audrey tautou etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
audrey tautou etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2015 Pazartesi

"neden DIŞARI çıkmıyorsun?.."

" münzeviler'e"


-peki nedir, dışarı'sı.. neresi'dir.. nasıl başlar, nerede biter.. yüzölçümü ve nüfusu kaçtır.. ne ile yönetilir.. var mıdır

-"ben" ve "sen" buluşup, neden hep "onlar"ı konuşur, dururlar, dışarı'da

-herkes'in göründüğü mekan.. herkes'in konuştuğu zaman.. herkes'in konuştuğu olay.. dışarı, herkes midir.. herkes'siz dışarı'lar, dışarı değil midir

-polis gibi sorarlar: "neden dışarı çıkmıyorsun?" suçlu gibi cevaplarsın "kendime yetiyorum.. kendimi biriktiriyorum.." boş boş bakarlar.. anlayamazlar

-dışarı'da bilimediğimiz öcü'ler.. içeri'de bilmediğimiz acılar var


metin üstündağ/ömür törpüsü

3 Şubat 2013 Pazar

Felek Bazan Komik Şakalar Yapar.

 
"İnsan çekmecelerini de temizlemeli zaman zaman
Kalbini de..."

Ahmet Oktay



Bugün çalışma odamdaki dolap çekmecelerimi düzeltirken,  okul yıllarıma ait günlüklerim elime geldi. Önce ne yapacağımı bilemedim. Şaşırdım. Ne kadar uzun zaman olmuş! Varlıklarını bile unutmuşum besbelli. Kimi defterlerimin ciltleri kopmuş. Sayfalar birbirine girmiş. Karışmış. Çekmeceleri tüm dağınıklığıyla öyylece bıraktım. Kopmuş sayfaların bazılarını  kaptığım gibi, kendimi en yakın koltuğa attım. Gözlerimi kapattım. Usulca içlerinden birini çektim. Okumaya başladım.  Yazdıklarımı okudukça, o günleri hatırladım...  Hımm... Elimdeki sayfaya şöyle yazmaya başlamışım...

"Keşke hislerimi ona açıkça anlatabilseydim. Ona deli gibi aşık olduğumu söyleyebilseydim. Göz göze geldiğimiz o anda... Sanki dilim tutuldu bir anda... Of!... Konuşamadım karşısında... Oysa bütün cesaretimi toplayıp ona gitmiştim. Onun için çarpan şu kalbi görsün istemiştim. Tam  elini tutmak üzereyken... Tam aşkımı ona itiraf edecekken. Sokaktan gelen o sesle yıkıldı dünyam!..  "Domates! Biber! Patlıcan! Domates! Biber! Patlıcan!" İnanabiliyor musun? Bu ses var ya... Bu... Sokak satıcısının sesiydi. Allahım!.. Bir anda bütün dünyam karardı. Bu sesle sokaklar yankılandı. Aklım başımdan gitti. Unuttum söyleyeceklerimi... İyi ama ne yapabilirdim? Adam bağırıyordu sürekli: "Domates biber patlıcan! Domates biber patlıcan!" 


"Şimdi benden çok uzaklarda biliyorum. Belki bir gün döner diye dualar ediyorum. Onu bir daha görsem yeter. İnan ki bu bir ömre bedel.  Yeter ki bitmesin bu rüyam. Nereye gitsem ne yana baksam hep onu görüyorum. Biliyorum artık çok geçti. Ama yine de bekliyorum. Her şey boş geliyordu bana. Sarılacaktım sımsıkı ona... Yeter ki yıkılmasın bir daha dünyam"


Günlüğümü okumayı tam burada kestim. Muzip muzip gülümsedim. Bu defterleri yazarken, hayat yolumun ne kadar başında olduğumu düşündüm. Zaman ne haşmetli bir öğretmendi. Yıllar içinde, feleğin başıma öreceği çoraplardan, feleğin hiç aklıma hayalime gelmeyecek kıyaklarından ve de feleğin ne kadar şakacı olduğundan o vakitler  nasıl da habersiz olduğuma dair düşünceler aklımdan geçti. Felek o gün ilk şakalarından birini yapmıştı bana  besbelli. Tam aşkımı itiraf edecekken, en sevdiğim sebzeleri bahane edip, hayatımın yönünü değiştirmişti.  Sokaklar o anda "Domates! Biber! Patlıcan!" diye yankılanmasaydı, şimdi bambaşka bir ben olacaktım belki.

Bak ne diyeceğim? Günümüzde satıcılar sokaklarda artık bağıra bağıra  dolaşmıyorlar ya.. Felek şimdilerde neleri bahane ederek şaka yapıyor da, sevenlere aşklarını itiraf ettirmiyor peki? Du bi... Onları da başka bir yazımda anlatırım belki:)





NOT: Barış Manço 1 Şubat 1999'da bu dünyamızı terk etmişti. Tam 14 yıl olmuş. Zaman ne hızlı akıyor. Önce ruhuna rahmet gönderdim. Cennet mekanı olsun. Sonraaaa... Şeyyy... Bu şarkısını bir öykü okuyormuş gibi dinledim.


27 Ocak 2013 Pazar

Bu Feleğin Şahane Bir Kıyağı Değil De Ne?


İşte şu yukarıdaki film karesini görüp, altındaki yazıyı okumaya başladığımda var ya... "Hey!.. Bu feleğin şahane bi kıyağı gene bana!?" diye bağırasım geldi. Yooo... Bağıramazdım. Bir kafede oturmakta, kahvemi yudumlamaktaydım. Kalabalıktı etrafım. Hımm... Dayanamadım. Sadece sessizce kıkırdadım.


Sil Baştan ve Rüya Bilmecesi gibi bayıldığım filmlerinin yönetmeni Michael Gondry ne yapmış biliyor musun? Hani Boris Vian var ya...  Hani MezarınızaTüküreceğim, Ölülerin Rengi Hep Birbirine Benzer,  Pekin'de Sonbahar adlı okuduğum romanların yazarı Boris Vian'ın, okumadığım Günlerin Köpüğü adlı romanını sinemaya uyarlamış. Ben okuduğum edebiyat eserlerinin sinemaya uyarlanmasını seviyorum. Hatta birden fazla yönetmen keşke, aynı romanı sinemaya uyarlayabilse diye düşünüyorum. Bu durum benim daha hoşuma gidebilir. Çünkü bana göre her yönetmen ayrı bir öykü anlatıcısı gibidir. Her biri birbirinden farklı, hatta yazarın romandaki hayallerinden çok daha farklı olarak filmlerini kurgulayabilirler. Akabinde  bu filmleri seyredince, acaba ben neler hayal etmiştim romanı okurken diye, keyifli bir mukayeseye girişebilirim. Bayılırım buna... Ne güzel!


Peki... 1963 doğumlu Fransız yönetmen Michel Gondry'ın, 1920 doğumlu Fransız yazar Boris Vian'ın okumadığım romanı Günlerin Köpüğü adlı romanını sinemaya uyarlarken ne yapmış bil bakalım? Hey! Almış iki sevdiğim oyuncuyu bu filminde oynatmış. Audrey Tautou ve Romain Duris... Kadayıf üzerine kaymak yani... Şahane! Sorarım sana bu feleğin bana yaptığı güzel kıyaklardan biri değil mi gene?


Boris Vian ne yazık ki, Mezarınıza Tüküreceğim adlı romanının sinemaya uyarlandığı filmin galasında, 1959 yılında kalp krizi geçirerek dünyamızı terketmiş. Yattığı mekan cennet olsun diyeceğim ve bir değişiklik olmazsa film bizim memlekette gösterileceği mayıs ayına kadar Günlerin Köpüğü'nü edinip okumaya gayret edeceğim.  Ardından filmi tüm merakımla bekleyeceğim. Tanrım, teşekkür ederim.