26 Ocak 2020 Pazar

Romanların İçinden Geçen Tablolar


"Bir an Vermeer'in Subay ve Gülen Kız tablosu geldi aklına, kızın yüzündeki ifadeyi, fincanı kavrayan ellerinin tam konumunu, yüzü görünmeyen adamın kırmızı ensesini anımsamaya çalıştı. Duvarda asılı olan mavi harita ve pencereden giren güneş ışığı zihinde belirip kayboldu, şimdi kendisini kuşatan güneş ışığına o kadar benziyordu ki."


-NOT- 
Paul Auster'in Cam Kent adlı kitabını okurken 21. sayfada bu cümlelere denk geldim. Kitabı elimden bıraktım. Telefonumdan bu tabloyu gugılladım. Elbette hemen buldum. Paul Auster'in cümleleriyle resmi inceledim. Bu kez ressamı merak ettim. Hollandalı Johannes Vermeer 1632-1675 yılları arasında yaşamış. Meğer  İnci Küpeli Kız'ın ressamıymış. 



19 Ocak 2020 Pazar

Şifa niyetiyle Seyredilen Filmler - Karakomik Filmler 2


Üzerinize afiyet, bir haftadır  feci hastaydım. Üstelik bulaşıcı diye karantinada kaldım. Kimseyi eve almadım.  Önce titreme ve üşümeyle başladı. Allahım, ne yapsam ısınamadım. Üstüne ateş, mide bulantısı, kusma, baş ağrısı,  bitkinlik, bilumum belirtiler,  ne ararsanız vardı. Doktora gittim. İlaçlarımı aldım. Diyebilirim, ilk üç gün gece gündüz yataktan çıkamadım. Arada uyanıyorum. Bişiler içiyorum.  Gözlerimi açamıyorum. Tekrar yatağa kapaklanıyorum.  Dört gün sonra aynaya baktığımda,  gözlerimin ip gibi incecik kaldığını görünce zıpladım.  "Hop dedik! Tamam kızım, haydi bakalım, çık artık şu hastalık girdabından" dedim.  Ve sözümü dinledim. 

Biliyorum şimdi  söyleyeceklerimi duyanlar, "Allah gecinden versin, ölürken selavat getireceğine sinemaya gidersin sen," diyeceklerdir eminim.  Galiba haklılar. Tövbe Yarabbim! 

Benim bünye başka türlü kendine gelmezdi yeminle. Hele Cem Yılmaz'ın ikinci Karakomik  Filmler'i bizim şehre gelmişse...   Anne sözü dinler gibi masum... Marş marş sinemaya gittim.

İnsanlardan uzak, kenar köşe bir koltuğa oturdum. İki draje  şifalı ilaç niyetine iki karakomik filmi tüm merakımla seyrettim. Film bittiğinde yanağımdaki yaşı siliyordum.  İçimin ısındığını hissettim. 

Hava ayaz mı ayazdı. Ellerim ceplerimde eve doğru yürüyordum.  Film şifasını geçirmişti.  İyileştim.


13 Ocak 2020 Pazartesi

Yaptım... Yapıyorum... Yapacağım...


 ... Seyrettiğim Filmler... 



... Tiyatroya Gittim ...



...Takip Ediyorum...
  



 ... Okuyorum... 



... Gideceğim... 



12 Ocak 2020 Pazar

Maden Olan Yerde Ot Bitmez:)


"Evet, hiç kimse, günün birinde kel kalacağını  hesaplayarak saçlarına şekil vermez afili gençlik zamanlarının ayna karşılarında. Ama kellik de bir insanlık halidir. Ne insanlığın sonudur, ne de kişisel tarihimizin.  Saçlarını kurtarmak için her çareye başvurduktan sonra, kaçınılmaz o noktaya gelindiğinde, ya da o noktaya yavaş yavaş yaklaşırken, kişi, kendini de usul usul hazırlar bu yeni duruma. Durumunu, kendi ve çevresi için normalize etmeyi, aynalarla barışık bir ilişki kurmayı öğrenir. İnsan aklı ve uyum yeteneği biraz da böyle zamanlar içindir.

Yukarıda söylediğim gibi, saçlarım genç yaşta seyrelmeye başladığında çok üzülmüştüm ama, sonradan  yılların geniş yelpazesi içinde baktığımda, saçlarımın seyrelmesini, ruhumun tekâmülü için hayırlı bir olay, iyi bir işaret olarak yorumladım. Sözü uzatmadan söyleyeceğim: Saçlarımın seyrelmesi, beni insan yaptı." (murathan mungan/soğuk büfe/s.34)

 

 Murathan Mungan - Bruce Willis - Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Kemal Tahir -   Dostoyevski - Tolstoy - John Malkovich - Halil Gökhan - Michel Foucault - Enis Batur-Yaşar Kemal -


4 Ocak 2020 Cumartesi

Yapayalnız Ve Yol

"Daha gidecek çok yolumuz var güzel yarim
Daha gidecek çok yolumuz var.
Daha gidecek çok yolumuz var güzel yarim
Daha gidecek yolumuz var." 

Çizimler / Chaboute / Yapayalnız
Sözler / Buradan




13 Aralık 2019 Cuma

Hayatın Muayyen Günleri

Kalem çekerdi gözlerine. Hiç görmediğim, bilmediğim bir renkte kalem. 
"Gidiyor musun?" diye sorardım usulca. Cevaplamazdı beni. 
Eğilir, kasetlere bakar ve aynı şarkıya uzanırdı: It's Now or Never." 
Gitmenin Şimdi'si ile Asla'sı arasında ben bir menekşe iskeleti gibi kalırdım. 
Anahtarını almadan çıkardı evden.


Cila sürerdi tırnaklarına. Hiç görmediğim, bir marka cila. 
"Ayrılıyor muyuz?" diye sorardım usulca. Cevaplamazdı beni. 
Eğilir, kasetlere bakar ve hep aynı şarkıya uzanırdı: Rape Me. 
Ayrılıkta Taciz'le O'nun arasında ben güneş yanığından sıyrılıp alınan ölü deri gibi kalırdım. "Yenmek mi basit, yenilmek mi?" diye düşünen bir asker gibi kalırdım. 
Hoşçakal demeden çıkardı evden.



Jölelerdi saçlarını. Hiç görmediğim, bilmediğim parlaklıkta bir jöle. 
"Başka biri mi var?" diye sorardım usulca.  Cevaplamazdı beni. 
Eğilir, kasatlere bakar ve hep aynı şarkıya uzanırdı: Industrial Disease.  
Başkalarının gözlerinde Tüketmek'le Tutku arasında beni Leyla'ya Mecnun, Mecnun'a Leyla olan joker bir aşık gibi kalırdım. "Boşalmak mı güzel, dolmak mı?" diye düşünen bir bardak su gibi kalırdım. Kapıyı çarpmadan çıkardı evden. 


-PARAGRAFLAR- 
Küçük İskender - Balık Burcu Hikayeleri  
Hayatın Muayyen Günleri(S.11)

-KARELER- 
Ölesiye 1992 (Damage)
Juliette Binoche - Jeremy Irons



9 Aralık 2019 Pazartesi

Yapıyorum... Yaptım... Yapacağım...

Bilmediğim bir yazarın kimin tavsiye ettiğini bilmediğim bir romanını almıştım.  
İş arasında okumaya başladım.
Oysa benim öğretmen kardeş tembihlemişti. 
Demişti ki:
"Önce yazarı araştıracaksın, biyografisini okuyacaksın. 
Kitabı masa başında okuyacaksın.
Okurken her cümlede yazarın bana vermek istediği mesaj nedir diye kafa yoracaksın.
 Romandaki kişiler hakkında not düşeceksin...
Daha neler neler... "
Öğlen molasıydı... 
Kardeş duymasın ama masa başında değil, ofisteki  üçlü koltuktaydm. 
Elimdeki kitap ve yazarı hakkında hiçbir şey bilmiyordum. 
Adeta sırlar odasını aralıyordum...  
İşimi, gücümü, geçmişi, şimdiyi, geleceği, kardeşin tavsiyelerini unuttum..
Akış nasıl şahaneydi anlatamam... 
Cümlelerin  ardı sıra koşmaya başladım:)



Ataşehir'deki  Dasdas'ın yakınlarındaydım.  
Kadrosunda 
Tilbe Saran, Binnur Kaya, Güven Kıraç ve Levent Ülgen
gibi usta isimlerin olduğu Vahşet Tanrısı adlı oyunun oynandığını biliyordum.
Biletix'den bilet bulamamıştım. 
Şansımı denedim. Dasdas'a gidip bilet var mı diye sordum.
- Tek bilet mi? 
- Evet.
"Salon tamamen dolu. Tilbe hanım'ın arkadaşına ayırdığımız bir bilet vardı.
Az önce aradı. Gelemeyecekmiş," dedi. Bileti bana verdi.
Nasıl hoş oyundu anlatamam.  Şıkır şıkır aktı gitti.
Gelemeyen arkadaşa teşekkür ederim:)


Elbette seyrettim.
Babalar... 
Her birinin hastasıyım:)
Sinemada oynasa... Beyaz perdede seyretsem. Doyamam.



Ukulele Zen'e abone oldum.
Johnny Cash'in  Folsom Prison Blues'unu ukulelemle çalmayı öğreniyorum.
"Boom Dit-ty  / Boom Dit - ty / Boom Dit -ty"
Şahaneee...



Kıydım paracıklarıma... 
Vakti zamanı geldiğinde...  Gideceğim Fame'e:)


Evde Tarantino Festivali ilan ettim kendi kendime.
Yine yeni yeniden ikisini seyrettim.
İyi ki seyrettim.
Bittim... Bittim:)




Avare aşık gibi İstanbul sokaklarında dolaştım. 
Göbeğimi İstanbul'a mı gömdüler acaba?
Vazgeçemiyorum.
Sevdalısıyım:) 


Tarihin ilk barış anlaşması Kadeş'e mühürünü basan  
Hitit Kraliçesi Puduhepa bebeğini  daha önce almıştım. 
Şimdi güneşin sırlarını çözen, 
Nasa'da çalışan ilk Türk olan Dilhan Ege Eryurt bebeğini aldım.
Tavsiye ederim...


8 Aralık 2019 Pazar

Ve Kuzey Kalesi Ve Podcast Ve Kirpinin Zerafeti Ve Tolstoy Ve Beyefendilik Ve Tin Teması Ve Yaşamaya Değer


Kuzey Kalesi'nin  podcast hazırladığını duyunca aman ne sevindim anlatamam. Benim gibi yollarda ömür süren birinin podcastlere mesafeli durması mümkün değil. 

Hele... Yazdıklarına güvendiğim  Rusenski'nin  podcasti ise... 

Üstelik anlattığı izlemeyi çok sevdiğim Yaşamaya Değer adlı filmin incelemesi ise...  Dayanamam.... Hemen dinlemeye girişirim... İşte buyrun başladı bile... 

Aaa!... Filmden Fransızca alıntıyla başlıyor...  Du bi...  Akabinde.... Türkçe anlatmaya devam ediyor.   

Hay canına sayın dinleyiciler... Harika bir podcast keşfettim:)  Heyyy!





20 Kasım 2019 Çarşamba

Online Gezinti:)


Ne diyeceğim...
Udemy üzerinden online Ot Yaratıcı Yazarlık Dersleri'ne başladım. Yazar olmak hevesiyle değil elbette.... Hakan Bıçakçı, Murat Menteş, Selçuk Erdem, Ali Lidar, Haydar Ergülen. adlarını görünce hemen atladım. Oldum bittim hayranlıkla okuduğum yazarlar. Tekmilini bir arada bulmak  dalgasız denizde sırtüstü yatmak gibi:)

Tüm paket ücreti 100.-TL idi sanıyorum.  İyi ki girişmişim. Konuları nasıl hap gibi toparlamışlar anlatamam. Hatta o haplar şifa veriyor bünyeye. Öyle şahane. Bayıldım. 

Şu anda ofisteyim. İşim başımdan aşkın... Lakin...  Bir mola vereyim ve sizlere duyurayım istedim.  Hayat paylaştıkça güzel:) 

Hararetle tavsiye derim.   Hiç  değilse bi inceleyin isterim.   LİNK


17 Kasım 2019 Pazar

Akademisyenlerin Takibindeyim- Doçent Mehmet Kerem Özel


Danzon adlı bloğu uzun zamandır takip ediyorum. Lakin Meksika halk danslarına Danzon dendiğini yeni öğrendim. 

Danzon, ömrümde duymadığım isimler, daha önce hiç denk gelmediğim  gösteriler, yurt içi yurt dışı  tiyatro festivallerindeki özellikle danslı performanslar hakkında samimi, kimi zaman esprili yazılarını bloğunda yazıyor. Yazdıklarıyla ilgili hiç bilgim yok. Gene de, her defasında anlattığı gösterileri merak ettiğimi hissediyorum. Bu kadarla kalsam iyi. Ayrıca  cahil cesaretimle yazılarına yorum yapıyorum. Hepsine gidebilmem mümkün değil deyip, bir kaç öneri yazmasını rica ediyorum.  Bloğunda sabırla cevaplıyor. 

Öğrendim ki, Danzon bir akademisyen, bir mimarmış. Uzmanlığı, Mimari Tasarım Kuram ve Yöntemleri, Ketsel Tasarım, Dini Mimari, Osmanlı Mimarisi'ymiş. Hay canına sayın seyirciler! Müthiş.  Blog ise  hayata ve sanata dair yaşadıkları, takip ettikleri, tanık oldukları ve izlenimlerini paylaştığı günlüğü...   Diğer okurlarını bilmem ama...  Ben... Son iki yıldır, sinema dışındaki sahne sanatlarına Danzon sayesinde giriş yaptım. Blog okuru olarak, hocanın çıtasına yaklaşmaya zorlansam bile, bilmesini isterim ki hevesle zıplıyorum:) Minnettarım.

Mesela, dün gece dünyanın en önemli dans topluluklarından biri olduğunu söylenen,  İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında  Uniq Hall İstanbul'da  sergilenen ve elbette Danzon önerdiği için  Traptown adlı gösteriye gittim. Topluluğun daha önce herhangi bir performansını seyretmemiştim. İyi ki gitmişim. Çok etkilendim. 


Doçent Mehmet Kerem Özel'in blog ve dergi yazılarını okumanızı, aşağıdaki podcast'i dinlemenizi hararetle öneririm. 

blog link   / podcast linki     /   yazılar link