bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2025 Salı

Nasıl Anlatsam? Nerden Başlasam? Bodrum... Bodrum...

 


Bodrum'da pazar gecesi düğün vardı. Düğün sonrası otelde kalıp kalmama konusunda bir süre  kararsız kaldım. Hem otel fiyatı  çok yüksekti. Hem ertesi gün iş vardı. Düğün bitince  ilk uçakla geri dönmeye karar verdim. Sonuçta, Pazar günü öğleden sonra Bodrum'a uçtum. Sabaha doğru 03.55 uçağı ile geri döndüm. On saat süren Bodrum serüvenim...

Bu kısacık gezinin ilk güzel sürprizi  belki yirmi yıldır görmediğim çok eski arkadaşımın uçakta yanıma oturmasıydı. Fark ettiğimizde çığlık atarak birbirimize sarıldık. Uçak inene kadar o anlattı ben tüm merakımla dinledim. Neler yapmış, nerede yaşıyormuş, ortak tanıdıklardan bildikleri, eski günlerden acı tatlı anılarımız, neler neler... Dinlemeyi seviyorum. Telefon numaralarımızı paylaşıp, en kısa zamanda haberleşmek üzere ayrıldık. 

Bodrum  Havalimanı'nda Havaş otobüsüne bindim. Araç doluydu. Pencere kenarında tek başına oturduğunu gördüğüm kıza selam verdim. Koltuğun boş olup olmadığını sordum.  O da Türkçe merhaba, dedi. Yan koltuktaki çantasını aldı kucağına koydu. Marhabası kırık ve sevimliydi. Oturdum. 

Acıkmıştım. Sırt çantamdan çerez paketimi çıkardım. Sonra cebimdeki küçük defterden bir sayfa kopardım. Sayfayı yuvarlayarak minik bir küllah yaptım. İçine çerez koyup kıza uzattım. Şirin şivesiyle bu kez İngilizce  teşekkür etti.  Uzattığım küçük çerez küllahı alıp hem yemeye hem sohbete başladı. 

Ukraynalı'ymış. Savaştan söz etti. Evleri savaş bölgesinin yakınındaymış.Çok şükür aileden kayıpları yokmuş.  Türkiye'ye Dubai'den yeni gelmiş. Disk jokeymiş. Instagramı açtı. Gösterdi. Hem çıtır çıtır fındık-  badem  yiyor hem tatlı tatlı anlatıyordu.. Yolun nasıl bittiğini anlayamadım. Ben Torba Otogarı'nda indim. O devam etti. İnmeden önce hesabını takip edeceğimi söyledim, yanaklarından öptüm. O da beni öptü.

Gideceğim otel çok yakındı, bu kez taksiye bindim. Şöfor konuşkandı. Annesiyle babası çok eskiden ayrılmış. Annesiyle kalmış. Baba hovardanın biriymiş. Paraları yiyip bitirmiş. 

Beş yıllık ilişkisi varmış ama askerden döndüğünde kızın en yakın arkadaşıyla kendisini altattığını öğrenmiş. İki taraflı ihanet psikolojisini çok bozmuş. Kimseye güveni kalmamış.  O anlattı ben dinledim. 

Yol bitti. Düğün yerine geldik. Arabayı durdurdu. Paramı ödedim. Baktım tek yanlış ilişkide morali çok bozuk, umutsuz... Aklıma ne geldi bilin bakalım?

Dedim ki, 1001 gece Masalları nasıl doğmuş biliyor musun? Yook, bilmiyorum, dedi. Ayrıca 1001 Gece Masalları nedir onu da bilmiyorum, diye devam etti. 

Bak şimdi... Bir zamanlar uzak diyarlarda yaşayan bir sultanı ilk karısı aldatır. O kadar öfkelenir ki, hemen karısını öldürtür. Bu ihanetten sonra karısının işlediği suçtan bütün kadınları sorumlu tutar. İntikamını bütün kadınlardan almaya karar verir. Her gün bir kızla evlenir.  Ertesi gün öldürtür. Ülkedeki tüm kızlar sıra kendilerine gelecek diye korkarlar.

Vezirin kızı Şehrazat o gece sultanla kendisinin evleneceğini söyler. Babası çok kızar, üzülür. Yapma kızım seni de öldürtür, der. Şehrazat dinlemez. Sultan'la evlenir. 

İlk geceden sonra sultan tam kızı  öldürme emri verecekken  Şehrazat der ki, sultanım önce bir masal anlatayım.  Sultan, kızın son dileğini yerine getirmek niyetiyle kabul eder. Şehrazat o gece  şahane bir masal anlatır. Sultanın çok hoşuna gider.  Bir tane daha ister. Kız, şimdi olmaz, der. Ama ertesi gece  devam edeceğine söz verir. 

Şerazat her gece bir masal anlatmaya başlar. 1001 gece boyunca masallar devam eder. Her masal sultanın ruhunda değişiklikler yaratır, kalbini yumuşatır, öfkesini törpüler. Şifalandırp iyileştirir. Sultan, her insanın aynı olmayacağını, hayatta kötüler olduğu gibi iyilerin de olacağını hatırlar. 

Gülümsedim  sevgilisi ve en yakın arkadaşının ihanetine uğramış taksi şöforüne...  Acaba 1001 gece Masalları'ndan bir kaç masal mı okusan ne dersin, belki sen de şifalanırsın, insanlara inancın artar, moralin düzelir, dedim. 

Resmen gözleri ışıldadı. Telefon numaramı vereyim gönder ablacım bana, dedi. Tamam dedim. Numarasını telefonuma kaydettim. 1001 Gece Masalları'ndan bir kaç masal seçip göndereceğim.

Taksiden indim. Acaba düğünde kimlerle karşılaşacağım? Acaba ne hikayeler  dinleyeceğim, diye aklımdan geçirerek otele doğru yürüdüm.

Düğünde bangır bangır müzik vardı. Konuşanlara dedim ki, hiç anlamıyoruuuum!! Gerçekten işitemiyordum. Hiç durmadım.... Hep oynadım. Hep oynadım.

Düğün sonrası.... İnanılır gibi değil. Gece yarısı 03.55 uçağında kime denk gelsem beğenirsiniz? Yok artık... Şakaa... Abim😅 

Birbirimize, hayırdır bu saatte Bodrum uçağında işin ne, diye sorduk. 

Sonra mı? Sonra ne olacak? İyilik güzellik.

15 Ağustos 2012 Çarşamba

İş Arası - Aganta Burina Burinata!

"....babam da yanık sesiyle, "Sakın ha, denizci olayım deme!" derdi. 
Ne var ki kasabanın bütün sokakları, her ne kadar sağa sola sapsalar da eninde sonunda denize çıkıyorlardı."
Halikarnas Balıkçısı /Aganta Burina Burinata 


Az önce arkadaşım "Bayramda Bodrum'a mavi yolculuğa gidiyorum. " deyince, "Güle güle git, güle güle gel. Çok eğlen." demedim. Evet demedim sahiden. Allahım! Onun yerine ne dedim biliyor musun? "Aganta burina burinata!" dedim. Tabiyatıyla önce ünlem, sonra soru işareti şeklinde bir ışık yanıp söndü gözlerinde. Ben ise gözlerimi yere devirip kirpiklerimin arasından muzurca ona  gülümsedim.  "Şeyy! Bu söylediğim  Halikarnas Balıkçı'sının bir kitabının ismi." dedim.  Bir şey sormadı. Gerisini hiiç  merak etmedi. Tatil heyecanıyla sevinçli bir telaş içindeydi zaten. Vedalaştı gitti. Ben ise olduğum yerde gene kendime şaştım kaldım. İnanmayacaksın biliyorum ama arkadaşımdan önce ben çoktan  Bodrum'daydım. Nereden aklıma gelmişti şimdi aganta burina burinata değil mi? Ya Halikarnas Balıkçısı? Asıl ismiyle Cevat Şakir Kabaağaçlı yani? Bunca yıldan sonra üstelik çok kitabını okumamışken nereden aklıma gelmişti de beni  oturduğum yerde  köyümden mavi yolculuğa sürüklemişti?  Ayrıca yıllar vardı ki, tek kitabını elime almamış hatta uzun zamandır adını bile duymamıştım. Kimdi peki?  Cevat Şakir 1886 ile 1973 yılları arasında yaşamış. Şakir Paşa'nın oğlu. Robert Kolej'den sonra Oxford'ta Tarih eğitimi görmüş. İtalya'da yaşamış. Karikatür ve resimler çizmiş.  Çevirler yapmış, gazete ve dergilere yazılar yazmış. Gazetede çıkan bir yazısı sebebiyle tutuklanmış.  Bodrum'a sürgüne gönderilmiş. Bir de çok açık olmayan, sırlı bir baba katli vakası var. Çok enteresan bir örnektir Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın hayatı bence. İnsan ne oldum dememeli ne olacağım demeli denir ya hani... Tam öyle... Kırkından sonra  hayatı resmen başkalaşım geçirmiş.   Bir paşa oğlu, varlıklı, köklü bir aileden gelen, en iyi  okullarda eğitim almış, Avrupa'nın en sükseli hayatını yaşamış  Cevat Şakir birdenbire yaşamının orta yerinde tüm geçmişine sünger çekmiş. Bambaşka biri, Bodrum'un Halikarnas Balıkçısı oluvermiş. Yani halktan, balıkçılardan biri oluvermiş. Hemen uyum göstermiş yeni yaşamına...  Ne güzel!.. Yelken halatlarını sıkı tutmuş... Asla bırakmamış. Bir nevi aganta burina burinata vaziyeti yani. Kitaplarını yazmış. Az aş ve az üst baş ile çıktığı deniz yolculuklarıyla  Bodrum'da mavi yolculuğun başlamasına öncülük etmiş. Kitaplarını yazmış. İşte arkadaşım Bodrum'a mavi yolculuğa gidiyorum deyince, hafıza dediğim tuhaf kutu çekmecesinden çıkarıp aganta burina burinata'yı önüme getiriverdi. Bildiğim kadarıyla  aganta burina burinata bir denizcilik terimiydi. Bencileyin deniz seven birinin unutması mümkün mü bu tekerleme gibi terimi? Mümkün değil. Şahane bir anlamı var üstelik...  "Yelken halatlarını sıkı tut, bırakma" demek. Kimi zaman hayat üstüme üstüme geldiğinde... Daraldığımda yani... Bıkkınlık duyduğumda yaşananlardan... Bir görünmez el boğazımı sıktığında hani... Olmaz öyle şeyler deme... Oluyor...  Ne bileyim, anlarsın ya insanlık hâli işte. O zaman "Aganta burina burinata" diye seslenirim bazan biliyor musun? Kitap ismi diye hatırlamam da... Öylesine fısıltıyla dudaklarımın arasından  bir hayal gibi tekerlenip yuvarlanıverir. "Yelken halatlarını sıkı tut, sakın bırakma!" Heyy! Ben bu yazıyı yazarken dalıp gitmişim uzaklara uzaklara...  Du bi... Dönmeliyim işe. Toparlamalıyım işlerimi... Tamam. Çıkıyorum ben... Molam bitti. 

NOT: Düş Sokağı Sakinleri'nin Aganta Burina Burinata adlı videosu.  







10 Haziran 2011 Cuma

Kahve Molası - Aganta Burina Burinata...


Az önce arkadaşım "Hafta sonu Bodrum'a mavi yolculuğa gidiyorum. " deyince, "Güle güle git, güle güle gel. Çok eğlen." demedim. Evet demedim sahiden. Allahım! Onun yerine ne dedim biliyor musun? "Aganta burina burinata!" dedim. Tabiyatıyla soru dolu bir ışık yakadım gözlerinde. Ben ise gözlerimi yere devirip kirpiklerimin arasından muzurca ona  gülümsedim.  "Şeyy! Bu söylediğim Halikarnas Balıkçı'sının bir kitabının ismi." dedim.  Bir şey sormadı. Gerisini hiiç  merak etmedi. Tatil heyecanıyla sevinçli bir telaş içindeydi zaten. Vedalaştı gitti. Ben ise olduğum yerde gene kendime şaştım kaldım. İnanmayacaksın biliyorum ama arkadaşımdan önce ben çoktan  Bodrum'daydım. Nereden aklıma gelmişti şimdi Aganta burina burinata değil mi? Halikarnas Balıkçısı? Asıl ismiyle Cevat Şakir Kabaağaçlı yani? Bunca yıldan sonra üstelik çok kitabını okumamışken nereden aklıma gelmişti de beni  oturduğum yerde  köyümden mavi yolculuğa sürüklemişti?  Ayrıca yıllar vardıki tek kitabını elime almamış hatta uzun zamandır adını bile duymamıştım. Kimdi peki?  Cevat Şakir 1886 ile 1973 yılları arasında yaşamış. Şakir Paşa'nın oğlu. Robert Kolej'den sonra Oxford'ta Tarih eğitimi görmüş. İtalya'da yaşamış. Karikatür ve resimler çizmiş.  Çevirler yapmış, gazete ve dergilere yazılar yazmış. Gazetede çıkan bir yazısı sebebiyle tutuklanmış.  Bodrum'a sürgüne gönderilmiş. Bir de çok açık olmayan, sırlı bir baba katli vakası var. Çok enteresan bir örnektir Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın hayatı bence. İnsan ne oldum dememeli ne olacağım demeli denir ya hani... Tam öyle... Kırkndan sonra  hayatı resmen başkalaşım geçirmiş.   Bir paşa oğlu, varlıklı, köklü bir aileden gelen, en iyi  okullarda eğitim almış, Avrupa'nın en sükseli hayatını yaşamış  Cevat Şakir birdenbire yaşamının orta yerinde  bambaşka biri oluvermiş. Yani Bodrum'un Halikarnas Balıkçısı oluvermiş. Yani halktan, balıkçılardan biri oluvermiş. Şahane!  Hemen uyum göstermiş yeni yaşamına...  Yelken halatlarını sıkı tutmuş... Asla bırakmamış. Bir nevi aganta burina burinata vaziyeti yani. Kitaplarını yazmış. Az aş ve az üst baş ile çıktığı deniz yolculuklarıyla  Bodrum'da mavi yolculuğun başlamasına öncülük etmiş. İşte arkadaşım Bodrum'a mavi yolculuğa gidiyorum deyince, hafıza dediğim tuhaf kutu çekmecesinden çıkarıp aganta burina burinata'yı önüme getiriverdi. Bildiğim kadarıyla  aganta burina burinata bir denizcilik terimiydi. Bencileyin deniz seven birinin unutması mümkün mü bu tekerleme gibi terimi? Mümkün değil. Şahane bir anlamı var üstelik...  "Yelken halatlarını sıkı tut, bırakma" demek. Kimi zaman hayat üstüme üstüme geldiğinde... Daraldığımda yani... Bıkkınlık duyduğumda yaşananlardan... Bir görünmez el boğazımı sıktığında hani... Olmaz öyle şeyler deme... Oluyor...  Ne bileyim, anlarsın ya insanlık hâli işte. O zaman "Aganta burina burinata" diye seslenirim biliyor musun? Kitap ismi diye hatırlamam da... Öylesine bir hayal gibi tekerlenip yuvarlanıverir  fısıltıyla dudaklarımın arasından. "Yelken halatlarını sıkı tut, sakın bırakma!"  Heyy! Ben bu yazıyı yazarken dalıp gitmişim uzaklara uzaklara...  Du bi... Dönmeliyim işe. Bugün cuma. Haftanın son iş günü. Ne güzel. İyi ama toparlamalıyım işlerimi... Tamam. Çıkıyorum ben... Kahve molam bitti. 





NOT: Düş Sokağı Sakinleri'nin Aganta Burina Burinata adlı videosu.