abdülhak hamit tarhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
abdülhak hamit tarhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2013 Çarşamba

Lakırtıyı Kantarlamadan Gediğine Koymalıyım. Bayan Yanı Taraftarıyım.



 


Salâh Birsel’in İstanbul Paris adlı kitabının ilk bölümü “Ey kadın ayağa kalk ve titre” cümlesiyle başlar. Ve Salâh Birsel kokonozlu nişanlar  sunarak, memleketimdeki ilk kadın yazarları o güzelim üslubuyla anlatır. Önce Türk Edebiyatının Şair-i Azam’ı olduğu düşünülen Abdülhak Hamit’in, kızkardeşi Mihrünnisa Hanım’ın, aynı abisi gibi  insanın yüreğine kızgın kurşun akıtan şiirleri okunduğunda, bir kadının elinden çıkabileceğine inanılmadığından, illa bir erkek ozan elinin bu şiirlerin üzerinde gezindiği yolundaki söylentilerden bahseder. Sonra Fatma Aliye Hanım’ın Muhadarat adlı romanını da babası Tarihçi Cevdet Paşa’nın mıncıkladığı düşüncesinin yaygın olduğunu anlatmakla konuya devam eder. Yıl 1896. Demek ki günümüzden  117 yıl önceyi konuşuyoruz. Salâh Birsel’in anlattığına göre bu tarihte ilk kadın derneği kuruluyor. Yazar, Fatma Aliye Hanımın harem ve kafes çağında, kadın bilgisizlikle boğuşurken, okur yazar kadın sayısı nerdeyse hiçyoka yakınken,  o tarihlerde memleketimizdeki eğitimli birkaç kadından biri olduğunu söylüyor.


Bu yazımı haddim olmayarak Salâh Birsel’in üslubuna benzeterek yazmaya çalışıyorum. Çünkü onun anlatımına bayılıyorum. Neyse… Konuyu dağıtmayayım ve bunca lakırtıyı kantarlamak için, yazarlarının çoğu kadınlardan oluşan Hanımlara Mahsus Gazete’nin 1895 yılında yayınlanmaya başladığını  hemen yazıvereyim.  Neden böyle bir gazete düşünülmüş? Amaç, kadınlar arasındaki eğitimi yaymaya hizmet, kadın yazarların yapıtlarını yayınlamaya aracı olmak, kadınların ulusal gelişimlerine çalışmak. Bu hanımlara mahsus gazete haftada bir gün resimli yayınlanıyormuş. Fiyatı bir kuruşmuş.  Salâh Birsel kitabında bu dergideki kadın yazarları neredeyse teker teker anlatıyor. Bu dergi 1898 yılında “Kızlara Mahsus” adında ek çıkarmış.

Biliyorum lakırtımı  eni konu uzattım. Bir türlü esas anlatmak istediğimi anlatıp sadede gelemedim. Böyle uzatma hâllerinde Salâh Birsel “Sen ey okur, bu kez bayılmazsan, bir daha hiç bayılmazsın.” der. Ben de aynısını sarkıtayım da uzattım diye bana laf edilmesini böylece geçiştirivereyim.  Bak şimdi.  Ben  Gırgır zamanı çocuğum. Abartmıyorum taşrada yaşayan biri için mizah dergisinin insanın düşüncelerinin şekillenmesine nasıl katkı yaptığını kendi tecrübelerimle çok iyi biliyorum. Mizahın değerine ve önemine yürekten inanıyorum.  Memleketimde çıkan mizah dergilerinden bir kaçı elimden geçiyor.  Amaaa...  Fanatik taraftarı olduğum bir  mizah dergisi var ki, gönlümde çok özel bir yer tutuyor. Sadece memleketimin değil, dünyanın ilk kadın mizah dergisi Bayan Yanı!.. Hey!.. Duyduk duymadık denmesin, Bayan Yanı 8 Mart'ta  2. yılını dolduruyor.
 
Salâh Birsel bu kitabında, 1886 yılında az sayıda ortalarda dolaştığı söylenen Şükûfezar adlı kadın dergisinin sahibi Arife Hanım’ın derginin ilk sayısının önsözünü şöyle bağladığını söylüyor. “Saçı uzun aklı kısa diye erkeklerin alaycı gülüşlerine hedef olmuş bir tayfayız, bunun karşıtını ortaya koymaya çalışacağız. Erkekliği kadınlığa, kadınlığı da erkekliğe üstün tutmadan çalışma ve iş görme yolunda yılmadan adım atacağız.”  Ohooo! Aradan 127 yıl geçmiş. Günümüzde kadınlar için saçı uzun aklı kısa diyenler kaldı mı ki? Nerdeee?!!!!


Neyse... Sözün özü... Memleketimdeki kadın mizahçıları çok önemsiyorum. Ve bütün kadınlara "Ey kadın, yeniden ayağa kalk ve titre!" diye seslenip, Bayan Yanı'nın takipçisi olmalarını istiyorum. Biliyorum son lakırtılarıma, emir kipinde cümlelerle  bodosloma başladım başlamaya ama, ne yapayım? Yüreğimin pıtpıtını bastırmadan açıklamaya olanak yok.  Ne yapsaydım yani? Kadınım. Taraftar ruhluyum. Kadın tarafı tutarım. Lakırtıyı kantarlamadan gediğine koymalıyım. Bayan Yanı'nın taraftarıyım. Şimdi bu yazıyı yazmasam ne zaman  yazacaktım? İçimden  geldi.   Böyleyken böyle, dedim. Yazdım:)
 

30 Ekim 2010 Cumartesi

Kitap Okurken Kitap Dışı Konuları Merak Etme Durumları

Elimde Solmaz Kamuran’ın Bir Kadın Bir Erkek Bir Levrek İskeleti adlı kitabı var. Okumaktayım. Nasıl akıcı! Bugün belki de kitabı bitirebilirim. Bir ara kitabın başındaki, yazarın hayatını anlatan sayfaya döndüm. Baktım yazar 1954 doğumlu. Çetin Altan’la evli ya Solmaz Kamuran, Çetin Altan kaç yaşındadır acaba diye merak etim. Biliyorum Çetin Altan yaşsız bir yazar. Denildiği gibi "kuşakları birbirine bağlayan bir ibrişimdir" Çetin Altan. Gene de merak işte. Baktım sanal ansiklopediden doğum tarihine. 1927 doğumlu. Yani aralarında 27 yaş var. Hımm!  Merakımı cezbetti bir şairimiz  aklıma geldi. Onun hayatına daldım az önce: 
 

Türk Edebiyatı’nda Şair’i Azam sıfatı ile nitelendirilen ünlü şair ve oyun yazarı Abdülhak Hamit Tarhan 1852 ile 1937 yılları arası yaşar. Şairin hayatındaki kadınların durumları çok ilginçtir. Hatta trajik bile diyebilirim. İlk eşi Fatma genç yaşta veremden ölür. Fatma Hanım’ın ölümü şairin üzerinde o kadar büyük bir etki bırakır ki, Türk Şiir sanatının şaheserlerinden biri olan, okuyunca tüyler ürperten, okuyucusunun ruhunda ölüm korkusunu hissetiren “ Eyvah ne yer ne yar kaldı, Gönlüm dolu ah u zar kaldı. Şimdi buradaydı gitti elden, Gitti ebede gelip ezelden.” dizeleriyle başlayan o meşhur Makber şiirini yazar. Hayatın garip cilvesi ikinci eşi Nelly Hanım’da ince hastalıktan vefat eder. Daha sonra evlendiği Cemile Hanım’la ise evlilikler 20 gün sürer. Ve nihayetinde hayatının son 25 yılına damgasını vuracak olan dördüncü eşi Lüsyen Hanım’la evlenir. Artık evliliklerin trajik yanı bitiyor dramatik yanı başlıyor diyebilir miyim bilmem? Çünkü evlendiklerinde Lüsyen Hanım 19, Şairimiz ise 61yaşındadır. Aralarında tam 42 yaş fark vardır. “Var ol Lüsyen, tavaf et ey nur, Ey ahır-ı ömrümün baharı” diye seslenmektedir Abdülhak Hamit Tarhan Lüsyen Hanım’a. İşgal yıllarında Viyana’da yaşarlar. 1920 de İstanbul’a döndüklerinde Lüsyen Hanım Dük dö Soranzo’ya aşık olur ve şairimizden ayrılır. Venedik’e yerleşir dükle. Bu arada şairimizle mektuplaşmaktadırlar. Abdülhak Hamit Tarhan boşuna “sensiz de seninle de yaşanmaz!” dememiştir anlaşılan. Dükle evliliğinde hüsran yaşayan Lüsyen Hanım yedi yıl kadar sonra şairimize geri döner. Lüsyen Hanım 33, şairimiz ise 75 yaşlarındadırlar artık. Evlilikleri şairin 1937 de ölümüne kadar sürer. Lüsyen Hanım’ın Abdülhak Hamit Tarhan’a yazdığı mektuplar bir kitapta toplanır. Ve bence en kısa zamanda bu kitap alınıp okunmalıdır.