kesik el etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kesik el etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Bekir Yıldız Öyküleriyle Ruhi Firar Vaziyetlerim...


“Raylar şıngırdadı. 
Kara vagondaki her insanın gönlüne bir el uzandı. 
Sıktı onları. Gurbet başlamıştı”
Bekir Yıldız - Kara Vagon


Yalanım yok. Bekir Yıldız'ın adını duymuştum ama bir kez olsun kitaplarına dokunmamıştım. Aklıma sarmıştım aslında... Hele geçen hafta Yaşar Kemal'in son okuduğum romanını Ölmez Otu'ndan sonra, niyetine iyice girmiştim. O nedenle, Kafekitap'a kitap sipariş verirken, listemdeki diğer kitaplar arasına, Bekir Yıldız'ın neredeyse tüm öykü kitaplarını eklemiştim. Kargo geldi. Çok yoğundum. Heyecanlandığım halde, kutuyu açmadım. Bir kaç gün masamda durdu bekledi. Dün gece, kitap kutusunu eve getirdim. Kitapları kutudan birer birer çıkarttım. Diğer sipariş ettiğim kitaplara değil, elim usulca Bekir Yıldız'ın, belli ki yeni basım, Everest Yayınlarından çıkmış öykü kitaplarına gitti. Tüm merakımla bir öyküsünü okumaya başladım. Çarpıldım kaldım. Durdum. Elimi kırlangıç kanadı gibi çırpınan yüreğimin üstüne koydum.  Sezmiştim. Yüreğim bana gene "git" diyecekti. Bedenim burada görünecek, ruhum ise, bu kez Bekir Yıldız'ın cümleleri peşi sıra firar edecekti. Bu meçhul yolculuğuma hangi vasıtayla çıkacaktım peki? Kitap kapaklarına baktım. Trenle ilgili her şeyi evvel ezel severim. Bekir Yıldız'ın kapağında tren olan kitabını kaptığım gibi, Kara Vagon'a atladım. Uyumuşum... Rüyadaydım. Birden raylar şıkırdadı. Gurbet başladı. Coğrafya Güney Doğu'ydu. 1970'li yıllardaydım. Ben ben değildim artık.  Ayşo'ydum...



Kalabalıktık. Bir tren durmuş, kalaslar konmuş, içinden atlar, camızlar, inekler indirilmişti. Hayvanların boşaltıldığı, hayvan dışkılarının yoğun olduğu o kara vagona aldılar bizi. Kadınlar, çocuklar, erkekler... Oturacak yer yok, yan yana ayaktaydık.  Köyümdeki tüm insanlar gibi eğitimsizdik. Cahildik. Yoksulduk. Haklarımızı bilmiyorduk. Muhtaçtık. Ağanın ve töre zulmünün esiriydik. Tarlalardaki beyaz pamuklar bizleri bekliyordu. Ellerimiz kavruk, tepemizde güneş pamuk toplamaya gidiyorduk.  Tren tünellere giriyor... Çıkıyor... Tren Gavur Dağları'nın eteğinden geçiyordu. Tren mütemadiyen bizi sallıyordu. Feci bir sancı hissettim. Ellerimle karnımı tuttum.  Anladım. Gebeydim. Daha fazla dayanamadım bu acıya. "Uh aney! Uy aman aney!" diye inledim. Kadınlar başıma toplandılar. Erkekler sinirlenerek "Bu feryat niye?" diye sordular. Kadınlar durumu hemen kavradılar. Sıkışıp bana bir parça yer açtılar. Yere oturdum. "Uyy... Of... Geliy... " diyebildim. Kadındım. Güney doğuda kadın olacağına, hiç doğmasan daha iyiydi. Toprağın, kocamın ve çocuklarımın kölesiydim.  Bir erkek bağırdı... "Sen misen kız avrat? Kız Ayşo!.." dedi. Ben dedim ki "He... Doğuruyam!.."  Yaşlı kadınlardan biri benimle ilgilendi. Karnıma bastırdı. Çok canım yandı. Bağırdım gene.. "Uy aneyy! Vağ aney!.."  diye inledim. Bir kadın ağzımı kapattı. "Viş anam! Herifler var." dedi. Kocam... Sinirlendi bana... Ağzından çıkan kelimeler lavlar kadar kızgındı. "Neden köpek gibi uluyon avrat!.. Geri tep imansız.. Daha karnın küçük. Uluma ulan hayasız. Yanıltma bizi." dedi.  Gözlerim yaşla doldu. Yaşlı kadın kulağıma eğildi. "Bağırma, ıkın!" dedi. Ikındım. Bütün vücudum tere bölendi.  O esnada tren düdük çaldı.  Yaşlı kadın "Avrat doğurdu! Çocuk dona düştü" diye seslendi. Ben yarı baygın yerdeydim. Kocam sordu... "Oğlan mı?" Adeta kırk düğüm vurulmuş gibi sımsıkı bağlanmış, uzun donun uçkurunu çözdüler. Kocam çocuğu dışarı aldı. Çocuğun önünde bir şey göremeyince, "Çüş ulan avrat, kız kuzuladın," dedi ve suratıma düşman düşman baktı. Utandım. "Kabahat benim mi? Her zaman oğlan mı olurmuş?" diye fısıldadım.  Kocam "Olsa canın mı çıkar? Kızı netmeli? Döl dediğin oğlan olmalı. Aldık işte başımıza püsküllü belayı," dedi. Bu sırada gökten kara vagona vuran kızgın güneşin sıcağında bir Tanrı bereketi, ciyak ciyak ağlıyordu. İster kız olsun, ister oğlan, yaşamak için dünyaya gelmişti. Hem de Harran Ovası'na giden sıcak, kalabalık, pis bir kara vagonun böğründe... Uyandım. Gözlerimi korkarak açtım.  Odamdaydım. Kara Vagon feci çarpmıştı beni... Bir süre ana karnındaki bebe vaziyetinde kendime gelmeyi bekledim. Etrafıma bakındım. Bekir Yıldız'ın kitapları arasındaydım. Yanıbaşıma düşmüş başka bir kitabını elime aldım. Demir Bebek idi kitabın adı... Dayanamadım. Okumaya başladım. Yolculuk... Pasaport... Altıyüz onsekiz sefer sayılı uçakla...  Derken... Uyumuş olmalıyım... Ruhi firar gene başlamıştı...  Bu kez Almanya'daydım. Narin idi adım...


NOT: Rüyamı anlatırken Bekir Yıldız'ın Kara Vagon,  Demir Bebek adlı öykülerinden faydalanıp esinlendim.