Kitapları filme çekilen aynı zamanda senaryo yazarı da olan Osman Şahin’in bir öyküsünden alıntıladığım bu cümleleri tekrar tekrar okumaya doyamam. Memleketimin doğu bölgesi şivesi ile yazılmış bir öyküdür. Aynı zamanda filme de uyarlanmıştır. Çarpar insanı bu öykü okuyunca... Resmen çarpar... Ağalık, ırgatlık düzeni içinde yaşanan trajedik bir aşk hikayesidir. Zeli henüz bir kaç aylık körpe bir gelindir. Güzeller güzelidir. Kocası Keto onu ta Hurig köyünden kapıp getirmiştir. Cercis Ağa'nın ırgatıdırlar. Öküzleri, tarlaları, oturdukları dam, hayvan bağladıkları kazık bile Ağa'nındır. Cercis Ağa'nın kardeşi Küçük Ağa tebelleş olur Zeli'ye. Yazar bu öyküsünde Küçük Ağa için kaba saba bir ağa tipi çizmez. Sessiz, romantik biridir Küçük Ağa. Ne yapar Küçük Ağa mesela Zeli'ye? Para vermek ister. Zeli almaz. Başka bir gün Zeli'nin taşıdığı su kovasının içine birkaç saç tokasıyla, bir tutam çiçek atar gider. Zeli içinin tokası ve çiçeğiyle devirir döker kovayı yere. Nefes nefese eve varınca kocası Keto anlar değişik bir durum olduğunu ve anlattırır Zeli'ye Küçük Ağa'nın yaptıklarını. Ne yapsın şimdi Keto? Bir yanda güzeller güzeli karısı Zeli, diğer yanda Küçük Ağa... Keto, bir daha kendisine Küçük Ağa bir şey verirse almasını söyler karısına. Bakalım niyeti nedir Küçük Ağa'nın? İyice anlamak gerekmektedir.
25 Ağustos 2009 Salı
Ruhumu Sürmüşem Sana. Seni İçime Manzara Yapmışam.
23 Ağustos 2009 Pazar
Kardeşle Bir Ramazan Gecesi
22 Ağustos 2009 Cumartesi
Hasan'ı Anlatınca, Havva'yı Anlatmazsam Olmazdı!
20 Ağustos 2009 Perşembe
Türkçe Özlenir mi Sence?
Bu öykü Refik Halit Karay'ın Eskici adlı öyküsü. Mutlaka bilirsin. Çünkü Edebiyat derslerinde okutulurdu. Oturdum kitapçıdaki sandalyeye... Önce bir göğsüme bastırdım kitabın Eskici yazan sayfasını. Nasıl özlemişim! Hasretle kucakladım. Sonra usul usul okumaya başladım. Okumayan varsa mutlaka orijinalinden okumalıdır. Kısaca konusu şöyle:
Bu öyküyü ilk okuduğumda çok küçüktüm. O kadar etkilemişti ki bu öykü beni, ben de iki damla göz yaşı dökmüştüm. Şimdi bugün tekrar okudum ya Refik Halit Karay'ın Eskici adlı öyküsünü, gene boğazıma bir yumru oturdu... Gene genzimde bir yanma oluştu... Gene gözlerim doldu. Öyküler insanlık hallerini anlatıyorlar ya, hayret bir şekilde okuyanı nasıl etkiliyorlar. Edebiyat büyük bir sanat. Peki anadilimiz Türkçe? Ece Temelkuran bir yazısından hatırlıyorum. Beyaz peyniri değil, şunu bunu değil en çok Türkçe'yi özlüyor giden diye yazıyordu. O nedenle muhtemelen her giden er yada geç geri dönüyor. Efkar, Türkçe bir duygu çünkü ve bu ülkede doğanlar efkarlanmadan yapamıyor!
19 Ağustos 2009 Çarşamba
Kitap Okurken Kitap Dışı Konuları Merak Etme Durumları
İşgal yıllarında Viyana’da yaşarlar. 1920 de İstanbul’a döndüklerinde Lüsyen Hanım Dük dö Soranzo’ya aşık olur ve şairimizden ayrılır. Venedik’e yerleşir dükle. Bu arada şairimizle mektuplaşmaktadırlar. Abdülhak Hamit Tarhan boşuna “sensiz de seninle de yaşanmaz!” dememiştir anlaşılan. Dükle evliliğinde hüsran yaşayan Lüsyen Hanım yedi yıl kadar sonra şairimize geri döner. Lüsyen Hanım 33, şairimiz ise 75 yaşlarındadırlar artık. Evlilikleri şairin 1937 de ölümüne kadar sürer. Lüsyen Hanım’ın Abdülhak Hamit Tarhan’a yazdığı mektuplar bir kitapta toplanır. Ve bence en kısa zamanda bu kitap alınıp okunmalıdır.
Peki hani derler ya, "erkekler sevdikleri kadınların yaşındadır!" diye. Doğru mu bu söz sahiden?Halis Toprak 71 eşi için haydi 18 diyeyim... Aralarında 53 yaş var ya hani... Doğru olur mu böyle bir şey? Aklım almıyor bu kadarını ne yazık ki! Bilmem... Canım bize ne değil mi? Benimki merak sadece işte! Boşver!
18 Ağustos 2009 Salı
İp Kopmadan Önce - Eda Şen
Eda şimdi Ayvalık'a yerleşti. Şahane arkadaşları, ailesi, dostları var. Sağlığı yerinde. Eşi ve kızıyla ilgili anıları capcanlı. Onları anılarında yaşamayı seviyor. Sürekli haberleşiyoruz... Biz de ofisimizde kimi zaman Eda ile anılarımızı anlatıp, bol bol dedikodusunu yapıyoruz. En son Değirmendere'ye geldiğinde ofisçe kızkıza bir geceye gitmiştik. 80'ler Nostalji gecesiydi ve ne kurtlarımızı dökmüş, ne şarkılar söylemiştik hep birlikte. Eda pozitif enerji geçirir çevresindekilere ve hayattaki duruşuyla güçlü bir kadın örneğidir!
16 Ağustos 2009 Pazar
Hayata Dair Bir Yazı ve Bir Kitap
Gelinin zamanı varsa tabi..
Sizi terk ediyorum, diyordu kadın şair Anyte, sizi terk ediyorum, ölüm kara bir örtü geriyor gözlerimin önüne, karanlık gittiğim yer.
Gelin Ninon 24 yaşındadır ve bir HIV hastası olduğunu öğrenir. Ölecektir. Çağın başka bir bela hastalığı… Çağın vebası AIDS. Gino, Ninon’la bile bile evlenmektedir. Müzik duruyor. Gino, Ninon’a bakıyor ve : Mutluluk üstüne tek söz söylemeden bunu gerçekleştirebiliriz, değil mi? diyor. Ninon duraksıyor, sonra gözleri mutluluktan yaşla dolu, Gino’yu öpüyor…
Aslında hikaye bir Paskalya zamanı başlar. Pazar günüdür. Kuşluk vaktidir ve havada kavrulmuş kahve kokusu vardır. Hava güneşliyse, kahve kokusu daha çabuk yayılacaktır. Kör bir adam adak takısı satmaktadır…
15 Ağustos 2009 Cumartesi
Yazarlar Okuyucularını Merak Etmezler Mi?
14 Ağustos 2009 Cuma
Kentin Türküsü - Cumhur Canbazoğlu
12 Ağustos 2009 Çarşamba
Bir Karikatüristin Hayatındaki Batık Tesadüfler
11 Ağustos 2009 Salı
Depardieu Mu, Cyrano Mu Andı Beni Ne?
8 Ağustos 2009 Cumartesi
Pancarın Dansı mı, Parfümün Dansı mı?
Parfümün dansı mı desem yoksa pancarın dansı mı desem bilmem ama bugünkü Hürriyet Gazetesi'nin 7. sayfasında okuduğum bir pancar yazısı aklıma bu kitabı getirdi işte. Eski bir Ukrayna atasözü varmış: "Pancarla başlayan hikaye şeytanla biter!" diye... Bu yazıyı burada sona erdirmelidir. Hele bir de yazının içinde Rasputin varsa... Kendi yazımdan kendim korktum vallahi! Aslına bu kitapta bir de Pan geçer. Hani Yunan mitolojisi'nde kır'ın ve çobanların tanrısı diye bilinir. Üstü insan altı keçi olarak tasvir edilir. Kırlarda aniden insanın karşısına çıkıp korkuttuğu için panik kelimesinin buradan üretildiği söylenir. Kral Alobar kitapta Pan'la karşılaşacak ve onun yarı keçi olmasından sebep kötü kokusunu giderecek pancarlı bir parfüm üretecektir belki de kimbilir?Şimdi Pan yarı insan yarı keçi olunca, ben diyeceğim ki sana, yafu taaa mitolojik zamanlarda genetik diye bir bilim mi vardı acaba? "İnsan ve keçi genlerini karıştırıp böyle bir yaratık nasıl oluşmuş ki? Allah Allah!" diyeceğim. Bu yazı uzayıp gidecek... Benim yazım bitmeyecek... Bitmeyecek... İyisi mi keseyim burada... İşte bir pancar yazısı beni gene getirdi nerelere? Böyleyken böyle işte...
Oya&Yeni Türkü - 30.Yıl Kutlamaları
8 Ağustos arkadaşım Oya'nın doğum günü ve 7 Ağustos akşamı Sapanca Kırkpınar'daki anfi tiyatroda Yeni Türkü'nün konseri vardı. Rica etseydim bir gün sonraya alırlar mıydı acaba konserlerini? Olsun biz de bir gün önceden başlarız arkadaşımın doğum gününü kutlamaya öyle değil mi? Sordum "Gidelim mi?" diye. "Boşver!" dedi Oya. Hiç duymadım cevabını hiiç. Bileti alınca nasıl olsa gelecekti. Aldım biletleri. Altı kişi gideceğiz. İtiraz etmek mümkün mü? Değil tabi ki! Gittik! Yeni Türkü 30.yılını kutluyor ve ben de Oya'yla 30 yıllık arkadaşlığımı. Çifte kavrulmuş lokum değil de nedir bu? Kutlanmaz mı yani? Demek ki hem Oya hem Yeni Türkü hayatımın son 30 yılına damgalarını vurmuşlar. Oya benim can arkadaşım. Dostum. Hayatta tanıdığım en güzel insanlardan biri. Bazı insanlar vardır, sadece var olmaları içinizi ısıtır ya hani. Oya öyle harikulade biri. Ya reçellerine ne demeli:) Ömrümde hiç reçel yapmamışsam, Oya'dır nedeni. Kabiliyetlerimi geliştirmemi engelledi mi peki? Doğru engelledi. Ama damak zevkimi zenginleştirdi. Buna ne demeli?
Yeni Türkü şarkılarının sevdalısıyım ben. Bayılırım. Bloğuma defalarca yazmışlığım vardır şarkı sözlerini. Bu gece de olağanüstü bir performans sergiledi Yeni Türkü. Hem Oya hem Derya Köroğlu hiç yaşlanmayacaklar mı Allah aşkına? Yaşalıyorlar almasına yaşalıyorlar da,mümkün değil yaşlanmıyorlar. Şahane bir konserle hem Oya'nın yeni yaşını, hem dostluğumuzun 30. yılını, Yeni Türkü'nün 30.yılında, Yeni Türkü'nün muhteşem şarkılarıyla, hepberaber kutladık. Arkadaşlarımızla. Oya ile şarkılardan fal tuttuk gene... Benim şansıma "Delilerden sen anlarsın" çıktı. Deliririm sahiden bu şarkıya... Oya'ya ise "Sevmek bir çok şeyi göze almaktır." Şahane bir mehtap vardı gökyüzünde. Ilık esintili bir yaz gecesiydi. Nasıl söyledik bağıra bağıra şarkıları...Yaşananlara inatla... "Olmasa mektubun yazdıkların olmasa! "diye.. Ya da "Aşk yeniden, Akdeniz'in tuzu gibi aşk yeniden" diye, yada "Sakın çıkma patika yollara, ovalara, kırlara" yada "Okadar sevdim ki resmini işte bugün konuştu benle" diye "Ya içinde olmalısın çemberin yada dışında yer alacaksın" veya "Başka türlü birşey benim istediğim ne ağaca benzer ne de buluta"... Çoğu muhteşem Can Yücel ve Murathan Mungan dizeleri, harikulade Akdeniz ezgileri olan şarkılar... Tüm yüreğimizle söyledik. Hep birlikte.
Bana bir masal anlat Oya... İçinde tüm sevdiklerim... İçinde İstanbul olsun! Nice yaşlara canım! Sağlıkla!
Not: Oya, fotoğrafını ben çektim ya, sana sormadan koydum bloğuma:) Kusura bakma!
Delilerden Sen Anlarsın!
Diyorlar ki bazen gözlerimden
Deliler doluşmuş bakıyor birer birer
Delilerden sen anlarsın, konuş onlarla
Diyorlar ki bazen geceler boyu
Sayıklarmışım olanları birer birer
Düşlerden sen anlarsın, konuş onlarla
Nasıl muhtacım buna
Bir gece ansızın gel yine
Elinde mor çiçeklerle
Tazelikle gel yine
Binbir güzel hikayeyle
YENİ TÜRKÜ
6 Ağustos 2009 Perşembe
"İnsan Kendini Yalnızca İnsanda Tanır"
Babasının cimriliği nedeniyle okul hayatında hep fakirlik çeken Dostoyevski, okuldan sonra müthiş bir para savurganlığına başlar. Kumara ilgisi sebebiyle epeyce borçlanır. Ayrıca elindeki paralarla fakir insanlara yemek ısmarlayıp, hayat hikayelerini en küçük detaylarına kadar anlatmalarını ister. Bütün bu birikimlerden "İnsancıklar" adlı kitabını yazar. Yazdıkları Gogol'ün fazlasıyla etkisi altında diye nitelendirilince, neredeyse edebiyat dünyasından afaroz ediliyorken, borçları hat safhada artar ve sara nöbetleri de sıklaşmaya başlar. Bu arada belki meraktan yasa dışı bir örgüte üye olur. Tutuklanır ve idamlarına karar verilir. Tam idam mangasının karşısına dizilmiş altıncı kişiyken, Çar'dan Dostoyevski ve arkadaşlarını affettiğine ve cezalarını kürek mahkümiyetine çevirdiğine dair bir haber gelir. Kararda sadece Dostoyevski için, ilk dört yıllık kürek makümiyetinden sonra, ikinci dört yıl ordunun hizmetinde olacak diye not düşülür.
1 Ağustos 2009 Cumartesi
Küstüm İşte, Konuşmuyorum!
29 Temmuz 2009 Çarşamba
Herşey Daha İyi Bir Dünya İçin
KOCAELİ KADIN GİRİŞİMCİLER KURULU İŞKUR DİLOVASI BELEDİYESİ İş birliğiyle mesleki eğitim kursları başlatılacaktır. Bu kurslar ücretsiz olup kursiyerlere günlük 15 TL verilecektir.
Yönetici Asistanlığı Kursu
Hasta Özürlü Bakımı Kursu
Evde çocuk bakımı
Ev ve Büro temizliği
Başvurular Dilovası Belediyesine yapılacaktır.
Aday Başvurusu : 31 Temmuz 2009
Aday Seçimi : 5 Ağustos 2009
Kurs başlangıç : 10 Ağustos 2009
Beni Bekleme Kaptan!
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman,
Beni o limana çıkaramazsın."
Nazım Hikmet 1957 yılında, memleket özlemiyle yazmış bu mısraları. Kimi zaman İstanbul'da vapurla karşı sahile geçmeye niyetlenmişsem eğer, geciktiysem, vapur kalkmak üzereyse iskeleden, bu dizler düşer aklıma.
"Fatih Sultan Mehmet gemilerini karadan yürürttü ya,
Bu yazı madem Nazım Hikmet'le başlamış, gene Nazım Hikmet'le bitirilmelidir bugün.
"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,
Ve bir oman gibi kardeşcesine. "
Fotoğraf- Numan Serteli'nin fotoğraf arşivinden alınmıştır.


















































