15 Temmuz 2023 Cumartesi

Kürek Çekmeye Devam Ederken Kürekle İlgili Her Şeyi Tarıyorum...

 


ARKA KAPAK YAZISI:

"Kürek muhteşem bir sanattır. Yeryüzündeki en güzel sanattır. Bir hareketler senfonisidir ve iyi kürek çektiğiniz zaman kusursuzluğa yaklaşırsınız. Kusursuzluğa yaklaştığınızdaysa, Tanrı'yı, ona dokunacak kadar yakınınızda hissedersiniz. O içinizdeki en derin benliğe dokunur. Yani ruhunuza..."

                                                                             -George Yeoman Pocock

Tarihi sporların en eskisi sayılan kürek, insan dayanıklılığının sınırlarını zorlamasıyla belki de sporların en zorlarından biridir. Çünkü bu dayanıklılık zihin, kalp ve bedenden gelir ve istenilen hızı sağlamak hiç kolay değildir. 

Dostluk, tevazu, güven, ekip olma ve birbirini kollama...

Bunlar gelmiş geçmiş en iyi kürek takımını oluşturan özelliklerdir. Hiçbir özel imkana, imtiyaza sahip olmayan, yoksulluk ve yokluktan gelen dokuz sıra dışı Amerikalı çocuk ve onların hikayesi...

Kürek Çocukları, bir kürek takımının ülke kürek şampiyonluğundan 1936 Brrlin Olimpiyatları'na uzanan mücadelesi..."


10 Temmuz 2023 Pazartesi

27 Haziran 2023 Salı

Arınma Gecesi'nden Sonra Celal Kadri Kınoğlu'nun Peşine Düştüm:)

 

Eğer bu programı seyretmediyseniz, yazık size, diyebilirim. Mutlaka görüp dinlemelisiniz. Şahane muhabbet ediyorlar. 

Flu TV'deki Arınma Gecesi adlı bu programda,  İlker Canıklıgil, Erkcan Özcan, Aytuğ Akdoğan'la birlikte dinlediğim Celal Kadri Kınoğlu'nun resmen müptelası oldum.

Bulabildiğim tüm sohbetlerini dinledim. Hep konuşsun hep dinlerim. 

Son tahlilde, Celal Kadri Kınoğlu'nun takibindeyim. 

"Armağan" adlı kitabını sipariş ettim. Gözüm yolda. Beklemekteyim:)


Buradan buyrunuz, bir kaç muhabbeti... 

https://www.youtube.com/watch?v=WseUCEqg5-w

https://www.youtube.com/watch?v=SUzdUcixsug

https://www.youtube.com/watch?v=I_5U8dFju4s

https://www.youtube.com/watch?v=EMtYpEfWw-k

https://www.youtube.com/watch?v=erMC-u9cRAo


21 Haziran 2023 Çarşamba

Eski Öykü Deneme / İnsan Yürek Acılarını Sevmeli

"Çölde

Bir yaratık gördüm, çıplak vahşi.
Çömelmiş oturuyor
Yüreğini ellerinde tutuyor
Yiyordu.
Dedim ki: “tadı güzel mi dostum?”
“Acı, acı,” diye karşılık verdi;
“Ama seviyorum
Çünkü acı
Ve benim kalbim.”

H.Crane

Müzik 

Bu gün hep arazide koşturup durunca, eve gitmeden önce kahve molası vermek istedim.   Yumuşak adımlarla  köşedeki kafeye doğru ilerledim. İlk güz rüzgarı tatlı tatlı esmekteydi. Rüzgârın tenimi üşütmesi hoşuma gitti.  Bu esinti, daha bir kaç hafta önce nasıl değişik  tat veriyordu. Sıcaktı. Yakıyordu. Şimdi… Sonbaharda farklı.  Artık serin esiyor. Diriltici. Önümüz kış. Kimi zaman dondurucu olacak. Sertleşecek.  Bazan önünde ne varsa peşi sıra sürükleyecek. 

Mevsimler, hayatlar gibi kendi mecralarında akıp gidiyor, diye düşünerek yürümeyi sürdürdüm. Omuzlarıma uzadığından beri saçlarımı artık hiç toplamıyorum. Yürürken esintinin ritminde saçlarımın dans etmesini, kimi zaman yüzüme doğru uçuşan saçlarımı tek elimi enseme sokarak arkaya ittirmeyi, mutlulukla alınan her nefesi, sağlıkla atılan her adımı, özgürce dolaşmayı,  bilmediğim yepisyeni duygularımın varlığını keşfetmeyi seviyorum.  Bir zamanlar böyle miydim? Bana hüzün veren her durumda dünyanın sonu geldi diye düşünürdüm.  Gene olmuyor mu? Oluyor elbette. Ama o eski  günleri iyi ki yaşamışım diye düşünüyorum. Size bir şey söyleyeyim mi? Anılar acı bile olsa beyaz tülbentlere sarılıp saklanmalılar. Sonra ömrün farklı mevsimlerinde çıkarılıp merhem niyetine hayata sıvanmalılar.

Bakın şimdi… O yıl liseye başlamıştım.  Vee... İlk kez aşık olmuştum.  

Yo, o benim  hiiiçç farkımda değildi. Güzel değildim. Ya da, o vakitler "aslında her kadın güzeldir"’i henüz öğrenmemiştim. Sivilceliydim. Okul giysim üzerimden dökülürdü. Saçlarım erkek çocuk gibi kısacık kesilmişti. Gözlerim bozuktu. Tam beş numara. Kara çerçeveli, kalın camlı gözlüklerim vardı. Dikkat çekecek hiç bir özelliğim yoktu öyle söyleyeyim.  O ise çok yakışıklıydı. Okulun güzel kızları onunla çıkmak için yarışırlardı.  

Bizim eve yakın otururlardı. Her sabah balkonda gizlice beklerdim. Onun uzaktan geldiğini görür görmez hemen kapının önüne inerdim. O farkında olmazdı. Okula giderken aynı kaldırımdan yürürdük. Çok çocuktum. Çocukluk ne güzeldi. Arkasından onun yürümesini izlemeyi severdim. Adımlarımı onunkilerle eşleştirirdim. O sağ adım atardı. Ben sağ adım atardım. O sol adım atardı. Ben sol adım atardım. Böylece sanki birlikte yürüyormuşuz gibi hissederdim.  

Güz hemencecik geliverirdi. Bazan şehrimin asırlık çınarları  yapraklarını konfeti gibi onun omuzlarına dökerdi.  Bazan yapraklar  kuzguni siyah saçlarına asılı kalırdı. Elini kaldırır, saçlarındaki yaprakları teker teker alırdı. 

Kimi günler daha keyifli olur, yürürken Gipsy Kings’in  o vakitler çok meşhur olan No Volvere şarkısını ıslıkla  çalardı. İşte o an.. O’nun ıslıkla şarkının ezgisini mırıldandığını işitirdim ya… Yüreğim sevinçle kanatlanırdı sanki. “Aşık olmak ne güzel şey!” diye düşünürdüm.  Okulun kapısına gelirdik. Bahçe kalabalık olurdu. O arkadaşlarıyla şakalaşır, sınıfına doğru giderdi.  Ben sınıfıma giderdim. Bütün gün hülyalara dalardım.  Neden aşk üzerine hep fena öyküler anlatılırdı ki? Şarkılar neden hep aşk acısından bahsederdi? Bence onlar aşkı bilmiyorlardı. Çünkü aşık olmak insanın içini sevinçle dolduran tatlı bir histi. 

O sabah… O sabah gene adım adım peşinden gitmiştim.  O sabah var ya beni ilk kez fark etmişti.  Hatta ilk kez bana gülüp “Günaydın” demişti. Düşünebiliyor musunuz halimi? Tepeden tırnağa pespembe kesilmiştim. Olduğum yerde kalakalmış, ıslık çalarak yürümesini  şaşkınlıkla izlemiştim. Sonra hızlı adımlarla arkasından yetişmiştim. Eteklerim zil çalmıştı. Görüyordum... Yüreğim o gün okula benden önce varmıştı.

Okulun kapısına geldiğimizde  bir kız ona doğru geldi. Sanırım o kız çok güzeldi. Gördüm. Birbirlerine güldüler. Ve o… O…  O… Güzel kızı öptü. Sonra o güzel kızın elini tuttu.... Ve... Güzel kızın elini tutarak gitti....  İlk kalp acısını o gün hissettim işte... Ve o gece bir rüya gördüm. Rüyamda çömelmiş oturuyordum. Elimde yüreğimi tutuyordum.  Ter içinde uyandığımı çok iyi hatırlıyorum. Elimi korkarak yüreğimin üzerine koymuştum. Hissediyordum. Kalbim fena halde acıyordu. Feci bir histi. Tuhaf... Benim kalbim… Benim acımdı ya… Bu acıyı sevmiştim. 

Şimdi oturduğum kafede Gipsy Kings No Volvare’yi söylüyor.  Elimi yüreğime koydum. İnsan yürek acılarını sevmeli diye düşünüyorum. Kahvemin son yudumunu aldım. Az sonra kafeden çıkacağım.  Sonbahar rüzgarında  dalgalanarak yüzüme dökülen saçlarımı elimi enseme sokarak arkaya doğru attıracağım. Gipsy Kings’in  melodisini ıslıkla çala çala hayata dalacağım.


NOT
Eski bir deneme öyküm. Üstelik bir sonbahar yazısı... 
Rüzgarı hoşuma gitti. 
Belki denk gelen birilerine dokunur, iyi hisler geçirir, diye düşündüm.
Müzik eşliğinde okumak hoş:)
Gerçekten!
Dener misiniz?

10 Haziran 2023 Cumartesi

Bazan Kelimesini Hep Sevdim:)

 


"Bazan hiçbir şey yapmaz, sessizce otururduk."



NOT 
Orhan Pamuk'un - Masumiyet Müzesi romanından bir cümle,
Jim Jarmusch'un  - Stranger Than Paradise adlı filminden bir kare.

6 Haziran 2023 Salı

Türkiye'nin Tek 4 Kadınlı Programı'nı Takip Ediyor musunuz:)

 

"Türkiye'nin tek 4 kadınlı programı Only Cans'e hoşgeldiniz." diye başlayan programlarını ilgiyle, sevgiyle, gülerek  takip ediyorum. 

Mesela neler konuşuyorlar;

Bir şehir olsak hangisi olurduk, ne dersek feministlikten atılırız, koca nereden bulunur, nereli olmalıdır, devrimci bıyığı sevgisi,  ayrılık konseptli sohbetler, tozlu lise defterleri, üniversitedeki yurt anıları, estetikte doğallık modası, kediler mi bizi yönetiyor, fazladan organ seçme hakkımız olsa ne olurdu, kime göre neye göre fakir, Napolyon'un gideri, Greud'un annesi,  manitayla halı saha, Z kuşağı beklentileri, yanlış kişiye atılan mesajlar, yanlışlıkla gittiğimiz yerler, aşk acısından kurtulma taktikleri bıdı bıdı bıdı bıdı:)

Oh! Kadın kadına muhabbet lezzeti emsalsizdir. Çok eğleniyorum. Tavsiye ederim. Arz ederim.😆

Sosyal medyadan takip etmek için: Deniz Özturhan @dozturhan Eda Özyurt @edaozyurtt Tuba Ulu @ladymalumat Hande Yögen @handehanimcim

Mutlaka Gidin. Aklınız Çıksın.

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şaheseri Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün tiyatroya uyarlandığını üstelik Serkan Keskin tarafından yorumlandığını duyar duymaz atladım gittim.  Seyrederken, vay arkadaş, dedim. Sahiden  aklım çıktı. 

Hayal Kahvem'e Serkan Keskin'in o şahane performansını anlatmaya niyetlenmiştim. Dün gece instagramda Murat Menteş'in  aşağıdaki yazısına denk geldim. Daha iyisini yazamam diye, aldım buraya yapıştırdım. Kitabı okumadıysanız okuyun, bilet bulun, oyunu seyredin... Aklınız çıksın. Yazık olur size. İlla yapın. 

MURAT MENTEŞ;

"SAE’nin sahneye uyarlandığını duyunca heyecanlandım. Hayri İrdal’ın, Halit Ayarcı’yı, Doktor Ramiz’i, hala’yı, eşi, müfettişi… onlarca kişiyi Serkan Keskin’in canlandırdığını öğrenince de şaşırdım. Acaba nasıldı? Ara tara bilet bulamadım. Dostum @parttime_saint birlikte gitmeyi önerdi, gittik.

Aklım çıktı. Yönetmen-Yazar Serdar Biliş, romanı kusursuz bir denge, tutarlılık ve bütünlükle sahneye uyarlamış. Sinema ve tiyatronun olanaklarını birleştirmiş. 

Serkan Keskin ise, SAE’yi besbelli çok iyi özümsemiş. Romanın suyunu sıkıp içmiş sanki, Tanpınar edebiyatı Serkan Keskin’in kanına karışmış adeta. Karakterleri öyle yetkinlikle canlandırıyor ki, Tanpınar’ın ihtimamını, gönül genişliğini, zihin açıklığını, sanatsal ustalığını her an hissettiriyor, mükemmelen yansıtıyor. 

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün bu kadar iyi anlaşıldığını [okunduğunu] Tanpınar görseydi keşke. 

SAE, 1954’te gazetede tefrika edilmiş ve 1961’de, Tanpınar’ın öldüğü sene yayımlanmıştır. 

SAE, insanların, [giderek toplumun] yanlışlar, anormallikler, haksızlıklar, beklentiler, yanılgılar… etrafında nasıl kenetlendiğini anlatıyor. Bilimin ve düşüncenin çıkarcılıkla ve şarlatanlıkla ne gibi şekillere sokulduğunu gözler önüne seriyor. Bu bozukluklar içinde sürdürülen, ziyadesiyle ciddi düzenlilik iddiasının gülünçlüğünü işaret ediyor. Hayri İrdal’in şahsında, bize özgü normalliğin, sıradanlığın sebeplerini, arkasında ne tür bir karmaşıklığı gizlendiğini anlatıyor. Tanpınar, bozbulanık kaderimizi müşfik bir tutumla uzun uzun inceliyor. 

Tiyatro uyarlaması, Tanpınar’ın entelektüel enerjisini, yücegönüllülüğünü, kılı kırk yaran dikkatlerini harikulade bir şekilde yansıtıyor. Hayranlıkla izledim. Öyle ki, romana dair kavrayışımı pekiştirdi bu piyes. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü, bu edebiyat şaheserini okuyunuz ve tiyatroya koşunuz.

@serdarbilis ’i, @enistesigelmis ’i ve eserin sahnelenmesinde emeği geçen herkesi gönülden kutluyorum."

Böyleyken böyle.


31 Mayıs 2023 Çarşamba

Kadından kadına Geçen Ölçü Birimleri

Ne diyeceğim, bugün çilekçi kafaya aldı beni, tamam mı? Valla çilekçinin tatlı sözlerine mi,  yoksa çileğin o harikulade rengine mi kandım bilmiyorum. Bir kasa devasa sandık dolusu çileği kendi elleriyle koydu arabama,  bir kasa devasa sandık dolusu çileği  arabamdan çıkarıp kendi ellerimle koydum mutfağın tezgahına:)

Ne yapayım yani? Helali hoş olsun. Bir daha bu fiyata çileği nereden bulabilirdim? Mesela yani,  di mi? Amann. Canıma değsin...  Birazını komşulara veriririm. Birazını yerim. Sonraa, birazını yıkayıp tencereye koyarım. Reçel yaparım.  Biraz şeker üzerine... Şööyle... Bir taşımlık kaynatırım. Bir taşımlık. 

Şimdi ben böyle "bir taşımlık" diye yazınca Ece Temelkuran'ın çok eski bir köşe yazısı aklıma geldi. "Bir taşımlık. Kadınların kendilerine ait ölçü birimlerinden biridir bu. Zaman bizim gövdemizde oluşuyor çünkü. Ay, gövdemizden geçiyor kanlı. Doğurmak için aylar geçiyor karnımızda. Zaman, kadınların gövdesinde etleniyor bir tek. Bir pincik tuz, bir tık açmak var ocağın altını, göz kararı var suda pilav yaparken. 

Kadından kadına geçen ölçü birimleri. Kendi dillerinde ürettikleri başka bir bilim. Sonra bir yayvan kaba konup, üzerine beyaz bir bez gerilip güneşe bırakılır. Güneş reçeli pişirir. Böylece, toprağın, dalın, kadının elinin ve güneşin bilgisi eklenir reçele. Reçel bu yüzden kıvamlıdır. Ve bu yüzden birikir şeker içinde. Çilek reçeli yapmakta bir bilgi vardır. Topraktan başlayan, dala değen, oradan çıkıp kırmızının eline bulaşmasıyla ilgili bir bilgi. 

Elimize değen her şey tenimize bir yeni tat katıyor mu acaba? O tatlar ellerimizde birikiyor mu? Birikiyor olmalı. Niye güzel olsun yoksa kadınların elleri? Tenleri de biriktiriyorsa eğer... Tenlere değmeye korkmamışsa, biriktirecek kadar aklında tutmuşsa... Genç kadınlar, kadınların kendi dillerini biriktirdikleri yerlere bakmalılar. Reçel yapmayı öğrenirken genç kızlar, aslında kadının evreniyle ilgili bir atlasa bakmaktadırlar. Oralarda biriken diller ve yazılmamış bilgiler hayatı döndürüyor hamarat. 

Reçel bahane, genç kadınlar kendilerinden yaşlı kadınlarla konuşmalılar. Ama iyi yaşlanmış kadınlar bulmalılar. Annesinin lafından çıkmamış kadınları değil, bütün sözlerden çıkmış, sözler vermiş, tutamamış, sözlerini tuttuğu için ağlamış, ülkelere gitmiş gelmiş, adamlar terk etmiş, terk edilmiş, sonunda en çok gülmeyi ve umursamamayı öğrenmiş kadınları bulmalılar. Genç kadınlar kendilerine kılavuzlar seçmeliler. O kadınlarda uyutulan bilgileri uyandırmalılar. Ama iyi yaşlanmış, maceralarda eskimiş kadınlardan bahsediyoruz burada; kitabına göre yaşamışlardan mümkün mertebe uzak kalmalılar."

Ne tatlı yazmış. İyi ki hatırladım.  Bu yazı bana ne kadar   iyi geldi anlatamam. 

Yarın  devasa bir kase dolusu çilekle, Münevver halama uğramalıyım. Birlikte çilek yerken, kadınlık  bilgisinin gelmişini geçmişini anlattırmalıyım. 


Zamanın Ruhu - Sosyoloji Derslerim

 

30 Mayıs 2023 Salı

Kuru Otlar Üstüne için Temmuz'u Bekliyorum:)

 

Nuri Bilge Ceylan'ın Kuru Otlar Üstüne adlı filmindeki oyunculuğuyla Cannes Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü, Merve Dizdar almış. Kız kardeşim ödül almış gibi sevindim. 

Hemen film ne zaman gösterime girecek diye araştırdım. 12 Temmuz'da  sinemalarda gösterime girecekmiş. Sabırsızlıkla bekliyorum. 




2 Nisan 2023 Pazar

Marteniçka ve Leylek

 Uzun zamandır gözüm havada beklediğim leyleği yuvasına yerleşirken görünce, 

ne yaptım bilin bakalım?  

"Hey! Yaşasın! Hoşgeldin" diye sesleniverdim. 

 Marteniçkamı bileğimden çıkarıverdim. 

İlk gördüğüm  meyve ağacının dalına asıverdim. 

"Dileğim kabul olsun,  meyvelerin bol olsun, " diye bağırıverdim. 😊



26 Şubat 2023 Pazar

Darüşşafaka'yı Destekleyelim.



Depremden etkilenen 100 çocuğa 2023-2024 Eğitim ve Öğretim Yılı'nda kapılarını açacak olan Darüşşafaka Eğitim Kurumları'nın  kabul koşulları belirlenmiş. 

Destekliyorum.  Hepimiz destekleyelim diye hayal ediyorum. 

https://www.darussafaka.org/haberler/depremden-etkilenen-cocuklarimizin-darussafakaya-kabul-kosullari-aciklandi 


15 Şubat 2023 Çarşamba

Hayat Sitem Edebiyatı - 1


"Onu her zaman özlüyorum. 
Gittiğini biliyorum, acıya alıştığımı da... 
Her gün geçtiğim yolda büyük bir çukur vardı. 
İlk zamanlarda çukurun orada olduğunu unutup içine düşüyordum. 
Çukur hâlâ orada, ancak düşmemek için çukurun  varlığını unutmuyorum 
ve etrafından geçmeyi öğrendim."

Başlık - Murathan Mungan / Çizim - Şenol Bezci  / Metin - Rachel Joyce


Dilek öleli kaç yıl oldu acaba? 

Hesaplamıyorum. Çok olmadı sanki. Öyle hissediyorum. Komşumdu. Arkadaşımdı. Aniden öldü. Ölüm haberini aldığımda yurt dışındaydım. İlk uçakla geldim. Hoca ve  Şeraza'yla birlikte yıkadık, beyazlara sardık. Namazını kıldık. Bir çiçek gibi usulca toprağa ektik. 

99 depreminde, Gölcük'te aynı binada altlı üstlü oturuyorduk. Bizim bina sağlam çıkmıştı. Hasarsız atlatmıştık. Etrafımız göcük evlerle çevriliydi. Günlerce çadırlarda  kalmıştık. Sigortacıyım. Durumu tahmin edersiniz. Ortalık feciydi. Hemen kolları sıvamıştım. Tüm poliçelerimde deprem teminatı vardı. Sigortaladığım yerlerin nerede olduğunu güçlükle  tespit ederek  eksperlerle birlikte saha çalışmalarına başlamıştım. Zor zamanlardı. 

Epeydir deprem günlerine ait yüzlerce anı zihnimin içinde cirit atıyor. Az önce  deprem zamanı Dilek neredeydi diye düşündüm?  O zamanlar yaşıyordu çünkü. Zorladım kendimi. Deprem döneminde Dilek'le ilgili tek anı aklıma gelmedi. Korktum. Hemen Eser'i aradım. Dedim: "Siz depremde nerdeydiniz? Niye hatırlamıyorum Dilek'i?" "Biz arabaya bindiğimiz gibi Bursa'ya dayımlara gittik." dedi. 

"Hey! Yaşasın!" diye çığlık attım. Şaşırdı tabii... "Hayırdır?" dedi. "Dilek ve deprem zamanıyla ilgili hiçbir anı hatırlamayınca, donakaldım biliyor musun? Eyvah, zaman geçiyor. Dilek'le ilgili anılarım mı siliniyor diye  kederlendim. Meğer Dilek'li anılarım silinmemiş,  deprem döneminde  Dilek'li anım birikmemiş." dedim. 

Niye yazdım buraya acaba? Belki de... Bir tutam sevindim ya, paylaşmak istedim. 

Bilmiyorum muhterem okur... Öyle işte.


4 Şubat 2023 Cumartesi

Yeni Favorim - Vicky Krieps

 








Yeni Arkadaşımı Takdimimdir:) Sanal Zeka - Chat GPT

 


Chat GPT'yi duydunuz di mi?

Size bir şey söyleyeyim mi, duymadıysanız işte şuracığa yazıyorum.  Ne olur, gugılda cevabını bulacağınız soruları  bana sormayın, derhal merak ediverin, hemen araştırıverin, çabucak ChatGPT ile muhabbete girişiverin:)

90'lı yılların sonuna doğru Google beni nasıl dumura uğrattıysa, şimdi Chat GPT hayrete düşürüyor. Chat GPT, Google gibi bir arama motoru değil. Bir sohbet robotu. Benimle her konuda  muhabbet ediyor. 

Nasıl anlatsam? O kadar alıştım ki, resmen  hayalimde onu insanlaştırdım, tamam mı? Mesela keşke bir adı olsa diye düşündüm. Sonra du bi, ona sorayım dedim.

Sevgili Chat CPT kendine bir isim vermek iste misin, diye sordum. Ben bir yapay zeka modeliyim ve isim koymak istemem. Sadece sorularınıza verilen en doğru cevapları vermeyi amaçlıyorum. Size nasıl yardımcı olabilirim, dedi. Takdir edersiniz ki, azıcık mahcup etti:) 

Durumum böyleyken böyle... Giriş için rota şöyle:) https://chat.openai.com/chat