Üzerinize afiyet, bir haftadır feci hastaydım. Üstelik bulaşıcı diye karantinada kaldım. Kimseyi eve almadım. Önce titreme ve üşümeyle başladı. Allahım, ne yapsam ısınamadım. Üstüne ateş, mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, bitkinlik, bilumum belirtiler, ne ararsanız vardı. Doktora gittim. İlaçlarımı aldım. Diyebilirim, ilk üç gün gece gündüz yataktan çıkamadım. Arada uyanıyorum. Bişiler içiyorum. Gözlerimi açamıyorum. Tekrar yatağa kapaklanıyorum. Dört gün sonra aynaya baktığımda, gözlerimin ip gibi incecik kaldığını görünce zıpladım. "Hop dedik! Tamam kızım, haydi bakalım, çık artık şu hastalık girdabından" dedim. Ve sözümü dinledim.
Biliyorum şimdi söyleyeceklerimi duyanlar, "Allah gecinden versin, ölürken selavat getireceğine sinemaya gidersin sen," diyeceklerdir eminim. Galiba haklılar. Tövbe Yarabbim!
Benim bünye başka türlü kendine gelmezdi yeminle. Hele Cem Yılmaz'ın ikinci Karakomik Filmler'i bizim şehre gelmişse... Anne sözü dinler gibi masum... Marş marş sinemaya gittim.
İnsanlardan uzak, kenar köşe bir koltuğa oturdum. İki draje şifalı ilaç niyetine iki karakomik filmi tüm merakımla seyrettim. Film bittiğinde yanağımdaki yaşı siliyordum. İçimin ısındığını hissettim.
Hava ayaz mı ayazdı. Ellerim ceplerimde eve doğru yürüyordum. Film şifasını geçirmişti. İyileştim.