falcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
falcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2012 Çarşamba

Kahve Molası - Fincanda Flamenko Yapan Hippopotamlar...


Sabah ofise gelmeden Oya'ya uğradım. Uyuyordu. Elimi kaldırmadan zie bastım. Acımadım. Uyandırdım. Mahmur mahmur açtı kapıyı. "Rüyanda mı gördün beni." dedi. Güldüm. "Bu güzelim sonbahar sabahını kaçırmana gönlüm razı gelmedi." dedim. Yoldayken Dilek'i de aramıştım. Geldi. Üç arkadaş bahçedeki şezloglara ayaklarımızı uzatıp, bir süre  sesizce oturduk. Bir ara elimi gözlerime siper edip gökyüzüne baktım. Uçsuz bucaksız maviliğin içinde bembeyaz  bir bulut  resmen güneşle oynuyordu. Ya güneş...  Şaşkın ya! Hani vardır ya görücüye giden   mahcup köy delikanlısı hali... Hahh işte! Başını bulutun arasına utangaç utangaç bir sokup bir çıkararak adeta bizimle eğleniyordu. Dilek'le Oya muhabbete başladıklarında, kalktım. Mutfağa geçip, şööyle yandan çarklı, mis gibi dumanı tüten  kahve yaptım. Bahçedeydik. Hem kahvelerimizi hüpletiyor, hem çekirdek çitler gibi çıtır çıtır muhabbetin dizini kırıyorduk. Oya, son hüplemesinden sonra fincanını tabağına kapattı. Dilek de kapattı. Geri kalır mıyım? "Fala inanma falsız kalma" derler bilirsin. Ben de  kapattım. Kapatırken ne düşünmüştüm? "Neyse halim çıksım falim!" mi demiştim.Veya "kalbimdeki pir fincanima gir!" mi dedim? İnan hatırlamıyorum. Bildiğim bir araya geldiğimizde geyiğine fal kapattığımız. Hayali benzetmelerimiz üzerine bolca kahkahalar attığımız. Öyle yani. Kimsenin gaipten sesler işittiği ya da görüntüler gördüğü filan yok. Oya ve Dilek şahane benzetmeler yapıyorlar o kadar.  Biri "Aa! Senin fincanda flamenko yapan hipopotamlar görüyorum." diyor misal... Hep birlikte başlıyoruz hahaha hihihi... Ardından birbirimize bakıp soruyoruz... "Acep fincanda flamenko yapan hippopotamlar görmenin anlamı ne olabilir ki?" Geyiğe dibine kadar devam ediyoruz. Fincan üzerinden makara yapmayı öyle sürdürüyoruz ki, bir süre durulmadan mütemadiyen dalgalanı dalgalanıveriyoruz. Şimdi uzun uzadıya anlatmayayım. Kızlar sırlarını veriyorum diye bana kızarlar. Neme lazım. Yerin kulağı var. Ben... Ben var ya asla anlamam faldan maldan. Bir nebze  yetenek yok. Sahiden. Hayal Kahvem'de uydurma yazmayı beceriyorum kimi zaman. Tamam. İtiraf etmeliyim ki hayali yazılarım bolca var. Fincanda ise tek bir şekli bir şeye benzet bari mübarek! Ne bileyim, yol var de... Üç vakte kadar haber var de... Di mi? Nerdeee? Tın tın... Nato göz nato hayal!.. Hiç bir şey uyduramıyorum. Bırak uydurmayı  hiç bir şekli  hiç bir şeye benzetemiyorum. Sözün özü, fal bakmayı bile beceremiyorum. Çok fena!


Fakat bu sabah tuhaf bir şey oldu. Bak şimdi. Oya benim fincanıma bakıyordu tamam mı? Doğrusu hepimiz bakıyorduk  fincana. Bu kez fincanda öyle belirgin bir şekil çıkmıştı ki anlatamam. Bööölee kocaman bir  bardak sanki... İçindeki kahve telvesinden anlıyoruz ki, bu bardağa benzettiğimiz şeklin yarısından fazlası dolu gibi. Bilirsin ya, kalsiyum sandoz vardır. Suya atarsın da foşur foşur eriyiverir hani... Hah işte, kahve fincanında gördüğümüz aynen anlattığımın benzeri bi şi...  Üçümüz de gözlerimizi açmış fincanın içine merakla bakıyorduk. Şekil nasıl belirgin anlatamam. Ben bile anladığıma göre, eh sen  nasıl belirgin bir şekil olduğunu anlayıver işte... O anda pek anlam verememekle birlikte ilk kez bir şekli bir şeye benzettim ya etkilendim galiba.  Sonra ne oldu bil bakalım? Ofise geldiğimde işe başlamadan önce bloglar arası dolanayım istedim. Aaa!.. O ne? Benim fincanda çıkan bardak şeklinin tıpkısı durmuyor muydu gözümün önünde? Pes vallahi!.. İnanamadım gözlerime... Du bi... Hangi aydayız? Eylüüül! Eylül'ün arkasından ne gelir? Ekim tabii Ekim!.. Hey, düşünebiliyor musun Filmekimi vakti gelmiş. Ne güzel!.. Bu gördüğüm bu yılki Filmekimi Festivalinin posteriydi. Evet!.. İyi ama, sanki gelmiş görmüş fincanda, benim falımda çıkan bardağın şeklini aşırmış biri... Yok artık, şaka mı bu?  İnan, şaşakaldım. Kalakaldım. Hatta donakaldım bir süre... Ne yani?  Falda çıkan şey,  Filmekimi'nin ön haberi miydi?  Du bi...  Yoksa bu bana bir işaret olabilir mi? Yooo. Bu kadar havayilik yeter. İşe dönmeliyim. Kahve molam bitti.




3 Haziran 2011 Cuma

Kahve Molası - Fincanda Flamenko Yapan Hippopotamlar...


Oya'daydık. Üç arkadaş bahçedeki şezloglara ayaklarımızı uzatmış oturuyorduk. Bir ara elimi gözlerime siper edip gökyüzüne bakmıştım. Maviliğin içinde beyaz bulutlar  resmen kovalamaca oynuyorlardı. Güneş... Ah o geciken yaz güneşi... Şaşkın ya! Hani vardır ya görücüye çıkmaktan utanan mahcup köy kızı hali... Hahh işte! Gene başını bulutların arasına utangaç utangaç bir sokup bir çıkararak bizimle eğleniyordu sanki. Oya kahve yapmıştı. Hem kahve hüpletip hem çekirdek çitler gibi çıtır çıtır muhabbetin dizini kırıyorduk. Oya son hüplemesinden sonra fincanını tabağına kapattı. Dilek de kapattı. Geri kalır mıyım? "Fala inanma falsız kalma" derler bilirsin. Ben de  kapattım. Kapatırken ne düşünmüştüm? "Neyse halim çıksım falim!" mi demiştim.Veya "kalbimdeki pir fincanima gir!" mi dedim? İnan hatırlamıyorum. Bildiğim bir araya geldiğimizde geyiğine fal kapattığımız. Hayali benzetmelerimiz üzerine bolca kahkahalar attığımız. Öyle yani. Kimsenin gaipten sesler işittiği ya da görüntüler gördüğü filan yok. Oya ve Dilek şahane benzetmeler yapıyorlar o kadar.  Biri "Aa! Senin fincanda flamenko yapan hipopotamlar görüyorum." diyor misal... Hep birlikte başlıyoruz hahaha hihihi... Ardından birbirimize bakıp soruyoruz... "Acep fincanda flamenko yapan hippopotamlar görmenin anlamı ne olabilir ki?" Geyiğe dibine kadar devam ediyoruz. Fincan üzerinden makara yapmayı öyle sürdürüyoruz ki bir süre durulmadan sadece dalgalanı dalgalanıveriyoruz. Şimdi uzun uzadıya anlatmayayım. Kızlar sırlarını veriyorum diye bana kızarlar. Neme lazım. Yerin kulağı var. Ben... Ben var ya asla anlamam faldan maldan. Bir nebze bile anlamam. Hayal Kahvem'de uydurma yazmayı beceriyorum kimi zaman. Tamam. Hayali yazılarım bolca var. Fincanda ise nato göz nato hayal!.. Hiç bir şey uyduramıyorum. Bırak uydurmayı  hiç bir şekli  hiç bir şeye benzetemiyorum. Çok fena!

 
Aamaaa... Tuhaf bir şey oldu son defasında. Bak şimdi. Oya bakıyordu... Doğrusu hepimiz bakıyorduk benim fincana. Bu kez fincanımda öyle belirgin bir kedi şekli çıkmıştı ki anlatamam. Bööölee kedinin başı fincanın bir ucundan başlıyor... Gövde ilerliyor ilerliyor... Devamında kedinin uzun kuyruğu S şeklinde kıvrılıyordu. Ayan beyan böyle bir kedi şekli fincanın içine yerleşmiş oturuyordu. Ben bile gördüm! Sonra kedinin kanatlarıda mı vardı ne? Aaa! Sanki bir gözünü kırpıyor, üstelik sanki sinsi sinsi sırıtıyordu. Üçümüzde gözlerimizi açmış fincanın içine merakla bakıyorduk. Şekil çok belirgindi yani öyle böyle değil. O anda pek anlam verememekle birlikte ilk kez benzettim ya şekilden etkilenmiştim.  Sonra ne oldu bil bakalım? Daha o günün akşamı... Bilgisayar başındaydım. Bloglar arası dolanmaktaydım. O da ne? Benim fincanda çıkan kedi şeklinin tıpkısı durmuyor muydu gözümün önünde? DOCUMENTARIST İstanbul Belgesel Günleri için hazırlanmış ilanlardan biriydi bu! Evet... Aynı kedi şekli işte. Bu kadar mı olur? Şaşakaldım. Kalakaldım. Hatta donakaldım bir süre... Ne yani? İstanbul Film Festivali, Filmekimi'nden sonra İstanbul Belgesel Günleri'ne mi gidecektim şimdi? Bu bana bir işaret olabilir miydi?  Hemen hangi gün hangi filmler var diye hızlı hızlı baktım. Sonraaa... Ben var ya... Ne yaptım biliyor musun? Ben... Hangi filmler mi? Gittim mi? Gidecek miyim? Yoo... Anlatamam şimdi. Kahve molam bitti. İşe dönmeliyim.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Bu Şiiri Çok Sevdim...

 


FALCI

Birgün dedi ki bir falcı:
"Avucunda yaşam çizgisi yok!.."
"Yaşamdan daha fazla acı vermez gerçek.."
Dedim ona;
Avucuma açtığım kesiği,
Bağlarken mendilimle..


Engin Gül