diksiyonuyla...
... uysal, sakin ve içtenlikle bakan gözlerinin ifadesi...
... sevimli, uysal, sevgi dolu bir varlık olan kadının...
... dış görünüşünün sakin, hareketlerinin  rahat ve zarif olduğunu...
... sevimli biri olduğu, onu sevdiği ve aşık olduğu için...
... zor fark edilen mutlu, alçak gönüllü ve muzaffer bir gülümsemeyle...
... özellikle de koca kavramında yabancı, düşmanca, dahası gülünç bir şey...
... akıllı, bilgili, hayranlık uyandıran biri...
... alçak, yumuşak ve sakin sesi duyuldu...
... şanslı, iyi, akıllı ve sakin Vronskiy'i...
... tersine sevindirici, yıkıcı ve heyecan verici...
... hızlı, kararlı ve hafif adımlarıyla...
... takındığı doğal, sakin ve kendinden emin tavra...
... olanaksız, korkunç, daha önemlisi büyüleyici...
... gururlu, neşeli, şimdiyse utanç içinde olan...
... heyecanlı, yüzü allak bullak olmuş, gözleri yaşlarla dolu...

Böyleyken böyle...

6 Eylül 2020 Pazar

Canım Şiir İstedi. Bu Şiir Dursun Böyle... Kuzeydeki Pencere

 KUZEYDEKİ PENCERE

kokladığın gülün kokusu kalmış sende,
bıraktığın denizin tuzu
geçtiğin iklimlerin masalı sinmiş üstüne
kuzeydeki pencere açık
göçebe bin bir gece
sözcükler sökülmüş bir anıyı
ne kadar tamamlayabilirse
bir andır eski defterlerin
güneşinden vurur yüzüne
yazsam olmaz dersin
kimi zaman sırf bunun için
yazmaya değerse de
kuzeydeki pencereyi açarken
yere düşen defterden görünür:
eksik kule, yırtık nehir
sımsıkı kapatmış olsak da
bizi ürperten anıları hayatımızın
eski defter ya da kuzeydeki pencere

MURATHAN MUNGAN 

29 Ağustos 2020 Cumartesi

Dünyalıyız... İnsan Halleri...


Pandemi dönemi uzadıkça ilgi alanlarım kendiliğinden   yepisyeni rotalara çark etmeye başladı.  Sanırım bilmediğim  bilimum insanlık vaziyetlerini idrak etmek gibi bir çabaya giriştim. İşte buyrunuz... Sihirbazlardan sonra  sumocuların dünyasına göz atıverdim. Acayipmiş.

Yukarıdaki iki abiden sağdaki Moğol sumocu Hakuho. Soldaki ise Gürcü sumocu Tochinoshin.  Müsabakalarını epeyce seyrettiğimi söyleyebilirim. Japonların geleneksel sporunu icra eden sumocular arasında niye Japonları değil de, bu  iki sporcuyu takip ediyorum acaba? Bilmem ki. Zır cahilliğime verin:)

İlk bakışta,  iki metreye yakın boyları 150-200 kilo çapındaki cüsseleriyle bu sumocu abiler iri kıyımdan ziyade obez mi obez emdam sergiliyorlar di mi?  Yooo... İnanılmaz esnek, çevik ve kaslılarmış meğerse.... Yok artık demeyin. Yeminle öyle. Tamam,  sumoda çok kilolu olmak mühim. Lakin kilo sınırlaması yokmuş. Sumocular arasında diğerlerine göre  tüy siklet kalacak sumocu abiler varmış ki,  aşırı kilolu rakiplerini saniyeler içinde deviriyorlarmış. Valla doğru. Örnekse, Endo adında bir Japon sumocunun videolarını seyrettim. İnanılır gibi değil. Zebellah gibi sumocuları bir çırpıda yere yıkıyor.

Çember şeklindeki halatla çevrilmiş toprak alanın ortasında rengarenk samuray kimonosu giymiş hakem duruyor. Çocuk bezinden yapılmış tangavari tuhaf don giyen sumocular sahaya çıkıyorlar. Kollarını uzatarak, tek ayaklarını kaldırarak ısınma hareketleri yapıyorlar. Avuçlarına aldıkları bir avuç tuzu  serperek minderi kutsuyorlar.  Yüz yüze durup tabanlarını yere sıkıca vuruyorlar. Koca bedenleriyle zınk diye çömeliyorlar. Yerdeki beyaz çizgilere aynı anda yumruklarını değdirmeleriyle kapışmaya başlıyorlar. Aniden göğüs göğüse vuruşarak, birbirlerini iterek devirmeye, kaldırıp saha dışına fırlatmaya çalışıyorlar. Bu anlattıklarım saniyeler içinde başlıyor ve bitiyor. Kısacık bir müsabaka. Ben diyeyim 2 saniye siz deyin en fazla 2 dakika. O kadar. 

Şimdi sumocu olmak için nasıl zor bir ömür geçirdiklerini anlatmak istemiyorum. Sadece şunu yazayım. Binlerce yıl öncesinden günümüze insan halleri... İnsan törenleri...  Ezenler... Ezilenler... Daha neler neler... Öyle işte.

23 Ağustos 2020 Pazar

Şşşth Kimse Duymasın!


Yukarıdaki iki adamı tanıyor musunuz? 
Soldaki Shin Lim, sağdaki David Blaine. 
Son günlerde takiplerindeyim. 
Tüm videolarını izliyorum. 
Ve ben de deniyorum.

Gerçekteeen:)







3 Ağustos 2020 Pazartesi

Ne Var?


Onur Ünlü'nün
 İtirazım Var'ını  yeniden seyrettim. 
Ardından  son romanı Hesabım Var'ını okumaya giriştim.   
Film seyreder gibi kitap okumayı çok severim. 
Gene sevdim.  

Du bi... 
Hesabım Var'ın en heyecanlı bölümündeyim. 
Kitaba geri döneyim...

Heyy!
Filmleri ve kitaplarıyla, korona günlerimi renklendiren 
Onur Ünlü'ye mahsus selam ederim.