yılanların öcü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yılanların öcü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2012 Pazar

Metin Erksan'a Sevmek Zamanı'yla Veda...


Halil (Müşfik Kenter), boyasını yaptığı evin duvarında asılı resimdeki kıza aşık olur. Ev adadadır. Yıl boyu boştur. Halil her gün bu boş eve giderek, karşısına oturur ve saatlerce resme  dalar gider. Bu hal sonunda tam bir tutkuya dönüşür Bir gün resimdeki kız Meral (Sema Özcan) iki arkadaşıyla adadaki eve gelirler.  Meral Halil'in resim karşısındaki durumunu görür. Çok şaşırır ve etkilenir. Halil'in resmi değil, kendisini sevmesini ister. Halil kabul etmez. Meral sinirlenir. Duvardaki resmi çıkarır ve Halil'e götürerek verir. Bir daha görüşmezler diye düşünürken, Meral gene Halil'in yanına giderek konuşmak ister. Adanın tepelerine çıkarlar. Rügarlı bir görüntü ve muhteşem müzik eşliğinde.. Bak, dayanamadım yazdım... Aralarında şöyle bir muhabbet geçer... Emsalsizdir bu muhabbet... Of, gerçekten emsalsizdir.

- Resmi verdikten sonra artık ben seni gelmez sanıyordum.
- Gelemeyecektim, gelmeyecektim ama görüyorsun ki öyle olmadı.
- İki insanın ilişkisi çok güzel bir şey.
- Dostluğu aşan ilişkilerden niçin kaçıyorsun?
- Bu sözünle aşık olmayı kastediyorsan, dostluğu bu dünyada hiçbir şeyle aşamazsın.
- O halde sen bana aşık olmaktan da öte duygular içindesin.
- Hayır, ben sana aşık değilim. 
- Olmaz böyle şey! Resmime aşık olman demek beni sevmen demektir. Dünden beri hep söylediklerini düşündüm., Sen bana aşık olduğunu söylemekten korkuyorsun. 
- Olmayan bir şeyi nasıl söylerim? Niçin beni anlamamakta ısrar ediyorsun? Ben senin resmine aşığım. İşte hepsi bu kadar.
- Sen ben yokken resmimi sevdin. İşte ben varım artık. Resmin aslı benim. Bundan sonra ikimiz bu sevgiyi paylaşaceğiz. Bu aşkın yarısı bana ait. 
- Sen dostlukların, aşkların kolay mı kurulduğunu, kolay mı sürdürüldüğünü sanıyorsun? Resminle aramda ne kadar uzun zamanlar geçti. İlk karşılaşmamızı dün gibi hatırlarım. Birden bana iyilikle, sevgiyle bakan bir yüz gördüm. Elbiselerim eskiydi. Kirliydim. Sakallarım uzamıştı. İnanamadım. O insanca bakışı bir daha göremem diye resme bir daha bakmaktan korkuyordum. İkinci kere zorlukla baktım resmine. Gene iyilik, gene sevgi vardı gözlerinde.  Nihayet değişmezi bulmuştum. Resmin benim içime bakıyordu. Benim kendimi görüyordu. Boş evde soğuk kış gecelerini beraber yaşadık onunla. Bana hep dostlıkla, iyilikle, sevgiyle baktı. Çok zamanlar gidip yüzünü tutardım. Gözlerini öperdim. Saçlarına değdirirdim ellerimi. 
- Benim bakışlarımda da sevgi var. Ben de senin kendini görüyorum. Resmimin yerine ben seveciğim seni. Artık ben varım.
- Hayır! Hayır! Hayır, istemiyorum seni. Benim dünyama girmeye kalkma! Sonra merhametsizce yıkarsın onu. Resmin benim kendimden bir parça. Bırak ben onu seveyim. Sen sevmek isteme beni. Senin ellerini tutmak istemiyorum. Sonra çekersin o ellerini benden. Ben resmine aşığım! Ölünceye kadar da onu seveceğim!



Elbette  Yılanların Öcü, Kuyu, Acı Hayat ve Susuz Yaz gibi  çok sayıda önemli filmleri var. Bana göre Sevmek Zamanı, memleketimin usta yönetmenlerinden Metin Erksan'ın, senaryosunu yazıp yönettiği 1965 yapımı, en özel filmi. Metin Erksan'ın dünyamızdan göçtüğünü şimdi öğrendim. Sait Faik'in  Sivriada Geceleri öyküsünde anlattığı gibi, çalışıp yorulan bizlere, sevinme ve üzülme duyguları veren, hayatımızı eşsiz hissetmemizi sinemaya yoluyla sağlayan  insanlardan biriydi.  Metin Erksan, dünyamızda insanı kendine mesele etti ya, şimdi yattığı yere ışık  ve rahmet dolsun.



5 Nisan 2011 Salı

Ben Adres Özürlü Biriyim! Acaba O Nedenle Mi Topal Ali'yi İyi Bilirim?


Ben var ya, işte buraya yazıyorum. Şifa bulmaz adres özürlü biriyim.

Yooo, lütfen itiraz etme.. Zerafet gösterip, "Yok canım, estağfurullah, daha neler?" falan deme.. Biliyorum kendimi.. Evet, öyleyim! Tamam.. Bugün yeni bir müşterinin işyerine gidecektim. Olabilir.. Belki yeni bir yeri bulmakta güçlük çekebilirim.. Peki, bırak yeni bir adresi bulmayı, tekrar tekrar gittiğim yollarda bile kaybolabilirim dersem ne diyeceksin? O kadar adres özürlü biriyim ki, anlatamam yani! Bugün elimdeki kolaycacık adrese gidebilmek için, ne mücadeleler verdim! Zaten burası ne ki? Cep kadar bir köy öyle değil mi? Söyler misin ben kendime ne diyeyim?


Şöyle biraz daha açıklık getireyim. Benimle İstanbul'a diye yola çıkan biri, kendini Edirne'de bulabilir yani öyle söyleyeyim! Aslında tabelaları takip ederim. Ama hani bazen tabela olur.. olur da.. Allahaşkına esas yol ayrımlarında gerekmez mi tabela? Gerekir tabii.. Tam üç yol ağzına geldiğimde mesela.. Nedense birden tabela yok olur... Ne yapılır söyler misin bu durumda? Yüreğin sesi dinlenir veya yüreğin götürdüğü yere gidilir, öyle değil mi? Tamam. Ben de durur bakarım yollara... Yüreğimin götürdüğü yola giderim sonra. Ne olur bu defa? Duvara toslarım çıkmaz sokakta.  Doğru yolu bulabilmek için geri geri gitmem gerekebilir veya. İnanılmaz şey valla! Anlayacağın dinlersem yüreğimi, beni genelde yanlış yola götürür..

İşte böyle durumlarda aklıma hep Topal Ali gelir. Topal Ali de mi kim? Aşkolsun? Peki İnce Memed desem, gene de bilinmez mi acaba? Çukurova desem...Toroslar desem.. Değirmenoluk köyü desem... Hani küçük yaşta yetim kalmıştır da İnce Memed, annesiyle birlikte köyde yaşamaktadır. Zalim Abdi Ağa köylerinin sahibidir hani... Ağanın kanunları geçerlidir. Köyden dışarı çıkmak kesinlikle yasaktır. İnce Memed Abdi Ağa'nın tarlasını sürer. Köle gibi çalışırlar. Buna rağmen hem kendisi, hem annesi eziyet görür ve sürekli dayak yer Abdi Ağa'dan. Hani Memed kaçar köyden de, sonra da maalesef yakalanır.

Bir kaç yıl sonra sevdiği kız Hatçe'nin, Abdi Ağa'nın yeğeni ile evlendirileceğini duyunca, bu kez Hatçe'yle kaçarlar.. Abdi Ağa köpürür tabii.. Nasıl bulacaklar İnce Memed ile Hatçe'nin izini? İşte burada karşımıza Topal Ali çıkar. Topal Ali izciliği ile ün yapmıştır ve lakabından anlaşılacağı üzere bir ayağı topaldır. Benim gibi elindeki adresi bulmakta zorlanmak ne demek, taşların, kayaların üzerinde hiç iz görünür mü? Görünmez. Topal Ali, kayalardan iz süre süre geyiğin otladığı yere kadar götürür. Öyle becerikli biridir.

İz sürmeye acayip zaafı vardır. Kendisine iyi adam desinler, Topal gibi adam yok desinler aldırmaz. "Topal gibi izci bulunmaz" dediler mi, önüne artık kimse geçemez. Aslında gerçekten iyi bir adamdır Topal Ali... Kaçak sevdalılara yüreği parçalanır ya, iz sürmemek elinden gelmez. Öleceğini bilse iz sürer, bu durumunun bir türlü önüne geçemez. Abdi Ağa'nın emri ile İnce Memed ile Hatçe'nin izini sürecektir sürmesine ama önce epeyce bir mücadele edecektir kendisiyle. Esas izi görmek, bulmak istemeyecektir. Sonra Hatçe'lerin evininin önünde İnce Memed'in çarığının izini farkeder.. İçindeki iz sürme zaafı dürter onu. Kayalara doğru götürür insanları. Kayaların arasında azıcık bir toprak parçası görür. Toprakta üç tane sarı çiçek açmıştır. Sarı çiçekler parlamaktadırlar. Sarı çiçeğin bir tanesi yan yatmıştır. Ali onu arkadaşlarına gösterir ve kaçakların kesinlikle buradan geçtiklerini söyler. Artık ormana doğru izler apaşikardır. Sonrasını anlatmayayım. Topal Ali iz süre süre aşıkların yanına ulaşır. Sonra ne mi olur? Merak eden kitabı alır ve okur.

Türk Edebiyatının en önemli romanlarından biri, Yaşar Kemal'in İnce Memed'i mutlaka okunmalıdır. Benim diyeceğim odur ki, Topal Ali gözle zor anlaşılacak izleri süre süre, her aradığını bulabiliyor da, ben elimdeki ayan beyan adres bilgilerimle neden aradığım yeri bulamıyorum ya da bulmakta zorlanıyorum? Topal Ali için kurnazlığı ve zekası ile öne çıkar derler. Anladım. Demek ki ben kurnaz ve zeki biri değilim. Hımm! Adres özürlü biriyim. Ayrıca saftoriğin tekiyim. Çıkmaz sokaklarda dolandıkça hiç sinirlenmediğim gibi, "Aaa! İyi ki kaybolmuşum... Ben bu yerleri başka nasıl görebilirdim?" bile derim:)

Segin Burak Yaşar Kemal'in şahaseri İnce Mehmed'i resimlemiş. Kitabı resimlemeden önce Toroslar'da ve Çukurova'da adım adım dolaşmış.

İnce Memed 1967 yılında, Sezgin Burak'ın çizimleriyle Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlanmaya başlamış. Son zamanlarda pek moda olan ünlü klasik romanların çizgiroman formuna sokulmasını, Sezgin Burak bundan 40 yıl önce zaten yapmış. Fakir Baykurt'un eseri Yılanların Öcü, gene Yaşar Kemal'in Ağrı Dağı Efsanesi, Yusuf Karataylı'nın Alageğik adlı eserleri Sezgin Burak tarafından çizgi roman haline getirilip, gazetede yayınlanmış.

Şimdi ben ne anlatıyordum gene nerelere geldim.. Gördüğün gibi yazı yazarken bile yolunu kaybeden biriyim... Ben böyleyim işte.. Şifa bulmaz ve iflah olmaz adres özürlü biriyim.. Acaba o nedenle mi Topal Ali'yi iyi bilirim? (10.08.2010)