borges etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
borges etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Korkunç Gerçek!


                                Jorge Luis   Borges                                       Kemalettin Tuğcu

"Borges ile Kemalettin Tuğcu'nun aynı kişi olduğunu öğrendiğimde, 
hayatta bundan daha korkunç bir gerçekle karşılaşamayacağımı düşünmüştüm." 
Alper Canıgüz- Gizliajans


Olabilir miydi sahi? Sevdiğim iki yazar... Kemalettin Tuğcu ile Borges... Aynı kişilerdi öyle mi? Masamın üzerinde demlenmekte olan Alper Canıgüz'ün üç kitabından, ilk hangisini okuyacağıma bir türlü karar veremiyordum. İki gündür kitaplarla karşılıklı bakışıyorduk. Birinden işaret bekliyorum. Bir kıpırtı. Bir tılsım. Bir pas. Ne bileyim karşıdan bir mimik... Bir hareket... Bir his...  Yok, üçünden de tık yoktu. Dert ettiğim şeye baktı… Gözlerimi kapayıvereydim, içlerinden birini alıp okuyuvereydim ne olacaktı öyle değil mi? Du bi...  Ben bu teklifi biraz düşünüvereyimdi.  İyi teklifti aslında... Ama nasıl olurdu? Yooo, vallahi dünyada olmazdı. Tarafımdan okunmak isteyip istemediğini anlayamadığım bir kitabı, asla  okuyamazdım. İlla bir sinyal almalıydım. Çünkü sülalemin bütün eli hamurlularından bana intikalen geçen genlerim vardı. Kitaba bile olsa ilk çıkma teklifini mümkünatı yok ben yapamazdım. Yooo, asla olmazdı. Dünya tersine dönse, gökteki güneş sönse, canımdan vazgeçerdim, bu huyumdan asla vazgeçemezdim. İçimi nasıl dipten giden incecik bir efkâr kapladı anlatamam. Beni en mutlu günümde, sebepsiz bir keder alırdı da, bütün ömrümün beynimde acı bir tortusu kalırdı ya... Hah, halim aynen böyleyken böyleydi işte...  Bu bir tür melankoli vaziyetiydi yeminle... Düşünebiliyor musun? Kitaplar dizim dizim karşımda duruyorlardı. Bense...  Kederden kanı çekildiği için, hanımeli kadar bembeyaz suratım ve  hiç büyümeyip hep çocuk kalan kalbime dolan gamla... Öyyle Leyla misali melûl melûl kitaplara bakıyordum. Dokunsan var ya... Ha ağladım ha ağlayacaktım. Tam hüngürdememe ramak kalmıştı ki, takdiri ilahi bu ya… Kitaplardan en sonuncusu... Gizliajans... Bana acıdı mı ne? Güldü. Ne bileyim, ya da belki ben kitabın bana güldüğünü hayal ettim. Kaçırır mıyım bu fırsatı? Hemen kitabı kapıverdim. Hiç duraksamadan ilk sayfasını açtım. Okumaya başladım."Borges ile Kemalettin Tuğcu'nun aynı kişi olduğunu öğrendiğimde, hayatta bundan daha korkunç bir gerçekle karşılaşamayacağımı düşünmüştüm."  Neeee? Nasıldı yani? Sahiden doğru olabilir miydii? Kitabı  dizlerime yatırdığım gibi sanal ansiklopedide Borges ile Kemalettin Tuğcu'nun fotoğraflarını araştırmaya başladım. Gördüklerime inanamadım. İlkin tırsarak, kafamı omuzlarımın arasına gömdüm. Akabinde kafamı usul usul kaldırıp, gözlerimi kocaman kocaman belerttim. Bazı filmlerin tahmin edemediğim şaşırtıcı, sarsıcı finallerinde olduğum gibi  ekrandaki fotoğraflar karşısında kalakaldım. Allahım!.. Harbiden Borges  ile Kemalettin Tuğcu, aynı hamurdan yoğrulmuşlar gibi tuhaf bir şekilde birbirlerine benziyorlardı. Ellerim titreyerek Gizliajans’ı tekrar elime aldım. Okumaya başladım. İlk cümleler "Heyhat, ne kadar yanılmışım." diye devam ediyordu.  Bu cümleyi okudum ya... O anda... Kahkalarla ağlamak, hıçkırıklarla gülmek istedim. Du bi... Gizliajans'ın  daha ilk paragrafındayım. İz üstündeyim. Araştırmalarıma tüm merakımla devam edeceğim:)




20 Nisan 2011 Çarşamba

Kahve Molası - su çok güsel, gelsene..


Yağmurluydu ya bugün hava.. Sabah evden çıktığımda minik bir yağmur damlayıverince burnuma... Binemedim de arabama... Yürüdüm...  Anlıyorsun değil mi? O minik yağmur damlası seslendi sanki bana...  "su çok  güsel, gelsene.." dedi kulağıma... Dinledim. Minik patika yoldan ilerlerken, yeşermeye başlayan ağaçları farkettim. Daha dün bu yoldan geçmiştim. Böyle değillerdi ki. Eminim. Yeşillik almış başını gitmiş. İnanamadım olanlara.. Resmen  büyülendim. Sahile inen merdivene yöneldim. Hoplaya zıplaya basamakları birer birer indim. Bizim köyün kütüphanesinin önünden, kitaplara uzaktan  selam çakarak geçtim. Az ilerideydi ofisim. Tam ofise girecekken vazgeçtim. Kütüphaneye geri döndüm. Kaç gündür Borges'in Babil Kitaplığı adlı öyküsünü okumak istiyordum. Sordum. Kütüphaneci Borges'in iki kitabını çıkardı. Ölüm ve Pusula'ydı biri... Brodie Raporu ise diğeri. Metin Üstündağ'ın kitapları var mı peki?  Veya Atilla Atalay söz gelimi. Şimdi ne ilgisi var değil mi? Bir kitapçı ya da kütüphaneye girdiğimde illa   ikisini sormalıyım. Çok eski alışkanlığım. Metin Üstündağ'ın  "heey!.. kımıl zararlısı olma.. kımılda biraz" adlı kitabı vardı. Üyesiyim ya kütüphanenin... Bulduğum bu üç kitabı hemen kapıverdim. Çok işim vardı bugün. Az önce kahvem geldi. Şimdi... Kahve molasında bu üç  kitabı karıştıracağım. Elim ilkin  Borges'in Brodie Raporu adlı kitabına gitti.. Niçin? Bilmiyorum. Kitabın rastgele bir sayfasını açtım. Okumaya başladım:


"Her zaman aynalardan korkmuşumdur. Çocukken, evde korkunç birşey vardı. Odama üç tane ayna konmuştu. Ayrıca, mobilyalar da maundandı ve bir çeşit karanlık ayna oluşturuyorlardı. Bütün bu aynalar beni ürkütüyordu, ama çocuk olduğumdan, ses çıkarmaya cesaret edemiyordum.


Yavaş yavaş kör olmaya başladığımın farkına vardım, belirli bir an değil yani. Ağır bir yaz günbatımı gibi geldi. Ulusal Kütüphane Müdürü idim ve kendimi harfsiz kitapların ortasında buldum. Sonra dostlarım yüzlerini kaybettiler. Sonra, aynalarda kimsenin yansımadığını gördüm. "

Jorge Louis BORGES
Brodie Raporu
İletişim Yayınları
Sayfa 13