iskandinav ülkeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iskandinav ülkeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2018 Pazartesi

İzlandalılaştırdıklarımızdan Mısınız?

İzlanda'da, Reykjavik'in küçük bir kasabasında, bembeyaz dağlarla çevrili bir coğrafyada, soğuk, kar, ayaz, tipi ve hatta  bir ara çığ görüntüleri arasında  sukûnet içinde  yaşayan insanlar... Ve... İnsan her yerde insan...  Ve Cinayet... Ve suç... Ve polisiye... Ve merak... Ve gerilim... Ve gizem... 


İzlanda'da  isimler çok enteresan valla... Hinrika.. Asgeir... Hijörtur... Eirikur...  Siguraur... Hrafn...   Hiperaktif bünyeme bazan ağır gelmiş olsa da,  10 bölümlük bu diziyi  merak dolu sabrımla  sonuna kadar seyrettim. 


Ve Andri sen sahi misin abi? 

Durun bakayım nasıldı? İzlanda'nın, Reykjavik şehrinin,  Seyaisfjöreur adlı küçük kasabası... Ne zor yazıp, söylemek.... Acaba İzlandalılar için de, mesela Seferhisar demek zor mudur?

13 Ocak 2018 Cumartesi

Acaba Ben De Mi İskandinavyalılaştırdıklarındanım?


Hikayesi Norveç coğrafyasının olağanüstü güzel karlı manzaraları eşliğinde ilerleyen Fortıtude adlı diziyi seyrediyorum. Şiir gibi görüntüler... Polisiye... Psikolojik gerilim... Her bölümü ilgiyle takip ediyorum. Bu bölüm de bitti. Az sonra bir diğerini seyredeceğim.    Mısır patlatmak için mutfağa gittim. Yürürken, son zamanlarda seyrettiğim dizilerin genelde İskandinav ülkelerinde geçtiğini düşündüm. Elbette benim seçimim. Hepsi polisiye, gerilim. Niye Kuzey Avrupa ülkelerinde polisiye bu kadar ilerde  acaba?

Derler ki İskandinav ülkelerinde dünyanın en mutlu halkları yaşar. Kaliteli eğitim ve sağlık, iş imkanları, refah düzeyleri,  işsizlik yardımları, özgürlük, adalet, demokrasi anlayışları, temiz hava, güvenli gıda, sakin huzurlu hayat falan...  Hay canına sayın seyirciler... Yani dediklerine göre bu İskandinavyalılar'da  her şey var...  Sadece... Dert yok... Tasa yok..  Heyacan yok...  Hiç  sorun yok.  Anladım... Ne hayal etsinler yani?  Hayatlarına biraz hareket gerek, öyle değil mi?  

Bir elimde patlamış mısır, bir elimde gazoz... Umrumda mı dünya? Oturacağım. Dizinin devamına akacağım. Aaa! Acaba ben de mi  İskandinavyalılaştırdıklarındanım:)



21 Ocak 2012 Cumartesi

İskandinavyalılaştırdıklarımızdan Mısınız?

 

Son zamanlarda seyrettiğim filmler sayesinde bir kez daha anlamış bulunmaktayım ki ülkeler,  isterse Dünya Barış Endeksi'ne göre en  barışçıl ülkeler  seçilsinler, ister mutluluk, refah ve konfor ölçümleri  tavan yapsın, isterse dünyanın en saygın  koca koca  üniversiteleri bu ülkelerdeki hayatın huzur içinde olduğunu, en demokratik sistemlerin bu ülkelerde  olduğunu ispatlayacak tezler ortaya atsınlar, makaleler, kitaplar yazılsın... İstediği kadar bu ülkelerdeki  insanlarının birbirlerine saygılı ve nazik davrandığı anlatılsın... Meğer  biz kadınlar için değişen hiç bir şey yokmuş... Meğer pek çok  erkeğin kafalarının içindeki  kadınlara uygulanan o kadim şiddet hisleri, ülkelerin mutluluk, huzur, konfor, barışçıl ortam,  en demokratik sistem modelleri içinde bile  değişmiyormuş...  Bilakis sanki bileyleniyormuş bile diyebilirim. Ne fena! Of, şimdi bunları yazdıkça yüreğim sıkıştı vallahi. Nedir bu? Nedir bazı erkeklerin asırlardır kadınlara karşı bu dipten giden çekememezliği? İlk şokumu geçen yıl Ejder Dövmeli Kız adlı filmi seyrederken yaşamıştım.  Söylesene, İskandinav ülkeleri hayatlarından en memnun, en huzurlu, devletleriyle en barışık ülkeler değil miydi?  Ne bileyim, hatırlasana... Kaliteli eğitim, sağlık sigortaları, iş imkanları ya da işsizlik yardımları filan... Breh breh! Evet, öyle...  Ejder Dövmeli Kız bir İsveç, Danimarka ortak yapımıydı. Film İsveç'te geçiyordu. Bu filmde seyrettiğim kadınlara  yapılanlar şiddet ve eziyetin dehşeti karşısında donakaldığımı bugün gibi hatırlıyorum.


Bir kadın olarak bu film o kadar canımı acıtmış o kadar üzmüştü ki beni, kendime gelip erkeklere inancımı tekrar diriltmek için Filmekimi'nde seyrettiğim bir Kazakistan filmi olan Tulpan'ı aklıma getirmiştim. Tulpan, harbiden elektriksiz, susuz, telefonsuz, her türlü imkandan uzak, çadırda yaşanılan Kazakistan'ın steplerinde geçiyordu. Ve o konforsuz, sistemsiz çöl ortamında erkeklerin kadınlara gösterdiği hürmet insanı hayrete düşürüyordu. Bu ne demek oluyordu şimdi? Kafam karışmıştı.  Eğitimin, görgünün, refahın, her türlü niğmetin, hakkın, özgürlüğün olduğu ülkelerde kadına saygının zirve yapması gerekmiyor muydu?

 

Son Filmekimi'nde seyrettiğim Melancholia adlı film, büyülemişti beni. Bir Danimarka filmiydi. Yönetmeni Lars Von Trier'di. İsminden kim olduğunu bilemedim. Filmden çıkarken "Helal olsun, ne hoş bir film çevirmiş" dedim. Dedim demesine ama yüreğimde... nasıl anlatacağımı bilemediğim... filmden kalan... böyle... incecik...  kadınlarla ilgili... nebileyim... çok hafif ama... hangi kelimeyle izah edeceğimi çıkaramadığım... minik bi fena koku... azıcık... buna benzer bir his bırakmıştı. Önemsemedim. Öyle feminist düşünceleri olan, erkek düşmanı biri asla değilim. Bilakis insanları kadın erkek diye ayırmam. İnsanlıkları ölçüsünde  severim. Sanıyorum memleketimde son zamanlarda kadınların yaşadığı şiddet vaziyetleri, bu konudaki duyargalarımı açtı. Daha önce üstünde durmadığım ya da fark etmediğim durumlara karşı beni hassaslaştırdı.


Bugün  Lars Von Trier'in Antichrist adlı filmini seyrettim. Filmden sonra "Bu yönetmen kimdir?" diye iyice merak ettim. Filmdeki  pornografik görüntüleri ve şiddet içeren sahneleri bir kenara bırakıp söylemeliyim ki,  gene bir  İskandinav filminde  bir Danimarka'lı yönetmen, yüzyıllardır bazı  erkeklerin bilinçaltında kadına duyduğu öfkenin boyutlarını ortaya koyan bir film yapmış. Böyle gerilim, dehşet, şiddet içeren filmlerin huzur simgesi İskandinav memleketlerinden çıkması enteresan geliyor bana...  Tabii  hayatlarını son derece konforlu, huzurlu, sakin, sorunsuz yaşayan, dünyanın niğmetlerinden en fazla faydalanan, doğuştan temel hak ve özgürlüklere sahip olan insanların yaşadığını düşündüğüm bu memleketlerde kadınla ilgili fena vaziyetlerin değişmemesi düşündürücü. Sonra yönetmenin hayatını okudum. Film gibiydi ne yalan söyleyeyim. Üzüldüm. Du bi... İyisi mi ben gene bir Kazak filmi seyredeyim. Allahın steplerindeki çadırlarda bile olsa, dünyanın bir yerlerinde kadınlara verilen hakları ve  kadınlara gösterilen hürmeti gözümün önüne getireyim ki kederimi dindirebileyim.