29 Nisan 2015 Çarşamba

Hayvanlar Ve Edebiyat -3- KİRPİ



"Bazen kendimi korumak için sevimli bir kirpi gibi davranıyorum, ama dikenlerim en çok bana batıyor."

Didem Madak/Anafilya Dergisi/2002

28 Nisan 2015 Salı

Hüzün Ve Zamana Vuran Dalgalar



"Saatlerden ve günlerden kaçış yoktur. Ne yarından ne dünden. Dünden kaçış yoktur çünkü dün bizi çarpıtmıştır, ya da biz onu.”


(Samuel Beckett. Proust 2012,24 / çeviri Orhan Koçak)



24 Nisan 2015 Cuma

"Şimdi Ufuklar Benim!"


Öteki Sinema'da okudum. Karayip Korsanları'nın beşinci filmi Ölü Adamlar Masal Anlatmaz'ın ilk görseli medyaya düşmüş. İşte yukarıda. Nasıl heyecanlandım anlatamam.... 

1- Siyah İncinin Laneti (2003)
2- Ölü Adamın Sandığı (2006)
3- Dünyanın Sonu (2007)
4- Gizemli Denizlerde  (2011)
5- Umarım Çooook yakındaaa... Ölü Adamlar Masal Anlatmaz 

Binlerce kasırga aşkınaaa! Şimdi ufuklar beniiimmmm:))


 


23 Nisan 2015 Perşembe

Ve Kardeş Ve Romantizm Ve Aksiyon


Kardeşim telefonda "Abla, biz Müge'yle sinemaya gidiyoruz. Gelsene." dedi. Gökte film oynuyor deseler, bünyem icabı  bulutlara merdiven dayayıp çıkabilirim. Hele benim öğretmen kardeşim sinemaya gitmeyi  teklif ediyorsa, ne demek? Emir telakki ederim. 

Önce "Olur canım, gelirim." dedim. Sonra bi durdum. Esasında hiiiç sormam... Nedense "Hangi filme gidiyorsunuz?" diye sordum.  "Hani İlker Aksum'la Sedef Avcı'nın son romantik filmi var ya... Aşk Olsun." dedi. Kardeşim balık burcudur. Tepeden tırnağa romantiktir.  365 gün sevgililer günü kutluyor gibidir. Evine gidin, yastıkları kalp şeklindedir. Bir ara cildinde döküntü olmuştu. Doktora gitti. Neymiş hastalığının adı bilin bakalım? Rose... "Pes!" demiştim. "Döküntülerin bile gül şeklinde. Nasıl becerdin?"

Bendeki durgun hali anlamış olacak... En kardeş sesiyle ballandıra ballandıra  "Kadınlara aşk ilişkilerinde yardımcı olan bir doktor varmış." tadında filmin senaryosu hakkında bir şeyler anlatmaya başladı. "Du bi.." dedim. "Yok fıstığım, bugün aşk filmi seyredecek vaziyette değilim. Hele kadınlara aşk doktorluğu yapmaya yeltenen bir adamı bugün asla çekemem. Sizinle o filmi seyredip günüzü rüsva etmeyeyim. Gelirim ama ben başka bir filme girerim." dedim. Kardeşim en öğretmen sesiyle "Aaaa! Aşkolsun!" dedi. Güldüm. Buluştuk. Kucaklaşıp, ayaküstü hasbihal ettik. Kardeş ve Müge Aşk Olsun'a girdiler. Ben ise ruh iklimime denk düşen filme girdim. Hangisi mi?  Hızlı ve Öfkeli 7'ye tabii:)


Çılgın kovalamacalar, havada uçan, kurşun geçirmez arabalar, intikam, dostluk, hız üzerine kurgulanmış müthiş bir filmdi. Üstelik, toprağı bol olsun. Hızlı ve Öfkeli 7'yi çevirirken trafik kazasında ölen merhum Paul Walker'a selam çakan bir filmdi. Tüm hevesimle seyrettim.  Bugün aksiyon filmi bana iyi geldi.  Nasılsa Aşk Olsun'u başka bir gün illa seyrederim.















21 Nisan 2015 Salı

Hayvanlar Ve Edebiyat -2- KARINCA



"Sana söyliyemediklerimi karıncalara söyliyeceğim, bozkıra senden benden yalnız.

Susuyoruz bak hep. Söyliyemediklerimizi susuyor, bilmediklerimizi konuşuyoruz. Bozkır senden benden yalnız, oysa yaratık dolu, yaşam dolu - ya karıncalar."



Sevgi Soysal/ Ne Güzel Suçluyuz Biz Hepimiz


19 Nisan 2015 Pazar

"Ve rüzgâr yön değiştirecek - Hüznü üfleyip götürecek." - Ülkesiz Şarkılar


Dün akşam  34. İstanbul Film Festivali'nde seyrettiğim son film, Ülkesiz Şarkılar adlı belgeseldi. İran'da 1979'daki devrimden sonra, kadınların erkekler karşısında şarkı söylemesi yasaklanmış. Filmin yönetmeni Ayat Najafi'nin kardeşi Sara, müzik eğitimi almış, besteleri olan,  memleketinde  kadınlara uygulanan sansür ve yasaklardan muzdarip, akıllı, cesur bir kadın. Yurtdışından davet edeceği kadın şarkıcılarla birlikte, kadın erkek bir arada resmi bir konser vermeyi planlıyor. İki kardeş şahane bir iş çıkarmışlar. Hem yılmadan önlerine çıkarılan tüm engelleri aşıp istedikleri gibi bir konser yapmayı becermişler. Hem de memleketlerindeki kadınların vaziyetlerini, tüm gerçeğiyle belgelemişler. Müthişti.

Film, konser hazırlıklarını içerdiği için, biz seyirciler film boyunca  pek çok şarkı dinlemek şansına sahip olduk. Belgeselin adını haybeye Ülkesiz Şarkılar koymamışlar. Sanatçıların cesaretle birbirlerine verdikleri destek, yaptıkları mücadele ve söyledikleri şarkılar o kadar etkileyciydi ki... Dünyanın  her neresinde tabu, sansür ve yasaklarla hakları, özgürlükleri ellerinden alınmış insanlar varsa, acılarını yürekten hissettirdi. Dünya halklarının kardeşliğine dair inancımı pekiştirdi.

Ülkesiz Şarkılar'ın İran'da gösterimi yasakmış. Dilerim en kısa zamanda kendi memleketlerinde de gösterebilsinler. Bir zamanlar acılı ama umudunu yitirmeyen bir kara derilinin söylediği şarkı sözü aklıma geldi. "Bir güneş parlayacak arka kapıda - Ve rüzgâr yön değiştirecek - Hüznü üfleyip götürecek. "  Eminim. 

  
 
 

17 Nisan 2015 Cuma

Ve Su Ve Deniz Ve Balık




Bir müşterim, işlerinin yoğunluğu sebebiyle, randevusunu gelecek haftaya erteleyince, ne yalan söyleyeyim çok sevindim. İki hafta süren 34. İstanbul Film Festivali'nin, zaten son günlerindeyiz. Rüzgârımı savura savura  Beyoğlu'na gittim. Hangi film olduğuna bakmadan rastgele üç filme bilet aldım. Bir sinemadan çıktım diğerine girdim. 

Tuhaf şey... Bu kadar mı denk gelir? Üç filmde de baş rollerde su ve deniz vardı. Zaten oldum bittim suyu, denizi çok severim. "Harbiden sudan gelmişiz kardeşim biz, toprak ne ki? Yine deniz.... Saatini bilsek, suda ölmek de olsa, razıyım ben, öyle güzel ki." diyenlerdenim. 

Her üç filmin su ve deniz yoluyla seyirciye aktarmak istedikleri dertleri vardı. Sarsıp silkelediler beni. Epey etkilendim.

Hafıza tuhaf kutu... Bu filmler aldı beni, İradenin İyimserliği adlı kitapta dün gece okuduğum, Özlem Yeniay'ın yazdığı, Gökova Körfezinde Kadın Balıkçılar başlıklı inceleme yazısına götürdü. Gene su... Gene deniz...  Gene insana dair dertler... 

2006-2008 yılları arasında Gökova Körfezinde üç farklı yerleşimde küçük balıkçılıkla geçimlerini sağlayan kadınları konu alan bu yazı, 53 kadınla yapılan görüşmeler ve yazarın iki sene kadar bizzat bu kadınların gündelik yaşamları içinde bulunması sonucunda kaleme alınmış.  Çoğunlukla 30 ya da 40 yıldır balıkçılıkla geçinen bu kadınların, bilgi ve deneyimin paylaşımı ve karşılıklı dayanışmayla nasıl balıkçılığa başladıklarını, bugün yasa ve düzenlemelerle  neden bırakma noktasına geldiklerinin etkileyici bir analizini yapıyor. 

Seyredilesi  filmler ve illa okunası bir kitap. Tavsiye ederim.


13 Nisan 2015 Pazartesi

Ve Kaza Ve Üsküdar İskelesi Ve Sigortacı



Filmin ilerleyen sahnelerinde adının Tarık olduğunu öğrendiğim genç adam,  vapuru yakalamak niyetiyle telaş içinde  koşarken, iskelede yüreyen Leyla'ya çarpar. Kızın çantasını yere düşürmekle kalmaz, vapurun  kaçmasına da sebep olur. Kız sinirlenir.  "Adım atarken önünüze bakmak adetiniz değil galiba!" diye söylenmeye başlar.

Tarık ne diyeceğini bilemez... Kızın gözlerine  mahcup mahcup bakarak, sadece "Birden şey oldu da..." deyiverir. Leyla iyice sinirlenir...  "Hay Allah, vapuru da kaçırdım. Çok fena oldu. Şimdi, bir saat bekleyeciğim." diye söylenir.

Tarık, kızın yere dağılan eşyalarını toplamasına yardım ederken, "Çok fena oldu. Vapuru da kaçırdık ya... Ama Beşiktaş vapuru var. Onunla geçeriz ha..." tadında lakırtılarla aklı sıra vaziyeti düzeltmeye uğraşır. Samimiyetle Leyla'nın elindeki sefer tasının yere düşen kapağını alıp kapatırken, "Benim işim de çok acele ama... " diyerek, zeytinyağ gibi su üstüne çıkmaya çalışır.

Leyla'nın, cinleri tepesine toplanmıştır. Huysuz ama tatlı...  "Sizin bütün işleriniz acele galiba..." der.

Durun bi... Şimdiii... Filmin burası çok mühim. İnanın,  belki beş kere filmi geri alıp, tekrar tekrar bu sahneyi seyrettim. Tarık ne cevap verir tahmin edin...

Leyla, sizin bütün işleriniz acele galiba, dedi ya hani... Hah işte... Tam bu sahnede... Tarık tüm sevimliliğiye gülümser. Şöyle cevap verir... "Tabii, şey, sigortacılık tabii."

Leyla altta kalır mı? Cevabı yapıştırır: "Belli işiniz hep kazalarla!"

İşte bu sahnede var ya kahkahayla güldüm:)

Hahha! 1960 yılına ait siyah beyaz bu filmde, filmin başrol oyuncusu sigortacı öyle mi? Bayıldım ne yalan söyleyeyim. Tamam... Telaşlı, sakar biri ama... Sevimli mi sevimli... İçten. Samimi bir adam. Ben de sigortacıyım ya... Meslektaşız bir kere... Niye bilmiyorum ama, nasıl sevindim anlatamam. 


Eve Gidesim, Bangır Bangır Gitar Çalasım Var. Çalabilirim Elbette... Ne var:)

  

 

12 Nisan 2015 Pazar

Ben Kimim?


"... bütün cevaplar sendedir, saklama
diyor karanlık ona..."

ismet özel 




Bu Hafta Seyrettiğim Filmler




İstanbul Film Festival'i çoktan başlamıştı.  Afişini koyduğum ilk filmin biletini önceden almıştım. Zaten seyredecektim. Fakat diğer üçü, biletleri tükenmiş filmlerdi. Elbette seyretmek niyetinde değildim. Kısmetime denk geldi. Seyrettim. Bakın ne oldu?

Cuma gününe kadar o kadar yoğundum ki anlatamam. Çok yoruldum, çok mutlu oldum.  Cuma günüüü var ya.. Sabah erkenden.... Tası tarağı topladığım gibi kendimi Feriye Sineması'na attım. Baktım, gişede günün filmlerinin bileti var. Hangileri diye bakmadım. Hepsinin  biletini aldım. Bir filmden çıktım, bir diğerine daldım. Film aralarında, sinemanın kafe'sinde, hem ofisle görüşüp işlerimi yaptım, hem kahvemi içip keyfime baktım.



Cumartesi, gün içinde gene yoğundum. Akşam İstanbul Modern'de 1946 yapımı, Humphrey Bogart'lı, Lauren Bacall'lı siyah beyaz filme daldım.




Afişlerini eklediğim son iki  filmin ise, İstanbul Film Festivali ile hiç mi hiiiç ilgisi yok. Fakat içlerinden benim kafa yorduğum konuların geçtiği filmlerdi.  Biri buram buram oryantalizm kokuyor. Diğerinde ise sigortacı var.  Özellikle seyretmek istediğim filmlerdi. Seyrettim. Hayal Kahvem'e ikisi için ayrı ayrı yazı yazmak niyetindeyim. Du bakalım:) 

Şimdi çıkmalıyım. Biraz koşacağım. Sonra, duş, giyinme... Babamada benim öğretmen kardeşle buluşacağım da... Öğlen birlikte yemek yiyeceğiz. İkisini de çok özledim. 

3 Nisan 2015 Cuma

Sevmek




"Acaba ağaçtan, ottan ya da uçamayan böceklerden filan bir yerden sevmeye başlamış mıydım? Bir yerden sevmeye devam edebilir miydim? Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. Ya hiç sevmemişsem bugüne kadar? Bir kitaba yeniden başlamak gibi, sevmeye yeniden başlamak pek kolay sayılmazdı  herhalde."

Oğuz Atay- Korkuyu Beklerken

1 Nisan 2015 Çarşamba

OT Dergisi'nin 1 Nisan Şakası Olmalı


İşten eve dönerken, sarı frezya çiçeğiyle birlikte OT Dergisi'nin Nisan   sayısını satın aldım. Ayaküstü  Şenol Bezci'nin, Ders: Edebiyat köşesini aradım. Yoktu. Sanırım, gözümden kaçtı, dedim. Döne döne  tüm sayfalara baktım. Yook...  Aaa... Ne fena!


Bugün 1 Nisan ya.. OT Dergisi 1 nisan şakası yapmış olmalı. Şaka olmalı... Sahiden şaka mı acaba?