antonio banderas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
antonio banderas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2015 Pazar

Bir Robot Şirketinin Sigorta Acentesi Olmak

Yukarıya  afişini iliştirdiğim Automata’yı var ya, bugüne kadar  ne gördüm ne işittim. Az önce sanal alemde volta atarken, tesadüfen denk geldim.  Afiş, tek kelimeyle, müthiş!

Filmin türü deseniz... Binlerce kasırga aşkına!  Tam benlik... Aksiyon, bilim kurgu, gerilim.   Başrol oyuncusu deseniz, Antonio Banderas. Laf aramızda, Desperado’dan beri kendisini pek bi severim.  

Konusunu okuduğum anda ise var ya... Resmen yerime çivilendim. Aynen şöyle yazıyor: “ Film bir robot şirketinin sigorta acentesi olan Jack Vaucan’ın, robotların illegal manipülasyonunu araştırmasını konu ediniyor.”  

Hay canına sayın seyirciler…  Bir robot şirketinin  sigorta acentesi öyle mi?

Heidegger ne demiş? “"Şimdi", olanaklı bir geleceğe kapı araladığında anlamlıdır.” 

Ben bu filmi… hemen… İşte, şimdi... Evet... "Şimdi" seyredeceğim:)




1.gizli not-
filmin konusunu okurken, ilk cümlede "illegal manipülasyon araştırması" diyor ya, ne demek istediğini pek anlamadım.

sanal ansiklopedide bulduğum “şimdi’yle ilgili, şöyle afili bir felsefeciden afilli bir cümle bulup yazımın sonuna ekledim ki, bilgili endam vermek niyetindeyim.

2.gizli not- 
felsefecinin adını doğru yazdığıma emin değilim.


3.gizli not-
merak eden olur diye söyleyeyim istedim, ben bir sigorta acentesiyim. ve hayalci biriyim. hemen havaya girerim. misal bu ya, bir robot şirketinin sigorta acentesi olmayı  isterim.

4.gizli not- 
filmi daha seyretmedim. merakta obur, ilgide dağınık, bilgisi yarım yamalak biriyim. henüz illegal manipülasyonun ne olduğunu anlamadım. filmi seyrettikten sonra,   bir robot şirketinin sigorta acentesi olmaktan vazgeçebilirim.  yani... haybeye söz vermeyeyim.

28 Haziran 2011 Salı

Kahve Molası - Boğa Güreşlerinin Gerçek Hikayesi


İçinde abartı ve fantastik barındıran her şeye meyleden bünyem, Kolombiyalı ressam Fernando Botero’nun resimlerini görüp kayıtsız kalamazdı elbette. Botero'nun günümüz estetik anlayışına yeni  yorum getiren bir ressam olduğunu düşünüyorum.  1932 doğumlu olan Fernando Botero’yu  boğa güreşi tutkunu olan dayısı on iki yaşındayken boğa güreşi okuluna göndermiş.  Ancak çok şükür ki Botero matador resimleri yapmayı tercih etmiş.  Kayıtlı ilk resmi de bir sulu boyaymış ve resimde bir matador varmış. Boğa güreşinin nasıl olup  da  bir spor diye kabul edildiğini anlayamam. Vahşetin resmen daniskasıdır.  Bizim memlekette yapılsa, kesinlikle dünyada yer yerinden oynardı. Vahşi Türkler derlerdi de vallahi cümlemizi taşlarlardı. Botero’nun boğa güreşi, arena ve matadorlarla ilgili pek çok resmi var.  Şimdi Botero'nun boğa güreşleriyle ilgili resimlerini Hayal Kahvem'e ekleyeceğim. Ben yıllar önce  boğa güreşlerinin simgesel bir öyküsü olduğunu duyduğumda çok şaşırmıştım. Bilmiyorum sen biliyor musun?  Az önce kahve molası verdim. Hem kahvemi hüpletip hem bak sana romantik bir öykü anlatacağım.  

Boğa, gençliğinin baharında her gördüğü güzele gönlü kayan genç bir delikanlıyı simgeliyormuş aslında. Matador ise kadını…  Bilirsin, boğa sürekli matadorun peşinden koşar… Kovalar babam kovalar… Kafasını eğip, boynuzlarını geçirmek için matadorun etrafında dört döner.  Matador ise -yani kadın-, darbeleri yemeden, elindeki kırmızı pelerini sallayarak  “oooleeeeyyyy!” diye boğayı savuşturur. Bu arada matador, boğaya küçük küçük oklar saplar. Elindeki kırmızı pelerini sallayarak boğayı öfkelendirir. Boğa iyice köpürür tabii. Bir öncekinden daha sert saldırır. Ama matador her defasında hem küçük okları boğaya saplamayı hem de ustaca kaçmayı becerir. Bu küçük oklar erkeğin kadına her defasında daha fazla bağlanmasını simgeliyormuş. En sonunda boğa  artık yediği oklardan ve koşturmaktan yorgun düşer.  Gerilir… Gerilir… Ayağını yere sıkı sıkı vurarak sözüm ona matadoru korkutmayı ve matadora doğru koşup son hamlesini denemeye kalkar ki…. Nanananooommm…  Matador ani bir kılıç darbesiyle maalesef boğayı öldürür. İşte  boğanın bu şekilde ölümü neyi simgeliyormuş biliyor musun? Evliliği simgeliyormuş. Yani erkeğin ölümünü.  Bilmiyorum yani… Bu bir metafor tabii… Ben anlatanların yalancısıyım ama boğa güreşlerinin asıl öyküsü böyleyken böyleymiş işte... Fernando Botero’nun resimleri eşliğinde ve Antonio Banderas'ın müziğiyle metaforik bir öykü dinlediniz:) Oleeeeeyyy!