harita etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
harita etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2015 Salı

Ve Şiir Ve Hayal Ve Tur Ve Masal

Ah, benim çılgın yüreğim... Sus artık uslandır beni...

Taktım kafama bir kere... Hiiç üşenmiyorum. İşten güçten arta kalan zamanlarda, kitaplar karıştırıyor, notlar tutuyor, harita üzerinde konumlar işaretliyorum. İnanamıyorum kendime...  Resmen bir yürüyüş rotası hazırlıyorum. Hayalim, küçük gurupları şehir turuna çıkarabilmek. Şehrimin güzellikleri arasında dolaşırken, keyifli vakit geçirebilmek.

Bakın şimdi... Bir pazar sabahı, üç beş kişi buluşuyormuşuz tamam mı? Herkes birbiriyle selamlaştıktan sonra, yürümeye başlıyormuşuz. Hafta içi çalışıyorum ya.. Cumartesi bana kalmalı. Yapacaksam bir şehir turu, günlerden illa pazar olmalı.

Eğer günlerden pazarsa... Hele gökyüzünde beyaz bulutlar arasından göz kırpan ıpılık sonbahar güneşi varsa...  Eyvaaahh!.. Dayanamıyormuşum... Bir iki öksürüyor... Sesime Genco Erkal tonu veriyormuşum. Nazım Hikmet Ran'ın o güzeller güzeli şiirini, ezberden okumayla başlıyormuşum. "Bugün pazar." diyormuşum. "Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar. Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak, bu kadar mavi, bu kadar geniş olduğuna şaşarak, kımıldamadan durdum. Sonra saygıyla toprağa oturdum. Dayadım sırtımı duvara. Bu anda ne düşmek dalgalara, bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. Toprak, güneş ve ben... Bahtiyarım." diyerek şiiri bitiriyormuşum.

Hımm... Ne umdular ne buldular değil mi? Acaba arkalarına bakmadan kaçıp giderler mi? Yoksa vaziyetime   gülerler mi?  

Du bi... Belki de... Meselaaa... Hayal bu ya...  "Hayırdır? Bizi gökyüzünde mi gezdireceksin yoksa?" diyorlarmış.  Hey! İşte o zaman hiiç dayanamıyormuşum... "Biliyor musunuz, çok ama çook eski zamanlarda... Şu yukarıda gördüğümüz gök var ya... Gün be gün... Her gün... Biraz daha fazla aşağıya doğru inmeye başlamış. Yere o kadar yaklaşmış o kadar yaklaşmış ki... İnsanlar elleriyle göğe dokunabilmiş. Sonra gök daha da inmiş... İnmiş... Öyle tepelerine inmiş ki... İnsanlar ezilmemek için kafalarını eğmiş. Neredeyse dizlerinin üzerinde yürüyeceklermiş." diye anlatmaya başlıyormuşum. Eyvaah! Ben böyle anlatmaya başlayınca  ya gözlerini koca koca açarlarsa...  Ya anlattıklarıma inanmazlarsa...  Fıtratım gereği aldırmayabilirim. Kaldığım yerden  devam edebilirim...  "Şu gökyüzünün şimdiki yerinde olmasının sebebi neymiş biliyor musunuz?" diye sorabilirim. Hatta onların cevabını beklemeden "Küçücük, çöp bacaklı bir serçeymiş." deyiveririm. Ve ardından masalın tamamını... Eeen baştan... Ballandıra ballandıra anlatıveririm.

Allahım,  ben var ya, eğer ben böyle başlarsam tura, mümkün değil turu bitiremem. Zaten daha gezeceğimiz yerlere sıra gelmeden gün biter. Yoo... Böyle tur mur olmaz. Du bi... Şimdiden çok heyecanlandım. Kendime gelmeliyim:)

8 Kasım 2010 Pazartesi

Dün Gece Uykum Kaçınca Gene, Gezindim Sanal Harita Üzerinde...


Biliyorsun epeydir uzun bir seyahate çıkmayı nasıl hayal ediyorum. İlla trenle yolculuk yapmalıyım ama.  Başka bir vasıtayla seyahat etmemeliyim asla. Hayal Kahvem'e yazmaya başladığımdan beri, arada bir  bu durumum nüksediyor.Trenle yolculuk.... Trenle yolculuk... Diye kendi kendime tutturuyorum. Kendimle inatlaşıyorum resmen. Olur mu sende de böyle şeyler?  Haydi böyle bir hayalim var. Anladık. Tamam. Sakla kendine değil mi? Başkalarına ne? Olmuyor. Asla uslu durmuyorum, kamu aleme ifşa edercesine, ballandıra ballandıra  trenle ilgili yazılar yazıyorum.Gizlim saklım kalmadı kimseden. Sabahın kör şafağı, işimin debdebeli zamanı demeden hayallerimi dibine kadar anlatıyorum.

Of, anlatacağım işte... Dün gece gene nüksetti. Berbat hissediyordum kendimi. Bu durumda nasıl oluyorum biliyor musun? Bak şimdi...  Tren krizim geldi sözgelimi...  O an... Diyelim sen bana "Naber?" diye sorsan... Cevaben "Çuf!Çuf!" çıkar benim ağzımdan. Nasıl anlatabilirim başka? Anla, o kadar beter oluyorum yani... Devam edip "Ne diyorsun, anlamadım" felan desen eskaza... Of!  Manitu korusun seni benim gazabımdan... Yandın vallahi... Ağzımdan resmen kara kara tren dumanları çıkar... Öyle böyle değil. Nedir bu? Bu nasıl bir hastalık çeşidi? Bilen anlatsa sevaba girer inan ki. Neyse.. Gene dün gece tren krizim tutup kendi ruh halimin çıkmaz sokaklarında dolaşmaya başlayınca... Baktım uyuyamayacağım. Bünyeyi zorlamaya gerek yok. Usulca kalktım yataktan. Üzerime pembe battal sabahlığımı geçirdim. Ayaklarıma  pofuduk terliklerimi giydim. Sabahlığımla yerleri süpüre süpüre ve suratım iki karış sarkmış vaziyette çalışma odama geçtim.  Bilgisayarı açtım. Aklımsıra gene bir tren yolu haritası açacağım ve bari harita üzerinde trenle dolaşacağım. Yoo... Gülme... İyi geliyor bu sanal tren gezisi bünyeme.  Gerçekten. Tecrübe ettim kaç kere... Halim aynen böyleyken böyleydi işte. Umutsuzca sanal haritalara bakınırken... Bakınırken... Bir haritaya denk geldim ki... Yarabbim o ne?  "Tüm Zamanların En İyi Filmleri Haritası" diye yazmıyor muydu üzerinde? Heyyy! Şahane! 

Bak şimdi... Bu haritada renk renk hatlar vardı.  Tabi ki her rengin bir anlamı vardı. Diyelim, trene bineceğim ve eflatun hattan gideceğim. Nerede duracağım peki? Haritanın üzerinde istasyon isimleri belli. İlk istasyon çok eski. 1927 yılında inşa edilmiş. Sun Rise:A Song of Two Humans... İkinci isatasyon ise 1967 yapımı Bonnie and Clyde.


Ara istasyonları atlıyorum. 3. büyük istasyonu ise 2003 yapımı Big Fish. 


O kadar güzel istasyonlar var ki anlatamam sana... 1953 yapımı o güzeller güzeli Roma Tatili... 1967 Mezuniyet... Of.. Of.. Of... Neyse.. Uzatmak istemiyorum. Bakıyorum son durak ne diye.. Aaaa.. Wall-E değil mi? Bilirsin, 2008 yapımı hani... Eflatun hattın son durağı Wall-E olduğuna göre, bu harita 2008 de hazırlanmış belli. Bu haritayı buldum ya ne sevindim anlatamam.. Ben gökte ararken sanal alemde seyahat haritamı bulmuştum işte... Heyy! Wall-E nin hastasıyım. Hayatımda seyrettiğim en romantik filmlerden biridir. Ben var ya tersten başlayıp  tren yolculuğuma Wall-E den başlamalıyım.


Diyeceksin ki "Bu film animasyon değil mi?"... Evet... Öyle...  Amaa.. Wall-E nasıl aşık bir erkektir, nasıl  Eve'in etrafında pervane olur anlatamam sana... Nasıl  melül melül bakar Eve'e... Animasyon, bilimkurgu, romantizm, dram, komedi her şey vardır aslında bu filmde... Ama eflatun hatta yolculuk yaptığım için filmin  romantik tarafını anlatmalıyım. Neyse.... Dün gece çok geç yattım... Gördüğün gibi epeyce yolculuk yaptım. Şimdi bu yazıyı yazarken felaket uyku bastırdı. Aman kaçırmayayım bu uykuyu. Benim uykularım aynen tren gibi. Bir kaçırdım mı? Bekle ki gelsin diğer tren... Haydi...  Anne sözü dinler gibi masum, gidip mışıl mışıl uyuyayım şööylee... Lütfen bana güzel hayaller dile... Böyleyken böyle.