Geceydi. Uyku öncesi Rus yazar Yevgeni Ivanoviç Zamyatin'in 1920'li yıllarda yazdığı BİZ adlı bilim kurgu romanını okuyordum. Kitap distopik bir geleceği anlatıyordu. Zihnim ise mitolojik geçmişte dolanıyordu.
"Bütün dünya tek ve muazzam bir kadındı ve bizler rahmindeydik; henüz doğmamıştık, neşeyle olgunlaşıyorduk." cümlesinde durdum. Böyle miydi sahiden? Acaba doğmadan öncesini neden hiç hatırlamıyordum?
Ne vakit kaybolmuş bir
düşünceyi hatırlamak istesem, sol elimin işaret parmağını üst
dudağımla burnum arasındaki o derin oyuğun üstüne koyarım. Gene aynısını yaptım.
Derler ki, aslında insan
doğmadan önce evrenin mucizesini, başlangıcı ve sonu, yaradılışın sırrını, olup bitecek her şeyi çok ama çok
iyi bilirmiş. Dünyaya geldiğinde bildiklerini çığlık çığlığa
herkese anlatmak istermiş. Tam o anda bir melek gelirmiş. Kimseye anlatmasın
diye parmağıyla bebeğin dudağına bastırır, doğum öncesinden
bildiği her şeyi bir parmak tıkıyla siliverirmiş. Melek işini yapmanın rahatlığıyla havalanırken, bastırdığı yerde parmak izini bırakıverirmiş.
Üst dudağımla burnum arasındaki iz çok derin... Acaba bildiklerimi unutmamak için o meleğe çok direnmiş olabilir miyim?
Sol elimin işaret parmağını, üst dudağımla burnumun arasındaki derin çukura koydum. Yaradılış gayemin, önceden bildiğim her şeyi yeniden keşfetmek olabileceğini düşündüm. "Neden", "Peki sonra ne olacak," diye sorular zihnimde uçuşurken rüyalar alemine geçtim.
başlık / birhan keskin/ beyaz delik / yeryüzü halleri
fotoğraf/google'dan

