rüzgar gibi geçti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rüzgar gibi geçti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2016 Çarşamba

Seni Seviyorum..

-seni seviyorum
-aman ne güzel.. seninle birlikte,
beni seven iki kişi olduk böylece


  
seni seviyorum
neden.. bende benim bilmediğim
müthiş bir şeyler mi gördün



seni seviyorum
hadi ya, çok ilginç, ee sonra, devam et..



seni seviyorum
ömrünü, enerjini  daha faydalı işler için 
harcasana şekerim



seni seviyorum
hayır, izin vermiyorum.. bugün beni seven
yarın kediyi,köpeği, otu böceği de sever..
hayır olmaz.. ben ciddi bir insanım


 
seni seviyorum
iyi, güzel de, bu ne'ye cevap olacak, neyi çözecek ki şimdi



seni seviyorum
ve utanmadan bir de bunu
yüzüme karşı söylüyorsun ha,
yıkıl karşımdan melun


metin üstündağ/denemeyenler

25 Mayıs 2012 Cuma

Denesem Becerebilir Miyim Ki?

 
Bazan öyle bir yazı yazmalıyım ki... Şahane... Şöyle fiyakalı olmalı... Öyle ki... Rüzgar Gibi Geçti filmindeki Clark Gable misali, bakışlarıyla okura caka satmalı. Bazan okundukça her kelimesinden şakır şakır muhabbet akmalı. 


 
Kimi zaman yazım "Bir insanı sevmekle başlar her şey" cümlesi ile başlamalı da bu cümle okuyana Sait Faik'i anımsatmalı. 


 
Ya da belki yazdığım yazı Müjde Ar'ın İsmet, Ayşen Gruda'nın Fikret rolünde oynadığı Gülen Gözler'in komikliğinde olmalı. Evet… Evet… Komik olmalı yazım, komik... Okuyanı kahkahadan yerden yere atmalı. 


Ya da ne bileyim, kimi zaman Neşeli Günler filmindeki Adile Naşit ve Münir Özkul'un o muazzam inatçılıklarını hatırlatmalı... Okuyanı dudak kenarından hafiften gülümsetmeli. 


Durun, durun! Bazan öyle bir yazı yazmalıyım ki, denize düşen taş gibi "tııpp!" diye ses çıkartmalı. Taşın suyun yüzeyini halka halka dalgalandırması gibi, yazdığım yazı kimi zaman okuyanın yüreğini hafiften dalgalandırmalı. 


 
 Ya da öyle bir yazı yazabilsem ki keşke, okuyanı çarpsa, silkelese, acıtsa, darmandağın etse. 


 
Yok yok... Olmaz... Ilık ılık damlasa kelimeler... Yumuşacık damlalar halinde gönülden gönüle akabilse.  Keşke yazdığım kimi yazılar koku geçirebilse...  Okuyunca mis gibi kahve kokusu gelse.

Kimi zaman yazım okundukça gökyüzü öyle yakın hissedilmeli ki, hani bilirsin ya sanki elini uzatsan dokunacakmışsın gibi. 


Bazan kelimelerim efsunlu olmalı efsunlu... Gizemli ve sıradışı olmalı belki. Okuyanı tılsımıyla büyülemeli. 


 
 Bazan yazım öyle bir sus pus etmeli ki okuyanı, okurun beyninin içinde çıt çıkmamasını becerebilmeli. Yazıma tam manasıyla odaklansın diye, işitme organının kapılarını sıkıca kilitlemeli. Hatta kilidi mühürlemeli belki. 


Ahh! O harfler, heceler, kelimeler, cümleler ve hatta noktalamayı sağlayan işaretler... Kimi zaman öyle bir düzende yan yana gelmeli ki, yazı ile okurun gönlü arasında bir köprü oluşturmalı. Bazan yazılarım sevgiyle başlamalı, gizemli bir romantizmle devam etmeli. Sonunda latif bir kelime olan aşkla bitmeli sözgelimi. Ama mutlaka içine bir nebze hüzün katmalı. 


 
Bazan cümlelerim hakikatleri asla anlatmamalı. Tamamiyle hayal aleminin mecrasına akmalı. Akıldışı, ürpertici ve tekinsiz olmalı... Gökte dolunay varmışcasına, yazılarımı sırlı bir gece aydınlatmalı. 


Bazan bir gölge ben yazdıkça, ardımdan süratle ve sinsice kovalamalı... Bu haldeyken yazdığım kelimeler, peşinden bir atlı takip edercesine, okuyanı nefes nefese bırakmalı. 


Kimi zaman yazdığım yazı dizlerimin üzerine düşürebilmeli beni. Bu durumda yazdığım cümlelerimi okuyan biri,  çığlık çığlığa bağırabilmeli. 

 
Kimi zaman öyle dokunaklı yazılar yazabilmeliyim ki, okuyanı hıçkıra hıçkıra ağlatabilmeli. 


Acaba mümkün olur mu ki? Öyle bir yazı yazabilmeliyim ki sözgelimi… Yazımı okuyan “Bir gün bu yazıyı okudum ve bütün hayatım değişti,” diyebilmeli! Denesem... Acaba yazabilir miyim öyle etkilisini?