16 Temmuz 2009 Perşembe
Dumrul ve Azrail
15 Temmuz 2009 Çarşamba
Wall Street Journal'den, Dede Korkut'a...
Bazan...
Bazan, ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın... Kendin içindeyken, kafan dışındaysa... Şiirlerle şarkılarla kendini avutacaksın... Çaresi yok kardeşim, mutsuz olacaksın, der misin?
NOT : 30.yıl anısına Yeni Türkü'nün şarkı sözlerinden yazılmıştır.
14 Temmuz 2009 Salı
Sen Hiç Bebek Karpuz Gördün mü?
13 Temmuz 2009 Pazartesi
Acaba Yaz Kırılır mı, Kızar mı Bana?
Kırılmak Bulaşıcı mı Ne?
Şimdi ben de arkadaşımın bana kızdığını düşündüğüm bir anda, "kızmadım, kırıldım" diye cevap alınca; çok kırıldım arkadaşıma ne yalan söyleyeyim. Niye car car kızmıyordu da kraker gibi kırılıyordu ki! Allah Allah! Bu kırgınlık vaziyeti bulaşıcı mı ne? Çok kızdım valla!
12 Temmuz 2009 Pazar
Sahiden Sinağrit Diye Bir Balık Var mı?
11 Temmuz 2009 Cumartesi
En Güzel Kış, Kış Mevsiminde Mi Yaşanır Sence?
Düşünsene... En güzel kış, kış mevsiminde mi yaşanır sence? Yoo! En güzel kış, yaz mevsiminde kışı hayal etmekle yaşanır! En güzel kış, yaz mevsiminin bunaltan sıcağında, kışı hatırladığımız zamanlarda yaşanır. Ben kışı, soğuğu değil; şu cehennem misali yaz günlerinde; kışı, soğuğu, rüzgarı düşünmenin içimde uyandırdığı hisleri seviyorum.
10 Temmuz 2009 Cuma
Kitap İsteme Benden, Buz Gibi Soğurum Senden!
8 Temmuz 2009 Çarşamba
Müebbet Muhabbet
Lakin eğer devam ederlerse eski hallerine… Gene yazmayı sürdürürlerse kafalarına göre…Üzgünüm ama kalem kıramam… Tekrar molaya göz yumamam. Eee, ne olacak? Kararım müebbet olacak demek ki! Müebbet! Dur durak yok demektir o zaman... Eskisinden de beter... Hep yazı yazılacak! Çünkü ellerime mola dedim ya.. Off! Yazmayı yüreğimle özledim. Pes derim… Pes ederim… Ne demiş ünlü bir yazar “Yazabilenlerin kaderi, ödülü ve lanetidir yazmak... Ölene kadar...” Müebbet muhabbete devam o halde! Sonuna kadar!
4 Temmuz 2009 Cumartesi
Durdum!
Bu zararsız bir mola hali olabilir mi? Peki bu yazamama durumu, ya balçık gibi yapışırsa üzerime? Ya yazamazsam, ya yazmayı beceremezsem, ya aklıma gelmezse tek bir konu yada kelime... Düşünsene... Zaten bir tuhaflık vardı bende... Bu kadar yazı yazılır mı? Her gün... Biteviye... Şimdiye kadar neredeydi bu yazı yazma isteği? Ama başlamıştım işte yazmaya bir kere... İyi de gidiyordu. Seviyordum yazmayı. Belki arada saçmalama hakkımı kullanıyordum... Abartmayı ya da ... Okuyanda komik duygular uyandırırım belki diye düşünüyordum. Daldan dala yazıyordum işte.. Hayallerimi anlatıyordum kimi zaman... Bloğuma uygun... Bloğumun adını Hayal Kahvem koymuştum ya... Adı üstünde... Hayaller kuruyordum... Yazıyordum işte aklıma ne gelirse... Yazmak güzel bir histi. Bayılıyordum. Ama yok. Olmuyor. Yazamıyorum. Galiba durdum!
Bütün Mesele Yürekte...
Tahir'le Zühre Meselesi
Tahir olmak da ayıp değil
Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Mesela bir barikatta dövüşerek
mesela kuzey kutbuna keşfe giderken
mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunu farkında değildir.
Ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak.
Yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliginden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Nazım Hikmet 1947
3 Temmuz 2009 Cuma
Kalp Kapısı Ancak İçeriden mi Açılır?
2 Temmuz 2009 Perşembe
Karikatür Biraz da Şiir Demektir...
Ferruh Doğan'ın Çizgileriyle Orhan Veli Kanık
1 Temmuz 2009 Çarşamba
"KAN"lı Deyimlerle Bir Deneme Yazısı
30 Haziran 2009 Salı
Çilek Yetiştirmek Tuhaf Bir Heyecanmış
Bak ne diyeceğim... İlk kez çilek yetiştirmenin tuhaf bir heyecanı oluyormuş biliyor musun? Madem köyde yaşıyorum. Yaz gelince köyün daha da köyüne çıkıyorum hatta. Hakkını vermeliyim. Kendi sebzemi ve meyvemi kendim yetiştirmeliyim. Dediiimmm... Dedim de kolay bir karar değil ki bu! Hayatımda bir kere bile çileğin reçelini yapmamış biri olarak çilek yetiştiriyorum, öyle mi? Bu durumum sizce komik mi? Yıllarca reçellerimizi hep annem yapardı. Bir de arkadaşım Oya. Tembel ruhlu olunca insan, bir de bayılıyorsa hazıra konmaya... Niye uğraşsın ki reçel yapmak için çabalamaya? Zaten sana bir şey söyleyeyim mi, hiç fırsat vermediler ki bana... Reçellerim bitmeden yenisini yapıp verdiler. Nasıl deneyebilirdim ki reçel yapmayı bu durumda? Şimdi çilek yetiştiriyorum. Kendi reçelimi kendim yapacağım desem de bana inanma... Büyüyen her çileği koklaya koklaya, hımmm hımmm diyerek ağzımı şapırdata şapırdata yiyiyorum valla...Reçelim bitiyor Oya! Gönderir misin bana?
27 Haziran 2009 Cumartesi
"Ne Olmuş Michael Jackson'a?"
26 Haziran 2009 Cuma
Mutluluk Neydi Ki?
Adamın biri ilk defa gittiği küçük bir kasabada duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa;
- Buranın yabancısıyım, demiş.
Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler..
Çocuk arabanın penceresini açtıktan sonra;
Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş.
Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde..
Adam çocuğun yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.
- Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş çocuk.
Kuş cıvıltıları oradan geliyor zaten.
- İyi ama, demiş adam, bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?.
-Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez diye atılmış çocuk... Üstelik manolyalar da katılıyor onlara..
Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu da duyacaksınız..
Adam gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan
sonra, teşekkür etmek için döndüğünde fark etmiş çocuğun kör olduğunu..
Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış adamın kendisini fark ettiğini..
Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken;
- Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok özledim ki!. Sizinkiler sağlam, öyle değil mi?.
Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına
doğru yönelirken;
- Artık emin değilim demiş. Emin olduğum tek şey,benden iyi gördüğündür..
Daha Güzel Bir Dünya İçin
25 Haziran 2009 Perşembe
Bu Gece Hayal Etme Gecesi
23 Haziran 2009 Salı
Tereddüt Ne Güzel Bir Kelime
TEREDDÜT
"Sarahaten, acaba, söylesem darılmaz mı?
Darılmak adeti, bilmem ki çapkının naz mı?
Desem ki: 'Ben, seni...' Yok, dinlemez ki, hiddet eder!
Niçin? Bu sözde ne var? Sanki hiddet etse ne der?
Desem ki: 'Ben, seni pek...' Ya kızar, konuşmazsa?
Derim: 'Bu çektiğim insaf edin, eğer azsa...'
Desem ki: 'Ben, seni pek çok...' Hayır, kızar bilirim,
Tereddütüm acaba hiddetinden az mı elim?
Desem ki: 'Ben, seni pek çok...' Sakın gücenme emi,
Sakın gücenme, eğer anladınsa sevdiğimi"
22 Haziran 2009 Pazartesi
Taşında Karikatür Olan Mezar
21 Haziran 2009 Pazar
Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep, hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Can Yücel
19 Haziran 2009 Cuma
Kimi Zaman...
18 Haziran 2009 Perşembe
Mutluluk Neydi Ki?
Ama eğer o gece sinemada... Eğer biletler satılmışsa … Eğer o gece gökyüzü yıldızlarla doluysa... Hele göyüzünde bembeyaz bir mehtap varsa... Ah, eğer o gece yağmur yağmamışsa, film oynarken yağmazsa yada … Eğer film kesintisiz oynamışsa o gece… Hani bilirsin ya, tastamam... Bütünüyle... Ah, şu dünyanın en güçlü, en zengin kişisi ben olurdum! Hayat bayram olurdu… Mutluluk buydu işte! Mutlu olurdum!
17 Haziran 2009 Çarşamba
Zil Takıp Oynamak!
16 Haziran 2009 Salı
Hurafeye İnanır mısın?
Atilla Atalay’ın meşhur kahramanı Sıdıka’yı bilirsin… Hani ev kızıdır, annesiyle sohbetleri komik ötesidir. Annesi Sıdıka’dan daha alemdir hatta… ”İntihar edersen eğer, baban seni öldürür!” diyen şekerlikte anne modelindendir.
Sıdıka altta kalmaz tabi. Karşı taarruza geçer.Annesinin ortalığı Elm Sokağı’na , evi Zombiler Kıraathanesi’ne çevirdiğini, hatta bir genç kızın üzerine biraz daha bu hurafe hikayeleri ile giderse evi Tupak Amarru Gerillaları’nın basacağını söyler. Annesi gibi ben de merak etmiştim bu gerillaları. Peru'daki bir gerilla olduğunu araştırınca öğrenmiştim… Annesi sorduğunda “senin iyi saatler olsunlar’a benzer bir şey söölemek istedim.” Der. Neler bilir bu Sıdıka, ne akıllı kızdır aslında...











































