rusenski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rusenski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2019 Pazar

Ve Kuzey Kalesi Ve Podcast Ve Kirpinin Zerafeti Ve Tolstoy Ve Beyefendilik Ve Tin Teması Ve Yaşamaya Değer


Kuzey Kalesi'nin  podcast hazırladığını duyunca aman ne sevindim anlatamam. Benim gibi yollarda ömür süren birinin podcastlere mesafeli durması mümkün değil. 

Hele... Yazdıklarına güvendiğim  Rusenski'nin  podcasti ise... 

Üstelik anlattığı izlemeyi çok sevdiğim Yaşamaya Değer adlı filmin incelemesi ise...  Dayanamam.... Hemen dinlemeye girişirim... İşte buyrun başladı bile... 

Aaa!... Filmden Fransızca alıntıyla başlıyor...  Du bi...  Akabinde.... Türkçe anlatmaya devam ediyor.   

Hay canına sayın dinleyiciler... Harika bir podcast keşfettim:)  Heyyy!





20 Ocak 2019 Pazar

Kuzey Kalesi'nden Çizgiroman Diyarına Efkarlı Yolculuk


Kuzey Kalesi'ndeki, o konu başlığına ilk denk geldiğimde, tekrar tekrar okuduğumu hatırlıyorum. Küçük Kırgınlıkların Büyük Hüznü.... Küçük Kırgınlıkların Büyük Hüznü... Acayip etkilemiştim. Kelimelerin büyülü olduğuna  bir kez daha aklım yatmıştı. Adeta illüzyondaymışım gibi tıpış tıpış cümlelerin peşi sıra gitmiştim. Okudukça anlamıştım ki, Küçük Kırgınlıkların Büyük Hüznü, Chistophe Chaboute'nin bir çizgi roman albümünün ismiydi. Daha doğrusu Kuzey Kalesi'nin komutanı Rusenski'nin Fransızca'dan yaptığı çeviriydi.

Akabinde, Rusenski'nin  kitap hakkında yazdıklarını okuyunca, bu albümü almam şart olmuştu. Diyordu ki,  "Chaboute'nin bu albümünde hayatın içinde ufak tefek gözüken,  ya da önemsizmiş gibi geçiştirme eğiliminde olduğumuz ama kalbimizi kıran, gönlümüzü yoran, biriktikçe ruhumuzu yaralayan, yani üzerimizde sandığımızdan çok derin etkisi olan, küçük kırgınlıklarla bezenmiş fragmanlarla karşılaşıyoruz. ÇR'a uyarlanmış bir kısa film derlemesine de benzetiyorum bu albümü." Feci merak etmiştim. İyi ama çizgiroman Fransızca'ydı. Ne gam! Oldum bittim çizgilerin menzilinde dolanmayı severim. 

"Eskiden Anadolu'da depresyona "gönül yorgunluğu" derlermiş. Ne güzel bir tanım. Albümde 11 tane kısa hikaye var. Çok farklı konularda ve ortamlarda yaşadığımız burukluklara şahitlik ediyoruz. Gönül yorgunluğuna götüren ön yargılar, düşüncesizlikler, kabalıklar, sorgulamalar ve gücenikliklerimiz, bir bir karelere taşınmış. Modern yaşamın insanı makineleşmeye zorlayan, hızına ayak uydurmaya çalışırken yavaş yavaş ikinci plana atılan insani inceliklerin altı çizilmiş. Metni az ama, kolay okunan fakat uçup gitmeyen bir çalışma. Okudukça kendi yaşamınızdan eş anlamlı sahneler birikiyor zihninizde. Katilimiz olmuş kanıksanmışlıklar sanık oluveriyor sayfalarda. Ardında iz bırakan ama hiç yormayan bir akış."

Rusenski, yukarıdaki yorumlarından sonra ÇR içindeki tüm hikayeleri Kuzey Kalesi'nde özetlemişti. Daha ne olsundu ki... Anlayabilirdim. O vakitler memlekette bulamadığım bu albümü, dayanamamış yurt dışından sipariş etmiştim.  Rusenski haklıydı. İç sızlatan, yüreği uf eden  hikayelerin çizimleri müthiş etkileyiciydi. Zaman içinde Chaboute'nin diğer albümlerini birer birer edindim.  

Şimdi niye yazdım bütün bunları biliyor musunuz? Az önce kitaplarımı düzenliyordum. Chaboute'nin güzelim albümlerini kitaplığımda dizim dizim görünce, aklıma Kuzey Kalesi ve Rusenski geldi. İçimi derin bir efkâr kapladı. Hayat kısa, kitaplar sonsuz... Eğer Küçük Kırgınlıkların Büyük Hüznü başlıklı yazıya denk gelmeseydim, Chaboute'yi belki de hiç bilmeyecektim.  Feleğe denk getirdiği için teşekkür ederim. 
TIKLAYINIZ



17 Temmuz 2017 Pazartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?

Önce Moğolistan'da dolaştım. İlla bedenen gitmem şart değil ki...  Gene bir belgeselin içinden geçiverdim. 14. yüzyılda Cengiz Han'dan sonra Çin'e dahil olan Moğolistan, 1921'de SSCB'nin bir parçası olmuş, 1992'de demokrasiye geçiş yapmış.

Moğolistan'da tıpkı Alman  Neo Naziler gibi dazlak, vücutlarına gamalı haç dövmesi yaptıran, Nazi giysileri ve aksesuarlarıyla dolaşan, duvarlara "Çinlileri vurun" gibi yazılar yazan, Hitler hayranı, Çinlilerle ya da yabancılarla arkadaşlık yapan kızların saçlarını kazıyan,  aşırı milliyetçi Moğol gruplardı belgeselin konusu. Devletin acizliği ve Çinlilerin Moğolistan'daki adaletsiz uygulamalarının neticelerinden biri olduğunu düşünülen bu Moğol neo nazilerinin vaziyetini seyretmek  şaşırtıcıydı. 

 
 
 




İkinci uğrak yerim ise, her 17 saniyede bir tecavüz  yaşanan, her 4 erkekten birinin tecavüze karıştığı, ilkokuldaki çocukların %85'inin bir şekilde tecavüz, taciz yaşadığı veya şahit olduğu, içiçe evlerde yaşadıkları halde tecavüzü duyup korkudan kimsenin yardım edemediği, erkeklerin yaptıklarını kendilerine hak olarak gördükleri, dava etseler yıllarca sürüp sonuçlanmayan Güney Afrika'nın  sokaklarında dolaştım. Etkilenmemem mümkün değildi. 


 

 

13 Temmuz 2017 Perşembe

Merak Duygumun Kökenleri


İnanınız, Profesör Alice Roberts'in üç bölümlük  İnsanın Kökenleri adlı belgeselini seyretmemin sebebi, kendisine "dünyanın en güzel bilim insanı", "su içse sıkılmadan seyredeceğim bir sevimli güzellik", "thirty three thousand years egööy..." diyen dilini yediğim, bembeyaz tenine yandığım, güzel mi güzel İngiliz biyolojik antropoloji uzmanı", "bildiğin kemik kelimesini yani bones kelimesini "boönz" şeklinde telaffuz edip beni benden alan şirinlik muskası, belgeselde insan fosili çıksın da, bu abla boönzz desin diye beklediğim zamanlar az değildir" tadındaki lakırdılardır. 

Yoksa ne işim var benim  İnsanın Kökenleri- Kemikler, İnsanın Kökenleri-Sindirim, İnsanın Kökenleri-Beyinler konulu belgeselle:)


-gizli not- 
Üç bölümü arka arkaya seyretmeme sebep ne peki?
Abartma sanatını iyi icra ettiğim için olabilir  diyeceğim demesine de...
Yooo...
Üçünü de tüm merakımla seyrettim yeminle:)