13 Şubat 2021 Cumartesi

Balık Tutan Kedi Sokağı'nı Arıyordum.


Metin Üstündağ'ın külliyatı kitaplarımın arasındadır. Çok zenginim. Seviniyorum.
Bir Delinin Mal Beyanı adlı kitabını yeni satın almıştım.  Az önce sayfalarının arasında dolandım. Hoşuma giden cümleleri kopyaladım, aldım. "Kendinden bahseder misin biraz,"  adlı beyanının bir  yerinde şöyle diyordu:

"- başkasının hayatı olsaydı bu yaşadıklarım
  çoktan çıkmıştım ben bu film bitmeden
  üç aşağı beş yukarıyım
  balık tutan kedi sokağını arıyorum"

"Balık tutan kedi sokağını arıyorum, "diyor ya,  Bu cümleye takıldım. Acaba balık tutan kedi sokağı var mı, diye guglladım. İyi ki merak edip araştırmışım. Bakar mısınız? Meğer Balık Tutan Kedi Sokağı varmış. Ve Paris'teymiş. Rue Du Chat Quı Peche. 


Rue Du Chat Quı Peche, yani Balık Tutan Kedi Sokağı,  1540 yılından beri varlığını sürdüren  29 metre uzunluğunda, ve 1.80 metre eninde bir sokakmış. 

1930 yıllarında Macar yazar Jölan Földes  Balık Tutan Kedi Sokağı'nda yaşamış.  Ve bu sokakta yaşamakta olan göçmenlerin yürek burkan öykülerinden bir roman yazmış. 

Nasuhi Baydar tarafından Balık Tutan Kedi Sokağı adıyla  Türkçeye tercüme edilen kitap, 1946 yılında bizim memlekette basılmış. 

Macar yazar Jölan Földes'in, Balık Tutan Kedi Sokağı adlı  bu romanı 22 dile çevrilmiş. Uluslararası Büyük Roman Ödülü kazanmış.

Metin Üstünağ'ın ömrüne bereket, Jölan Fölyes'in ruhuna rahmet, dedim. Sonra ne yaptım? Durur muyum? Hemen Balık Tutan Kedi Sokağı adlı kitabı sipariş ettim.


Jölan Földes                          Metin Üstündağ


"kendinden bahseder misin biraz?"

kendinden bahseder misin biraz?
- konu sıkıntısı mı çekiyorsunuz
 bahsedecek kadar tanımıyorum daha kendimi
 olduğumun 'gelecek program'ı
 olacağımın 'pek yakında'sıyım
 hiç sürükleyici değilim ağırlığımca kilo ederim
 burada mı şimdi mi ayaküstü mü
 keşke çalışsaydım biraz evde
 ama benden size ekmek çıkmaz
 hiç gollü bir beraberlikten yanayım

kendinden bahseder misin biraz?
- bugün doktora gittim üç aylık nihilistmişim
  keyif veren maddelere ıstırap çektiriyorum
  karşılığında siz bana kimden bahsedeceksiniz
  hayvanların bitkilerin eşyaların
  niye soyadları yok ki onu düşünüyorum
  olmuyor ne yapsam olmuyor off
  iklim değişiyor ama akdeniz olmuyor

kendinden bahseder misin biraz?
- başkasının hayatı olsaydı bu yaşadıklarım
  çoktan çıkmıştım ben bu film bitmeden
  üç aşağı beş yukarıyım
  balık tutan kedi sokağını arıyorum
  avukatım gelmeden hiçbir şeyden bahsetmem
  kendimle bahse girdim ve bahisi kaybettim
  ayrıca burada olmayanlar hakkında konuşmasak
  cevap hakkı doğabilir


metinler ve başlık  / metin üstündağ-bir delinin mal beyanı
fotoğraflar / the talented mr ripley 

Geometrik Güzelleme


Az önce gelen kargo paketini açınca içinden ne çıktı bilin bakalım? Muhtelif geometrik şekilli cetveller...

Bir önceki yazımda, geometri çalışmaya başlayacağımı  yazmıştım ya.  Buyur, geometrik şekiller çizmeyle çalışmaya başla,  diyor  arkadaşlarım.  Tatlı tatlı gülümsedim.

Son aylarda giriştiğim felsefe okumaları, arkadaşlarım tarafından ciddiye alınmıyor. Lakin ben cidden ciddiyim. Üstelik şanslı bir dönemdeyim. Sayısız metinler, kitaplar, videolar, podcastler, atölyeler, eğitimler  elimin altında.  Çok  ballıyım. 

O değil de, şimdi bu yazıyı nasıl bitireyim bilemedim.  Hımm...

1865-1939 yılları arasında yaşamış  olan İrlandalı şair Yeats,  Babillileri matematikte mükemmelliği yakalamaktan alıkoyan bir özellikleri olarak ilgisizliklerinden söz etmiş.

Parlak zekalarına rağmen   Babaillilerin bilgiye karşı duydukları umursamazlığa "Şafak" isimli şiirinde  şöyle  söylemiş:

Ukala Babil'den bir bronşun iğnesi ile 
Bir şehri ölçen kraliçeye
Ya da yörüngelerindeki gezegenleri,
Ay doğunca soluklaşan yıldızları
Levhalarını çıkarıp hesap yapanları
Gören solgun adama
Yukarıdan bakan şafak gibi
Cahil olurdum... 

O değil de, az önce yatağın üstündeki kitaplar dikkatimi çekti. Yanlış mı görüyorum diye tekrar baktım. Spinoza'nın Etika'sının üstünde ne yazıyor? O ne? Geometrico mu? Hahha! Geometrik Düzene Göre Kanıtlanmış ve Beş Bölüme Ayrılmış Olan Etika öyle mi? İşte buyrunuz. Gene geometri çıktı karşıma,  ben ne yapayım yani:)




10 Şubat 2021 Çarşamba

Anneciim! Geometri Bilmeden Felsefe Öğrenemeyeceğim Öyle mi?


Felsefe okumaları beni  aldı, geometriye doğru sürükledi. Felsefe nere geometri nere demeyin sakın, olur mu? Yeminle, eskiden olsa ben böyle lakırdılar ederdim.  

Platon'un  Akademi'sinin kapısında "Geometri bilmeyen giremez," yazıyormuş. Hoppala, di mi? Felsefe okulunun kapısında niye böyle bir cümle yazar ki? Niye diye merak ettim.   

Hani felsefede, Sokrates Platon'un hocası, Platon da Aristoteles'in hocası ya... Matematikte ise, önce Thales geliyor. Thales'in öğrencisi Pizagor, Pizagor'un öğlencisi Öklid.  Vay arkadaş! İnsanın karşısına çıkan hoca ne önemli:D


Aslında sosyoloji okumaları yapmam gerekirken, ilgim felsefeye ve uygarlık tarihine kaydı. Podcastler dinliyorum. Videolar izliyorum. Mesela Profesör Ata Özdemirci'nin podcast ve videolarını hararetle tavsiye ederim. Resmen hap gibi hazırlamış. Anlattıklarıyla öğrendiklerimi birleştirebiliyorum ve yeni okumalara sıçrıyorum. 
Akıcı. İlgi çekici. 

Ayrıca, yukarıdaki kitabı aldım.  Öklid'in Penceresi. Arka kapakta yazdığı gibi, geometride gerçekleşen devrimler arasında okuru bir yolculuğa çıkarıyor. "Matematiği konu alan bir kitabın akıcı olabileceği aklınıza gelir miydi? " Asla aklıma gelmezdi.  Çok eğlenceli bir kitap. Bayıldım. Daha başlarındayım. Öklid'in Penceresi'nden ne görünüyor, anlatacağım.


Son tahlilde, Dücane Cündioğlu iyice uçurdu beni. Mantık dersinde, Öklid geometrisinin 2400 yıllık gelenek olduğunu söyledi. Kesin bilgi denilince akla geometri ve öklid geometrisi gelirmiş.  Sıkı durun.... Hatta evhamlı, vesveseli insanlara geometri eğitimi alması önerilirmiş. Vesveseden evhamdan kurtulmak için matematiksel kesinlik  her türlü zihinsel tereddütün hakkından gelirmiş.  Şahane değil mi? Gel de Öklid'in peşine düşme şimdi:)


8 Şubat 2021 Pazartesi

Nilay Örnek ve Rüstem Batum ve Nota Körlüğü


Nilay Örnek'i tanıyor musunuz?

"Mikrofonu mesleklerini ustalıkla icra ettiğini düşündüğü insanlara yöneltip onlara aynı soruları soruyor: Nasıl Olunur?" 

Evet. Nilay Örnek'in Nasıl Olunur adlı şahane bir podcast'i var. Sıkı takipçisiyim.  Hararetle tavsiye ederim. 

Bugün yürüyüşe çıkacağım. Kulaklığımı taktım. Nasıl Olunur'a baktım. Aaa! Nilay Örnek bu kez Rüstem Batum'la  konuşmuş. Çok sevindim. Şahane. Hem yürüyüp hem dinlemeye başladım.

Hay canına sayın seyirciler! Rüstem Batum hayatıyla ilgili neler neler anlatıyor. Feci etkilendim. Bazan şaşkınlıktan yürüyemeyip  resmen olduğum yere çivilendim. 

Podcast'in sonlarına doğru, Nilay Örnek:
- Müzik aleti çalıyor musunuz, diye sordu.
- Çok isterdim ama  malesef yook, diye cevap verdi Rüstem Batum.
Aslında bir dönem  caz piyanisti olmak ya da piyano müzisyeni olmak istemiş. Ama olamamış.  Neden olmadığına dair bir şeyler anlattı. Timur Selçuk'tan, Timur Selçuk'un müzik okulundan bahsetti. Lakin şu sözleri söyledi ya, beni yüreğimden fethetti. Dedi ki:

- Ben notayı gördüğüm zaman kilitleniyorum. Neyle ilgili olduğuyla ilgili hiçbir fikrim yok. Benim nota okumam mümkün değil. Çünkü beynim onu redediyor. O şekilleri gördüğü zaman bir şekilde birden araya bir parazit giriyor. Hiçbir şey görmez oluyorum.

İnanamadım duyduklarıma.  Benim yaşadıklarımı o kadar güzel anlattı ki. Tıpkısını yaşıyorum. Ukulele çalmayı öğrendim. Notasız. Nota öğrenemiyorum. Nota şekillerini gördüğüm zaman beynim onları redediyor. 

Bu hâlin sadece bende olduğunu düşünüyor,  kimselere söyleyemiyordum. Yaşamayan bilmez ki. Demek aynı  durumda insanlar var. Artık, inanın böyleyim.  İnanmıyorsanız, Rüstem Batum’u dinleyin diyebilirim.:)

Buna nota körlüğü diyebilir miyim, bilmiyorum. Acaba sebebini bilen var mı? Çok merak ediyorum. 



6 Şubat 2021 Cumartesi

Platon ve Elvis Presley ve Okur ve Yorum



Sedat Demir'in Umberto Eco hakkında yazdığı,   
Umberto Eco ve Yazınsal İletişim: Okur ve Yorum
 adlı kitabının  41. sayfasına geldim.  
Şu cümleyi görünce şaşırarak güldüm:

"Eco'ya göre Elvis Presley ve Platon hem üst hem de alt kültür tarafından
 onlara "eşit saygınlık" gösterildiği için, tarihte aynı yazgıyı paylaşır. "
  
Hoş değil mi? 
Hemen fotoğraflarına bakayım dedim. 
Hey!  Platon'nun meşhur tablosundaki pozu gibi, 
Elvis Presley de gökyüzünü gösteriyor, iyi mi:)
Hoşuma gitti. 
Siz de görün istedim.

Peki, Sedat Demir'e ne demeli? 
 Sizce de,  Umberto Eco'nun gençliği gibi, di mi:)

Valla, ben okurum. Ve işte... Yorumum:D

                             

Sedat Demir    /     Umberto Eco 

 

 


 

30 Ocak 2021 Cumartesi

Ölmüş Romancıların Romanlarının Okuru


"Abi, Safvet Nezihi'nin Zavallı Necdet'ni okudun mu?" diye sorunca, yüzüme acıyarak baktı. Başını iki yana sallayarak  tekrar tekrar cık cık yaptı. 

"Bütün ölmüş adamların romanlarını okumak gibi bir çaba  içinde görüyorum seni," dedi.  Şaşırdım. Tutamadım kendimi, kocaman bir kahkaha attım.  

Önce Safvet Nezihi'nin Zavallı Necdet'ini okuyacağım. Abim duysa kim bilir nasıl kızacaktır. Ardında   Peyami Safa'nın Zıpçıktılar'ını okumaya niyetliyim. 




22 Ocak 2021 Cuma

Akademisyenlerin Takibindeyim - Prof. Dr. Solmaz Zelyüt

Bu akşam kitaplığımın önünde epeyce volta attım. Son aylarda felsefe, sosyoloji okumalarına öyle bir daldım ki... Sokrates, Platon, Aristoteles dünyasına giriş o giriş...  Bir türlü çıkamadım. 

Bugün mola vermeye niyetlendim. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi seven, insan kaybolmayı ister mi, ben işte istedim bayım, diyen, ya da ne bileyim, ey beni kesik bir korku filmine esas kız yapan hayat, diye seslenen  bir kadının dünyasında dolanmak istedim. 

Didem Madak'ın şiir kitaplarının olduğu rafın önünde durdum. Elimi kitapların üstüne koydum. Usulca okşadım. Gözlerimi kapadım. Birini çektim çıkardım. Kallavi bir kitap... Şaşırdım. Kapağına  baktım. Hey! Bu Didem Madak'ın şiir kitaplarından biri değil. Olsun. Kitap baştan sona Didem Madak'la ilgili.

2014 yılında Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı'nın Didem Madak'ı Okumak başlığıyla  düzenlenen anma sempozyumuna katılan konuşmacıların sunumları, Solmaz Zelyüt'ün hazırlamasıyla kitaplaştırılmış. Ben bu kitabı 2016 yılında satın almışım.   

Önce sayfalarını dalgalandırdım. Belli ki, zamanında sıkı okuma yapmışım. Cümle altlarını epeyce karalamışım. 

Oturdum. Önce ilk yazıyı okumaya girişecektim ki, başlığı gördüm.  Bana feleğin bir kamera şakası olabilir mi diyerek etrafıma baktım.

İlk yazının başlığı ne, bilin bakalım? 

Platon Didem'i Severdi. 

Vallahi hoşuma gitti. Gülümsedim. Tamam felsefecilerden kaçmaya niyetlenmiştim lakin... Madem;
Platon, Didem'i severdi.
Ben de  Didem'i severim.
O halde Platon beni severdi:)

O değil de, bu kitabı okuduğumda var ya... Taa 2016'lar yani... Yeminle...  Platon hiç ilgimi çekmemiştir. Eminim. Şimdi başlıkta Didem Madak ile  Platon'un adını yan yana görünce iki arkadaşımı görmüşüm gibi çok sevindim:)

Hep  söylerim... Meraklarım muhtelif, ilgim dağınık, bilgim yarım yamalak. 

İşte buyrun... Platon ve Didem Madak'ı unutuverdim. Bu başlığı atan  Solmaz Zelyüt'i merak ettim.  Kim acaba? Edebiyatçı mı? Hay canına sayın seyirciler!

Hemen hırkamın düğmesini ilikledim. Solmaz  Zelyüt felsefe ve mantık  profesörüymüş. Felsefe kitapları var.  Videolarına baktım.  Allahım ne ballıyım. Çıtır  çıtır Aristoteles'i anlatıyor. Harika bir kadın. Gündelik dilde örnekler veriyor.  Açık ve net. Bayıldım.  Durur muyum? Tüm kitap ve videolarıyla birlikte memleketimin   şahane bir akademisyenini daha takibe aldım.






19 Ocak 2021 Salı

Edebiyat Akrabalığı - Haydar Ergülen


Arkadaşımın gönderdiği kargo paketini açtığımda, içinden sürpriz kitaplar çıkınca ne sevindim anlatamam. 

Hepsini kucaklayasım, tadasım, koklayasım, yiyesim geldi. 

Şimdi ben böyle hissettim ya... Durdum bi... Dedim, bu sözlerin benzerlerini ben nerede okudum?  Zihnimden yuvarlanan sözler  tanıdık çünkü...

Hey! Hatırladım. Durur muyum? Hemen Bavul'un bu ayki sayısını elime aldım. Pürtelaş sayfaları çevirdim. İşte buldum. Oğuz Alkan'ın sorularını, bir kaç ay önce Nişanlılar İçin Şarkılı Alfabe adıyla deneme kitabı yayımlanan Haydar Ergülen cevaplamış. 

- Nasıl çıktı bu denemeler, diye sorunca, demiş ki:

- Yazmak ve okumak. En çok sevdiğim şeyler. Hatta okumak daha önde. Okudukça yazasım, yazdıkça okuyasım geliyor. Böylece ortaya pek çok yazı, sonucunda da kitap çıkıyor. 

Kitaplar da tıpkı şiir gibi doğanın parçası adeta.  Üzüm gibi, elma gibi, ceviz, zeytin gibi geliyor bana. Besleyici, geliştirici, güçlendirici, renkleri, biçimleri güzel. Tadları, lezzetleri apayrı. Hepsini tadasım, koklayasım, yiyesim geliyor desem şaşırma!"

Murathan Mungan, "Edebiyat akrabalıkları, hiçbir zaman buluşup bir kahve içemeyeceğiniz insanların yeryüzüne dağılmış varlığını hatırlatır size. Gene de asıl buluşmanın edebiyat olduğunu bilirsiniz." demiş ya... 

Haydar Ergüden'le sanki akrabalığım varmış gibi hissettim.  Yazdıklarını aynen yaşıyorum çünkü. Çok haklı... Her kitabın tadı, lezzeti apayrı. Hepsini tadasım, koklayasım,  yiyesim  geliyor desem şaşırmayın:)

Edebiyat akrabalığına inanıyorum. Edebiyata inanıyorum desem de şaşırmayın:D


14 Ocak 2021 Perşembe

ve Murathan Mungan ve Aristoteles ve AŞK

"Aşk ve soğukkanlık. Bir araya  gelmesi en zor ikili.

Oysa Aristoteles, vücudun en soğuk unsurunun beyin olduğunu söyler.
Aynı zamanda beyni aşkın merkezi olarak görür. 
Dünyanın çekirdeğindeki kor ile buzulların ilişkisine kadar götürür bu insanı."

NOT

Cümleler/ Murathan Mungan-Aşkın Cep Defteri

Kareler/ Son Gece-Keira Knighley-Guillaume Canet                                           


13 Ocak 2021 Çarşamba

Yoo! Whatsapp Sözleşmesi Değil, Konumuz, Toplum Sözleşmesi:)

 

OT dergisinde, Toplum Sözleşmesi Ne İşe Yarar?  Hobbes, Locke ve Rousseau diye başlık görünce, yazıya balıklama daldım. Baştan sona soluksuz okudum. Sonra tekrar okudum. Durdum. Yazarına baktım. İlker Kocael. Her ay OT dersisi alırım. Yazılarını hiç okumamışım. Tanımıyorum. 

Yazıyı üçüncü kez,  cümlelerin üzerinden tek tek geçerek tekrar okudum. Harika bir yazı. Geçen hafta final sınavlarım vardı. Hobbes, Locke, Rousseau ve hatta  Wittgenstein'ın düşünce dünyasında epeyce dolanmıştım. Lakin yeni öğrenmeye başladım ya, karıştırıyorum.

İlker Kocael'in OT  dergisinde, Toplum Sözleşmesi üzerinden üç felsefecinin düşünceleri arasında karşılaştırma yapması, kafamda oturmayan taşları öyle güzel yerlerine yerleştirdi ki, şaşırdım kaldım.

Thomas Hobbes, John Locke  ve Jean Jacques Rousseau  17. ve  18. yüzyılda yaşamışlar.

Daha geriye gidersem... 2.400 yıl önceleri yaşayan Sokrates, Platon, Aristoteles'den günümüze uzanan  upuzun düşünür silsilesi, sayısız  kitaplar var.

Çok merak ediyordum, ne diyor bu insanlar? Niye halen okunuyorlar? Toplum nedir? Devlet nasıl meydana gelmiş?  Devlet ve toplum arasındaki ilişkiler  hangi merhalelerden geçmiş ve geçiyor? 

İlker Kocael OT'daki köşe yazısında  Einstein'in çok sevdiği sıkça kullandığı biir düşünce deneyinden söz ediyor. Diyor ki; "Düşünce deneyi, gerçek hayatta gerçekleşmemizin mümkün olmadığı bir durumu hayal edip buradan belirli mantıksal çıkarımlar yapmamızı mümkün kılan bir araç."  Yüzyıllar boyunca bu düşünürler, "Devlet ve toplum arasında ne tür ilişki olmalıdır" sorusu üzerinde sürekli  düşünce deneyleri yapmışlar.

Okuldaki hocalarım duysa, şaşar kalırlar şu çalışkan halime... Yalanım yok... Felsefe tarihi, mantık, siyasal düşünce tarihi, sosyoloji okumaları yapmak,  binlerce  yıl öncesinden günümüze düşünürlerin dünyasında dolaşmak büyüleyici geliyor bana. Sahiden:)

Öte yandan çok başındayım. Zorlanıyorum. Yolumu açacak, okumalarımı dahası anlamamı kolaylaştıracak insanlara ihtiyacım var. İlker Kocael'in  yazısını fark ettiğim için çok şanslıyım. Yazıyı dergiden kestim. Kitaplığımın camına yapıştırıverdim.  


Eee. Bekler miyim? Hemen gugılladım. İlker Kocael'in, 2012 yılında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun olduğunu, Eiffel Başarı Bursu ile Fransa'da karşılaştırmalı politika yüksek lisansı yaptığını öğrendim. Halen Koç Üniversitesi'nde doktora yapıyormuş. Müthiş değil mi? 


Araştırmalarıma devam ettim. Heyy!  Harikulade videoları var. Her birini nasıl hap gibi hazırlamış  anlatamam.  "Platon'un 2400 yıl önce kaleme aldığı ve siyaset felsefesinin başyapıtı olan Devlet'i bir de benden dinleyin!" diyor mesela... Bir kaçına hemen kulak kestim, göz gezdirdim. Esprili, kolay, akıcı, günlük dilde anlatmış.  Hay canına sayın seyirciler... Ne ballıyım... Resmen hazine buldum! Yaşasııın!

Du bi... Ben bu videolara dalarsam var ya... Okulu mokulu  bırakırım. Oh! O saçma sapan sınavlardan kurtulurum:)   Ne diyeyim?  Minnettarım. 

LINK  videoları

LINK   yazıları


5 Ocak 2021 Salı

5 Kişinin Ortalaması:)


Derler ki:  
"İnsan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır.

Pandemi nedeniyle evdeyim. 
Evden çalışıyorum. 
Yaşadığım ev şehirden, arkadaşlarımdan uzakta.  
İşimin dışında kitaplara sığınıyorum. 
Son günlerde, daha önce hiç okumadığım kitapları okumaya başladım. 

Bu hafta en çok vakit geçireceğim kişiler, 
İbni Sina, Aristoteles, Ebheri, Farabi ve Umberto Eco.
Bakalım, beynim bu kişilerin beyniyle nasıl sekronize olacak?
Ve...
Nasıl bir ortalama çıkaracağım?
Meraktayım:)

Gerçeeekteen!



1 Ocak 2021 Cuma

ve Ders ve Sinema ve Bellek


Ders  çalışırken ara verdim. 

İkinci dünya savaşında felsefe eğitimi gördüğünü, özel ilgi alanının  hareketli görüntü ve hafıza olduğunu, sinema ve bellek kavramları üzerine eşsiz yapıtlar ürettiğini öğrendiğim Chris Marker'ın 1962 yapımı 25 dakikalık  ilginç filmini  az önce seyrettim. La Jetee.  

Küt diye bir sağ kroşe çaktı.   Filmin sonunu seyredince, başını tekrar seyretme ihtiyacı hissettim. Vay canına! Yönetmenin, diğer filmlerine girişip epeyce silkelenmek isterdim lakin,  yarın sınavlarım başlıyor.  Ders çalışmalıyım. 

Ne düşünüyorum biliyor musunuz?  Bilmediğim bir  rotada  yol almaya başladım. Enfes, nefes kesici  sulara açıldığımı hissediyorum. Şaşkın ve bahtiyarım. 


"Sıradan anları hatıralardan ayıran bir şey yoktur. 
Ne zaman ki, o anların açtığı yaralar sızlar, hatıra değeri kazanırlar."
(Filmden)



Filmle ilgilenirseniz,  FilmLoverss'da, Sinemayla Hafıza Yaratmak başlıklı  şahane bir inceleme yazısı var. Hararetle tavsiye ederim.   LINK 

2013 yılında İstanbul Modern'de Chris Marker'ın filmleri haftası yapılmış. Filmlerin neler olduğunu  buradan görebiliriz.  LINK

31 Aralık 2020 Perşembe

ve Platon ve Devlet Adamı ve Sevimli Felsefe


Bugün sanal sahaftan gelen kitabımı sizlerle paylaşmak istedim. 
Behice Boran ve Mehmet Karasan çevirisiyle, Platon'un Devlet Adamı adlı kitabı.

Normalde, benim zihin terazim bu kadar ağırlığı çekmez derdim. Platon kim, Devlet Adamı kitabı kim, ben kim derdim, tamam mı?  Lakin ders gereği illa okumam lazım.

Aaa... Gele gele incecik bir kitap geldi. Şaştım kaldım. İlk bir kaç sayfasına baktım. Allahım ne sevimli  kitap  böyle. Bayıldım.

Kahramanlar kim, bilin bakalım!
Sokrates, Theodoros, Yabancı,  Genç Sokrates. 

Şaka gibi.   Nasıl tatlı tatlı diyalog içindeler anlatamam.  Çeviri mi sevimli, kitap mı bilemedim.  
Du bi... Daha en başındayım. Sayfalar ilerledikçe Platon felsefesinin altında ezilmeyeyim. 
Eyvaah! Annecimmm!


29 Aralık 2020 Salı

ve Psikoloji ve Antik Yunan ve Biberiye ve Bellek

Yılın son haftası. İşim açısından en debdebeli günler. Çok yoğunum. Olsun. Evden  çalışıyorum ya mesudum. 

Yeni yılın ilk günü itibariyle sınavlarım başlıyor. Akşamları ders çalışıp hazırlanıyorum.  Lakin merakım çok. İlgim dağınık. Toparlayamıyorum. 

Mesela şu yukarıdaki bitkinin adı biberiye. İyi bilirim. Sahiden yemek pişirirken biberiye kullanmayı  tercih ederim.

Şimdi derslerden bahsederken, rotayı niye biberiyeye çevirdim, di mi? Gören Botanik okuduğumu sanacak. Vallahi değil. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümü birinci sınıf öğrencisiyim. Bu akşam çalıştığım ders ne peki?  Psikoloji. Konu: Bellek. 

Biberiye ve Psikoloji...  Lütfen ne alaka demeyin. Bi dinleyiverin.

Günün yorgunluğuyla hocanın ders notlarını okumaya başladım. Yeniden yapılandırma süreci olarak bellek... Otobiyografik bellek... Flaş bellek falan çalışıyorum.  Sıra  bellek güçlendirme tekniklerine geldi. Hey!.. Konu tam benlik. Acayip merak etttim.  Heves içinde bir solukta okuyuverdim. 

Bellek, eski zamanlardan beri ilgilenilen bir konu olmuş.   Hatta belleğin kuvvetli olmasının akıllı ve bilgili olmanın bir göstergesi olduğu düşünülürmüş. Dolayısıyla her çağda bilginin daha iyi hatırlanması  önemliymiş. Bu hususta çok çeşitli stratejiler uygulanmış. 

İşte şimdi biberiyeye sıra geldi. Dersin notlarını yazan hoca, Antik Yunan akademilerine ilişkin görsellere bakarsanız, insanların başına çember şekilde yapraklı bir bitki dalı taktıklarını göreceksiniz diyor.  Bu dalın taze biberiye bitkisinin dalı olduğu ve bu bitkinin kokusunun hafızayı güçlendirdiği düşünüldüğü için takıldığı bilinmektedir, diyor. Hatta isterseniz siz de bu yolu kullanmayı deneyebilirsiniz, diye ekliyor.

Ders çalışmayı burada kestim. Haybeye debelenmeyeyim. Okuyorum. Kısa Süreli Bellek'e yükleniyor olmalı. Kısa Süreli Bellek'in tutabildiği bilgi genişliği ne kadar biliyor musunuz? 5 ile 9 birim bilgiymiş. Ve yaklaşık 30 sn. kadar tutabiliyormuş. Ne fena di mi? 

Buyrun, misalse ben. Okuyorum. Sınırlı miktarda bilgiyi kısa süre belleğimde tutuyor olmalıyım. Hoop uçuyor gidiyor.  Vah bana, yazık bana.

Madem biberiye işe yarıyor. Baksanıza Antik Yunan akademilerinde kullanılan bellek geliştirme yöntemiymiş.  Daha ne olsun.  Yarın taze biberiye alıp başıma taç yapacağım. Ders çalışmaya biberiyeli tacımla baştan başlayacağım. 

Böyleyken böyle:)