8 Kasım 2011 Salı

Korkuyu Bekliyordum ki! Yerine Beyaz Mantolu Adam Geldi.


Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar adlı romanının seneler önce satın aldım. Okumadım. Kitapla aramızda mesafeli bir ilişki var. Arada elime alıyorum. Sayfalarını dalgalandırıyorum. Kitap hoşlanıyor bundan farkediyorum. Sonra her defasında tuhaf bir endişeyle, usulca yerine bırakıyorum. Doğrusu Oğuz Atay hakkında elime geçen her yazıyı ve kitabı okumuşumdur.  Yani yazarın efsanesini iyi bilen ama tek kitabını okumayan biri olduğumu mahcubiyetle itiraf edebilirim. Sadece babasına yazdığı mektubu okumuştum.  O kadar.  Nedense  korkuyorum.  Sanırım kitabın beni çağırmasını bekliyorum. Vardır benim böyle tuhaf hallerim. Kitapları elime aldığımda okunmak isteyip istemediğini hissedebildiğimi düşünüyorum. "Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli" mi demeliyim, yoksa "elbet bir gün buluşacağız"ı mı,  misal vermeliyim? Bilmiyorum. Ya da kitabın bana sürpriz yapmasını, beni şaşırtmasını, beklenmedik bir anda karşıma çıkmasını bekliyorum. Böyleyim işte. Zorlamam kendimi illa okumalıyım diye. Kitapla ilişkimi önemserim. Hele yazarı çok özel biri ise... Memleketimin öncü edebiyatçısı ise... İlla okuyacağım diye dalamam kitaplarına... Onun davet edeceği saatini beklemeliyim... Neyse... Cuma günü İstanbul'dan bizim köye otobüsle dönmem gerekti. Elimde kitap yoktu. Kitapçıya girdim. Girer girmez tuhaf bir illüzyonla gözümün  ilk gördüğü  kitaba doğru yürüdüm. Kitabın adını okudum.  Korkuyu Beklerken'di. Yazarını bilmez miyim? Oğuz Atay'dı tabii. Zaten kapağında Oğuz Atay'ın bir fotoğrafı vardı. Kitabı elime aldım. Beklemeden kasaya gittim. Satın aldım. Otobüse bindim. Koltuğuma yerleştim. Kitabı açtım. Okumaya başladım. Bu bir öykü kitabıydı. İlk öyküsünün adı Beyaz Mantolu Adam'dı. Normalinde bu öykü adını okuduğumda "Adam manto giyer mi? Pardesü ya da palto denmeliydi." diye aklımdan geçirebilirdim. Asla geçirmedim. O kadar çok yazı okumuş, video seyretmiştim ki bu öyküyle ilgili. Sadece hüzünlü gülümsedim. Sonra Oğuz Atay'ın yukarıdaki beyaz pardesülü fotoğrafını hatırladım. Ardından ise Lale Müldür'ün bir şiirini... Der ya hani... "bana gelince ben... hazan yüzlü bir adamı aradım hep... bir sonbahar günü beyaz pardesüyle... kurumuş yaprakların üstünden... kapımı çalmasını bekledim..." O misal... Hazan yüzlü, beyaz pardesülü adamın bir kitabı, kurumuş yaprakların üstünden, ne yaşayacağımı bilmeden kapımı çalmıştı işte... Keşke ilişkiler gibi kitapları da aceleyle tüketmesek, sabredebilsek... Herşeyin yeterince keyfine varılabilsek... İyi de şiir nasıl devam ediyor peki? Diyor ki Lale Müldür... "gelse ne olacaktı... onu bilmiyordum ya... olanaksız bir şey istediğimin farkındaydım... yine de gemilerde, otobüslerde, uçaklarda... onu aradım..." Yoo.. İyi ki beklemişim zamanını...  Senelerce bekledim. İyi ki beklemediğim bir anda Oğuz Atay'ın bu kitabı karşıma çıktı... Hiç korkmadım.  Bu kitabın en son cümlesi şuydu: "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?" Bu soruyu bana soruyordu. Kitabın kapağını kapattım.  Yüzüme yaklaştırdım. Kokladım. Sonra usulca fısıldadım... "Ben buradayım sevgili yazar, sen de yanımdasın. Eminim."  

Oğuz Atay'ın öykülerini sevmek mi? Hiç yabancılık çekmedim ki... Öykülerine tek kelimeyle bittim.  

16 yorum:

  1. o.atay'a da senin gibi okur yakışır zaten. hele şu zamanda facebookta bilinçsizce cümleleri paylaşılırken, olric komedisi oluşturulmuşken ...

    YanıtlaSil
  2. aynı kitap hakkında aynı -bilmiyorum doğru tabiri kullanabilecek miyim- "sorunu" ben de yaşıyorum. bazen bir film izlediğinde üstüne izlenecek bir film bulamadığın gibi ve aynı şekilde bir kitap okuduğunda uzun süre o satırların etkisinden çıkamayıp, başka bir kitapla "O" kitabı aldatıyormuş hissine kapıldığın gibi bir his. eminim bir gün okunacak doya doya, tekrar ede ede. umarım.

    YanıtlaSil
  3. Tutunamayanlar'ı okuyana kadar Türk edebiyatı hakkında hiçbir şey bilmediğini anlayan bir okur olarak, Oğuz Atay'ın öldükten sonra önemsenen ve değeri artan bir yazar olmasının beni çıldırttığını belirtmeliyim. Neden yaşadığı dönemde bu kadar harikulade bir adamın değeri bilinmedi de, adam öldükten sonra kıymete bindi tarzında serzenişlerim olmadı değil. Yazını okurken de bunu derinden hissettim. Eminim Oğuz Atay'da senin gibi düşünürdü. Kitap, okunacağı zamanı bilir. Avrupa'nın Batı Yakası'ndan selamlar,

    Bahanur Alişoğlu

    YanıtlaSil
  4. öncelikle yazın çok etkileyici.. bende ilk satırlarda belirttiğin gibi, biliyorum ama okuyamıyorum. nedenini bilemiyorum. cok az kitap yazması ve omrunun kısa olması , huzun verıyor. mutlaka okunması gerekenler arasında , ama cagırmasını beklıyorum bende. ve hep derdım kı, karsıma bırı cıksın ve bana anlatsın, benımde ıcımde o ates yansın ve okumaya baslayayım.belkı o gun bugundur

    YanıtlaSil
  5. Selam Buket, Oğuz Atay'ın son öyküsü Trenyolu Hikayecileri yüreğime o kadar tesir etti ki anlatamam. Hele o meşhur son cümlesi.. Her şeyin vakti saati var Buket. Daha iyi anladım. Acele etmemek lazım. İyi kitap zamanlamayı becerebilen kitaptır. Bu kitap var ya tam isabet:) Doğru zaman... Doğru insan..
    Öyle işte..

    O değil de, Rope uzun zamandır seyretmek arzusundaydım. Nasıl seyredeceğim. Bi tüyo versen:)

    YanıtlaSil
  6. Rakamzen, umuyorum, bekliyorum, acele etmiyorum.

    Oğuz Atay'la buluşma bu bayrama denk geldi. Çifte kavrulmuş lokum tadı verdi:)

    Sağolun.

    YanıtlaSil
  7. Selam Bahanur, doğrusu böylesi hoş oldu benim için... Platonik bir sevda gibi... Senelerce içinizde büyütürsünüz... Hakkında söylenen her şeyi kulak kabartır, gizli gizli dinler, biriktirirsiniz. Sonra... Bir gün bir sürpriz buluşma gerçekleşir. O istediği için olur... Konuşacak ne çok vardır. Çünkü onun pek çok özelliğini biliyorsunuzdur.

    Neye şaşırırsınız biliyor musunuz? O da sizi biliyor aslında... Öykü kitaplarıyla okutur kendini... Bu öncü... Romana hazırlar okurunu...
    Bu da sanırım Oğuz Atay'ın okuruna en büyük kıyağı. Nur olsun.

    Benim köyden, Avrupa'nın batı yakasına sevgiler.

    YanıtlaSil
  8. Selam Zeynep, eğer bu yazı size Oğuz Atay'ı okumak için vesile olursa, inanın kendimi bahtiyar hissederim:)
    Kitap bilir zamanını Zeynep, yüreğinizi dinleyin.

    Sağolun.

    YanıtlaSil
  9. hay Allah kendimi çok suçlu hissettim şimdi. Senelerdir kitaplığımda durup bekleyen oğluma ait bu kitaba neden bir şans vermedim ki. Okiyim bari azar azar. Pek de kalın. Çare yok okuyacazz..:( :(

    YanıtlaSil
  10. Oku bakalım Dilek Abla. Okuduktan sonra anlat ama:)

    YanıtlaSil
  11. Tutunamayanlar benim kitaplığımda da duruyor. Gerçekten kitabın kendisinde birşey var sanırım. Daha okumak için can atmıyorum her ne kadar merak etsemde.

    YanıtlaSil
  12. Selam Çağın. Aynı durumdayız desenize:) Kitap okurunun demlenmesini bekliyor Çağın. Siz de benim gibi yapın isterseniz. Önce öyküleriyle başlayın.

    Sağolun:))

    YanıtlaSil
  13. Tutunamayanlar'ı bana yıllar önce Suna vermişti okumam için. Ardından Sartre'ın Bulantı'sını. "İkisini de oku kendini bok gibi hissedeceksin" demişti. Askere giderken de, "Dikkat et oralarda kendini öldürtme bana lazımsın" demişti. Fakat 1,5 yıl sonra döndüğümde o yoktu. Bilmiyorum şu anda bir yerlerde orta yaşlı ve bıkkın bir ev kadını olarak mı hayatını sürdürüyor yoksa her zaman meyilli olduğu şeyi mi yaptı yıllar öncesinde. Her halükarda bir kayıp öyküsünün öznesi olmuştu. Böyle de boktan bir anısı vardır bende bu kitabın. 30 yaş altına kesinlikle tavsiye etmem. Fakat ikisi de iyi kitaptır yine de. Mutlak favorim ise Korkuyu Beklerken'deki adamın aşure pişirdiği öykü ve Tehlikeli Oyunlar'ın son bölümü.

    YanıtlaSil
  14. Selam Osman Berent,
    İananın Suna'nın akıbetini çok merak ettim. Umarım tutunacak bir ağaç, bir dal bulmuştur. Umarım iyidir.
    Tutunamayanlar'ı okumaya henüz başlamadım. Okuyunca hislerimi mutlaka anlatacağım. Yorumunuz için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  15. Ben teşekkür ederim, selamlar.

    YanıtlaSil
  16. ustayı saygıyla anıyoruz ,erken yitirmenin burukluğu var bende ama düşünüyorumda bir yandan hiç göçmüyorlar hiç yitmiyor insanı bu denli iyi anlatan yazarlar. Sizin yazınızıda zevle okudum bilesiniz.

    YanıtlaSil