Bu sabah eksperle yaptığım telefon konuşmasında kendimi
kaybettiğimi çok sonra fark ettim. Eksper, kurumsal bir müşterimin
büyük bir hasarını, yaptığım tüm uyarılara rağmen iyi yönetememişti.
Eksperin sorunlu yaklaşımı halen devam etmekteydi. Öfkeliydim. Telefon
görüşmemiz ilerledikçe öfke katsayım yükseldikçe yükseldi. Zerafeti elden
bırakmamaya gayret ederek dakikalarca dil döktüm. Sonunda nasıl gerildiysem, telefonu
kapadığımda çenemin titrediğini hissettim. İki yanağımı iki avucumun içine
aldım. Dirseklerimi masaya dayadım. Ağlamaya başladım.
Öğlen yemeğini babamla yedim. Zihnim yorgundu. Babam tatlı tatlı bir şeyler anlatıyordu. Aklımsıra tüm dikkatimle dinliyordum.
Sıra kahveye gelince, babama kahveyi nasıl içmek istediğini sordum. Babam yüreğime
ılık ılık baktı. Bu kez orta ya da sade demedi. "Seninle
içmek isterim." deyiverdi. Gülümsedi. "Bedenin burada, aklın kimbilir nerelerde?" diye sözüne devam etti. O anda kendime geldim. Neydi bu halim? Yıllardır sigortacılık yapıyordum. Onlarca sorunla boğuşmuştum. Sorunlar halledilmek içindi. Oysa şu an ne kadar kıymetliydi. Babamla birlikteydim. Aklımı meşgul eden konu buhar olup uçuverdi. Kahvemiz geldi. Babam benimle kahvesini hüplete hüplete içti. Ben ise hayatın gelmişine geçmişine boş verdim. İki yanağımı iki avucumun içine aldım. Dirseklerimi masaya dayadım. Tüm kalbimle babamı dinlemeye başladım.
