14 Nisan 2018 Cumartesi

Terzi Kendi Söküğünü Diker Mi?


Yavuz Selim Karakışla bu kitabında, Osmanlı Hanımları ve Kadın Terzileri'le ilgili  1869 ila 1923 yılları arasını araştırmış. Bakın şimdi... Dikiş makinesi, memleketimize 1870 tarihinde girmiş. O yıla kadar kumaşlar evlerde dokunuyor, dikişler evlerde ve elde dikiliyormuş. O zamanki  deyimle "ısmarlama"  veya "hazır elbise"ye Osmanlı toplumun yüzde doksan beşi rağbet etmiyormuş. Terziye gitmek isteseler bile, satın alma güçleri yetmiyormuş. Ancak hali vakti yerinde olanlar terzilere gidiyorlarmış. Osmanlı İmparatorluğu'nun özellikle İstanbul şehri, 19. yüzyılda adeta bir terziler cenneti gibiymiş. "İngiliz kumaşı"ndan yapılmış, "ecnebi" terziler tarafından biçilip dikilen elbiseler, kibarlığın, inceliğin, prestijin, seçkinliğin, zenginliğin bir nevi sembolüymüş. Osmanlı nüfusunun çok azı terzilerde elbise diktirdikleri halde, bu küçük zengin azınlık sayesinde bile terziler işlerini tıkır tıkır sürdürüyorlarmış.

1839 Tanzimat ilanından sonra Osmanlı toplumu batılı yaşam tarzını benimsemeye başlamış. Osmanlılar batılı moda akımlarından etkilenir hale gelmişler.  Tüketim hastalığı almış başını gitmiş. Abdülhamid devrinde Rum ve Ermeni cemaatlerinin kızlar için açtıkları sanat okullarından mezun olan terzi kızlarla birlikte, özellikle Pera civarlarında yabancı asıllı terziler ve moda evleri sayesinde, İstanbul, İslam dünyasının kadın moda merkezi olmaya başlamış. 20. yüzyıla girerken, İstanbul'da çalışan kadın terziler, hristiyan veya musevi kökenli  terzilerden oluşmaktaymış.

Kadın terzilerinin tamamı kadınmış ve yalnızca kadın işçiler çalışmaktaymış. Bu kadın terzilerinden bazıları zamanla  aşk ilişkilerine aracılık eder, mektuplaşma, randevulaşma adresi olarak hizmet verir olmuşlar.  Dar gelirli ailelere mensup kadınların kimisi, kocalarından ya da babalarından gizli terzilere boçlanmışlar. Böylece, kimi aileler parçalanmış, kimi kadınlar "kötü yol"a düşmüşler. Bu terzihanelerden bazıları işi fuhuşa kadar götürmüşler. Yavuz Selim Karakışla, "Yakın zamanlarda  ölünceye kadar Türkiye bireysel gelir vergisi rekortmeni olan genelev patroniçesi madam  Mathilde Manukyan'ın da bir zamanlar "meslek hayatına" bir terzi olarak atılmış olması hiç de tesadüf değildir." diyor.

Yavuz Selim Karakışla'nın  araştırma kitaplarını seviyorum. Mesela bu kitap Osmanlı kumaş üretimi gibi bir konuyu anlatsaydı yeminle hiç işim olmazdı. Oysa, memleketimde belli bir dönem içinde var olan kadın terzileri gibi mikro bir konuyu ele almış. Tüm merakımla okuyorum. Nur içinde yatsın diyorum.