erkekler cennetinde son tango etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erkekler cennetinde son tango etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2011 Cuma

Ey Kitap, Oynar Mısın Benimle?


Neredeyse bütün gün ofisteydim. Oldukça yoğun bir sabah programım, öğleden sonra randevulu misafirlerim vardı. Bol muhabbetli, olumlu neticeli görüşmeler yaptım. Sevindirici bitti. Öğleden sonra…  Nasıl olduysa  sakinledi ortalık… Bir ara telefonlar çalmıyor, zil sesi gelmiyor, adeta çıt çıkmıyordu. Hoşuma gitti bu geçici sukûnet… Hiç kaçırmadım bu durumu. Koltuğumda gerilerek arkama yaslandım. İlkbahar güneşi penceredeki ahşap jaluzinin aralıklarından hûzmeler halinde içeriye süzülüyordu. Bilirsin böyle hallerde, odanın bütün tozları dans ederler ya güneşin hûzmelerinde… Gözümü aldı bu görüntü… Bir süre daldım gittim. Daldım, kim bilir nerelere? Sonra… Sırtımı koltuktan kaldırmadan, masamdaki kitaba uzandım… Elime aldım. El kadar bir kitap zaten... Daracık. Her zamanki gibi kitabın kabına derin derin baktım. Sanki yüzlerce pul bir araya dökülmüş. Fotoğrafları çekilmiş. Kitabın kabına resmedilmiş. Bu kitabı ilk elime aldığımda böyle zannetmiştim. Yooo… Artık çok iyi biliyorum. Kitabın kabına iyice bakınca anlaşılıyor ki bunlar pul değil. Film afişleri. Alias, Lost, Bad Boys, Tomb Rider, Matrix, Casablanca, Ratatouille ve başkaları. Bu kitap  haftalardır masamda duruyor. Halil Gökhan’ın Yedinci adlı ilk yazdığı romanı. Yazarın Erkekler Cennetinde Son Tango, Konuşan Kadın, Yeni Sevgili adlı kitaplarını çoktan okudum. Neredeyse arka arkaya hem de …


Bu kitap ise… Yedinci… Geldiğinden beri masamda duruyor. Aslında her şeyde olduğu gibi kitap okumak konusunda da, tezcanlı, sabırsız bir bünyem olduğu halde, bazan  kendimi şaşırtacak derecede sabırlı olabilmeyi becerdiğimi biliyorum. Şimdi ben Halil Gökhan’ın üç kitabını büyük bir hevesle okudum ve kitaplığa yerleştirdim ya… Elimdeki bu son kitabını hemen okuyup bitirmek istemiyorum. Gün içinde, gözüm kitaba iliştiğinde, elime alıyorum. Sayfalarını karıştırıyorum. Kimi sayfalarını okuyorum. Fena halde ilgimi çekiyor aslında. Çünkü bir kere roman, kabından da anlaşılacağı gibi sinemayla ilgili… Sonra yazarın diğer kitaplarını okuduğum için, roman kahramanları bana çok tanıdık geliyor. Mesela yazar Alev İpek adını hem bu ilk romanı Yedinci’de, hem de ikinci romanı Konuşan Kadın’da kullanmış. Aynı Leon Ziya gibi. Leon Ziya ise önce Konuşan Kadın’ın kahramanlarından biriydi. Sonra Yeni Sevgili adlı romanında da karşıma çıktı. Bir yazarın tüm kitaplarını okuduğumda, bir dedektiflik hali beliriyor bende. Son okuduğum kitabında, hem yazarın hem de kahramanların izlerini sürmek hoşuma gidiyor. Çok meraklanıyorum ya... Kabaran merakımı gemlemek, beni gene bir oyun sürecine sokuyor. Hayal gücümü kitabın tornasına geçiriyorum. Kitapta yazar ya da roman hakkında her yeni keşfimde, hayallerimi o yöne doğru şekillendiriyorum. Misal bugün rastgele bir sayfa açtım. Uykuda Son Tango adlı bir bölümdü. Hemen aklım, yazarın son kitabı Erkekler Cennetinde Son Tango’ya gitti. Yedinci, Halil Gökhan’ın ilk, Erkekler Cennetinde Son Tango ise son romanı. Acaba yazar bölüm ve kitap isimlerini bilinçli mi okuruna çağrıştırıyor diye merak ediyorum. Bana göre Halil Gökhan okuruyla oynamayı seviyor. Sonra bence rüya seven biri. Çünkü rüyalardan çok söz ediyor. Bu durumda benim gibi oyuncu ve uyanıkken bile rüya gören bir okur için, Halil Gökhan’ın elimdeki bu son kitabı hemen okunup bitirilecek bir kitap olmaktan çıkıyor. Masamın üzerinde duruyor. Gün içinde arada elime alıyorum. Rast gele bir sayfa açıyorum. Bir süre bu dünyadan ayrılıp, kitapta tesadüfen denk geldiğim oyun ve rüyalar alemine dalıyorum… İşte tam bunlar aklımdan geçerken, kitaptan bir sayfa araladım. Tesadüfi açtığım sayfanın en başında, şu alıntı cümleler yazıyordu: “Nasıl mı karşılaştılar? Herkes gibi tesadüfen…” Allahım! Yoksa yazar, okurun aklından ne geçeceğini önceden mi tahmin edebiliyor? Olabilir mi? Muzipçe gülümsüyorum. Yoo... Bu kitap benim elimde kolay bitmez!

20 Kasım 2010 Cumartesi

Farklı Bir Körlük Vaziyeti...

Bugün gene İstanbul'dayım. Kitapçıda dolanıyorum. Kitapların kimini elime alıyorum. Kimine dokunmadan sadece bakıyorum. Bir ara Erkekler Cennetinde Son Tango adlı kitabı gördüm. Elime aldım. Yazarının adına baktım. Sanki adını kapağın altına gizlenmiş gibi. Hoşuma gitti. Demek ki yazar, kendi adından önce kitabının adını öne çıkarmak isteyen biri. Daha da ilgimi çekti.. Yazarın adı Halil Gökhan. Bu isim hem çok tanıdık hem değil gibi. Kitabın kapağında bir kadın yüzü. Bir eliyle yüzündeki maskeyi çıkarıyor. Gerçek yüzü gözünden belli, oldukça hüzünlü görünüyor. Kitap Dharma yayınlarından 2009 Temmuz'da satışa çıkarılmış.


Yazarın özgeçmişi yazan sayfasını okuyorum. 1967 doğumlu yazarın bu kitaptan önce Yedinci, Konuşan Kadın ve Yeni Sevgili diye romanları yayımlanmış. Aaaa.. Halil Gökhan Barbuni.com sitesinin kurucusuymuş. Tersninja'dan öğrenip beğendiğim sitelerden biriydi barbuni.com. Demek ki Halil Gökhan adı, o nedenle bana tanıdık geliyor. Daha merak ettim tabii bu durumda. Ayağımla köşedeki pufu yanıma çektim. Oturdum kitapçıda. Romanın satırları arasında hızlı hızlı dolaşmaya başladım. Hey, bu körlükle ilgili bir kitap galiba. Dur bir dakika. Körlükle ilgili her şey merak uyandırır bende. Ama bildiğimiz körlük gibi değil de, farklı bir körlük vaziyeti bu sanki. İsmi belli olmayan romanın kahramanı sadece kadınları göremiyor. Kadınlara karşı bir körlük durumu var bu kitapta öyle mi? O zaman bu kitabı alıp okumaya devam etmeli dedim ve kitabı satın aldım tabii.

Hayat sürprizlerle doludur ve her an hayrete ya da dehşete düşürebilir insanı. Halil Gökhan da bu kitabında, hayatın bir adama oynadığı böyle bir şok durumunun nasıl düş gibi bir deneyime dönüştüğünü anlatıyor. Kitapta yazarın nedense isimlendirmediği adam bir sabah uyanıyor ki, karısı yatakta yok. Evde de yok. Anlıyor ki çok sevdiği karısı, eşyalarını toplamış, not da bırakmadan terk edip gitmiş. Adam bir süre şaşkınlıkla kendini eve hapsediyor. Sonra çevresindeki hiçbir kadını göremediğini farkediyor. Şaşırtıcı ve korkutucu bir durum tabii. Kadınların varlığını sadece ayna ve camekanlarda görebildiğini anlayan ama onlara dokunamayan yalnız kahramanımız nihayet bir göz doktoruna görünüyor. Ve 112 sayfalık roman 47 küçük bölümüyle, akıcı, sürükleyici, merak uyandırıcı diliyle fantastik bir serüvene doğru akıp gidiyor.
Romanı okurken adamın daha sonra kör bir kadına dokunabildiğini ve özel bir gözlükle kadınları bir siluet olarak görebileceğini öğreneceğiz..... Sonra.......Aslında kitabı anlatmak ve sonunu nasıl bağladığını açıklamak isterdim. Ama Halil Gökhan’a kitabı okumaya başladığım ilk satırlarda bir söz verdim. Kitabın başında yazar şöyle diyor:
"Bu kitabın sonunu sakın kimseye söyleme! Eğer söylemezsen kitap sana büyük iyilikler yapacak... Öncelikle başkalarının bilmemesi gereken, sadece senin bilebileceğin şeyleri söylemediğin için seni koruyacak." Kitabın beni korumasını isterim. Üzgünüm. Heyecanla okuyacağın kitabın sonunu asla sana söyleyemem. Bir dakika! Yoksa... Acaba ben körlüğümün farkında değil miyim? Ya da bu kitabı okuduğumda tangonun her kıvrak adımında bir körlüğe mi mahkum oldum? Aynalar... Aynalarda mı farkediliyoruz yoksa? Aman Tanrım! Olabilir mi? Kitabı okuyunca... Kafam karıştı vallaha! Emin değilim... Bilmiyorum ki! Aynaya bakacağım az sonra..