antalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
antalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2025 Perşembe

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

 


Mozaik yapmayı deniyorum. Her defasında kuş çıkarabiliyorum:)


İş için Antalya'ya gittim. 
Tahtalı Dağı.. 
Görür görmez büyüledim
Ben her bahar aşık olurum.
Bu bahar bu  dağa aşık oldum. 




7 Mehmet'i çok merak ediyordum. Gittim.
Vee...
Bazı kuşları görünce tanıyabiliyorum.
Örnekse, işte buyrunuz... 
Kumruyu bildim:)


Şevval Sam'ın çaldığı bu fülütten satın almak istiyorum.
Yerini bilen varsa, yazsın, nooolur!
Çok merak ediyorum:)


Şehrime iki sevdiğim film gelmiş. 
Bu filmleri sinemada seyretmemiştim.
Havalara uçtum. 
Gülümse:)


18 Haziran 2012 Pazartesi

Kahve Molası - Bu Mevsimde Portakal Aklıma Gelirse:)

 
 
 



NOT: Yooo... Biliyorum... Antalya Film Festivali zamanı değil. Şeeyy... Aklıma portakal gelmişti de... İyi ama, portakal sulu bir meyva olmasına rağmen, niye yazları değil kışları manav tezgahından poz keser? Aslında portakala güzelleme yapan bir yazı yazmaktı niyetim. Şööleee afilli bir portakal fotoğrafı arıyordum ki... Aaa! İşte bu portakallı afişlere denk geldim. Her birine bayıldım. Önce afişleri tek tek sıraya koydum. Soonraa... Portakalı soydum. Başucuma koydum. Veee.... İşte bu yalanı uy dur dum... Duma duma dum...  Hey! Ben çıktım! Şimdi... Ben... Kahvemi... Hımm... Höpürtede höpürtede içeceğim.  Ah! Portakal... İnşallah en kısa zamanda  senin için bi şiler yazıciğimm:)

12 Mart 2011 Cumartesi

"Ben Hiç Olmasam Keman Olurdum!"


"Ben, hiç olmasam keman olurdum! Titrek olurdum, içli olurdum... Kentin en eski binasında, tavanasarında, camlı bir dolapta dururdum." diyor Barış Bıçakçı. Antalya'dayım. Belek'te bir oteldeyim. Ne yöne baksam ayna... O kadar çok kendimi gördüm ki... Suretimden sıkıldım. Hava şahane... Az önce sahilde kahvemi içtim. Arkadaşlarımla muhabbet ettim. Her birini çok özlemişim. Şimdi odadayım. Sana bunları yazayım istedim. Önce müjde! Japonya'daki bloger arkadaşım Masakuni'den haber var. Bloğunu yenilemiş. Depremden söz etmiş. İyiymiş, sağmış ya! Çok sevindim.  Şimdi biraz şiirlerin dizeleri arasında dolanmak istedim. Sonra gene çıkacağım. Akşama gala gecesi var. Sabaha  memlekete uçacağım. Küçük bir kaçış ya... Ne yalan söyleyeyim iyi geldi. Niyeyse Barış Bıçakçı şiirleri takıldı aklıma... Dolanıyorum mısralarında... "Beni son gördüğünüzde düşen bir yapraktım... Gri, uçarı ve kederli... Her şeyden çok rüzgâra inandım: Söyleyecek başka sözüm yok! Bir yaprak ancak rüzgârda mutludur... Yokluğum armağan size..." Ne güzel bir şiir değil mi? İçli mi içli... Bir o kadar da keyifli...  Madem  ölüm var Japonya'da ve dünyada hatta... O zaman Barış Bıçakçı'nın  şu şiirine ne dersin? "Uzakların düz çizgisi, kuru otların sesi... Ah, yolculuk, şiddetli genişlik... ve her yöne gidebilirim... Bunu çok geç anladım, kuşlar geçti yanımdan... bazı mevsimler, çok geç anladım...  Önüm arkam ölüm..." 

 
Biliyorum. Şimdi ben Antalya'dayım. Dışarı çıkıp gezmeliyim. Odada oturmuş gene hayal kahvem'e yazıyorum.  "Deli mi ne? Gene yazıyor. Neden sürekli yazıyor" diyorsundur. Eski kulağı kesiklerdenim. Söylediklerini duymasam bile hemen hissederim.  Son günlerle Metin Üstündağ yazılarıyla  fazlasıyla haşır neşirim. Belki hislerime tercüman olduğu için Metin Üstündağ'ı okumayı seviyorum. Onun bir yazısı vardır. neden yazıyor'um'sunuz'lar.. diye... Ordan cevap vereyim mi? Neden sürekli yazıyorum? "vallahi, bilmiyorum.. bırakmayı çok denedim ama olmuyor.. ümitsizim.. tedavi görüyorum" Veya... "bilsem söyler miydim gizli hislerimi" Şu cevaba ne dersin? "arkadaş kurbanı'yım.. küçükken bana hep, kitap en iyi arkadaş dediler ve kafamı yediler.. yani beni buaralara, kitap denilen o yalancı hülyalı düşürdü.. peki siz buralara nasıl düştünüz, neden okuyorsunuz" Ne şahane cevaplar öyle değil mi? Dur, son olarak şu cevabı yazayım... "yazıyorum çünkü; özgürlük ve maceranın tadını arıyorum.. başkası olmuyorum, kendim oluyorum.. böyle çok daha güzel oluyorum.. onun için her gece ben, her gece yazıyorum" 


Madem aldım kemanı... afedersin... kalemi gene elime... Yoo... Durdurma beni... Yazacağım işte... Hem bahanelerimi yukarıda sıraladım. Umarım beni anlamışsındır. Barış Bıçakçı'nın İtiraf adlı şiirini bilir misin? "Şiirden, heykellerden, aşktan söz ediyoruz... Ve dünyaya ayak uyduramamış biri olarak kendimizden... "Hiç kimseye benzemiyoruz, hep dışarda kalıyoruz... işte kocaman burnumuz: mutsuzluğumuz" diyorum, coşkuyla alkışlıyor dostlarım beni... nasıl da çok seviyoruz sözcükleri! Anlatacak şeyimiz kalmadığında, sonunda sustuğumuzda... saklanmaya çalışırken ışığı yakalanan... iğrenç bir hayvanın gözlerine benziyor... gözlerimiz, gözleriniz, gözleri..." Yok dur böyle bitirmeyeyim...  Şairin Bu Şehir Bu Kapı Aralığı adlı şiiriyle devam edeyim.  Antalya'dayım... Hava güzel. Güneş pırıl pırıl...  "Burada kalalım, bu kapı aralığında... Yazlar sıcak ve kurak... kışlarımız göğsümüze işleyecek denli kıvrak! Burada kalalım, bu kapı aralığında... Soğuk havaları önemseme, sessizliği de! Bağırabiliriz düşerken... ve yükselirken, susabiliriz kabaran bir sevinçle." Hey! Başımı kaldırdım. Atilla Atalay'ı anmadan olur mu hiç? Of! Karşımda masmavi güpgüzel deniz. Anladın değil mi? Akdeniz.... Hani Atilla Atalay der ya, “Harbiden sudan gelmişiz kardeşim biz, toprak ne ki? Yine deniz… Nasıl dingin ... Saatini bilsek, suda ölmek de olsa, razıyım ben, öyle güzel ki.”   Tamam... Bu kadar yeter... Çıkacağım.  "Ben, hiç olmasam keman olurdum! Titrek olurdum, içli olurdum." Şairlere selam olsun! Bende durumlar bu merkezde... Böyleyken böyle...