Bilmediğim bir yazarın kimin tavsiye ettiğini bilmediğim bir romanını almıştım.
İş arasında okumaya başladım.
Oysa benim öğretmen kardeş tembihlemişti.
Demişti ki:
"Önce yazarı araştıracaksın, biyografisini okuyacaksın.
Kitabı masa başında okuyacaksın.
Okurken her cümlede yazarın bana vermek istediği mesaj nedir diye kafa yoracaksın.
Romandaki kişiler hakkında not düşeceksin...
Daha neler neler... "
Öğlen molasıydı...
Kardeş duymasın ama masa başında değil, ofisteki üçlü koltuktaydm.
Elimdeki kitap ve yazarı hakkında hiçbir şey bilmiyordum.
Adeta sırlar odasını aralıyordum...
İşimi, gücümü, geçmişi, şimdiyi, geleceği, kardeşin tavsiyelerini unuttum..
Akış nasıl şahaneydi anlatamam...
Cümlelerin ardı sıra koşmaya başladım:)
Ataşehir'deki Dasdas'ın yakınlarındaydım.
Kadrosunda
Tilbe Saran, Binnur Kaya, Güven Kıraç ve Levent Ülgen
gibi usta isimlerin olduğu Vahşet Tanrısı adlı oyunun oynandığını biliyordum.
Biletix'den bilet bulamamıştım.
Şansımı denedim. Dasdas'a gidip bilet var mı diye sordum.
- Tek bilet mi?
- Evet.
"Salon tamamen dolu. Tilbe hanım'ın arkadaşına ayırdığımız bir bilet vardı.
Az önce aradı. Gelemeyecekmiş," dedi. Bileti bana verdi.
Nasıl hoş oyundu anlatamam. Şıkır şıkır aktı gitti.
Gelemeyen arkadaşa teşekkür ederim:)
Elbette seyrettim.
Babalar...
Her birinin hastasıyım:)
Sinemada oynasa... Beyaz perdede seyretsem. Doyamam.
Ukulele Zen'e abone oldum.
Johnny Cash'in Folsom Prison Blues'unu ukulelemle çalmayı öğreniyorum.
"Boom Dit-ty / Boom Dit - ty / Boom Dit -ty"
Şahaneee...
Kıydım paracıklarıma...
Vakti zamanı geldiğinde... Gideceğim Fame'e:)
Evde Tarantino Festivali ilan ettim kendi kendime.
Yine yeni yeniden ikisini seyrettim.
İyi ki seyrettim.
Bittim... Bittim:)
Avare aşık gibi İstanbul sokaklarında dolaştım.
Göbeğimi İstanbul'a mı gömdüler acaba?
Vazgeçemiyorum.
Sevdalısıyım:)
Tarihin ilk barış anlaşması Kadeş'e mühürünü basan
Hitit Kraliçesi Puduhepa bebeğini daha önce almıştım.
Şimdi güneşin sırlarını çözen,
Nasa'da çalışan ilk Türk olan Dilhan Ege Eryurt bebeğini aldım.
Tavsiye ederim...