pulp fiction etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pulp fiction etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2025 Pazar

Bu Hissin Adı Ne?

 

Hiç aklında yokken bir şey olur ya…

Hiç beklemediğin bir anda, hayat sana usulca bir hediye uzatır.
Sıradan, telaşsız bir gündü. Yoldan geçerken gözüm bir afişe takıldı.



Pulp Fiction.


Tarantino’nun efsane filmi. Hastasıyım:)

Benim çok sevdiğim… ama sinemada hiç izleyemediğim filmi...

Önce bir duraksadım.
Afişe biraz daha yaklaştım.
Yok canım, dedim içimden.
Ama evet… gerçekten oradaydı.
30 yıllık film, bizim şehrin sinemasında oynuyordu.
O kadar şaşırdım ki… inanamayıp içeriye girip sordum.
Ve cevap netti: Evet, gösterimde.

Bir şey oldu o an.
İçimde hafif bir titreme, bir heyecan, bir tuhaflık…
Sanki evren bana küçük, tatlı bir sürpriz hazırlamış gibiydi.
Bir armağan gibi.
Bir ikram gibi.
Durup dururken.
Hiç aklımda yokken.

Bir filmi bu kadar çok sevmiş, ama asla sinemada izleme şansı bulamamıştım.
Şimdi, tam karşımdaydı.
İşte bu his…

Hiç aklımda yokken denk geldiğim,
Bu tuhaf, sıcak, içimi hafif ürperten, için için neşe veren bir sürpriz... 
Bunun bir adı var mı?
Veya başka dillerde karşılığı?

Belki saudade derler buna — geçmişte olup bitmiş ama hala derinlerde hissettiğim bir şey.                Sanırım bu kelime tam uymadı...  Saudade aşk üzerine derin duygusal durumu anlatıyor olmalı. 

Belki Japonların natsukashii'si gibi — tatlı bir nostalji.
Belki de  hayatın, küçük bir tebessümle bana, benden sana hediye, demesidir. Olabilir mi?

Türkçe'de karşılığı var mı peki?

 Biletimi aldım. Kırmızı koltuklardan birine oturdum. Sinemanın ışıkları karardı. Film başladı. Hayatın gelmişini geçmişini unuttum. Beyaz perdenin o muazzam illüzyonuyla usulca filmin mecrasına aktım.




1 Mayıs 2025 Perşembe

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

 


Mozaik yapmayı deniyorum. Her defasında kuş çıkarabiliyorum:)


İş için Antalya'ya gittim. 
Tahtalı Dağı.. 
Görür görmez büyüledim
Ben her bahar aşık olurum.
Bu bahar bu  dağa aşık oldum. 




7 Mehmet'i çok merak ediyordum. Gittim.
Vee...
Bazı kuşları görünce tanıyabiliyorum.
Örnekse, işte buyrunuz... 
Kumruyu bildim:)


Şevval Sam'ın çaldığı bu fülütten satın almak istiyorum.
Yerini bilen varsa, yazsın, nooolur!
Çok merak ediyorum:)


Şehrime iki sevdiğim film gelmiş. 
Bu filmleri sinemada seyretmemiştim.
Havalara uçtum. 
Gülümse:)


17 Ekim 2013 Perşembe

Hayallerim Ve Ben



“Gel bu akşam misafirim ol. İki şiir atalım. Ben de ayıptır söylemesi klarnetle bir hicaz geçerim. Ah!.. Vapurlar iskeleye yanaşıp kalkar. Bööyle motör sesleri dinleyelim. Balıklar ağlarken bir of ülen offf çekelim.”
 
İster inan ister inanma… Hiç duraksamadan… Ve takır takır… Bu Sadri Alışık lezzetinde lakırtıları eden bendim. Yooo… Bakma böyle yazdığıma. Misal seninle karşı karşıya gelsek var ya… İki lafı bir hizaya getiremeyeceğim gibi, mahcubiyetimden ya dilim tutulur ya da kekeleyebilirim.  Esasında öyle heyecanlı ve utangaç bir bünyeye sahibim. 

İyi de, neler diyordum ben Allahaşkına? Asıl mühimi kime söylüyordum? Gözlerimi kocaman kocaman pörtlettim. Bu lakırtıları sarfettiğim, karşımda duran adamın suratına iyice dikkat ettim.  Aaa! John Travolta değil mi? Evet, oydu. Pekiii... Koskoca John Travolta'nın bizim kuş konmaz kervan geçmez köyde işi neydi? Şaşkınlığımı çaktırmamaya gayret ederek, göz ucuyla bir bakış daha sarkıttım. Evet, tıpkısıydı inan ki.  Güya tanışıyormuşuk. Hem de bir sahnenin ortasındaymışık. Güya misafirliğe davet ediyormuşum. Yok artık... Nasıl denir? Yeşilmişik. Sazmışık. Yuf, dedim kendi kendime... Yuf, yani...  Hayal etmenin de bir endamı bir ölçüsü olur öyle değil mi? Tam o anda şahane bir şarkı çalmaya, John Travolta zannettiğim karşımdaki adam ise dizlerini kırıp, ayak parmaklarını yere sürterek dans etmeye başladı.  Hoppalaa!.. Öylece kalakaldım...

Bi dakka ya... Yüzlerce film seyretmiştim. Ne var yani? Rollerin hasını ezbere bilirim. Hem sonraa... Hayat bir sahne demezler miydi? Demek ki gene kendi kendime oynadığım oyunlardan birinin baş rolündeydim. Hal böyleyse, elbette bazı filmlerde gördüğüm, o cafcaflı kıptiyoz dümbeleklerin koftiden rol kesmeleri gibi hareket etmeyecektim.  Madem hayat bir sahneydi. Madem John Travolta'yı karşımda hayal etmiştim. Mahcubiyetimi ağlama dolabıma kilitleyebilir, şakkadanak yerli yerinde rol kesecek bir sinema oyuncusu vaziyeti  takınabilirdim.

Hiiç utanmadım. Ayakkabılarımı çıkardım. Öncee... Bayram olsun her yer, diye bağırdım... Sooonraaa.... John Travolta gibi asla değil...  Bobby gibi değil... Cliff gibi de değil... Elvis gibi hiiç değil...  Abidik gubidik tivist tivist... Lap lup laba luba tivist tivist, tadında... Tamıtamına Öztürk Serengil manzarasında... Ellerimi ayaklarımı sallaya sallaya twist yapmaya başladım.