yasak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yasak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2015 Pazar

"Ve rüzgâr yön değiştirecek - Hüznü üfleyip götürecek." - Ülkesiz Şarkılar


Dün akşam  34. İstanbul Film Festivali'nde seyrettiğim son film, Ülkesiz Şarkılar adlı belgeseldi. İran'da 1979'daki devrimden sonra, kadınların erkekler karşısında şarkı söylemesi yasaklanmış. Filmin yönetmeni Ayat Najafi'nin kardeşi Sara, müzik eğitimi almış, besteleri olan,  memleketinde  kadınlara uygulanan sansür ve yasaklardan muzdarip, akıllı, cesur bir kadın. Yurtdışından davet edeceği kadın şarkıcılarla birlikte, kadın erkek bir arada resmi bir konser vermeyi planlıyor. İki kardeş şahane bir iş çıkarmışlar. Hem yılmadan önlerine çıkarılan tüm engelleri aşıp istedikleri gibi bir konser yapmayı becermişler. Hem de memleketlerindeki kadınların vaziyetlerini, tüm gerçeğiyle belgelemişler. Müthişti.

Film, konser hazırlıklarını içerdiği için, biz seyirciler film boyunca  pek çok şarkı dinlemek şansına sahip olduk. Belgeselin adını haybeye Ülkesiz Şarkılar koymamışlar. Sanatçıların cesaretle birbirlerine verdikleri destek, yaptıkları mücadele ve söyledikleri şarkılar o kadar etkileyciydi ki... Dünyanın  her neresinde tabu, sansür ve yasaklarla hakları, özgürlükleri ellerinden alınmış insanlar varsa, acılarını yürekten hissettirdi. Dünya halklarının kardeşliğine dair inancımı pekiştirdi.

Ülkesiz Şarkılar'ın İran'da gösterimi yasakmış. Dilerim en kısa zamanda kendi memleketlerinde de gösterebilsinler. Bir zamanlar acılı ama umudunu yitirmeyen bir kara derilinin söylediği şarkı sözü aklıma geldi. "Bir güneş parlayacak arka kapıda - Ve rüzgâr yön değiştirecek - Hüznü üfleyip götürecek. "  Eminim. 

  
 
 

8 Ekim 2012 Pazartesi

Mesele Esir Düşmekte Değil, Teslim Olmamakta Bütün Mesele.



Attila İlhan'ın hayatına dair yazılar okuyorum. 1925’te bürokrat bir babanın oğlu olarak Menemen’de doğan şair, ilk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ile Anadolu’nun çeşitli yerlerinde tamamlamamış. Bak şimdi, şurası çok ilginç... Attila İlhan, İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıftayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirlerinin yakalanması üzerine  tutuklanmış ve iki ay hapiste yatmış. 1941 yılında, 16 yaşındayken, kız arkadaşına yazdığı bir mektupta, Nazım Hikmet şiiri yazdığı için, Attila İlhan'ı sadece hapise atmaları yetmemiş, ayrıca eline Türkiye'nin hiç bir yerinde okula gidemeyeceğine dair bir belge vermişler. Ne vicdansızlık!.. Bu sebeple üç yıl eğitimine ara vermek zorunda kalmış düşünebiliyor musun? Ancak 1944 yılında Danıştay kararıyla okuma hakkını tekrar kazanmış. Eğitimine izin çıkınca, İstanbul Işık Lisesi'ne kaydolmuş. Sonra İstanbul Üniversitesi  Hukuk Fakültesi'ni bitirmiş. 

 
Bu kez, 16 yaşında hapis yatıp, eğitimden men edilen Attila İlhan'ın kız arkadaşına şiirlerini yazdığı yasaklı şair Nazım Hikmet, 1940'lı yıllarda acaba neredeydi diye merak ettim. Yazdığı şiirler ve kitaplar sebebiyle, çeşitli davalardan 34 yıl hapis cezasına çarptırılan, 13 yılı aralıksız toplam 16 yılını Türkiye'nin dört bir yanındaki ceza evinde geçiren Nazım Hikmet, Attila İlhan'ın hapis yatıp, eğitimden men edildiği yıllarda Bursa Cezaevi'ndeymiş.  Ve  oda arkadaşı  kimmiş biliyor musun? Niğde'de askerliğini yaparken, "Maksim Gorki ve Nazım Hikmet kitapları okumak", "yabancı rejimler lehine propaganda ve isyana muharrik" suçundan 5 yıl hapis cezasına çarptırılan Orhan Kemal'miş. Hayat ne acayip!  Bir insanın hayatında yeniden üretilmesi, parayla satın alınması, yerine konulması mümkün olmayan en kıymetli  şey, zaman değil midir? Feci hallere misaller silsilesi! Orhan Kemal  önceleri şiirler yazarmış. Hapishanede Nazım Hikmet'in yönlendirmesiyle ve eğitimiyle öykü yazmaya başlamış. Meğer memleketimin en büyük iki usta edebiyatçısının, Attila İlhan ile Orhan Kemal'in hayatında, Nazım Hikmet'in ne mühim bir yeri varmış.  Onları gereksiz mahkûm edenleri, zamanlarını zalimce çalanları şiddetle kınamamız gerektiğine inanıyorum. Attila İlhan, Orhan Kemal... Ve elbette Nazım Hikmet... Unutulmadılar.  Ve asla unutulmayacaklarını çok iyi biliyorum.

Of, şimdi yazacaklarımdan inan utanıyorum. "Bu kadar zalimliğin arkasından bu yazdığın iş mi?" diyebilirsin belki... Bak şimdi... Acaba Attila İlhan  mektubunda,  Nazım Hikmet'in hangi şiirlerini o kıza yazmıştı? Ve  Attila İlhan'ın mektubunda  Nazım Hikmet şiirlerini  yazdığı kız kimdi? O kız... Şeey...  Acaba... Attila İlhan'ın başına gelenleri öğrendi mi? Çok merak ediyorum. Ne yapayım yani? İnsan aklına üşüşen düşüncelere yasak koyamıyor ki! Hem  yukarıdaki hayatlarda öğrendik ya... Yasak çok feci bir şey öyle değil mi?



NOT: Başlık Nazım Hikmet'in bir dizesidir.