10 Nisan 2018 Salı

Bahtiyarlar. Bahtiyarız. Bahtiyar Olsunlar.


20. yüzyılın başlarında, az gelir sahibi olan kesimlere mensup müslüman osmanlı kadınları, babalarının ya da kocalarının kanatları altında yaşarlarmış. Erkeklerin yardımıyla ev dışında  bir dünya bilmezlermiş. Erkeksiz kalanlar ise "kadın işi" diye adlandırılan, bohçacılık, aşçılık, süt annelik, dadılık, hasta bakıcılık, ebelik, hizmetçilik, çamaşırcılık gibi işler yaparlarmış.  Peki müslüman Osmanlı kadınlarından  üst tabakaya mensup, iyi eğitim görmüş, varlıklı, aydın olanları çalıştırılır mıymış? Nerdee? Çalışmaktan çok evdeki kadınları çalıştırmaya alıştırılarak büyütülürlermiş. Lakin Kadınlar Dünyası(1913/1921) adlı dergiyi çıkaran bir gurup müslüman Osmanlı kadınları varmış ki, yazılarında erkek ve kadın haklarından bahseder, kadının ekonomik özgürlüğü olması gerektiğinden söz ederlermiş. Peki, diyelim ki çalışmak istediler. Yüz yıllar boyu kadınları eve hapseden  geleneklerden nasıl sıyrılacaklar? Haydi sıyrıldılar diyelim, nerede çalışacaklar? Bakınız şimdi...

Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'da, İstanbul'u kapsayan geniş bir bölgede, telefon işletme imtiyazı Amerikan, İngiliz ve Fransız ortak sermayesiyle İstanbul Telefon Şirketi'ne otuz yıl süreyle veriliyor. Şirket altyapıyı kuruyor. Şehrin iki yakasını telefon hatlarıyla donatıyor. Sıra kadroları oluşturmaya geliyor.

Yıl 1913. İstanbul Telefon Şirketi, İstanbul'da yayınlanan gündelik gazetelere ilan vererek santral memureliğine kadın eleman alacağını duyuruyor. Elbette Kadınlar Dünyası  dergisi bu ilana bayılıyor. Ve heyecanla dergilerinden duyuru yapıp, kadınları çalışmak için iş  başvurusu yapmaya çağırıyorlar. Ancak derginin kadın okuyucularından hiç tepki gelmiyor. Dergi yazarları sert bir dille okurları eleştiren yazı yazılar yazıyorlar. Asırlar boyunca ev dışında çalıştırılmamış bu kadınların, hayata ve medeni yaşama katılması, ulusun çıkarlarının koruması, aktif çalışma olanağı bulmuşken, bunun değerlendirmesi, çalışmanın Allah'ın emri olduğuna dair yazılar yazarlar. Sonunda dergi yöneticilerinin teşvik ve ısrarıyla Bedra Osman Hanım ve dört arkadaşı ilana toplu olarak başvurmaya karar verirler. Dergi hemen bunu haber yapar. Kadınlar yazı ile şirkete başvururlar.  Şirketin Galata'daki binasında Ermeni asıllı tercüman Sürenyan Efendi ile görüşürler. Sürenyan Efendi kadınları alaya alır, geri çevirir.  Bedra Osman ve arkadaşları ısrar edince, Fransızca ve Rumca'dan en az birini bilmeleri gerektiği söylenir.

Kadınlar Dünyası dergisinin bu olaya tepkisi çok sert olur.  Eleştiri yazıları yazarlar. Ne İstanbul Telefon Şirketi ciddiye alır kadınları ne de diğer Osmanlı yayın organları. "İzahat bekleriz. Özür Bekleriz." diye sert bir yazı daha kaleme alırlar. Müslüman Osmanlı kadınlarının topluma katılmaları, ataletten kurtulmaları için kendilerine çalışma özgürlüğü verilmesi gerektiği, telefon şirketinin verdiği ilanda cins ve mezhep farkı gözetmeksizin bu işe kabiliyeti olan Osmanlı kadınlarının işe girebileceği yazdığı, kendilerine yapılan kötü muamelenin telafi edilmesi gerektiği, haklarından asla vazgeçmeyeceklerine dair... Yazarlar... Yazarlar... Osmanlı yayın organlarından ses çıkmaz. Sonunda İctihad dergisinden Abdullah Cevdet, Kadınlar Dünyası'na destek olacağına, köstek olan eleştiri yazısı yazar. Kadınlar Dünyası vazgeçmez. Çalışma haklarıyla ilgili yazılar yazmaya devam ederler. Erkeklerden çıt çıkmaz.


Nihayet, çok uluslu bir kuruluş olan İstanbul Telefon Şirketi'nin dikkatini çekmeyi başarırlar. Şirket temsilcisi, tansiyonu düşürmek, gerilimi azaltmak niyetiyle  Kadınlar Dünyası dergi yönetimini ziyarete gelir. Kadınlar Dünyası aracılığıyla Osmanlı kamuoyuna açıklama yaptıkları özür yazısı gönderirler. Bu durum kadınlar için zaferdir. Ertesi gün, kadınların da  bir toplumsal baskı gurubu  haline gelmiş olduğunu dergilerinde duyururlar.  Kadınlar Dünyası bu durumu tek kelimeyle özetler: "Bahtiyarız!"

Bu anlattıklarım kitabın ilk elli sayfasından özetlediklerim... Elbette mücadele bu kadarla kalmıyor. (1914 yılında telefon şirketine ilk alınan Türk kadınlarından biri kim bilin bakalım? Hatta daha sonra Türkiye'nin ilk müslüman kadın oyuncu ünvanına da hak kazanacak... Bedia Muvahhit.) Çok rahat okunan, gerçek hayatların içine sızmamı sağlayan, geçmişi anlatıp günümü aydınlatan harika  bir kitap. İnanın  varlığından haberim yoktu. Hediye geldi. Gönderene teşekkür ederim. 

Bugün işime daha fazla, daha dört elle sarıldığımı itiraf etmeliyim.  İyi ki çalışıyorum. İyi ki kendi paramı kazanıyorum.  Bugün çalışıyorsam, o kadınların verdiği mücadeleler sayesindedir. Geçmişte kadın hakları için çabalayan herkesin ruhlarına rahmet olsun diyorum. Yattıkları yer nur dolsun. Çalışma hayatına atılmak isteyen müslüman osmanlı kadınlarının iş bulmakta karşılaştıkları güçlükleri,  mücadele veren kadınları, memurelerin çalışma koşullarını ve elbette telefonun hikayesini araştırıp, inceleyip  bu kitabı yazan Yavuz Selim Karakışla'ya  buradan selam olsun.