27 Ocak 2012 Cuma

Kahve Molası - Bridget Jones Ve İndiana Jones


Son iki aydır iş icabı, sabahın alaca karanlığında kalk, yürü, duş al, küçük bir atıştırma, giyin, evden fırla, işe git, çalış babam çalış, gecenin geç saatlerinde işten eve dön...  Bir harala hurala... Bir koşuşturma... Bir telaş... Bir dünya işleriyle cebelleşme anlatamam sana...  Aaa! Nedir bu? Bir daha mı geleceğim dünyaya? Yeter! Dedim. Bugün çalışma, koşturma prensibimi ihlal etmeye karar verdim. Evin perdelerini açmadım.  Pijamalarımı çıkarmadım. Büyük boy çorabımın üzerine terlik filan geçirmedim. Saçlarıma tarak sürmedim. Evin içinde aylak avare gezinmeye, bu günlük dünyanın gelmişine geçmişine bir sünger çekmeye niyetliydim. Sözüm ona sebebini bilmiyormuş gibi kendime rol üzerine rol kesip, kararlıydım bugün içimi dikizleyecektim. Battal koltuğa bağdaş kurup oturdum. Elimin altındaki dergi ve kitapları itekleyerek bir kenara koydum. Kendimi birdenbire kapkara, kopkoyu, depderin bir kuyunun kenar taşları üzerinde buldum. Yerçekiminin kucağına düşebilme ihtimalimin yüzde binbeşyüz olduğunu bile bile, hayalimdeki  kara, koyu, derin kuyunun kenar taşlarında, resmen zıp zıp zıplayıp dans ediyordum. Sonra bir an  ööyelecene durdum. Elimde koca bir kürek olduğunu hayal ettim. Hevesli yeni yetme bir arkeoloğun  iş edinmesi gibi... Ruhumun delhizlerinin gizli mabedindeki... Henüz keşfetmediğim sırlarıma mazhar olma niyetliyle... İçimi delice kürekleyecektim.  Ya keşfedilmezse sonsuza kadar muhafaza edilecek efsunlu bir define gizleniyorsa içimde? Eğer içimi iyice deşmeyi denemezsem, söyler misin peki,  nereden bilecektim? Gözlerimi usulca kapadım. Yooo... Yukarıya fotoğrafını koyduğum Bridget Jones gibi değil... Aynen aşağıdaki İndiana Jones misali kendime acımasız olmak kaydıyla... İçimdeki kutsal emanetlere ulaşmak... Gizemli olduğunu hayal ettiğim iç dünyamın henüz bilmediğim sırlarına vakıf olmak... Hepsinden önemlisi kristal kalbimin tehlikeli ellere geçmesini önlemek maksadıyla... Temkin adlı kalemin yıkılan kimi duvarlarını onarmak üzere... Tammm içime doğru yola koyulmuştum ki... Telefonu kapatmayı unutmuşum besbelli... Dünyanın zilleri kulaklarımda çaldı sanki. Kendime geldim. Açtım telefonu... "Buyrun, benim!" dedim. Ofisten arıyorlardı. Meğer bugün feci şekilde kar yağıyormuş. Çılgınca hasar ihbarları varmış. Hemen kalktım oturduğum yerden. Perdeleri açtım. Dünya sırtına bembeyaz giysisini geçirmişti. Sanki illüzyona uğramışım gibi... Yatak odasına geçtim. Pijamalarımı çıkardım. Kotumu, mor kazağımı, mantomu, botlarımı giydim.  Başıma beremi, boynuma atkımı, ellerime eldivenimi geçirdim. Dışarıya çıktım. Küreği elime aldım. Arabamı bahçeden çıkarabilmek maksadıyla... Yolumun üzerindeki karları küreklemeye başladım.

 

18 yorum:

  1. ruhen ve cismen kürek küreme işi sizi yormuş olmalı (:

    YanıtlaSil
  2. hay allah ya!çok severim böyle miskinlik günlerini.demek sabahları yürüyüşe gidiyorsun. ben de havalar çok soğuk diye yürüyüşe başlamayı sürekli erteliyorum.utan kara kitap utan! burda da lapa lapa kar yağıyor. hafta sonu da yürümesem olur herhalde... :)

    YanıtlaSil
  3. Hay Allah...! Gökyüzü dururken dehlizlerde dolaşmanın sırası mıydı? Bak bana... Her günüm dağınık, her daim sallam sullam... Ayaklarım yerden kesik mutlu mutlu (!) emeklilik yaşıyorum. Şaka bir yana enerjine hayran kaldım. Beni yerimden kaldırmak için oto kurtarma aracı gerekli. İnsanın en kolay alıştığı şey miskinlik sanırım.

    YanıtlaSil
  4. harıka yazmıssın bende yapabılsem :)

    YanıtlaSil
  5. great blog
    perfect style
    congratulations honey
    xoxo

    YanıtlaSil
  6. Sevgili Hayal Kahvem; içindeki hayal gücünü nasılda besliyorsun. Harikasın. Hatırlıyormusun küçücükken karyolaların altına nasılda sürüne sürüne girer saklanırdık. Canım öyle yapmak istedi işte. Ama bizin evde yataklar divanlar hep bazalı olmuş.
    Sende varsa gelebilirmiyim. Varsa acaba sığabilirmiyim.
    Tozlu temiz farketmez..altı boş karyola arıyorum yani :)
    Hay Vildancığımın kaheve molası. Ne işler yaptıracak bana :)
    Sevgiler kardeş.

    YanıtlaSil
  7. Bazen evde kalıp çekmecenin sapını bile tamir etsek kaliteli yaşama dair bir adım olur bizim için de bir terapidir bu.

    YanıtlaSil
  8. Profösör, kim neden zevk alıyorsa onu yapmalı öyle değil mi?

    Hayat debdebesinde o kadar dış dünyayla ilgileniyorz ki, içimizi keşfedemiyoruz diye düşünüyorum.
    Ben içimdeki çekmecelerin kopan saplarını tamir etmek istiyorum:)

    YanıtlaSil
  9. Dilek sahiden divan altı kalmamış:) Ya yataklar bazalı ya koltuklar kısa ayaklı.. Benim saklambaça devam ettiğim yerler var ama. Dolap içleri, koltuk ve kapı arkaları...
    Oyuna devam:))

    YanıtlaSil
  10. Selam Bricitcons, fotoğrafınızı kullandım, kusura bakmayın e mi:))

    YanıtlaSil
  11. Gülsüm bi de koşturmaya alıştınız mı, bir telefon zili bile zıplamanıza yetiyor:)) Sağlık olsun, koşturalım:))

    YanıtlaSil
  12. Yoo Kara Kitap, evde yürüyorum. Son iki aydır işler sebeiyle ofisten geç çıkınca haftada üç kez gittiğim spor salonuna gidemiyorum artık. Bir aydır işe gitmeden önce evde yürüyorum. Yürüme bandı aldım. Çalışma odamda, bilgisayarın karşısına koydum. Bir film ya da video seyrederken, yürüyorum:))
    Spora alışmış bünye su gibi ekmek gibi spor istiyor Kara Kitap. İyi ki alışmışım. Yoksa bu iştahla var ya.. Ne olurdum hayal bile edemiyorum:))

    YanıtlaSil
  13. Selam Fakenoron, ruhumu daha fazla küreklemek istiyorum:))

    YanıtlaSil
  14. Bana bazen oluyor ve yerimden kalkıp ,sonucuna şaşırdığım işler yapıyorum :)Su gibi yazmıssın üstelik...
    Bir çırpıda sonuna geldim.VE DEVAMINI BEKLEDİM;)
    blogunu çok sevdim ...:)
    Sevgilerimle hayal kahvem :)

    YanıtlaSil
  15. Teşekkürler z'Sunman, beğenmenize sevindim:) Sağolun.

    YanıtlaSil
  16. o kürek illaki alınmış yani ele :D

    YanıtlaSil
  17. Evet Meriç, içimi küreklemeye niyetlenmişken, karları kürekledim:))

    YanıtlaSil