TEGV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TEGV etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2009 Salı

İhtiyaçlar ve İstekler

TEGV gönüllü öğretmeniyim ya bugün gene küçük arkadaşlarımla birlikteydim. İki saat resim yaptık, konuştuk,şarkı söyledik, oynadık. Haftada bir gün iki saat, bu miniklerle olmak hoşuma gidiyor. İnsanın küçükken neler bilmediğini hatırlıyorum. Sanki şu anda bildiğimiz herşeyi, içgüdüsel olarak biliyormuşuz gibi geliyor. Oysa iki çocuk büyütüm. Doğumdan itibaren öğrenmenin ve öğretmenin ne zorlu bir süreç olduğunu çok iyi bilmeliyim. Galiba insan o günleri unutuyor. Altı yedi yaşındaki çocukların neleri bilmediğini hatırlamak şaşırtıyor. Hoş bir duygu bu. Benim yaşımdaki bir insan için, en güzel duygulardan biri şaşırmak çünkü!

Ayakkabı bağlamak, düğme iliklemek, ıslık çalmak, adını yazabilmek, makas kullanabilmek ne büyük bir maharetmiş meğer. Bu gün ilk olarak el işi ile başladık. Ortada renkli kalemler, yapıştırıcı, makas. Önlerine konulan kağıtlardaki içi boş yaprakları istedikleri renklerle renlendirecekler, sonra kesecekler ve başka bir düz kağıt üzerine çicek şekli vererek yapıştıracaklar. Yaprakların içlerini doldurmak, boya kalemlerinin uçlarını açmak, sonra asıl zorluk tek tek bu yaprakları kesmek, Allahim ne zor bir iş bu minik insanlar için! Ama nasıl keyifle yapıyorlar. Bu arada bilmece soruyorum ben de boş durur muyum? "Biz biz idik, biz idik, 32 kız idik, ezildik,büzüldük,iki duvara dizildik. Bilin bakalım ne olabilir?" "Kız" diyorlar, "duvar" diyorlar. "Diş" demek akıllarına gelmiyor tabi.. Bir kaç kez tekrarlıyorum bilmeceyi arada. Artık biliyorlar "Diş". Hani onların bu yaşlarda ağızlarından dökülen dişler!!

Bu hafta "İhtiyaçlarım ve İsteklerim" günün konusu. Neler bizim ihtiyaçlarımız, neler olmadan yaşayamayız? Soruyorum: "Yemek yemesek yaşayabilir miyiz?" "Hayııııırrr!", "Su içmeden yaşayabilir miyiz?" "Hayyyıııırrr!" "Giysimiz olmadan dolaşabilir miyiz?" "Hayııır!" "Peki bir de isteklerimiz var ya hani... Mesela çukulata, kalem, silgi, sakız, kalemtraş vs... Bunlar olmadan yaşarız degil mi? " (Oysa ben çukulatasız yaşayamam!.. ) Demek ki neymiş ihtiyaçlarımız onsuz yaşayamayacağımız şeyler, isteklerimiz ise arzu ettiğimiz ama onsuz yaşamamız mümkün olan şeylermiş. "Peki hani bazen bizde olan şeylerden başkalarında olmaz ve bizde fazla olanı ihtiyacı olana veririz değil mi? Buna yardımlaşma denir hani...Mesela arkadaşınız kalem getirmeyi unutmuş, sizden istiyor. Sizde de fazla kalem var. Verirsiniz değil mi?" Kimi "Eveeeet!" diyor. Kimi "Hayııır!" diyor. Samet: "Ama öğretmenim Ahmet hep unutuyor. Vere vere bıktım!" deyince hepimiz gülüyoruz. Ahmet mahçup gülümsüyor.

3 Mart 2009 Salı

Bir Küçük Civciv !!!

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı gönüllüsüyüm. İzmit'in bir mahallesindeki çocuklar için kurulan bir biriminde, haftada bir gün iki saat öğretmenlik yapıyorum. Neler yapıyoruz ?
Çocukları okullarından öğretmenleri getiriyor ve bizim ellerimize bırakıyor. Bugün için seçtiğim konu:"Neler Tüketiyorum?"du. Sordum:
- Sabah kalktınız,neler yaptınız? Neler tükettiniz ?Bir düşünelim bakalım!
Ben başladım anlatmaya.
-Kalkınca önce ne yaparız? Ellerimizi ve yüzümüzü yıkarız değil mi?
- Eeeevvvvveeeettttt!
- Peki elimizi yüzümüzü yıkarken ne tüketiriz? Neyle yıkarız ellerimizi?
-Suuuuuuuu!
- Suyu dikkatli kullanmaliyız değil mi?
- Eeeeevvvveeeet!
- İşte böyle konuşacağız şimdi çocuklar. Şimdi düşünelim bakalım. Neler tüketiyoruz başka? Çöplerimiz nelerle doluyor hiç dikkat ettiniz mi? diye başlayıp devam eden bir ders süreci.
Sonra ellerine kağıt ve renkli kalemler veriyorum. Hep birlikte çöpe neler atıyoruz, resimlerini yapıyoruz. Nelere dikkat etmeliyiz konuşuyoruz bangır bangır, hepbirağız!


Oyunlarım var, çocuklarla birlikte oynadığım. Bugün gelenler birinci sınıf öğrencileriydi ve benim oynattığım oyunların hiç biri bildiklerinden değildi. Çok hoşlarına gitti. Neler mi oynadık?

"Çocuklar, şimdi hepimiz civciviz! Önce ben civciv olacağım(!!). Kanat çırpa çırpa alçak bir dala koncağım." Yapıyorum. Kollarımı kanat yapıp sallıyor ve yere çömeliyorum. "Hepbirlikte şöyle söyleyeceksiniz: Bir küçük civciv dalda oturuyor. Bir daha gelmiş iki oluyor.Şimdi ikinci civciv kanat çırpa çırpa gelsin bakalım." Devam ediyoruz böyle. "......Dokuz küçük civciv dalda oturuyor. Bir daha gelmis, söyleyin bakalım kaç oluyor?" Ellerine bakan oluyor. Toplama yapmaya çalışan oluyor... "Oooonnn!" diye bağıran oluyor... Böylece oyunla toplama yapıyoruz.
Sonra da civcivler tek tek, kanat çırpa çırpa yerlerine dönüyorlar ve çıkarma yapıyoruz. "...Yedi küçük civciv dalda oturuyor. Bir civciv uçmuş kaç kalıyor?" "Beeeşş!" Aaaaa! " Üüüüççç!" Aaaaa!
"Altıııı!" "Eeeeveeett!" Bu oyunun adı "Bir küçük civciv"

Altı -yedi yaşında hepsi. Çoğunun dişleri tekir bekir. Kiminin dökülmüş, kiminin yeni çıkmış dişleri. Aynı çirkin ördek yavrusu gibiler. Yoksa Benjamin Button mu her biri:) Dişleri dökülüyor ya yaşlılar gibi. Hatta çocuklardan birinin dişi, bugün derste elinde kaldı. Okadar doğal davrandı ki. Elindeki dişe baktı ve cebine attı. Kimbilir kaçıncı dişi elinde kalan. O yaşlar ne komiktir çocuklar. Bir bir daha iki oluyor ya bunu bile bilmeyenleri var. İsimlerini yazamayanları var.Ne tuhaf! Bu yaşlarda insanın bilmediği ne çok şey var. Tam yaşlarının çocukları bunlar. Oldukları gibi. Saf...Temiz... Az bilen. Neleri bilmediğini bilmeyen. Hayatı olduğu gibi gören. Çocuklar...

Bizim çocukların dişleri düştüğünde özel bir tören yapardım. Bende her durum için bir ritüel nedeni vardır. Diş çok mühim. Vücudunun bir parçası öyle değil mi? Saygı ile geldiği yere gönderilmeli. Bizim evde çocuğun dişi düştüyse, hele bir de bu ilk elinde kalan dişiyse ,çocuk şaşırır ve ne yapacağını bilemez ya...Ağlasa mı, ne yapsa? Hemen devreye girerim ve derim ki:
" Hey yaşasın!Ne güzel! Şimdi bu dişi yıkayacağız ve gece yastığının altına bırakacağız. Diş perisi gelecek ve sana bir armağan getirecek!." Çocuk ilk seferinde "Yaaa!" der. Ağlamaz, şaşar bu işe.
Gece yastığının altına koyarız birlikte. Uyurken uykusunda mışıl mışıl, dişi alırım yastığının altından ve bir küçük armağan bırakırım yerine. Usulca öperim yanağından. Sabah uyanır uyanmaz bakar yastığının altına. Aaa!O ne? Diş yok. Yerine konmuş bir hediye. "Anne diş perisi gerçekten var mı?" diye sorar. "Olmaz mı yavrum? Tabi ki var! İşte koymuş ya sana hediye!"
İnanmak ister..Gülümser... Yalan değil ya! Var bir diş perisi öyle değil mi? Bu çok keyifli bir anne çocuk muhabbetidir. Mutlaka yapmanızı tavsiye ederim:)

Bende daha çok oyun var. Anlatacağım teker teker. Her hafta dersten sonra bir tane! Mutlaka!
İşime dönerken arabada söylemeye devam ediyorum yeniden:

- Bir küçük civciv dalda oturuyor. Bir daha gelmiş kaç oluyooooorrrr?