selçuk erdem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
selçuk erdem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2019 Çarşamba

Online Gezinti:)


Ne diyeceğim...
Udemy üzerinden online Ot Yaratıcı Yazarlık Dersleri'ne başladım. Yazar olmak hevesiyle değil elbette.... Hakan Bıçakçı, Murat Menteş, Selçuk Erdem, Ali Lidar, Haydar Ergülen. adlarını görünce hemen atladım. Oldum bittim hayranlıkla okuduğum yazarlar. Tekmilini bir arada bulmak  dalgasız denizde sırtüstü yatmak gibi:)

Tüm paket ücreti 100.-TL idi sanıyorum.  İyi ki girişmişim. Konuları nasıl hap gibi toparlamışlar anlatamam. Hatta o haplar şifa veriyor bünyeye. Öyle şahane. Bayıldım. 

Şu anda ofisteyim. İşim başımdan aşkın... Lakin...  Bir mola vereyim ve sizlere duyurayım istedim.  Hayat paylaştıkça güzel:) 

Hararetle tavsiye derim.   Hiç  değilse bi inceleyin isterim.   LİNK


17 Eylül 2012 Pazartesi

Kahve Molası - Örtmenim Canım Benim...


Üniversiteyi bitirdiğimde, bir süre ücretli öğretmenlik yapmıştım. Ve... Öğretmenliğe bayılmıştım. Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi mezunu olduğum için, akademik olarak öğretmenlik yeterliliğim yoktu elbette...  Dert değildi. O kadar sevmiştim ki öğretmenliği, hiç üşenmemiş, üniversitenin Eğitim Fakültesi'nin eğitim formasyonu derslerine devam etmiş, kapı gibi öğretmenlik sertifikası almayı becermiştim. Sonrasını anlatmayayım. Bakanlıkla yazışmalar, yazışmalar... Bir türlü atanamamıştım. Artık para kazanmam gerektiği için, daha fazla bekleyecek vaktim yoktu. Yüreğimin bir köşesinde öğretmen olma hayalim, başka işler peşine düşmeye başlamıştım. Aslında fena halde kendi işimi kurma arzusu duyuyordum. Liseden bir  arkadaşım, Sigortacılık Yüksek Okulunu'nu bitirmişti. İstanbul'da sigorta acentsiydi. Pek sermaye istemeyen bir iş olunca, arkadaşımın verdiği cesaretle, kendi ofisimi kurmuş, acentelik almış, sigortacılığa başlamıştım. Şimdi işimi çok seviyorum.  Hatta abartmıyorum, sigortacılığa bayılıyorum. Aklım öğretmenlikte kalmadı diyebilirim. Acaba öğretmen olsaydım, hayatım nasıl etkilenirdi, şimdi nerede ve nasıl olurdum bilmiyorum. Hayat zaten böyle değil mi? İstediğin kadar planla, kendi mecrasında akar,  o akıntı içinde  istediği yöne sürükler seni. Neyse...

İşte o öğretmenlik yaptığım dönem içinde, biriktirdiğim epeyce anım oldu. Halen haberleştiğimiz öğrencilerim de var elbette. İyi ki yaşamışım o günleri... Şahane!.. Şimdi... Neden anlatıyorum bunları biliyor musun? Bak, şu yukarıdaki karikatürü çok seviyorum. Bana üniversiteden mezun olduğum ilk yıllardaki öğretmenlik günlerimde yaşadığım bir olayı hatırlatıyor. Öğretmenine aşık olduğunu sanan bir öğrenciydi. O kadar masum ve sevimliydi ki, hemencik kendini açık edivermişti. Üstelik ilkokul değil, lise öğrencisiydi...  Aşk hesapsız kitapsız değil midir?  Bir anda küüt diye insanın başına geliverir. O hissi kim kime hissettirir, bilemez ki insan. Aniden tutuluverirsiniz. Ne diyor Murathan Mungan  "Aşkın bir yolu vardır....  Her yaşta başka türlü geçilen..." Aynısı diğer canlılarda var mı bilmem ama insan evladına Yaradan'ın en büyük kıyaklarından biri değil midir bu his? "Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler..." Yani gözlerimiz... "Aşkın kuzey yıldızıdır bu....... Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler..." Bir süre sonra geçer. Hissedilen o yoğun duygu, demeliyiz ki yani aşk, biter. O zaman şairin dediği gibi "Zamanla anlarsın bu bir yanılsama... Ölü şairlerin imgelerinden kalma... Sen de değilsin. O da değil... Kuzey yıldızı daha uzakta... Yeniden yollara düşer....." Ya da yeniden yollara düşeriz öyle değil mi?  Bunun geçici bir sevda olduğunu ama mühim olan aşkı hissetmenin ve verdiği tüm hislere sahiplenmenin güzel olduğunu öğretmeliydim. Çok detaylara girmek istemiyorum. Çünkü iyi bir arkadaşız şimdi.  Hakiki kuzey yıldızını buldu. Şahane bir kıza aşık oldu. Karşılıklıydı hisleri... Evlendi. Çok mutlu. Ne vakit bir araya gelsek, eşinin yanında anlatır öğretmenine aşık  romeo öğrenci vaziyetlerini... Güleriz hep birlikte...  "Sevgili örtmenim... Ben size aşık oldum. Aşkısinizdan gösüm ne hayat bilgisi görüyor nede çarpım tablosu." diyen bir öğrenciye, kızmadan ve kırmadan, sevginin ne hoş bir his olduğunu öğretebilmek de öğretmenliğin bir gereği değil mi? Hey, işe dönmeliyim. Bak görüyor musun, gene kahve molam bitti.


31 Ocak 2011 Pazartesi

Sevgili Günlük, İyi ki Yazı Bulunmuş, Böyle Yazacağıma Kendi Kendime Konuşurdum Şimdi...


Günaydın.. Şu anda İzmit'te Kahve Dünyası'ndayım. Hımm... Mis gibi kahve kokusu arasında nasıl başım dönüyor anlatamam. Julio Iglesias söylüyor... Hani Ajda Pekkan'ın Türkçe sözlerle meşhur ettiği "yeniden başlasın" adlı parçası vardır ya... Şimdi baktım sanal ansiklopediden.. "ne t'en vas pas, je t'aime.. Ne hoş bir müzik... Yeniden başlasınnn... Burada kalmasınn.. Ölüme kadardı hani yeminimiz... Şükür hayattasın... diye söyler Ajda Pekkan hani... Fransızca anlamasam da müzik evrensel dil değil mi? Ruhum anlıyor bu dili.. Fena mı? Sabah oğlımu İzmit'e getirdim. Okullar tatile girdi ama maalesef dershane devam ediyor. Az sonra babamı alacağım evinden ve doktora kontrole gideceğiz. Akabinde ve detayında  ofise doğru akarak güne başlayacağım.Yeni bir gün... Yeni bir hafta... Çalışacağım... Çalışacağım... Ve bol bol Hayal Kahvem'e yazı yazacağım tabii...  Selçuk Erdem'in şu yukarıdaki karikatürünü  okadar çok severim ki. Kendimi  arada o karikatürdeki tipin yerine koyarım. Of, ne sıkıntılı bir vaziyet derim kendi kendime. Düşünsene... Yazının henüz icat edilmediği bir dönemde yaşıyor olmak ne feci bir durumdu kim bilir? Hem insanlar bir milyon yıldan beri doğup ölmekte, ama yalnızca altıbin yıldır yazmaktalarmış biliyor musun? Kitap okumadan nasıl yaşanır? Ve yazmaya alışınca, yazmadan nasıl durulur? Eğer şu anda Hayal Kahvem'e bunları yazıyor olmasaydım, kendi kendime konuşuyor olacaktım belki... Aslında hafta sonu söz vermiştim kendime biliyor musun? Yazmayacaktım. Sait Faik'in dediği gibi "Yazı yazmak ta bir hırstan başka ne idi. Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim, hırs, hiddet neme gerekti?" Yapamadım. Baktım henüz vaktim var. Kahve Dünyası'nın önünde arabamı park ettim. Oturdum. Bilgisayarımı çıkardım. Sait Faik der ya "Kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm, öptüm..." Yok ben bilgisayarın klavyesini öpmedim. O kadar ileri gitmedim. İşte bunları sana yazdım. Sait Faik der ya... "Yazmazsam Deli Olacaktım."