corona günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
corona günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2020 Pazar

Korona Günlüğüm-7- Çizgi Roman


Korona günlerinde, temizlik, tertip, düzen  niyetiyle odamdaki kitaplığı indirince, Yeşilçam'da üç yüz kadar filmde kötü adam rollerinde figüranlık yapan Masist Gül'ün, 1980'li yıllarda tamamını tükenmez kalemle  yazıp çizdiği  Kaldırım Destanı adlı çizgi romanına denk geldim. Bir vakitler bu el yapımı çizgi romanları  edineceğim diye  sanal sahaflarda aman ne gezinmiştim. Özenle  kalın bir zarfa koyup saklamışım.  Resmen hazine çünkü benim için.

Hikaye "Tuvalette bir aylık çocuk bulundu," diye başlar. Helada doğan, bebekliğinden itibaren işkence görerek büyüyen, adı Hela Faresi'yken, büyüdüğünde Kaldırımlar Kurdu'na dönüşen bir çocuğun hayatını anlatır. "Zengin zorbalardan haraç alıp, yoksullara para dağıtan, dünyanın en mert ve en sadist insanı... Tesbihi iki kilodur. Allah onun çektiklerini bir taş parçasına çektirmesin"  diye devam eder. 

Yeşilçam filmlerinde figüran olan Masist Gül, kendi yazıp çizdiği çizgi romanının baş kahramandır. Aynı hikayesindeki gibi gerçek hayatta da güçlü bedeninde narin, şair, filozof  bir ruh taşımaktadır. Yalnız yaşamaktadır. Hayaller kurar.  "Zekamız desen insanüstüydü. Allah'tan şair yaratılmıştık."der. Kurduğu hayallerle işte bu Kaldırım Destanı'nı yazar çizer.  2003 yılında 56 yaşında vefat eder.

Bu çizgi romanlar yıllarca  bir valizin içinde sahaflarda terk edilmiş vaziyette kalır. Banu Cennetoğlu adında bir kitapsever bu çizgi romanları keşfeder. Berlin  Bienali'nde sergilenir. Kendini "amatör, kahırkeş sanat uzmanı" olarak  tanımlayan,  Masis Gül'ün  tıpkı basım yoluyla çoğaltılan bu el yapımı kitapları, New York Museum Of Art gibi    dünyanın önemli kütüphanelerinde ve  bir çok  kurumsal  ve özel  kolleksiyonlarda yer alır.  Ruhuna rahmet. İkisi benim kitaplarımın arasındadır.


28 Mart 2020 Cumartesi

Korona Günlüğüm -6- SU


Ellerimi yıkamak için musluğu açtığımda su şırıl şırıl akıyor ya, inanın gözlerimle kucaklıyorum suyu. Her defasında ödüm kopuyor çünkü... Feci korkuyorum. "Ya su tükenirse! Ya akmazsa!" 

Suyu tüketmemek maksadıyla, idareli kullanmaya alıştırıyorum kendimi. Suyu açık bırakmıyorum. Daha kısa duş alıyorum. Çamaşırı makinesini, kirlileri biriktirerek  ekonomik çalıştırıyorum. Elde bulaşık yıkamıyorum. Diş fırçalarken kullanmadığım zamanda suyu kapatıyorum. Koronavirüs sebebiyle  ellerimi daha çok yıkıyorum ya, ellerimi sabunlarken hemen kapatıyorum suyu mesela... Hemen...  Şöylee iyice sabunlayıp, avuç içlerimi,  parmak aralarımı, tırnak uçlarımı temizlerken suyu akıtmıyorum. Çünkü aynı endişe dolanıyor yüreğimde gene... "Ya akmazsa! Su  ya tükenirse!" Eyvaah!

Musluğun vanasını usulca çeviriyorum. Akıyor. Heyy! Ellerimi iyice yıkıyorum. Su akıyor ya nasıl mutlu oluyorum anlatamam.  

Hani bazan mutluluk nedir, diye sorarlar ya... Mutluluk  suyun  hep  akacağını bilmektir.


26 Mart 2020 Perşembe

Korona Günlüğüm- 5- Dayanışma


Sigorta acentesiyim. Evlerimizde bilgisayarlarımızı kurduk,  nasibimizin peşinde koşturmaya oturduğumuz yerden devam ediyoruz. İnternet bizim için  büyük nimet. Zaten uzun zamandır kağıt sarf etmemek niyetiyle poliçeleri mail ya da whatsup mesaj olarak sigortalılarımıza gönderiyorduk. Kredi kartı ya da havaleyle prim borçlarını ödüyorlardı. Durmak yok. Aynen  devam ediyoruz.

Lakin  yakın çevremde pek çok esnaf dükkanını kapattı. Madem biz tezgahımızı kurabildik ve şimdilik  çalıştırabiliyoruz, o halde  ihtiyacı olanı görme  vakti, dedim. Dayanışmaya girişmeye niyetlendim.  Nereden başlayabilirim?

Bizim mahallede sürekli gittiğim  kuaför vardı.  Yıllardır giderim. Elemanlarını tanırım. Sahibesi ve iki elemanı  hem işinin ehli hem güler yüzlüdür.  Muhabbetimiz şahaneydi.  Hayattan konuşurduk. Aile sorunlarından konuşurduk. Babaların hep geçici iş bulduğu, annelerin genç yaşta çok çocuk doğurduğu, çok istedikleri halde okuyamayan, nasiplerini parmak uçlarından çıkaran gencecik, fidan gibi kızlar...  Biri gider... Biri gelir...

Bugün bizim mahallenin o minik kuaför salonu geldi aklıma. Dükkan kapanınca, nasıl, ne zamana kadar  çalışanlarına maaş verebilir ki? İki elemanın maaşı, sigortası, kirası, elektrik, su, doğal gaz ve diğer giderleri...  Mümkün değil. Biliyorum işi ancak döndürüyordu çünkü... Çalışan kızlardan birinin babası hasta, işsiz. Anne  evdeki üç çocuğuna bakıyor. Kuaförde çalışan büyük kız evin direği... Ona ulaşsam...  Burs tadında, yarım elma gönül alma yardımcı olsam mesela... Umut versem...  

Gün dayanışma günü desem... Geçecek bugünler desem...  Şair sözü söylesem... Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak, desem. Unutma aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak, diye devam etsem... Mesela... Du bi...

Korona Günlüğüm - 4 - SPOR


Eve kapanmadan önce hemen her gün yürürdüm.  Bazan  bizim  kızlara mesaj atardım.  Ofisten fırlarlardı. Sahilde hem yürür hem konuşurduk. İş toplantılarımızı bile yürüyerek yapmaya başlamıştık.  Ayrıca  yıllardır pilates yapıyoruz. Yani yapardık. Haftada iki gün spor salonuna  pilatese giderdik. 

Yooo... Şimdi hiç birini yapamıyoruz diye enseyi karartmadık. Madem evlerde çalışıyor, evlerden çıkmıyoruz, hemen bir çözüm bulduk. Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz Leslie ile evde yürüyüşle spor yapıyoruz. İnanın çok iyi geliyor. Vatsuptan  "Spor saatiiii" diye yazıyorum. Ve  aşağıdaki linki açıp, bilgisayardaki görüntüleri izleyerek  sporumuzu yapıyoruz. 

Leslie'ye şimdilik inanıyoruz. 

Çünkü sloganı şöyle:  Sağlıklı yürümeniz için evden daha iyi bir yer yoktur:)


25 Mart 2020 Çarşamba

Korona Günlüğüm - 3 - Ev


Coronavirüs sebebiyle, tüm gün evde çalışmaya başlayınca, evin temizliğinin pratikleşmesi, enerjimi  ekonomik sarf edebilmek niyetiyle, toz tutacağını düşündüğüm  halıların, eşyaların büyük bir kısmını kaldırdım. Üç  küçük halıyı süpürüp, yerleri silmek,  iki sehpanın  tozunu  almak çok kolay ve  hızlı oluyor. 

İki öğün yemek mutfak işini azaltıyor.  Mükellef  kahvaltı ve itinayla hazırlanmış  akşam yemeği. O kadar. Arada meyve, kahve. 

Haftalık  alışveriş yapınca, haftanın bir günü dışarı çıkmak yeterli oluyor.  Mesela bu hafta cuma günü ofisin işi nedeniyle bankaya gideceğim.  Evin ihtiyaçlarını  aynı gün gidermek niyetindeyim.

Evde okunmayı bekleyen onlarca kitabım var.  Veee  çalışma odamın durumu feci... İnceden çalışıp ortalığı hafifletmem  gerekiyor.  Sanıyorum masamın dağınık olmasından, kitaplarımın yanı başımda sere serpe durmasından hoşnutum. Yooo... Sözüm söz.   Hafta sonu  mutlaka düzelteceğim.

24 Mart 2020 Salı

Corona Günlüğüm -2- Babam


Babam  on beş yıldır evinde tek başına yaşıyor. Dindar bir adam. Hacı. Günde beş defa camiye giderdi. Çoğunlukla denk gelirdim. Sessizce seyrederdim. Babam için abdest almak, giyinmek, anahtarlarını kontrol etmek, camiye gitmek  şölen gibiydi. Özenirdim. Yolda denk geldiği tanıdıklarını kucaklamak, ayak üstü sohbet etmek, uzun yürüyebilmek için en uzak camiye gitmek babamın  günlük rutiniydi. Her sabah halama giderdi mesela. Babamdan dört yaş büyük ablası var. Kendisinin çocukluğunu hatırlayan, bazan azarlayan, bazan şefkatle yemeğe çağıran, "tıpkı annem gibi lezzetli pişiriyor" dediği  yemekleri iştahla yediği ablası...  Her sabah ablasına ekmek alıp götürürdü. Şimdi tüm bu alışkanlıkları "küt" diye kesildi. Yapamıyor. Evden çıkması  hem uygun değil hem yasak çünkü. 

Biz üç kardeş babamın ortamını güzelleştirmek için elimizden geleni yapıyoruz.  Toplu alışveriş yapıp mutfağına bıraktık. Kendi düzeninde yerleştirsin istedik. Evinde yemek yapan genç bir akrabamız, pazartesi, çarşamba ve cuma günleri hazırladığımız menüye göre yemek yapıp götürüyor. Kapıdan bırakıyor. Babam kitap okumayı, notlar çıkarmayı çok sever. Seveceğini tahmin ettiğimiz kitapları sipariş edip gönderdik. Her birimiz günün belirli saatlerinde babayı arıyoruz.  Babam gene eski babam. Sesi gene enerjik ve mutlu geliyor. 

En son cuma namazı için camiye gittiğinde caminin kapısının kilitli olması, cemaatin olmaması tahmin ediyorum ki  babamı derinden etkilemiştir. Yüreğinden vurmuştur. Lakin hemen kabullendi. Evde namaz  kılarım ne olacak ki, dedi. Sonra hastalık tehlikesi geçene kadar, geçici bir süre  sokağa çıkmasının yasaklandığını anlattık. Sadece kendisinin değil hepimizin  sokağa çıkmasının sakıncalı olduğunu söyledik. "Öyle mi, hayret, nasıl dehşetli bir virüsmüş bu böyle, dedi. Ve  dışarıya çıkmaya hiç niyet etmedi. 

Biliyor musunuz, babamın böyle metanetli duruşunu görünce, önce uzun yaşamanın sırrı olaylara kolay adapte olmakta diye düşündüm. Başa geleni kabullenme,  elinden gelen neyse, icabını yerine getirebilme,  karaları bağlayacağına tünelin ucundaki ışığı görebilme....  Modern dünyada  ne diyoruz? Adaptasyon gücü... Esneklik... Çözüme odaklılık...  

Hay canına sayın seyirciler! Kadim bilgide bunun karşılığı ne?  Babamın gücünü anladım.  Tevekkül... Ne muazzam hakikat... Tevekkül etmek elbette.  

NOT- Fotoğraf, Amelie filminden

Korona Günlüğüm -1- Ofis


İki  haftadır evlerimizden çalışıyoruz. Ofis düzenini hiç bozmadan, her birimiz için  evlerimizde çalışma ortamı kurduk. "Yakalım gemileri, ofisteki düzeninizi olduğu gibi evlerinize taşıyalım, bundan sonra hep evlerden çalışalım:)" dedim. Lakin bizim ofisin çalışkan kızları "Evlerimiz, ofise yürüme mesafesinde, toplu taşımaya binmiyoruz, ofise gidip geliriz," dediler. Bunun doğru olmayacağına karar verdik. Ofise gelen olabilir. Ya da yolda birilerine temas etmek durumunda kalabilirdik. Ve de sokağa çıkmamaya azami gayret göstermeliydik. Lamı cimi yok, evlere geçtik. İnsan her şeye alışıyor biliyorsunuz. Bizler de evden çalışmaya alıştık diyebilirim. Günün belirlediğimiz saatlerinde görüntülü  toplantı yapıyoruz. Yoğunuz.  Bugünlerin bir an önce geçmesini, sağlıkla eski yaşantımıza kavuşmayı sabırla  bekliyoruz.


NOT- Fotoğraf, The Devil Wears Prada filminden