nabokov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nabokov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mart 2018 Perşembe

İnsanın Bitmeyen Serüveni Dil'e, Giriş Yaptım.


"Çoğumuz bugün konuştuğumuz dilin, sözcüklerin hangi serüvenlerden geçtiklerini hiç düşünmeyiz. Sözcükler ve dil, farkında olmadan edindiğimiz öteki alışkanlıklar gibi bize verilmiş hazır reçetelerdir. " s.13



"İngilizce'de "C" harfinin önüne "H" geldiğinde "Ç" okunur.  "C" bazen  "S", "Ş" bazen de "K" okunur. "C" okunması için "G" yazılması gerekir. Ama "G" bazen  "G" okunur.  "J" ve "C" okunur. "J" de "C" okunur.  Okuma ile yazma arasındaki   kuralsız farklılaşmanın nedeni nasıl açıklanabilir?
Bir görüşe göre, İngiltere'de toplumsal ayrışmanın ve sınıflar oluşmasının sonucu, soylular yazı ve konuşma dilinde, kendi aralarında kullanmak amacıyla yalnız kendilerinin bildikleri "özel okuma şifresi" olsun istediler. Yazma ile konuşma dili arasındaki fark burdan doğdu: seçkinlerin, avamla kendi sınıfları arasına dille sınır çekmeyi istemelerinden. " s.29

"Biz "M" sesinin koyunların, keçilerin melemesinden, ineğin seslenmesinden geldiğini bilmediğimiz gibi, yazıdaki "S" iminin de deniz kabuğunun üstündeki spiralden çıktığını bilmeyiz. Başka seslerin ve imlerin de nereden geldiğini unuttuk." s. 18

"Ortaya çıkan ne çok dil var? Onlar birbirlerine çevrildiler ve daha da çevrilecekler. Hukuk dili, ekonomi dili, sibernetiğin dili, haberleşmenin dili, askerliğin dili, medyatik dil, mekaniğin dili, tıp dili, şiir dili, felsefe dili, bilgisayar dili, elektroniğin dili, balenin dili, sinema dili, resmin dili, trafik dili... ve onların birbirine çevrilişi... müzik dilinin matematik diline, fütürolojinin resim diline, resmin bilgisayar diline, şiirin sinema diline, hukuk dilinin ticaret diline... daha pek çok dilin, pek çok dile çevrilişi..."s.18

"İnsan olmanın ölçütü sayılan çeviri dili ile kurgusal dünyalarımızı büyüttükçe kendi iç doğamıza ve doğaya yabancılaşmışız. (Yeryüzünün en büyük, en işin içinden çıkılmaz çelişkisi bundan başka ne olabilir?)En basit sorunumuzu, yarattığımız yeni kaosta yitirdiğimiz için tanıyamıyor ve çözemiyoruz.  En basit sorunlar için psikoloğa, psikiyatriste gitmek zorundayız. Ama buna karşılık pek çok bilgi kazandık.  Bugüne değin hiçbir türdeşimiz bizim ulaştığımız bilgi birikimine ve bizim ve bizim bilgiçliğimize yaşlaşamadı. Ne var ki biz de onların bildiği, fark ettiği çok ama çok basit "şey"leri göremiyoruz,  işte ses ve anlam ilişkisi de o göremediğimiz, çok ama çok  basit "şey"lerden biri. Acaba bilgelikten yoksun bir bilgi birikimini sorgulamak yanlış mı olur? Acaba bilgeliği yitirmemizin beyin kirliliğiyle ilişkisi var mı? Bilgeliği tekrar yakalama şansımız olabilir mi? s.19
                              


"Nabokov romanına neden "Lolita" adını verdiğini açıklarken, L sesinin saydam ve arı olduğunu, romanın kahramanı genç kızdaki güzelliğin bu sesle anlatılabileceğini, güzellikteki kusursuzluğu gösterdiğini belirtir ve ekler: Bu ilişkiyi çok az kişi fark eder. (Nabokov'la yapılan bu söyleşi Metis Çeviri, 1988 Bahar, sayı3,s95) " s.19


"F" yi incelerken çok tuhaf bir durum çıktı ortaya. Tahsin Saraç'ın hazırladığı Fransızca sözlükte her harfin yanına "eril" olduğu belirtilmişİ yanlızca "F" için "dişil" denmiş. Demek ki eril ve dişil işaretler var. Buna diyecek yok, ama neden hepsi eril de yalnızca "F" dişil? Acaba dilbilimciler bunu nasıl açıklar? s.29

"Cemil Meriç Bir Dünyanın Eşiğinde adlı kitabında Hintli bir bilgenin "Dil Berekettir" dediğini belirtir. Bu söz burada bir kez daha yinelenmeye değer." s.17


"Türkçe sözcüklerdeki dil sesini alalım ele. "Ç" çıkıntı yapan, göze batan "uç"ları gösterir. Çengel, çalı, çapak, çörten, çıban gibi... Küçümsenen nesneleri de gösterir: çoluk çocuk, çaput, çomak, çalı çırpı, çopur, çöp, küçük, çirkin... "s.29


NOT: Yukarıdaki cümleleri, Yıldız Cıbıroğlu'nun Kadının Yazısız Tarihi "M" ve "N" Sesi adlı kitabının ilk bölümünden alıntıladım. Kitabı okudukça yazmaya devam etmek niyetindeyim. Yazarını keşfettiğim için  sevinç hissediyorum. 


10 Eylül 2011 Cumartesi

Hayatımın En Mutlu Anı Olacak. Ve Ben Gene Bilmeyeceğim.


Masumiyet Müzesi sadece bir roman değil, aynı zamanda Orhan Pamuk'un kurmaya çalıştığı bir müzenin de adı.  Bu müzede Orhan Pamuk'un aşık kahramanı Kemal'in sevgilisi Füsun'un dokunduğu eşyalar sergilenecek. Yazar, romanda yazdığına göre, son onbeş yılda tam 1.743 müze gezmiş. (s566)  Romanda Kemal, gezdiği müzelerin bazılarını o kadar güzel anlatıyordu ki, her birini okurken gözlerimi kapıyor, Kemal yerine ben o müzeleri geziyorum diye farzediyordum. Mesela...



Önce St. Petersburg'daki Dostoyevski Müzesi'ni geziyorum. Müzedeki tek hakiki parçanın, fanus içerisinde saklanan ve kenardaki notta "Gerçek Dostoyevski'nindir." diye yazan bir şapka olduğunu öğrendiğim için, şapkayı görür görmez gülümsüyorum.




Gene St. Petersburg'da, bu kez  Nabokov Müzesi'ni geziyorum. Ünlü roman Lolita'nın yazarı Nabokov için müze yapılan bu binanın, Stalin yıllarında yerel sansür kurulunun yazıhanesi olarak kullanıldığını öğrendiğimden, müzeyi gezerken  sesli gülmemek için kendimi zor tutuyorum.




Bu kez Fransa'dayım. Illiers-Combray'daki Marcel Proust Müzesi'ni geziyorum. Yazarın romanında kahramanlarına örnek aldığı kişiler diye sergilenen portreleri görmem bana roman hakkında değil, yazarın yaşadığı dünya hakkında fikir veriyor. Seviniyorum.




Hollanda'nın küçük Rijnsburg kentindeki Spinoza'nın Evi'ni geziyorum. Yazarın ölümünden sonra tutulan tutanakta, adı geçen bütün kitapların bir araya getirilip eksiksiz olarak ve 17. yüzyılda yapıldığı gibi büyüklükleri esas alınarak sergilenmesini çok yerinde buluyorum.






Kalküta'dayım. Tagore Müzesi'nde, yazarın yaptığı suluboya resimlere bakıyorum. Bizim erken dönem Atatürk müzelerinin toz ve nem kokusunu hatırlatıyor bana... Labirent benzeri odalarda yürürken, Kalküta'nın bitip tükenmez uğultusunu dinliyorum. Bütün bir gün kendimi çok mutlu hissediyorum.




Baltimore'da Edgar Allan Poe'nun teyzesi ve daha sonra evleneceği on yaşındaki kuzeni Virginia ile paylaştığı ev burası... Küçücük ve kederli bu  ev bana çok tanıdık geliyor. Çünkü Baltimore'da bugün artık ücra ve yoksul bir mahallenin orta yerine düşen bu Poe Evi Müzesi, küçüklüğü, kederli hali, odaları ve biçimiyle gördüğüm bütün müzeler içerisinde, Masumiyet Müzesi'de okuduğum Keskinler'in evini bana hatırlatıyor. 





Bir roman okumuştum. Romanın adı Masumiyet Müzesi...  Roman oturduğum yerden bana dünya müzelerini gezdirdi. Bekliyorum. Çukurcuma 24 numaralı ev Masumiyet Müzesi olacak. Ve ben Füsun'un dokunduğunu farzettiğim eşyaları görmek için o müzeye gideceğim. Biliyorum. Sorun var. Müze  henüz açılmadı. Sabırlıyım. Aşkından müze açacak olan adamın müzesinin açılmasını  tüm masum duygularımla bekleyeceğim. Uzaktan bir vapur sireni işiteceğim belki. Kemal'in aşk acısını, Füsun'un kitabın gizeminde kalan duygularını belki o an hissedebileceğim. Romanın şiirselliğine uygun o büyülü  atmosferde müzeyi tek başıma gezeceğim. Belki o anda  hayatımın en mutlu anlarından birini yaşayacağım. Ve hayatımın diğer mutlu anlarını anında farkedemediğim gibi gene  bilmeyeceğim.