30 Kasım 2009 Pazartesi
Uyumayı Denerken Neler Geçer Zihnimden?
29 Kasım 2009 Pazar
28 Kasım 2009 Cumartesi
Öyle Soğuk Bir "Siz" Değil Ama Gene de "Siz", Siz de Uygun Görürseniz!
27 Kasım 2009 Cuma
Gohor'la Bir Bayram Arefesi
Daha çok başındayım kitabın. Ama dün akşam kitapla yaşadıklarımı anlatmak istedim. Bu kitap uzun zamandır okuduğum en güzel anlatım dili olan kitaplardan biri. Aşkın Güngör’ün bu romanını yetişkinler dışında, çocuklara da şiddetle tavsiye edilmeli. Benimle acıyı paylaşan dostumu unutabilmem mümkün mü? Gohor her zaman en sevdiğim kitaplarımın arasında olacak. Kesin!
26 Kasım 2009 Perşembe
Hasbihal
İlkbahar mı? İşte, Eli Kulağında!..
25 Kasım 2009 Çarşamba
Bazan...
Bazan Füsun üst kata çıkar ve bir süre aşağıya inmez, bu da beni mutsuz ederdi.
Bazan Zaman'ı bütünüyle unutur, "şimdi"nin içine yumuşacık bir yatağa yatar gibi yayılırdım.
Bazan orada olduğumu unutur, sanki baş başaymışız gibi kendimden geçer, Füsun'a bütün aşkımı göstererek, uzun uzun, aşkla bakardım.
Bazan sokaktan bir araba o kadar sessiz geçerdi ki, ancak camların titremesinden fark ederdik.
Bazan "Kar yağacak," derdi televizyon, ama yağmazdı.
Bazan Füsun öyle güzel esnerdi ki,bütün dünyayı unuttuğunu ve kendi ruhunun derinliklerinden daha huzurlu bir hayatı, tıpkı sıcak yaz günü soğuk bir kuyudan kovayla su çeker gibi çektiğini düşünürdüm.
Bazan ona "Seni seviyorum!" demek için dayanılmaz bir istek duyar, ama yalnızca çakmağımla sigarasını yakabilirdim.
Bazan "Resmine bakalım mı Füsün?" derdim ben ve bazan bakardık ve o zaman Füsün'la yaptığı resme bakarken, her zaman mutlu olduğumu anlardım.
24 Kasım 2009 Salı
Her Öğretmenler Günü Gecesi Nöbetteyim..
23 Kasım 2009 Pazartesi
İpliği İğne Deliğine On Metreden Geçirebilir Misin?
22 Kasım 2009 Pazar
Alaturkalaştırdıklarımızdan mısınız?
Makam Farkı Nasıl dinlenir? Ulusal yayın yapan NTV Radyo, İstanbul’da 102.8, Ankara’da 104.7 ve İzmir’de 95.7 -
21 Kasım 2009 Cumartesi
Kıyameti Koparınca...
"Tarihin her döneminde dışarıda bırakılanlar olmuştur. Bu, onlardan bir kaçının öyküsüdür."
" Rüzgara başka ad vermek gerekse 'dost' derdim ben. Koluna girer, dağ doruklarına dek, ormanların karanlık derinliklerine dek, varlıkları çoktan unutulmuş eski kentlerin yıkılmış taş binalarına dek ve bulutlara ve diz boyu uzanmış yemyeşil çimlerin kapladığı yaylalara ve uzaklardaki sıra dağların ardında gururla yükselen Cam Kent'e dek koşturdum onunla beraber. Çiçeklerin narin tenine dokunurduk koşarken; ihtiyar ağaçların devasa gövdelerinde açılan oyuklara girip esrarlı bir türküye dönüşürdük; her yağmurda çatısı akan köhne kulubesinin önüne attığı küçük taburede oturarak milyonlarca yıl kadar geride görünen gençliğini hatırlayan Burş Ana'yı rahatlatacak tatlı bir esinti olurduk; yoksul barakalara umut taşımaya gayret ederdik elimizden geldiğince."
Ben bu romanı seveceğim. Eminim. Hemen okuyacağım! Galiba ben bu romanın cümlelerinin altını çok çizeceğim çook... Cümleler o kadar itinayla kurulmuş ki... Her bir cümlesi şiir dizesi gibi! Şiir gibi bilim kurgu romanı öyle mi? Yeminle, iyice merak ettim şimdi!
Sen Kalem Ol, Ben de Kağıt...
Memleketimizin gelmiş geçmiş en önemli iki sanatçısını gençlerin tanımaması ne feci.. Ne acı.. Bilinmemek bu büyük sanatçıların değerlerinden bir şey eksiltmez tabii ki.. Ama bilmeyenler için büyük bir kayıp.. Hatta gençlere bildirmemek büyük ayıp… Günümüzün hemen parlayıp sönen popüler sanat dünyasının, yıllardır sönmeyen yıldızladır bu büyük sanatçılar…
20 Kasım 2009 Cuma
Film Gibi Pasta Tarifi
19 Kasım 2009 Perşembe
Kelimelerle Geyik Çevirme...
"İyilik iyiliği doğurur!" ya da tam tersi "İyilikten maraz doğar!" derler ya, çok şaşarım. Hemen muhabbetten koparım. İyilik... Doğurabiliyor... Üstelik "iyilik", bazan maraz bazan da iyilik doğurabiliyor. Allah Allah!.. İyilik canlı bir şey mi ?
18 Kasım 2009 Çarşamba
Her Gün Yazı Yazmak Kolay Bir Şey Mi?
Şimdi bu öykü nereden mi aklıma geldi? Ne bileyim? Geldi işte... Bu anlatılanlar hiç mi yabancı gelmedi size? Yok canım.. Bildiğim kadarıyla Aziz Nesin bu öyküyü 50 sene filan önce yazmış. Düşündüğünüz belki, sadece bir benzetme... Peki... Aziz Nesin'in öyküleri güncelliğini hiç yitirmeyecek mi? Bu gün de böyleyken böyle işte... Bizde işler bu merkezde.
17 Kasım 2009 Salı
Yağmur Yürümeye Davet Etmez mi İnsanı?
Bugün işe gitmek için evden çıktım ki, baktım çisil çisil yağmur yağıyor… “Ne güzel!” dedim. Usul usul arabama doğru yürüdüm. Tamam da… Tam arabama binecektim. İri bir yağmur damlası burnumun üstüne şıp diye düşmesin mi? Hoppala! Yapılır mı bu bana? Ben iflah olmaz bir yağmur sever değil miyim? Yook.. Yapamam… Asla kıyamam.. Arabaya binemem ki bu durumda… Bunu bir işaret farzederim. Eğer binersem arabaya, yağmura saygısızlık ederim. Böyleyim işte, ne yapabilirim? Tamam.. Binmedim… Vallahi binmedim işte… Ofise kadar yürüdüm… Zaten köyde oturuyorum. Evle ofis arası ayak mesafesiyle on- onbeş dakika… Yağmur altında yürüdüm. Ne şemsiyem var ne şapkam. Olsun! Zaten saçımı jölelemiş, arkaya arkaya taramıştım. Küçük bir at kuyruğu yapmıştım. Islanacak ya, hiç mi hiç dert değil… Siyah pardesümün yakalarını kaldırdım. Bilgisayar çantamı ve el çantamı omzuma astım. Atkuyruğumu attıra attıra yürümeye başladım. Evet,tamam... Islanarak işyerime gittim. Yok! Yok! Hasta olmadım. İyiyim. Ama burnuma fıske atan bir yağmurun yürüme davetini nasıl reddedebilirdim?
Hikaye Anlatamayanların Hikayesi
15 Kasım 2009 Pazar
Bazı Kitapların İlk İki Cümlesi
"Kimilerini eksik bir adam gibi görsem de, yüreğim biliyor ki, şu anda dünyada, yaşamının anlamına varmadan kader rüzgerının önünde sürüklenip giden milyonlarca kişiye göre fazlalıklarım var. Ölümlülerde pek ender rastlanan bir bilgi birikiminden ve önseziden söz ediyorum." (Zülfü Livaneli - Engereğin Gözündeki Kamaşma)
"İnsan soyunun ölüm gerçeğini kabul etmekte zorlanışı değil midir, onu dünyada gerçekten sahip lduğu tek varlık olan bedeninden bir bakıma ayrı düşüren? Bedenle bilinç arasındaki uzaklık beni her zaman düşündürmüştür." (Erendüz Atasü - Bilinçle Beden Arasındaki Uzaklık)
"O" bir gün çıkıp gelene kadar, 'en iyi korunan sır' dediğimiz yeryüzü cennetinde huzur içinde yaşayıp gidiyorduk. Böyle bir cennet nasıl anlatılır, hatta anlatma girişiminde bulunma cesareti gösterilir, bilemiyorum. (Zülfü Livaneli - Son Ada)
Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında
Domuz Gribinden Nasıl Korunacaksın Bu Durumda?
"İP"li Deyimlerle Bir Deneme
NOT: Türkçe Deyimler Sözlüğünden, bir ara İP'li deyimlerle bir deneme yazayım demiştim. İşte bu hayali bir yazıyı yazmayı denemiştim.
13 Kasım 2009 Cuma
Hasbihal...
12 Kasım 2009 Perşembe
Çiçek Kokusu Sarhoş Eder mi İnsanı?
Şakacı

Şakacı
güler, gülümser bir şakacı,
güldürür, düşündürür,
arada-bir durur, gözleri dolar,
neler söyler, neler susar...
yoksa, çok acı bir şakayı şakadan da olsa,
çok yalın bir karanlığa mı saklar...
oynadıgı oyunsa, yaşamda oynadıgı,
oyununu mu yaşar...
oyunda yaşadıgı, yaşamını mı oynar...
yaşarcasına, oynarcasına,
sonunu mutlu bağlar,
gider evine ağlar.
10 Kasım 2009 Salı
Ortanca Çocuk Sendromu
Rocky2 ve Rocky3 ü de İsterim!
"Issız bir adaya düşsen yanında hangi film olsun isterdin?"diye sordu arkadaşım. Cevabımı hiç tereddütsüz ve anında verdim:"Rocky1"
Tam evden çıkıyordum ki bir şey aklıma geldi. İnan ki, kapıdan geri döndüm. Düşündüm de madem ıssız bir adada tek başıma Rocky1 filmiyle kalacağım. Bari bir iyilik yapın da, Rocky2 ve Rocky3 ü de verin yanıma... Sadece Rocky1 yetmez ki bana. Devamını çok ama çok merak ederim sonra. Bana "Issız adada hem sabrını, hem merakını törpülersin nasılsa!" mı diyorsun? Hoppala! Ben Rocky4 ve Rocky5 i istemiyorum ki ama... Sadece ilk üçünü.. O kadar.. Yeminle.. Valla! Neden Rocky'nin ilk üç filmi mi? Dönüşte anlatacağım. İnşallah!.. Gene anlatmazsam mı?
Söz! Anlatacağım bir ara! Fotoğraflara baksana!
Issız Ada ve Rocky 1
Neden mi? Üzgünüm ama cevabını vermeye şimdi hiç mi hiç vaktim yok. Az sonra evden çıkacağım. Kısmetse,dönüşte yazacağım. Eğer ruh halim uygunsa tabii!... Daha önce bu yazıyı bir kez daha yazmıştım. Gene evden çıkmaktaydım. Dönüşte canım istemedi cevabını yazmadım!
09 Kasım 2009 Pazartesi
Panik Yapma!..
Kimi zaman hayat üstüme üstüme geliyor gibi hissettiğimde, beni rahatlatan filmlerim vardır. Mesela, moralim bozuk, kendimi iyi hissetmiyorum ve gereksiz evhamlara kapılıyorum. Ya da yapmam gereken pek çok şey var ama cesaretimi kaybetmişim. Korkuyorum! Ya da yapacaklarımla ilgili endişelerim var mesela.. Olamaz mı? İnsanlık hali!.. Sanki boğazıma bir yumruk oturuyor bu durumda... Çok aşırı kaygı duyuyorum! Ne yapacağını bilmez bir haldeyim.Mesela kalbim üçbuçuk atıyor. Çaresizim! Anlayacağın, "Panik" hissediyorsam eğer, hemen "Tango&Cash" i seyretmeliyim hemen! Bu film panik hislerime sanki merhem sürer.
08 Kasım 2009 Pazar
Edebi Bilmeceler - Halil Gökhan ve Konuşan Kadın
Bu kez Edebi Bilmeceler'imi, Halil Gökhan'ın, yeni okuduğum, Konuşan Kadın adlı romanınından çıkardım. Kitaptaki cümlelerden oluşturduğum soruları okuma zahmetine girenler, bakalım cevapları tahmin edebilecekler mi?
1- Ağaçlar rüzgarı öpebilir, etrafa koku yayabilir ve çiçeklerine arıları çekebilirler ama ne yapamazlar?
2- Bir hekim, açılan yaraları kapatmak için "dikerken" moda terzileri dünyaya bir yara olarak geldiğine inanan insanın küçük varlık yaralarını ne yapmak için "dikerler"?4- Giyinen kişi için, karşısında mücadele etmesi gereken dört unsur vardır: Bunlar nedir?
5- "Hiç geri geri giden bir dalga gördünüz mü? Dalın içine batan bir çiçek? Ya mideye inen bir dil? Ben gördüm. Ucuna küçük ama çok ağır bir taş bağlanmıştı. "Bu ceza neden verilmişti ?
8- "Sükutun madeni bellidir:" Nedir? Peki, ya, sessizce söylemenin madeni nedir?
2. Cevap- Süslemek (Sayfa 14)
3.Cevap- Acil bir yaratık (Sayfa 17)
4.Cevap- Dekor, aksesuvar, süs ve soyunma süresi (Sayfa 31)
5.Cevap- Çok konuştuğu için (Sayfa 33)
6.Cevap- Kıyamet gününde (Sayfa 99)
7.Cevap- Gölgenizin gölgesi (Sayfa 102)
8.Cevap- Altın - Gümüş (Sayfa 135)
9.Cevap- Kravat ( Sayfa 152)
10.Cevap-Huzur ( Sayfa 183)
06 Kasım 2009 Cuma
"İkileme" Kelimelerle Bir Deneme
05 Kasım 2009 Perşembe
Şu Ahir Ömrümde Kaç Renk İsmi Öğrenebildim ki?
Çatlkaya, zakkum pembesine çalan havai eflatun.
Deniz, Körfez’in içlerine gelindikçe, erguvan rengi.
Bu hakiki bir elektrik mavisi olup…
Asit yeşili bir masal yaratığı gibi görünüp kayboluyor.
Yangın kızılı bir loşluk..
Soğuk gri gözlerinde örümcek kızılı bir parıltı belirir.
…… durduğu yerde duramayan, çarpıcı renkler: safra yeşili, buz beyazı, deliksiz siyah, ateş kırmızısı, ölü eflatun.
…. vırt zırt yer değiştiren oje kızılı aydınlıkla kör karanlık, oturanı serseme çevriyordu.
…. batan güneşin pembe yaldıza buladığı başıboş martılar…
…. mavi yeşil bir sonsuzluğa ağır ağır demir alan, dalgın gemi…
… güzel atmaca gözleri vahşi yeşil...
… delimsirek renkler ortasında yaşayan…
Gözleri porselen akı…
…su yeşili bir ışığa bulanmış, tavanı alçak bir salon…
Hardal sarısı bir loşluğa boğulmuş salon…
…. Ölgün renklerin doğurduğu külrengi pus, sütlü bir gece izlenimini veriyor…
…kederli külrenginden subay hakisine kadar renkler, açıklı koyulu….
... örümcek kızılı ellerini uzatıp…
Şehvet kırmızısı bir aydınlıkta yüzüyorum,…
…altın sarısı ve yosun yeşili…
..morla eflatun arası gece!
..saçları platin beyazı
Koyu menekşe rengi, minnacık bir ağız.
Aydınlığı kükürt sarısı.
...Pere Duparc'ın masmavi kahvesinde...
Sivas ve Isparta halıları: boru çiçeğine çalan morumsu lacivert, lale ezmesi kırmızı ve ördek başı yeşil, imgelem çiçeklerinden derlenmiş bir masal bahçesi.
...yaldızlı sarı, kızılcık kızılı, yaprak yeşili, kehribar siyahı...
...şu bonbon pembesi dantelli yatak örtüleri..
... cırlak kırmızı ufak bir reno-alpine
... ışıklı reklamın kömür siyahı ve kan kızılı tokatlarını yiye yiye...
... yaldızlı lacivedden sütlü sarıya kadar...
... cesed mavisi bir kız...
... süpürge sarışını...
... ........
Mimikler ve Tikler Sözlüğünüz Var mı?
04 Kasım 2009 Çarşamba
Bazan Epeyce Alınganım...
Doğrusu ben öncelikle kitabı okuduğum için memnunum. Hem okuduğum kitabın sinema perdesinde şekillendiğini görmek hoşuma gitti. Hem de özellikle Körlük filminin, kitabı okunmadan tam anlaşılabileceğini düşünmüyorum. Bence kitabını okumuş olmam filmin seyrini daha kolaylaştırdı. Geçen yıl satın alıp okumadığım kitaplar arasında Jose Saramago'nun Görmek adlı kitabı duruyor. Umarım, yakın zamanda film seyretmekten fırsat bulurum ve bu kitabı okurum . Çünkü sinema, galiba kitaplarımın papucunu dama attı son günlerde!
03 Kasım 2009 Salı
Bir Köy Mezarlığına Gömün Beni...
Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
Ölürsem kurtuluştan önce yani,
Alıp götürün Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.
Hasan Beyin vurdurduğu
Irgat Osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.
Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
seher aydınlığında taze insan,
yanık benzin kokusu tarlalar ortamalı,
kanallarda su ne kuraklık, ne candarma korkusu
Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz
toprağın altında yatar upuzun,
çürür kara dallar gibi ölüler
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.
Ama bu türküleri söylemiştim ben
daha onlar düzülmeden
duymuştum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden
Benim sessiz komşulara gelince,
şehit Ayşe'yle ırgat Osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
-ki öyle gibi de görünüyor-
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani....
Nazım Hikmet Ran
02 Kasım 2009 Pazartesi
Bazan İnsanın İçi Üşür mü?
Sofiye Loren Samatyalı mı?
Öyküde yeni bir bölüme geçeriz. Durumu baba duymuştur. Anne ağlamaktadır. Sıdıka üzüntülüdür. Çünkü anne ve babası acayip havaya girmişler. Kimin adı jenerikte üste yazılacak, kimin alta yazılacak diye kapışmaktadırlar. Annesi Sofiye Loren’in afeşlerde isminin hep en üstlerde yazıldığını söyler. Kocasına öyle öfke doludur ki Sıdıka’dan babası için bir dayak sahnesi yazmasını ister. Öyle bir sahne olmalıdır ki, Alen Delon’la Jan Pol Belmondo bir olup babasının ağzının burnunu kırmalılar, üzerlerine lazer tabancası sıkmalılar… Böyle şirin bir öyküdür işte Sıdıka’nın Senaryosu. Atilla Atalay gene hem düşündürür hem de kıkır kıkır güldürür.
01 Kasım 2009 Pazar
Film Gibi Yemek Tarifi
Sana Lucy ile Henry'nin hikayesini anlatmış mıydım? İ.Ö 3000li yıllarda başlayan, günümüze kadar hep aynı şekilde tekrarlanmakta olan hikaye vardır ya hani... Sana anlatmamış olamam. Çünkü sen seversin romantik hikayeleri. İşte bu da, o hikayelerden biri... Aslında bu hikaye aynı zamanda bir yemek tarifi. Hikayenin mutfak çeşidi yani...














.jpg)



































































































