Nanananoom... Feleğin kıyağı demeliyim. 35. İstanbul Film Festivali haftası, iş programım o kadar dolu görünüyordu ki... Ne yapsam diye düşünmekteydim. Yoo... Ensemi karartmadım. Karaları bağlamadım. Çocukluğumda büyükannemin anlattığı masaldaki o kadını hatırladım.
Günlerdir yollarda yürümekte olan kadın, gece olduğunda bir ormandadır. Ağaçların altında yumuşak bir yer arar. Sırtını ağacın gövdesine dayar. Oturunca yorgunluğunu ve açlığını derinden hisseder. Çantasını karıştırır. Küçücük bir elma bulur. İç çeker. Dumanı tüten bir tas çorba hayal eder. Birden önünde bir tepsi belirir. İçinde hayal ettiğinden daha leziz mis gibi çorba görünmektedir. Şaşırır. Günlerdir boğazından sıcak yemek geçmeyen kadın çorbayı şapırdata şapırdata bir solukta içiverir. Karnı doyunca çocukluğundaki yatağı hayal eder. Birden yanında tertemiz çarşaflı, pofuduk yastıklı, yumuşacık yorganlı bir yatak beliriverir. Kadın iyice şaşırır ama o kadar yorgundur ki sorgulamaz. Yorganın içine giriverir.
Masalın bundan sonrası ibretlik...
Kadın başını pofuduk yastığa koyup, sıcacık yorganın içine girdiğinde yüreğini vesvese kaplar. Der ki... "Bu yaşıma kadar felek hiç yüzüme gülmedi. Bu gece ne hayal ettiysem gerçekleşti. Yoksa bu kötü ruhların bir oyunu mu? Ya şimdi bir kurt çıkarsa... Ya o kurt beni yutarsa!!" Eveet... Sahiden bir kurt çıkar. Kadını huuup diye yutar.
Ne zaman umutsuzluğa kapılsam bu masalı aklıma getiririm.
Baktım ki İstanbul Film Festivali'nin 35. sine gitme ihtimalim yok gibi... Kötü bir şey düşünür müyüm? Hemen sahile indim. Kumsalda hem yürüdüm hem film festivaline gideceğimi hayal ettim. Dört küçük taşı dört film niyetine cebime atıverdim. Birden iş programımda değişti. Bir günüm bana kalıverdi. İstanbul'a gittim. Arka arkaya dört film seyrettim:)

