Of! Anlatmayayım dedim ama dayanamayacağım. Anlatmalıyım. Bak şimdi... En son Kadıköy'deki Büyülü Rüzgâr'a uğradığımda Zagor'un dev albüm diye çıkarılan dergi ebatındaki macerasını tüm merakımla satın almıştım. Yanında Judas diye başka bir çizgi roman cildi duruyordu. Hep Zagor okuyorum ya... Arada başka çizgi romanları okumak istiyordum aslında. Mesela Mister NO'yu... Bu yıl Eylül ayında vefat eden Sergio Bonelli hem Zagor'un hem Mister No'nun ilk yazarıydı. Gözüme o gün nedense Mr. NO değil, Judas takıldı. Ve Judas'ın ilk cildini satın aldım. Severek okudum. Bu akşam... Yemekten sonra... Çalışma odamdaki kitapların arasında henüz naylon torbasından çıkarılmamış Zagor'un Ölü Orman adlı macera kitabını gördüm. Aslında epey olmuştu bu kitabı alalı... Zagor'un 115. cildiydi. 114.ciltteki maceranın devamıydı. 114. cilt kitapçıda kalmamıştı. Önce maceranın başladığı cildi bulmak niyetinde olduğum için, satınaldığım kitabı okumamıştım. Bu gece dayanamadım. Zagor'u naylonundan çıkardım. Koltuğa oturdum. Önce maceranın özetini okumaya başladım. Vallahi hilafım yok... Bir önceki kitaptaki maceranın özeti bile ilaç gibi geldi bana. Oh ya! İşte bu! Sonra ben bir daldım ki Zagor macerasına sorma gitsin... Hey! Darkwood ormanındaydım tamam mı? Entak adlı bir kızılderili, esir aldığı herkesi içmeye mecbur ettiği esrarengiz suyla iradesi altına almaktaymış. Öyle özellikli bir suymuş ki bu, içenleri iradesiz birer köle haline getirirken aynı zamanda insanüstü bir güç kazandırmaktaymış. Dedemin hileli ilaçları aşkına! Bir önceki macerada Çiko'yu bile kaçırıp köleleştirmişler! Ne fena! Şimdi askerlerle Entak'ın adamları kapışıyorlar. Allahım, çizimler var ya olağanüstü. Siyah beyaz çizgiler büyüler mi insanı? İnan bana büyüler! Karamba karambita! Ben büyülendim! Ayrıca itiraf etmeliyim ki ben Zagor karelerindeki sesli ve sözlü efektlerin resmen hastasıyım! Bu macerasındaki kocaman seslendirme kelimeli karelere bakar mısın mesela... Müthiş!
Belki bu yazıma denk gelenler arasında, aynı benim Zagor maceralarını sevdiğim gibi, Judas maceralarının takipçileri olabilir. Yoo... Sevdim Judas'ı ben... Gerçekten... Ama Judas çok sahici biri... Zagor... Zagor maceraları ise benim hayal çarklarımı fena halde kışkırtıyor. Binlerce kasırga aşkına!, Sülalemin bütün bıyıklıları adına!, Darkwood'un davulları aşkına!, Karamba karambita diyerek öfkelenip heyecanlanmayı çok seviyorum. Davul çalan karelerde kocaman TUM TUM TUM, yangın çıktığında kocaman WWAAAPP!, bıçak veya ok saplanmasında kocaman SWAACK!, biri yere düşünce ya da bir şey çarpınca kocaman THUUD!, Zagor'un elindeki baltayı çevresindekilere şöyle bir savurduğu karede kocaman SWIIISH! kelimelerini görmeyi seviyorum. O kadar içime işlemiş ki bu koca koca seslendirme kelimeleri... Ne yapıyorum biliyor musun? Denize atladığım anda yanımda kocaman bir SPLASH!, şimşek çaktığında gök yüzünde kocaman bir RRRUMBLE, aşırı rüzgâr varsa camdan baktığımda kocaman bir WHOOOSSSH kelimesini resmen görüyorum. Tabii bunları kimselere söylemiyorum. Gene "Tuhafsın!" derler bana biliyorum... Sonraaa... Hakkaniyetli bir adam Zagor. Haktan, haklıdan yana... Neyse daha fazla uzatmayayım... Bu maceranın sonu Zagor'un şu sözleriyle bitiyor: "Şimdi kendi kendime soruyorum... Alın yazımızın ne kadarı talihin karşımıza çıkardığı insanlara bağlı?" Hımm... Sana bir şey söyleyeyim mi, ben Zagor'u felsefesine kadar seviyorum:)





